2020 İnsani Gelişme Raporu Türkiye Lansman Toplantısı çevrimiçi olarak düzenlendi – “Gezegen üzerindeki baskıları yeniden azaltabilmek için yeni yaptırımlar ve düzenlemelere yönelik küresel bir çalışmaya ihtiyaç var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1990 yılından itibaren her yıl yayımlanan İnsani Gelişme Raporu’nun 2020 yılı Türkiye lansmanı, UNDP, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Habitat Derneği ve İnsani Gelişme Vakfı (İNGEV) ortaklığında bugün (16 Aralık 2020 Çarşamba) yapıldı. Salgın nedeniyle çevrimiçi olarak düzenlenen etkinlikte “Önümüzdeki Sınır: İnsani Gelişme ve Antroposen” başlığı ile tanıtılan raporun öne çıkan başlıkları katılımcıların değerlendirmeleri ve izleyicilerden gelen sorular eşliğinde kamuoyuna sunuldu.

Açılış konuşmaları İsveç Büyükelçisi Staffan Herrström, Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Mukim Koordinatörü Alvaro Rodriguez, UNDP Avrupa Bölge Bürosu ve Bağımsız Devletler Topluluğu Yönetici Yardımcısı Mirjana Spoljaric-Egger ve Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Akif Özkaldı tarafından yapıldı. İnsani Gelişme Raporu (2020) bulgularını ve güncel gelişmeleri değerlendiren konuşmacılar, koronavirüs salgınının insanlık için yarattığı fırsatlara, zorluklara ve doğayla barışık politikalar geliştirmenin önemine değindi.

“Gezegensel baskıları yeniden azaltabilmek için yeni yaptırımlar ve düzenlemelere yönelik küresel bir çalışmaya ihtiyaç var”

UNDP Türkiye Temsilcisi Claudio Tomasi, İnsani Gelişme Raporu’nun 2020 bulgularının ayrıntılarını açıkladığı sunumunda, koronavirüs salgını ile birlikte dünyada yaşanan iklim krizi, çeşitli doğal afetler ve tüketim alışkanlıklarının dünya üzerinde oluşturduğu sorunlara dikkat çekti. Özellikle 2020 yılı raporunda sunulan bulgular ışığında yüksek insani gelişim için yüksek oranda dünya kaynaklarının tüketildiğini ve bu çağa “antroposen” (insan çağı) demek gerektiğini belirtti. Bunun gerektirdiği yüksek doğal kaynak tüketim miktarlarının önüne geçmek için 2020 raporunun sunduğu gerekli revizyonlar hakkında bilgiler veren Tomasi, insani gelişmeyi genişletme ve gezegensel baskıları azaltma ortak hedefi için uluslararası toplumun üstlenmesi gereken rolleri üç ana başlık altında paylaştı.

  • Sosyal normlar ve değerler
  • Teşvikler ve düzenlemeler
  • Doğa temelli çözümler

Türkiye’nin 2019 yılı İnsani Gelişme Raporu’nda kazanmış olduğu yüksek insani gelişim düzeyinin bu yıl da gerçekleştiğinin altını çizen Tomasi, şu ana kadar dünyanın hiçbir yerinde yüksek insani gelişmişlik düzeyi ile düşük düzeyde gezegensel baskının bir arada olmadığını hatırlattı. Gezegensel baskıları yeniden azaltabilmek için yeni yaptırımlar ve düzenlemelere yönelik küresel bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

2020 İnsani Gelişme Raporu bulgularına göre, Yüksek İnsani Gelişmişlik sergileyen ülkeler arasında yer alan Türkiye, 189 ülke arasında 54. sırada. Türkiye’nin bu performansını takdir ettiğini belirten Tomasi, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Türkiye’nin atması gereken adımlara değinerek insani gelişmişlik düzeyi ölçümlerinin bütüncül bir yaklaşımla yapıldığını vurguladı.

UNDP İyi Niyet Elçileri tarafından paylaşılan kısa video mesajlarının gösterildiği toplantı, daha sonra “İnsan Çağı’nda (Antroposen) İnsani Gelişme” ve “Bize Ne Düşer?” başlıklı iki panelde yapılan konuşmalar ile devam etti.

“İnsan Çağı’nda (Antroposen) İnsani Gelişme” başlıklı ilk panelde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekosistem Uygulama ve Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Meryem Beklioğlu ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politika Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Levent Kurnaz, dünyadaki biyoçeşitliliğin azalma trendi sergilediğini ve bunun için devletlerin alması gereken önlemleri detaylı bir biçimde aktardı. Türkiye özelinde en fazla yaşanan sorunun su kaynaklarının tükenmesi ve hava kirliliği olduğunun altını çizen uzmanlar, şehirleşmenin hızla arttığı günümüzde aşırı derecede arazi ve su kullanımının ilerleyen zamanlarda ekosistem ve biyoçeşitlilik sorunlarını da beraberinde getireceğini belirtti.

“Bize Ne Düşer?” başlıklı ikinci panelde ise alanında uzman özel sektör ve sivil toplum temsilcileri, İnsani Gelişme Raporu (2020) üzerine değerlendirmelerde bulunarak, bulundukları sektörlerin gezegensel baskıyı azaltmada üstlenebilecekleri rolleri tartıştı. Aynı zamanda rapor bulgularının Türkiye’ye yansımaları üzerine gelecek vizyonlarını da paylaşan panelistler, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) kapsamında uluslararası ve kolektif bir mücadelenin gerekliliğini hatırlattı.

“İklim krizi salgın süreci ile birlikte daha fazla görünür hale geldi”

Özellikle iklim krizinin salgın süreci ile birlikte daha fazla görünür hale geldiğini belirten İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin, insani gelişmişliği sürdürülebilir kılmak için kamu ve özel sektör işbirliğinin gelecekte daha da önem kazanacağını söyledi. Bu bağlamda 2020 raporunda açıklanan teşvikler ve düzenlemelerin iş dünyası için önemine değinen Dildar, Türkiye Döngüsel Ekonomi ve İş Dünyası Plastik Girişimi gibi inisiyatifler ile özel sektörün bu konudaki çabalarını örnek gösterdi.

  “Türk ekonomisinin bir yeşil dönüşüm politikasına ihtiyacı var”   

TEPAV İcra Direktörü Güven Sak, koronavirüs salgını ile küresel anlamda değişimler için yeni alanlar açıldığını belirtirken özellikle Avrupa’nın “Yeşil Mutabakat” üzerine inşa ettiği büyüme gündemi ile eşgüdümlü olarak Türk ekonomisinde bir yeşil dönüşüm politikasına ihtiyacın artık gündemde olduğunu hatırlattı. Yeşil dönüşüm politikasını yeni teknolojiler ile uyumlu bir büyüme programı olarak düşünmek gerektiğini belirten Sak, bunun için Türkiye’nin ilk atması gereken adımın Paris İklim Anlaşması’nı onaylamak olacağını söyledi.

Güven Sak, 2020 yılı İnsani Gelişme Raporu’nda vurgulanan noktalardan birinin de karbon emisyonlarının azaltılmasında Türkiye’nin yeni katkısının ne olacağına dair çalışmalar yapmak olduğunu hatırlatarak, koronavirüs salgını ile birlikte dijitalleşmenin de daha fazla gündeme geldiğini belirtti. Türkiye’nin asıl mesafe alması gereken konunun, kadınların ekonomik faaliyetlere daha yoğun katılımını teşvik etmek olduğu söyleyen Sak, Türkiye’nin özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğinde dijitalleşme ile yakalayacağı ivmeye dikkat çekti. Güncel olarak Türkiye’de kadın girişimcilerin toplam girişimcilere oranının yüzde 9 gibi düşük bir seviyede olduğunu fakat bu oranın dijital pazarlama ve satış platformlarında yüzde 25’e kadar yükseldiğini vurgulayan Güven Sak şöyle konuştu: “Türkiye’nin ilerleyen zamanlarda dijital platformların kadın istihdamını ve girişimciliğini artırmada nasıl kullanılması gerektiğine odaklanması faydalı olacaktır” dedi.

TEPAV İcra Direktörü Güven Sak, karbon emisyonunun azaltılması için odaklanılması gereken konunun hangi yeni teknoloji ile mevcut sanayi uygulamalarının nasıl değiştirileceği olduğunu vurguladı. Salgın sürecinde büyüme ve kaybolan istihdamı yerine koymak için çalışmak gerektiğinin de altını çizen Sak, ek olarak dünyayı karbon emisyonundan korumak için kişisel sorumlulukların yanında kamunun da enerji dönüşümü ve verimliliği ile ilgili adımlar atması gerektiğini belirtti.

Bir sivil toplum aktörü olarak harekete geçmek için yarının geç olduğunu düşündüklerini ifade eden Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır, salgının iklim krizine dair toplumda bir algı değişikliği oluşturduğunu söyledi. Daha uzun vadeli ve sürdürülebilir değişim ve dönüşümlerin ise genç nesillerin kaliteli eğitim alması yoluyla sağlanabileceğini belirten Hazır, bu noktada yeni eğitim modelleri ile gençlerin yetkinliklerini artırarak küresel ve toplumsal işbirliği ağlarını genişletmenin etkili olacağını anlattı.

 “İyi bir yaşam için tüketim ile ilgili alışkanlıkların azalması gerekiyor”  

İNGEV Başkanı Vural Çakır, insani gelişmeyi desteklemek amacıyla ilçe belediyeleri ve büyükşehir belediyelerinin de endekse dahil edilmesi için çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Buna ek olarak, sivil toplum ile de birlikte çalışmanın önemine değinen Çakır, 2030 SKH için siyasi olmayan ve kaliteli çalışmalarla ilerlemek gerektiğini belirtti. “İyi yaşam” kavramının daha çok tüketim ile eşleştirildiğini vurgulayan Çakır, “Bu kavramın yeniden tanımlanması, iyi yaşamın tüketim ile ilişkisinin azaltılması gerekiyor. Salgın süreci, insanlara iyi yaşamın daha çok tüketmek ile ilgili olmadığını göstererek yaşamlarımıza aslında güzel bir katkı sundu” diye konuştu.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus