Plastiğin yolculuğu (4) – Yurtdışından gelen plastik atıkların Türkiye’de işi ne?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Geleneksel bir atık yönetiminde, atıklar ya toprağa gömülüyor ya da bertaraf tesislerinde yakılıyor. Her iki yöntem de maliyetli. Ancak atıkların yakılması süreci doğru yöntemlerle uygulanırsa, ortaya çıkan ısı bir miktar enerjiye dönüştürülebiliyor. Geleneksel yöntemde yakmayla kazanılan enerji bir gelir kaynağı olarak görülse de atıkların yakılmasıyla ortaya çıkan sera gazı emisyonları, yani iklim maliyeti ihmal ediliyor.

Plastik sözkonusu olduğunda, geleneksel atık yönetimi araçlarına bir de geri dönüşüm ekleniyor.

Plastik atıklar türlerine göre ayrı ayrı toplanıyor, tekrar ayrıştırılıyor ve geri dönüşüme gönderiliyor. Geri dönüşümden elde edilen plastik tekrar plastik üreticilerine satılıyor ve geri dönüştürülmüş materyaller ürün olarak yeniden piyasaya gönderilip tüketiciye ulaştırılıyor.

Atık yönetimi süreçleri. INTERPOL Raporundan Türkçeleştirildi

Tüm dünyada kişi başına plastik kullanımı sürekli artıyor, dolayısıyla geri dönüşüm piyasası da genişliyor. 2010’lu yıllarda neredeyse her yıl 10 milyon ton artan yıllık küresel plastik tüketimi, 2018’de toplam 360 milyon tona ulaştı. Geri dönüşüm sektörünün 2016’da ulaştığı 34,8 milyar dolarlık küresel hacmi, 2022’ye kadar 50 milyar dolara çıkarması bekleniyor.

Avrupa Birliği (AB) üyeleri ile Japonya gibi gelişmiş ekonomiler, döngüsel ekonomi sloganıyla tüketilen plastiğin yüzde 30’unu toplayıp geri dönüştürülebilir hale getirmeye çalışıyor. Bu ülkelerin çoğunda, plastik kullanımını azaltmak için geri dönüşüme sokulamayan plastik atıkların gömülmesi ya da yakılması halinde vergi uyguluyor. Böylelikle bu işlemlerin azaltılması, geri dönüştürülemeyen plastik türlerinin kullanımının düşürülmesi hedefleniyor.

Fakat teşvik mekanizmaları oluşturulsa dahi geri dönüşüm maliyetli bir süreç. Yüksek yatırım maliyetleri, kurulması gereken lojistik ağlar ile emek maliyetleri yüzünden gelişmiş ekonomiler topladıkları plastikleri kendileri geri dönüşüme sokmak yerine üçüncü dünya ülkelerine göndermeyi tercih ediyor. Örneğin Plastics Europe verilerine göre, 2016’da dünyada toplanan tüm plastik atıkların yüzde 31,1’lik kısmı, AB ülkeleri, Norveç ve İsviçre’de toplandı. Ancak bu ülkeler topladıkları plastik atıkları geri dönüşüme tabi tutmak yerine ciddi kısmını ihraç etti.

Plastik atıkların gönderildiği ülkelerden biri de Türkiye.

Adana-Karataş’taki Akyatan Lagünü. Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Adana’nın Karataş İlçesi Belediye Başkanı Necip Topuz, belediye tarafından ilçe sınırları içindeki Akyatan Lagünü’nde düzenlenen bir çöp toplama etkinliği sırasında sorularımı yanıtlıyor. Başkan Topuz, pek çok kuş türüne ev sahipliği yapan ve Ramsar Sözleşmesi gereği korunan bir alan olan Akyatan Lagünü’nden gururla bahsediyor. Ancak bölgenin ciddi sorunları var.

Topuz, “Akdeniz’in en yüksek kirlilik alanının olduğu bölge inanın burası” diye serzenişte bulunuyor: “Bölgemizde yaptığımız incelemelerde metrekare başına 850 adet, kilometrekare anlamında da 1 milyon 250 bin adet mikroplastik noktasında bölgemizin kirlendiğini üniversitedeki hocalarımızla beraber keşfettikten sonra, avazımızın çıktığı kadar insanlara duyurmaya çalıştık.”

Adana-Karataş Belediye Başkanı Necip Topuz. Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Adana’nın Karataş ilçesi hem nehirlerin bölgeden denize getirdiği plastikleri hem de başka ülkelerden ya da uluslararası sulardaki gemilerden gelen, Karataş sahillerine vurmuş plastik çöpleri temizlemeye çalışıyor. Başkan Topuz, 20’ye yakın ülkenin çöplerinin Karataş kıyılarında tespit edildiğini anlatıyor. Bu çöplerin neredeyse tamamı plastik.

Hem Karataş’ı hem de İskenderun Körfezi’nin kalanını etkileyen plastik kirliliği kaynaklarının en ilginciyse, dünyanın pek çok ülkesinden Türkiye’ye ithal edilen plastik atıklar.

Çin, 2017’ye kadar küresel atık ticaretinin en büyük hedef ülkesiydi. 1992-2018 arasında ihracatı yapılan plastik atıkların yüzde 45’ini Çin satın almıştı. 2017 yılında İtalya 40 bin ton, Fransa 78 bin ton, İngiltere 164 bin ton, Almanya 345 bin ton, ABD 558 bin ton, Japonya’ysa 749 bin ton plastik atığını Çin’e satmıştı. Ama Çin 2018’de Green Fence diye adlandırılan katı atık ticareti yasaklarını devreye sokunca, dünyanın en büyük alıcısı plastik atıklar pazarından bir anda çekildi.

Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden (Kaynak: Brooks et al. 2018, GRID-Arendal 2019 Controlling Transboundary Trade in Plastic Waste. Animasyona uyarlayan: Denizhan Kaymak).

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden deniz biyoloğu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Çin’in plastik atıklar pazarından çıkışını şöyle anlatıyor: “Çin deyince aklımıza hep kalitesiz malzeme, kalitesiz ürün, işte tehlikeli atık, içinde çeşitli zehirli kimyasalların olduğu, oyuncakla oynayan çocuğu zehirleyen oyuncak üretilen bir ülke olarak anılıyordu. Bunun nedeni de dünyadan aldığı o atık plastiklerden ya da atık malzemeden ürettiği düşük kaliteli, ucuz ve dünyanın her tarafına devlet tarafından sübvanse edilen bir yöntemle gönderen bir ülke konumundaydı. Ancak Çin şunu gördü: Artık dünyanın çöpünün Çin’e gelmesi, Çin’in kendi ürettiği çöpün miktarıyla beraber yönetilemez pozisyona girmişti ve bu işin içinde çok ciddi, illegal faaliyetler olduğunu Çin de fark etti. Önce sınırladı ve 2018’e geldiğinde çöplerin büyük çoğunluğunun Çin’e girmesini yasakladı. Çin bir anda çöp ticaretinde devre dışı kaldı.”

Çin’in plastik atık sahnesindeki etkisinin yok olmasıyla Güney Amerika ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazıları yeni plastik atık pazarları olarak öne çıktı. Çin’in atık sınırlamaları sonrasında diğer Asya ülkeleri de benzer adımlar atmaya başlayınca, Asya dışındaki plastik atık ithalatçısı ülkeler önem kazandı.

Türkiye’nin sık sık plastik atıklarla birlikte anılması da böyle başladı.

Avukat Deniz Bayram. Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Avukat Deniz Bayram, önce Malezya gibi ülkelere yönelen plastik atık ticaretinin çok geçmeden Türkiye’yi önemli hedef ülkelerden biri haline getirdiğini söylüyor: “Yasaklama sonrasında öncelikle Malezya gibi ülkelerde plastik atık ithalatının pik yaptığını görüyoruz. Fakat çok kısa bir süre içerisinde Türkiye plastik atık ithalatının dünyada küresel olarak yeni adresi oldu. 2018 yılından önce, Türkiye’ye ayda 4 bin ton plastik atık ithal edilirken 2018 yılında Çin’in yasaklaması sonrası bu atık ithalatı rakamlarının ayda 33 bin tona çıktığını görüyoruz.”

Adana’da tutuşturulmuş plastik çöp yığınları sıkça rastlanan bir görüntü. Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Türkiye’de bir şirket kurup, atık ithalatı lisansı için başvuru yapmak ve dünyanın herhangi bir ülkesinden plastik atık ithal etmek oldukça kolay. Avukat Bayram’a göre, bu yüzden Türkiye’nin geri dönüşüm kapasitesinin çok üzerindeki miktarlarda plastik atık Türkiye’ye geliyor ve bu atıklara ne olduğu tam olarak tespit edilemiyor.

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, asıl sorunun Türkiye’ye ithal edilen plastik çöplerin niteliğinde olduğunu söylüyor. Gündoğdu’ya göre Türkiye’ye gelen plastik çöplerin önemli kısmı geri dönüşüme uygun olmayan, ya yakılması ya da gömülmesi gereken atıklar: “Mevzu gelen çöplerin içeriği. Bunlar geri dönüştürülme potansiyeli çok düşük olan çöpler. Yani Avrupa’da siz kafanıza göre bir işletme açıp orada bu tarz çevreye etkisi olacak faaliyetlerde bulunamıyorsunuz. Çok ciddi yasal yaptırımları var bunların. Çoğunluğunu yakmaları gerekiyor. E yakmanın da bir ekonomik ve ekolojik maliyeti var. Ellerindeki karbon salım bütçesini çöp yakmak gibi tamamen anlamsız bir alana, alanla harcamak istemiyorlar. O yüzden çöp ticareti çok cazip geliyor. Çöpün bertaraf yönteminin çevreye ve kamu yararına, halka, halk sağlığına etkisinin olmadığı bir yöntem yok. Bakın, bugün herhangi bir geri dönüşüm işi yapan bir firmanın olduğu yere gidin. Onun atık suyunun boşaldığı yerden bir süzüntü alın, o plastik kalıntılarından bol miktarda göreceksiniz.”

Deniz biyoloğu Doç. Dr. Sedat Gündoğdu. Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Plastik atıkların uluslararası ticareti Basel Konvansiyonu ile düzenlenmiş durumda. Plastik çöpler, ancak geri dönüşüm garantisi verilirse yasal olarak alınıp satılabiliyor. Ama takip mekanizmaları belirsiz. İşin bir de yasadışı kısmı var. Geri dönüştürülebilir olmayan plastik atıkların uluslararası ticareti yasak ama plastik atıkların sorumluluğunu üstlenmek istemeyen gelişmiş ülkeler, plastik çöplerini Malezya ya da Türkiye gibi ülkelere gönderiyor. Kâğıt üstünde parayı ithalatçı şirketler, yani atıkları teslim alanlar veriyor. Ama aslında ithalatçılar çöpleri kabul ederek, çöp satıcılarına bir hizmet sağlamış oluyor.

Ticaret diye nitelenen değiş-tokuşun doğasını Deniz Bayram özetliyor: “Aslında bizim 2018 yılından itibaren aldığımız duyumlar bir ticaretin bile olmadığı, hatta bu atıkları gönderirken diğer ülkelere, üstüne bir de para ödendiği gibi çeşitli, sektörde çeşitli bazı duyumlar da sözkonusu. Bu çöplerin aslında geri dönüştürülmeden, illegal bir şekilde, hukuksuz bir şekilde yakıldığına tanık olduğumuz haberleri sıklıkla tanık oluyoruz. O atıkların yolculuğu nerede bitiyor bilmiyoruz.”

Türkiye’de yasadışı plastik atık ticaretine ilişkin önemli keşiflerden birini 2019’da Greenpeace yaptı. İzmir-Kemalpaşa’da yapılan keşif, aslında Türkiye’ye geri dönüştürülemeyen çöplerin aktığının bir ispatı.

Greenpeace Akdeniz tarafından İzmir Kemalpaşa’da tespit edilenTürkiye’ye illegal olarak getirilmiş plastik atıkların gelişigüzel tutulduğu bir kaçak depolama alanı.

Greenpeace Akdeniz’in yaptığı keşif üzerine Kemalpaşa’ya giden Deniz Bayram, gözlemlerini şöyle anlatıyor: “Geçen yıl bize İzmir’de bir evin arka bahçesinde, balyalar dolusu, İtalya’dan gelen ve farklı ülkelerden gelen plastik çöplerin olduğuna ilişkin o bölgedeki insanlardan çeşitli telefonlar aldık. Ve gerçekten Kemalpaşa’da bize gösterilen adreste çocuklu bir ailenin yaşadığı bir evin arka bahçesinde, eski tavuk çiftliği olan bir yerde balyalar dolusu, İtalyan markalarına ait plastik ambalajların olduğu ama tonlarca plastik çöpün evin arka bahçesinde olduğunu gördük. Ve artık zaten birkaç aydır bu plastik çöpler orada olduğunu daha sonradan öğrendik ki doğaya, çevresindeki tarım arazilerine, artık yayılmaya başlamıştı.”

Evet, tedarik zincirlerini bulmak zor ama Türkiye’deki yasadışı atık sahaları ya da merdiven altı geri dönüşüm tesisleri kendilerini pek de gizlemiyor. Akdeniz ticaretinin önemli noktalarından İskenderun Körfezi çevresi, plastik atıkların en çok getirildiği bölgelerden biri. Örneğin Hollanda merkezli NRC ve Lighthouse Reports’un 2020 sonbaharında gerçekleştirdiği araştırma (nrc.nl adresi Türkiye’den erişime engelli), Hollanda menşeli plastik çöplerin Adana’daki birçok noktada bulunduğunu belgeledi (Araştırmanın Adana haritası üzerindeki görselleştirmesini aşağıda bulabilirsiniz).

Deniz Bayram, İzmir-Kemalpaşa’nın tek örnek olmadığını, Adana ve Mersin bölgelerine düzenlenen seyahatlerde de sıkça aynı manzaralarla karşılaştıklarını ifade ediyor: “Adana ve Mersin bölgesine çeşitli seyahatlerimizde de çeşitli araştırmalarımızda da şunu söyleyebilirim ki gördüğümüz tablo, özellikle organize sanayi bölgelerinde maalesef bu gelen atıkların, balyalarca gelen plastik atıkların hiçbir şekilde hukuki mevzuatta yer aldığı şekliyle atık depolama merkezlerinde, kapalı atık depolama merkezlerinde depolanmadığını, çoğunlukla açıklıkta depolandığını ve hava koşulları nedeniyle de o atıkların artık rüzgarda uçtuğunu ve doğaya yayıldığını gözlemleyebiliyoruz.”

Yıllardır hepimize çöplerimizi ayrıştırmamız gerektiği söyleniyor.

Örneğin İngiltere’de de onlarca yıldır topluma, çöplerini doğru kutuya atmaları ve geri dönüşüme katılmaları öğütleniyor. Ama İngiltere’de doğru kutuya atılan plastik çöpler her nasılsa Türkiye’de bir yol kenarına bırakılmış vaziyette ya da bir arazide yanarken bulunabiliyor!

Öğretmenlerinden ve ailelerinden, atıklarını geri dönüşüme uygun biçimde ayrıştırmaları gerektiğini öğrenen çocuklar için, İngiltere’de ayrıştırdıkları çöplerin Adana’da ortaya çıktığını öğrenmek epeyce hayal kırıklığına yol açmış.

Sedat Gündoğdu, plastik atık ticaretinin, gelişmiş ülkelerin plastik çöpleri kendi ülkelerinden uzaklaştırabilmesi için icat edildiğini söylüyor: “Plastikle beraber tüketimin tavan yaptığı 1980’ler ve 90’lar döneminde Avrupa, Amerika, Kanada ve İngiltere’de, özellikle şehirlerin dış taraflarında çöp dağları oluşmaya başladı. Bunun çözümünü çöp ticaretini icat ederek buldular. Öncelikle çöp dağlarını ıslah ettiler. Ayrıştırma, toplama sistemlerini çok iyi geliştirdiler. Bugün dünyanın çöp ayrıştırma açısından en gelişmiş ülkeleri aynı zamanda dünyanın en büyük çöp ihracatçıları.”

Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden (Animasyona uyarlayan: Denizhan Kaymak).

Çin plastik atık ithalatını yasaklayınca plastik atıklarını yurtdışına göndermek isteyen ülkeler Türkiye pazarını keşfetti. 2019 yılında Türkiye’ye sadece AB ülkelerinden 582 bin ton plastik atık geldi. Bu, 2019 yılı boyunca Türkiye’ye her gün, 213 kamyon dolusu plastik atık girdiği anlamına geliyor.

2019’da İngiltere 154 bin ton, İtalya 89 bin ton, Belçika 86 bin ton, Almanya 67 bin ton plastik atığını Türkiye’deki şirketlere sattı. Greenpeace’in Eurostat’tan derlediği veriler, Türkiye’nin Avrupa’dan plastik atık ithalatının 2004-2019 döneminde tam 173 kat arttığını söylüyor.

Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden (Kaynak: Eurostat, Greenpeace Akdeniz. Animasyona uyarlayan: Denizhan Kaymak).

INTERPOL, Çin yasaklarından sonra dünyada 257 farklı plastik atık ticareti rotası oluştuğunu söylüyor. Bu rotaların 52’sinde yasadışı plastik atık ticareti yapılıyor. Yasadışı atıkların Türkiye’ye de uğradığı biliniyor ama bu ticaretin boyutunu kestirmek kolay değil. Geri dönüşüme uygun olmayan plastik atıklar çoğu zaman yakıldığı için geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınların yıllar içindeki değişimi dikkate değer bir gösterge.

Basına yansıyan plastik fabrikası ve geri dönüşüm tesisi yangınlarını inceleyen Sedat Gündoğdu, 2012-2017 yılları arasında, bu tesislerinde çıkan toplam yangınların tek haneli seyrettiğini tespit etti. 2018’den sonra, yani Çin yasaklarının başlamasıyla yangınlar bariz bir şekilde arttı. 2017’de plastik tesislerinde altı yangın çıkmışken, 2018’de sayı 14’e yükseldi. 2019’da plastik tesislerinde tam 33 yangın çıktı. 2020’deyse plastik tesislerinde çıkan yangınların sayısı 65’e fırladı. 2018’den sonra plastik fabrikaları ve geri dönüşüm tesislerindeki yangınların hızla artması, geri dönüşüme uygun olmamasına rağmen Türkiye’ye getirilen plastik atıkların yakılıyor olabileceğini düşündürüyor.

Gündoğdu, çöp dağlarının gelişmiş ülkelerden uzaklaştırılmasının tüketimi sürdürdüğünü anlatıyor:

“Bugün Almanya’ya, İngiltere’ye gittiğinizde sokaklarda hiç çöp görmüyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz, Adana’da şehrin dışında, çok büyük tarımsal faaliyetlerin yapıldığı alanlarda, Almanya’da nizami olarak toplanmış çöplerin artıklarını görebiliyorsunuz. Şimdi burada sormamız gereken soru şu: Adana çok mu pis? Almanya çok mu temiz? Almanya’nın çöpü Almanya’da değilse Almanya temiz olmuş oluyor mu? Yani insanlar çöplerin sokakta, etraflarında görülmeyecek şekilde başka bir alanlara transfer edilmesini gayet makul karşılıyorlar. Gelişmiş dediğimiz ülkelerin çöplerinin artık kendi ülkelerinde değil de başka ülkelerde depolanıyor olmasının altında yatan temel motivasyon da bu. Vatandaşa, kendi vatandaşlarına o tüketim sonucu oluşan maliyetin fotoğrafını göstermemek. Çünkü bu, bir algı kırılması yaratabilir.”

Türkiye henüz kendi atıklarıyla bile başa çıkabilir durumda değil. Artan bir hızla Türkiye’ye giriş yapan ithal çöpler, Türkiye’yi atık meselesinde içinden çıkılmaz bir noktaya doğru itiyor. Her gün plastik atık yakıldığı ya da gelişigüzel serilip doğaya bırakıldığını gösteren yeni örnekler ortaya çıkıyor.

Plastiğin Yolculuğu video-belgeselinden

Avukat Deniz Bayram, “Çöpleri ithal eden ülkelerin atık sistemleri ve denetim mekanizmaları oturmuş olmadığı müddetçe, tedarik zincirinde bulanık ilişkiler devam edecek. Çöpler Almanya’dan çıkacak, Türkiye’de veya Malezya’da çevre suçlarına neden olacak. Çin bunun farkına vardı ve yasakladı. Türkiye’nin de bir an önce, Türkiye daha fazla çöplük olmadan yasaklama kararı alması gerekiyor” diye uyarıyor.

Kamuoyu tepkisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2019 ve 2020’de plastik atıklarla ilgili adım atmasına yol açtı. Aralık 2019’da kotalı atık ithalatı genelgesi yayımlandı ve şirketlerin ithal plastik kotası yüzde 80 olarak belirlendi. Düzenleme, şirketlerin toplam işlediği atık miktarının azami olarak yüzde 80’ini yurtdışından ithal edebileceğini öngörüyordu. 2020’deyse kota yüzde 50’ye düşürüldü. Yani yurtdışından getirilebilecek plastik atık miktarı daha da azaltıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanı plastik atıklar konusundaki tedbirlerin artacağını söyledi.

Ancak birkaç yıldır denetimsiz artmış olan kaçak geri dönüşüm tesislerinin bu düzenlemelerden ne kadar etkilendiği, düzenlemeyle birlikte gelen yaptırımlarınsa şirketleri yurtdışından atık getirmekten caydırıp caydıramadığı şimdilik belirsiz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus