Üniversite dayanışmalarından yeni kampanya: “Bundan sonrası hepimizde”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Boğaziçi Dayanışması’nın çağrısıyla diğer üniversitelilerin de aralarında olduğu üniversite dayanışmaları, “Bundan sonrası hepimizde” başlığıyla bir kampanya başlattı. Üniversiteliler kampanyayla, tutuklu bulunan ve ev hapsindekilerin serbest bırakılmasını, üniversitelere atanan tüm rektörlerin istifa etmesini talep etti.  

Üniversite dayanışmaları, başlattıkları “Bundan Sonrası Hepimizde” kampanyasının duyurusu için İstanbul Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenledi.

Üniversite öğrencileri adına açıklamayı Lizge Biter okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:

“1 Ocak 2021 tarihinde, 12. Cumhurbaşkanı tarafından Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım olarak atanan Melih Bulu’nun Metallica dinlediğini belirtip öğrencileri anlıyormuşçasına kurduğu cümleleriyle kamufle etmeye çalıştığı saraydan atanma kayyım kimliği, onu Boğaziçi kampüsünü polis ablukası altına aldıran, öğrencilerin evlerinin kapılarını gece operasyonlarıyla kırdırtan bir konuma getirdi hızlıca. Öğrencileri dize getirebileceklerini, onların iradesini hiçe sayıp yaşam alanlarına istedikleri gibi müdahale edebileceklerini ve bunun toplumsal bir tepki ile karşılaşmayacağını düşünen 12. Cumhurbaşkanı ve intihalci Melih Bulu beklediklerinin aksi bir durumla karşılaştı. Bütün kampüslerden yankısı hiç dinmeyecek bir ‘Kayyum rektör istemiyoruz’ sesi yükselmeye başladı. Boğaziçi’nde başlayan eylemler, öğrencilerin kararlılığı ve direngenliği sayesinde ülkenin dört bir tarafına yayıldı. Bu süreçte 600’den fazla arkadaşımız yoğun şiddet görerek gözaltına alındı, iki arkadaşımıza çıplak arama uygulandı, 24’ü aşkın arkadaşımıza ev hapsi verildi, 11 arkadaşımız devlet tarafından rehin tutuldu/ tutuluyor.

Açık açık söylüyoruz: Üniversitelerdeki tüm rektörler birer kayyumdır. Ve üniversitenin bütün bileşenleri demokratik yollarla söz sahibi olmadıkça bu durum baki kalacaktır. Melih Bulu’nun kayyum olarak atanması üniversitelerimizi özgürleştirmek adına başlayan direnişimize bir kıvılcım olmuştur.

Akademiye takılan kelepçelerin üniversite kapılarımıza da somut olarak takılmasıyla üniversitelerimizi özgürleştirme istediğimiz yeniden kuvvetlice ortaya çıkmıştır. Evet, mesele yalnızca Boğaziçi’nin meselesi değildir.

Mesele meşru olmayan bir atamadan da ötesidir. Mesele, sarayı,  öğrencilerin tüm kimlikleriyle ve renkleriyle var olabilecekleri, toplum yararına özgürce bilim üretebilecekleri alanlar olması gereken üniversiteleri sistemin çarklarına uydurarak sindirmeye çalışmasıdır. Mesele, yaşamlarımızı baskı ve şiddetle kuşatma altına alan iktidara karşı üniversitelerimizi ve hayatlarımızı savunmaktır. Mesele, sosyal medyadan arkadaşlarımızı hedef gösterip tutuklanmalarına destek olan ana muhalefetin bizleri uzaklaştırmaya çalıştığı sokak siyasetine yeni bir soluk getirmek.

Düzen içerisinde öğütülmeye çalışılan gençliğin haklı politik özgürlük mücadelesinde sönmeyen bir kıvılcım olmaktır. Mesele, yağmacıları ve katliamcıları durdurabilmek İçin yan yana, omuz omuza mücadele edip şehir şehir, kampüs kampüs geleceğimizi savunmaktır.

Kayyum rektörün atanmasıyla başlayan protesto sürecinde sessiz kalmayan-kabul etmeyen her kesime yönelik başlatılan karalama ve linç kampanyası hiçbir karşılık bulmamış, aksine bizlerin haklılığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Melih Bulu’nun kayyum olarak atanmasıyla başlayan Boğaziçi Direnişi süresince birçok üniversitede dayanışmalar kurulmuş, var olan dayanışmalar güçlenmiştir.

Bizler iktidarın ve yandaş medyanın bizlere dönük tüm saldırılarına cevabımızı kurduğumuz dayanışmalar ve sürdürdüğümüz kararlı mücadele ile veriyoruz. Çünkü bizler, yandaşlarla kuşatılmış bir akademi, siyasi İktidarın arka bahçesi hâline getirilmiş kampüsler istemiyoruz. Bizler, hocalarımızın ihraç edilmesini, topluluklarımızın kapatılmasını istemiyoruz. Bizler, müşteri olmak da sermeyenin boyunduruğu altına girmiş, ranta açılmış üniversiteler de istemiyoruz. Bizler, hem çalışıp hem okumak zorunda kalıp işte ve kampüste sömürülmek, KYK borçlarına mahkûm olmak istemiyoruz. Bizler, belediyelere kayyım atayan ve Kürt halkının iradesini yok sayan bu işgalci zihniyeti istemiyoruz. Bizler, direnen işçileri coplayan, 8 Mart’ta kadınların önüne set çeken polisi kampüslerimizde istemiyoruz. Bizler, söz, yetki ve kararın üniversite bileşenlerinde olduğu demokratik üniversiteler ve özgür yaşamak istiyoruz.

Taleplerimiz gücünü haklılığından, üniversitelerde örgütlenen, büyüyen dayanışmalardan alıyor. LGBTİ+’ları nefret söylemleriyle hedef göstererek direnişe saldıranlara karşı gökkuşağını kuşanmalı, sesimizi, ‘Öyle mi Alay Komutanı’ diye haykıran madencilerin sesine katmalı, kadın iradesini savunmalıyız. Bizler üniversite dayanışmaları olarak düşmanımızın bir mücadelemizin de ortak olduğu bilinciyle tutuklu bulunan/ev hapsindeki arkadaşlarımızın serbest bırakılması ve üniversitelerimizdeki tüm kayyumların istifa etmesi için üniversite dayanışmaları olarak bir kampanya başlatıyoruz.

Başlattığımız, ‘Bundan Sonrası Hepimizde’ kampanyası için yüreği Boğaziçi Direnişi’yle atanlara sesleniyoruz: Bugün Melih Bulu sadece ‘bir’dir. Bugün her bir üniversite iktidarın antidemokratik politikalarının bir görünümü olan kayyımlarla kuşatılmıştır. Bugün Boğaziçi kayyum atanan ne ilk ne de son üniversite olmuştur. Bunun bilinciyle üniversitelerimizde söz hakkımızı kazanmak, bilimsel eğitim talebimizi yükseltmek ve özgür yarınları kurmak için yan yana olmalıyız.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus