Türkiye’nin tehdit altındaki gölleri (3) – Uluabat: Göle en fazla 40 yıl ömür biçiliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kamera & Kurgu: Sedat Elbasan

Türkiye’nin Uluslararası Yaşayan Göller Ağı’na üye olan tek gölü Uluabat, ciddi önlemler alınmadığı takdirde 40 ile 80 yıl içinde tamamen bataklığa dönüşebilir. Bursa il sınırları içinde yer alan Uluabat Gölü’nün su kalitesi, kimyasal ve fiziksel kirlilik sebebiyle kritik derecelere ulaşmış durumda. Madencilik başta olmak üzere sanayi faaliyetleri gölün suyunu zehirlemenin yanı sıra, gölün dibine de sediment (tortu) dolduruyor, göldeki su miktarı her geçen gün azalıyor. “Türkiye’nin tehdit altındaki gölleri” haber dosyamızın üçüncü nüshası için muhabirlerimiz Alp Akiş ve Sedat Elbasan, Uluabat Gölü’nde akademisyenler, çevre aktivistleri ve bölgedeki paydaşlar ile görüştü.

Uluabat Gölü, Türkiye’nin “yaşayan göl” unvanına sahip tek gölü olmanın yanı sıra, Çevre Bakanlığı tarafından 1998 yılında Uluslararası Ramsar Sözleşmesi uyarınca korunacak sulak alanlar listesine dahil edilmiş durumda. Bu kapsamda korunması gereken gölün havzasındaki sanayi faaliyetleri böyle devam ettiği takdirde gölün tamamıyla yok olması sözkonusu. 

Göl toprak ve zehir doluyor, su azalıyor: “Gölün öldüğünü görüyoruz”

Eski Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı ve Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, madencilik faaliyetleri sebebiyle gölün altının sediment, toprak ve çeşitli fiziksel atıklarla dolduğunu anlattı. Aksoy, yapılan bilimsel çalışmaların göle yılda 1,7 milyon metreküp sediment dolduğunu gösterdiğini belirtti.

Sanayi ve endüstriyel faaliyetlerden göle sızan zehirli maddeler gölün su kalitesini de günden güne kötüleştiriyor. Aksoy, gölde yapılan su analizlerinin yüksek miktarlarda arsenik, bor ve kurşun gösterdiğine, su kalitesinin kronik olarak tehlikeli seviyelerde olduğuna dikkat çekti. 2003’ten beri alınan birtakım önlemlere rağmen “gölün öldüğünü gördüğümüzü”, “gölün bataklık alana döndüğünü” söyleyen Aksoy, madencilik faaliyetlerinin kontrol altına alınması gerektiğini belirtti.

30 yıldır göldeki su miktarını gözlemleyen çalışmalar gölün geçen 30 yılda 50 milyon metreküp kadar su kaybettiğini, gölün küçülmekte olduğunu gösteriyor. Gölün etrafına çekilen bir set, göldeki ortalama su seviyesini 3 metrenin üzerinde tutuyor. Ancak su seviyesi bu bağlamda aldatıcı çünkü su seviyesinin bu noktada gözükmesinin sebebi gölün altını dolduran milyonlarca metreküp sediment. Aksoy, “gölün etrafındaki set olmasaydı geçen yaz su derinliğinin 1,5 metrenin altında olacağını” söyledi.

Azalan su miktarına karşın yeni sanayi bölgeleri kuruluyor: “Bu alanları kaybedersek buradaki bütün ekolojik sistem değişir”

Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Genel Sekreteri Emre Karagöz, gölü tehdit eden en büyük unsurun sanayi kuruluşları olduğunu belirtti. Halihazırda havzada faaliyet gösteren sanayi alanlarına ek olarak yeni bir sanayi bölgesinin kuruluşuna başlandığını söyleyen Karagöz, bu sanayi bölgelerinin su ihtiyaçlarını karşılamak için yeraltı sularını kullandığına, bu nedenle gölün yeterince beslenemediğine dikkat çekti. Karagöz, “Sulak alanları kayedersek buradaki bütün ekolojik sistem değişir, bu göllerin yok olması demek insanlığın yok olması anlamına gelir” dedi.

Nesli tükenmekte olan canlıların yaşam alanları yok oluyor: “40-50 yıl sonra Uluabat Gölü’ne veda etmek zorunda kalacağız”

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), “Uluabat Gölü’nde Koruma İlkelerine Aykırı Projeler” hakkında yaptığı çalışmada, havzadaki faaliyetlerin nesli tükenme tehdidi altındaki canlıları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını belirtti. Küresel ölçekte nesli tehlike altındaki küçük karabatak, tepeli pelikan, bıyıklı sumru ve su samuruna ev sahipliği yapan Uluabat Gölü’nün biyolojik çeşitliliği endişe konusu.

Gölyazı Balık Mezatı

Nilüfer Belediyesi Kırsal Alan Koordinatörü Arca Atay, su samurlarının ve diğer nesli tükenmekte olan canlıların korunması için sivil toplum inisiyatiflerinin ve yerel ölçekten alınacak önlemlerin yeterli olmadığını, sorunun devlet politikaları ölçeğinde çözülebileceğini söyledi. Atay, “Bu şekilde giderse 40-50 yıl sonra Uluabat Gölü’ne veda etmek zorunda kalacağız” diye konuştu.

Bölge halkı gölün ölüşüne tanıklık ediyor: “En büyük sıkıntım çocuklarımıza temiz bir çevre bırakamamak”

Uluabat Gölü çevresindeki Gölyazı Köyü’ne Ankara’dan gelin gelen Nurten Üner, Gölyazı Balıkçı Kadınlar Derneği’nin başkanlığını yapıyor. Su seviyelerinin düştüğüne, suyun kirlendiğine şahitlik eden Üner, gölün korunmasının önemini en iyi bilenlerden. Gölyazı sakinlerinin en büyük gelir kaynağı balıkçılık. “Balıkçı kadınlar”, balıkçılıktan elde edilen azalmakta olan gelirin başka hanelerle bölüşülmemesi için eşleriyle birlikte balık tutmaya çıkıyor. Ağlarını kendileri örüyor, balıkçı ekipmanlarını kendileri hazırlıyor.

Gölyazı’nın balıkçı kadınları. Nurten Üner (soldan ikinci).

Üner, su seviyesinin azaldığını, Gölyazı yarımadasını anakaraya bağlayan köprünün altındaki suların çekildiğini anlattı. Artık su bağlantısı olmayan köprünün altında sandallar park etmiş bir şekilde duruyor. Üner, Uluabat Gölü ve Gölyazı’nı korumanın herkesin sorumluluğu olduğunu, köyün sakinleri kadar Gölyazı’ya gezmeye gelen kişilerin de çevreye dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Göl suyunun azalması ve göldeki kirlilik, balıkçılığın da sonu demek. Ancak Üner’in en büyük sıkıntısı bu değil. Göldeki suyun eskiden bulaşık yıkayacak, ev işlerinde kullanılabilecek kadar temiz olduğunu söyleyen Üner, en büyük endişesinin “çocuklara, sonraki nesillere temiz bir çevre bırakamamak” olduğunu söyledi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus