Meral Akşener’i neden durduramıyorlar?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti lideri Meral Akşener, başta MHP lideri Devlet Bahçeli olmak üzere iktidardan, bu arada kendi partisi içinden de engelleme çabalarına rağmen yükselişte. Neden böyle? Bu durumu sürdürebilir mi?

Yayına hazırlayan: Semanur Kızılarslan

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün Meral Akşener’den bahsetmek istiyorum. Baktım arşivime; Meral Akşener’den son dönemlerde bayağı bir bahsetmişim. Zaten kendisini Medyascope‘ta iki kere konuk almıştık. En son yaptığım yayınlardan mesela 2 Eylül 2019 tarihli olanında, “Akşener Erdoğan’ı kurtarabilir mi?” sorusunu başlığa çıkarmışım. Geçen yıl 10 Ağustos’ta, yani 2020’de, “Meral Akşener için yıldızın parladığı anlar” başlıklı bir yayın yapmışım. 21 Ekim’de, “Meral Akşener’in liderlik sınavı”. En son 13 Aralık’ta, “Meral Akşener: Süreklilik ve değişim”. Daha da yapacağa benziyoruz; çünkü kabul etmek gerekir ki şu anda Türkiye’de sadece muhalefetin değil, aslında siyasetin en öne çıkan figürü Meral Akşener. Tayyip Erdoğan’dan, Devlet Bahçeli’den, Kılıçdaroğlu’ndan, belediye başkanlarından, yani Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’tan da daha popüler, daha dikkat çekici. Popüler olmanın dışında, yapılan kamuoyu araştırmalarında da Meral Akşener ve partisi olan İYİ Parti’ye olan ilginin arttığı görülüyor. 

Bunu değişik yayınlarda ele almıştım. Daha da ele alacağı benzeriz dedim; zira Meral Akşener bu gelişmesini, büyümesini ya da yükselişini –artık ne derseniz deyin– engellemek isteyenlere, durdurmak yavaşlatmak isteyenlere rağmen bayağı iyi bir performans sergiliyor bir siyasetçi olarak, bir lider olarak. Öncelikle, engellemeye çalışanlardan kimleri kastettiğimi ele almak istiyorum: Tabii ki MHP ve lideri Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli, Meral Akşener’den çok rahatsız. Daha MHP Genel Başkan adaylığından itibaren onu tasfiye etmeye çalıştı. Hatırlanacaktır, Meral Akşener 2015 Haziran seçimlerinde MHP’den milletvekili seçilmişti. 2015 Kasım seçimlerinde Bahçeli tarafından aday gösterilmedi. O andan itibaren anladık ki Bahçeli için Meral Akşener artık kapanmış bir defter. Halbuki onu MHP’ye 2001 yılında Bahçeli almış ve çok önemli yerlere getirmişti. 2001 yılında MHP’ye katılmadan önce –bilenler bilir, ama çok kişi unutuyor– Meral Akşener AKP ‘nin kurucuları arasındaydı. Kurulma aşamasında iken de son anda bıraktı. AKP’ye geçiyordu. Daha AKP yokken. Adalet ve Kalkınma Partisi değilken, Doğru Yol Partisi’nden Hüseyin Çelik ile beraber gelen isimlerden birisiydi. Ama son anda vazgeçti ve MHP’ye katıldı. 

MHP’yle girdiği seçimlerde MHP barajı aşamadığı için Meclis dışında kaldı; ama ardından girdiği 2004-2011 ve 2007-2011 ve Haziran 2015 seçimlerinde MHP’nin İstanbul milletvekili oldu. Bir de İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı var MHP’den — 2004 yılında. Şimdi bunlara bakıldığı zaman, Meral Akşener bir yandan AKP ile ilişkisi olmuş, Doğru Yol Partisi’nde siyaset yapmış, daha ilk Gençlik Kolları Başkanlığı, bir belediye başkan adaylığı ve ardından 1995’te Kocaeli’den milletvekili ve Susurluk Kazası olduktan sonra skandal patlayınca İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın istifasıyla Meral Akşener genç denebilecek bir yaşta Tansu Çiller’in yanında, Necmettin Erbakan kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı ve 28 Şubat’ta da çok dikkat çeken birisiydi. Böyle bir baktığımızda, siyaseten birçok duraktan geçmiş, ama esas olarak Doğru Yol Partisi, merkez sağda. Kökeni ülkücü hareket, ama Doğru Yol Partisi’nde de, merkez sağda da ülkücüler yer alırdı.

Doğru Yol Partisi, ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bir yöneliş ve nihayet MHP ve MHP’den mahkeme yoluyla tasfiyenin ardından İYİ Parti’yi kurmak zorunda kalış… Buna da baktığımız zaman, şu anda uğrak yerlerini temsil eden kişiler Meral Akşener’i engellemeye çalışıyorlar; çünkü Meral Akşener’in güçlenmesinin kendilerinin zayıflaması anlamına geldiğini düşünüyorlar ve haklılar. MHP lideri Devlet Bahçeli başından itibaren Meral Akşener’e karşı çok sert bir tutum takındı. Özellikle Fethullahçılar’la ilişkilendirmeye çalıştı. Fakat sonra bir strateji değişikliğine gitti ve zeytin dalı uzatarak onu tekrar kazanmak istedi; onu ve İYİ Parti’deki başka isimleri Cumhur İttifakı’na davet etti. Fakat olmayacağını anlamış olsa gerek, son dönemde tekrar Meral Akşener’i açıkça hedef almaya başladı. Yeniden FETÖ irtibatı iddiaları, suçlamaları geldi. Bu arada Bahçeli’ye yakın bazı isimler Meral Akşener’in kişiliğini, kadın kimliğini hedef alan birtakım kampanyalar da yürüttüler ve Akşener bunlara karşı çok güçlü cevaplar verdi. Yani öncelikle MHP var ve MHP Akşener’i engelleyemiyor; çünkü Akşener’e karşı söyleyebileceği bir şey yok. İki yerden sıkıştırmaya çalışıyorlar. Birincisi tabii ki Millet İttifakı’nın bir şekilde HDP ile ilişki içerisinde olma zorunluluğu. Yani Kürt meselesi üzerinden sıkıştırmaya çalışıyorlar. Çok etkili olamıyor. Bir diğer husus da FETÖ suçlaması — ki bunun da neye dayanarak yapıldığı konusunda ortada hiç ciddiye alınacak bir şey yok. Ümit Özdağ’ın parti içerisinde benzer açıklamaları oldu ve Ümit Özdağ da İYİ Parti’den ayrılmak zorunda kaldı. 

Evet, birincisi MHP. MHP’nin söyleyecek hiçbir şeyi yok. Meral Akşener’in adım adım gerçekleştirdikleri: Hem MHP’den kopmuş olmasına rağmen MHP’den bir şeyler götürmesi, ama daha önemlisi bir zamanlar Türkiye’de çok etkili olan ve uzun bir süredir etkisini kaybeden merkez sağda yeni bir parti ve yeni bir lider profilinin ortaya çıkması. Merkez ne kadar güçlenirse MHP gibi partiler de o kadar zayıflar. İşin bu yönü de var. Dolayısıyla Meral Akşener’in merkezde bir güç olmasını mümkün kılmamak istiyor Bahçeli. Akşener’in merkeze doğru yürüyüşünden en çok rahatsız olan ise Erdoğan; çünkü eğer İYİ Parti ikinci bir MHP olsaydı, olmak isteseydi, Erdoğan’ı çok fazla rahatsız etmeyebilirdi bu. 

Fakat Akşener geçmişte siyaset yaptığı Doğru Yol Partisi ve hatta ANAP’ın boşalttığı alanı tekrar inşa etmek istiyor. Erdoğan bundan çok rahatsız, çünkü merkez sağın içerisinde hatırı sayılır bir bölümü Erdoğan’la ittifak halinde ya da AKP tabanına dönüşmüş durumda — böyle bir durum var. Merkez sağın yeniden güçlü bir şekilde ortaya çıkması, Erdoğan’ı tıpkı Refah Partisi dönemlerinde olduğu gibi esas vurgusu İslâmcılık olan bir ideolojik partiye doğru sevk edebilir. Özellikle merkez sağı doldurmayı çok sevdi ve bunu muhafaza etmek istiyor; bu anlamda baktığımız zaman Meral Akşener ona bir tehdit oluşturuyor. O da zaman zaman Akşener’i karşısına aldı; ama son dönemde çok daha yumuşak bir tutum izlediğini, Akşener’i çok fazla hedef almadığını, bunun yerine bütün oklarını Kılıçdaroğlu’na yönelttiğini –ya da tabii ki HDP meselesi var–, ama Akşener’e bir tür kapısını aralamış olduğunu görüyoruz. Fakat gelmeyeceğini hissettiği noktalarda, tekrar saldırmaya geçiyor, geçebilir. Akşener’e karşı ve onun önünü tıkamak istiyor. Daha fazla da isteyebilir. 

Fakat burada baktığımız zaman, Meral Akşener Tayyip Erdoğan’dan çok fazla rahatsız olmuyor. Yani Tayyip Erdoğan onun önünü ciddi bir mânâda kesemiyor. Çok da fazla gayret içerisinde değilmiş gibi gözüküyor. Ama başka engellemek isteyenlere baktığımız zaman, partinin içerisindeki bazı kişileri görüyoruz. Yani bu nasıl oluyor? Ümit Özdağ olayını gördük. Ümit Özdağ olayında Ümit Özdağ bir bayrak açtı, sonra ihraç edildi, sonra istifa etti. Ümit Özdağ’ın dile getirdiği argümanların hepsi, İYİ Parti’yi dar bir alandaki ideolojik bir partiye, hatta bir düşünce kulübüne, bir ocağa çevirmeye yönelikti. İYİ Parti’nin potansiyellerinin hepsini yok edecek bir çıkış yaptı. Dolayısıyla onunla ayrılmaya Akşener de engel olmadı; tam tersine Akşener’in işine geldi. Hatırlayalım: İYİ Parti’yi kurarken MHP’de Bahçeli’ye karşı 3 tane aday vardı: Koray Aydın, Ümit Özdağ ve Meral Akşener. Bu partiyi onlar kurdular; çünkü birlikte dışlanmışlardı. Fakat bunların içerisinde sadece ve sadece Meral Akşener tüm Türkiye’ye hitap etme potansiyeline sahipti. Koray Aydın, MHP teşkilatlarının bildiği bir isimdi. Ümit Özdağ ise dar bir çevrenin, ülkücü hareketin ya da milliyetçi hareketin okumuş yazmış kesimlerinin bildiği bir isimdi. Dolayısıyla liderlik Meral Akşener’e kaldı. Bu isimlerin parti içerisinde belli güç oluşturmak istediklerini gördük. Meral Akşener de ilginç bir şekilde kendini partiden ayırdı. Artık tabii ki parti içerisinde çok kavgalar, itirazlar falan oluyor; ama Meral Akşener bunlara çok fazla girmedi. Bir parti kampında yaşanan istifası ve sonra yoldan çevrilip tekrar partinin başına dönmesi olayı var. O çok ilginç bir olaydı. Bu olayda hâlâ olayın tarafları ve tanıkları orada neler yaşandığını anlatmadılar. 

Fakat şunu düşünebiliriz: Akşener kadro ilişkileri ile ya da teşkilat üzerindeki kontrolleriyle partide daha fazla güç sahibi olmak isteyen kişilere çok fazla tahammül edemedi — öyle anlaşılıyor. Öte yandan, ona bir tür meydan okumuş olan kişiler, İYİ Parti’nin onsuz bir yere gidemeyeceğini gördükten sonra, onu da ikna ettiler. Dolayısıyla baktığımız zaman, İYİ Parti içerisinde Meral Akşener’e sorun çıkartanlar var — özellikle Kürt meselesi ve HDP söz konusu olduğunda yüksek sesle. En son Ekrem İmamoğlu olayında gördük. Yüksek sesle itiraz edenler var, ama bu itirazlar Akşener’e karşı yapılmıyor. Akşener’in de kendileri gibi düşündüğü îmâsı ile yapılıyor. Hedef ise Millet İttifakı aslında; Millet İttifakı’nın o tam şekillenmemiş hâli. Yani ne deniyor? “Tamam, ittifaksa ittifak, ama HDP olmaz” diye kestirip atmak isteyen birileri var. Meral Akşener bunlara yanaşmıyor. Bu kişiler aynı zamanda İmamoğlu üzerinden CHP’ye de bir tavır almış oluyorlar ya da almak istiyorlar. Meral Akşener buna da yanaşmıyor. Şu dönemde Akşener’e baktığımız zaman, konuştuğumuz çok şey var. Özellikle HDP’yi konuşuyoruz. Yavuz Ağıralioğlu’nu konuşuyoruz. Kısmen Koray Aydın’ı ve Ümit Özdağ’ı konuşuyoruz. Bahçeli’yi konuşuyoruz ve Bahçeli’nin ağızlarını kolaylıkla bozan birtakım kurmaylarını konuşuyoruz. Erdoğan’ı konuşuyoruz, ama esas konuşmamız gereken Kılıçdaroğlu’na baktığımızda, bir süredir. Kemal Kılıçdaroğlu ile Meral Akşener arasında çok ilginç uyum var. Bunu kameralar karşısına çıktıkları zaman da gösterdiklerine şâhidiz. Ama onun ötesinde, bu Millet İttifakı’nı bir şekilde kurmuş durumdalar ve anladığım kadarıyla bozmak istemiyorlar. 

Dolayısıyla şu anda Meral Akşener’e yönelik saldırı olarak gördüğümüz, engelleme çabası olarak gördüğümüz içerideki ve dışarıdaki her faaliyet, aslında bu Millet İttifakı’nın çatısını oluşturan bu iki partinin, bu iki liderin arasını açmaya yönelik çıkışlar esas olarak. Dolayısıyla Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin aşırı haddinden fazla –haddinden fazla dediğim, durup dururken Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP eleştirilerinde son gaz gitmeleri– aslında esas olarak bu ittifakı çatlatmak için. Zira CHP’nin oy oranı zaten aşağı yukarı belli. CHP ile uğraşarak elde edecekleri en fazla ne olabilir? CHP’den oy alacak halleri yok. Fakat bu ittifakı çatırdatmak, Akşener ile Kılıçdaroğlu’nun arasını açmak istiyorlar. Notlarıma bakıyorum: Akşener’in önündeki en büyük sorunlardan birisi, onun Erdoğan’a bir tür payanda ya da cankurtaran simidi olma ihtimali. Erdoğan’ın Akşener’e yönelik daveti, onu “yerli ve milli” olarak tanımlaması bayağı bir hareketlilik yaratmıştı biliyorsunuz. Ve o anda da şu çok söylendi: Akşener ve İYİ Parti Cumhur İttifakı’na gitse bile, İYİ Parti tabanında o tarafa doğru, Cumhur İttifakı’na doğru çok büyük bir kayma olmaz — ben de bunu söyleyenlerden biriyim.

Ben bunda hâlâ ısrarlıyım. Dolayısıyla Meral Akşener’in Erdoğan’a, Erdoğan’ı kurtaracak, Erdoğan iktidarını kurtaracak bir lider olma imajına sahip olması, onun önünü çok ciddi bir şekilde kapatacaktır. Öte yandan şunu da özellikle vurgulamak lâzım: Akşener hiç de çok sert, çok saldırgan bir Erdoğan karşıtlığı da yapmıyor ve bunu bence çok dengeli ve başarılı bir şekilde yürütüyor. Zaten Akşener’in başarısının birçok nedeni var tabii. Önde gelen nedenlerinden birisi bu denge politikası. Kimi zaman, özellikle merkezde siyaset yapmak isteyen kişiler için de partiler için de, belirsizlikler, kesin cevaplara sahip olmamak pekâlâ iyi bir şey olabilir. Akşener’in özellikle HDP konusunda, Erdoğan konusunda, birçok konuda çok ciddi bağlayıcı, kesinkes, asla geri dönüşü mümkün olmayan pozisyonlar almaması bana çok akıllıca geliyor. Yarın öbür gün bütün opsiyonların bir şekilde açık olması, konjonktüre göre siyaset yapma imkânının önünü açıyor. Bunu bir oportünizm olarak görmemek lâzım. Merkez siyaset, esas olarak merkez sağ siyaset zaten hep böyledir. Demirel’in dediği gibi: “Dün dündür, bugün bugündür” olabiliyor. Birçok şey değişebiliyor. Fakat özellikle burada her ne değişirse değişsin, bir şekilde zor durumda kalması durumunda Erdoğan’a el uzatabilecek bir siyasetçi olarak görülme ihtimalinin Akşener’in çok da lehine olacağı kanısında değilim ve o da bunun işaretini çok fazla vermiyor. 

Son olarak önemli bir not düşmek lâzım: Akşener’in yükselişinde DEVA ve Gelecek partilerinin hâlâ tam olarak oturmamış olmalarının da etkisi çok. Özellikle DEVA Partisi’nin kurulduğu andan itibaren bir merkez sağ partisi olacağını düşündük ve mesajlar hep o yönde verildi. Ali Babacan’ın ekonomideki geçmiş sicili, özellikle merkez sağda yer alan kitleler ya da kendilerini merkez sağda gören, merkezde gören kitleler tarafından olumlu olarak algılanıyordu — hâlâ öyle algılanıyor genel olarak. Dolayısıyla orada DEVA’nın merkezde önünün açık olduğu düşünülüyordu. Belki hâlâ açıktır; ama şu süre içerisinde baktığımız zaman, merkezde çok güçlü bir yer tutan bir parti haline gelmedi DEVA. Gelecek Partisi’nin, yani Davutoğlu’nun partisinin merkezde yer alma iddiası vardır belki; ama öyle bir beklentiyi ciddi bir şekilde yarattığı kanısında değilim. Yine de çok ciddi siyaset yapıyorlar. Sürekli siyaset yapıyorlar, gündemle ilgili açıklamalar yapıyorlar; bayağı yetkin kadroları da var. Fakat bütün bunlara rağmen henüz siyaset arenasında özellikle sağ seçmeni kapsayacak alanlarda DEVA’nın ve Gelecek’in yeterince etkili olamamalarının da Meral Akşener’in önünü ciddi bir şekilde açtığı kanısındayım. 

Son bir düşüncemi belirtmek istiyorum. O da şu: Kendi başına bir lider olarak, gerektiğinde partisini bir kenara koyup tek başına bir lider olarak, medyada, sokakta, esnafla görüşürken, halkla görüşürken ya da meclis grup toplantılarında yaptığı konuşmalarda gösterdiği bu performanslarda Akşener’i görüyoruz, ardından partisinin adını zikrediyoruz. Ve bu partinin içerisindeki birtakım eski tip siyaset yapma, özellikle MHP tarzı siyaset yapma alışkanlığına sahip güçlü isimlerin varlığı nedeniyle, bu çok isabetli olabilir. Ama bir yerden sonra artık Akşener’in bir lider olarak, parti olarak iktidara talip olan bir parti olarak ve lider olarak Türkiye’nin sorunlarını kimlerle çözeceğini göstermesi gerekiyor. Birtakım kritik duruşuyla, aldığı pozisyonlar ile ve –altını çok kalın bir şekilde çizmek lâzım– kadın kimliğine ciddi ve samimi bir şekilde sahip çıkarak etkili oldu. Burada MHP’nin kurmaylarının yaptığı en büyük hatalardan birisi Akşener’in kadınlığını bir zayıflık olarak görüp, öyle sanıp oradan birtakım saldırılar, hakaretler ve kampanyalar yapmaya çalıştılar. Bunun çok ciddi bir şekilde geri teptiğini, hem Akşener’in duruşu nedeniyle hem de Türkiye’de artık kadın meselesinin geldiği seviye nedeniyle etkisiz kaldığını, hatta etkisiz kalmasının ötesinde Akşener’in işine yaradığını düşünüyorum. 

Evet. Deminki sözlerime gelecek olursam, Akşener’in artık Türkiye’nin sorunlarını nasıl çözeceğini ve kimlerle çözeceğini de anlatabilmesi gerekiyor. Burada tabii şöyle bir husus var: İttifak meselesi gündeme gelecek — bir seçim söz konusu olduğu zaman. Orada sadece İYİ Parti olarak değil ittifakın tüm bileşenleri olarak bunun cevabını vermesi gerekiyor. Şu hâliyle baktığımız zaman, Türkiye’de çok deneyimli bir siyasetçi, genç yaşta ülkücülük ile başlayıp Doğru Yol Partisi ile devam edip, AKP’nin kuruluş sürecine dâhil olup, MHP’ye çark edip, MHP’de önemli konumlarda olup, sonra İYİ Parti’yi kuran, İYİ Parti’yi kurduktan hemen sonra cumhurbaşkanı adayı olarak hiç de fena oy almayan, Meclis’te grubu olan ve şu anda kamuoyu araştırmalarına göre yükselişte olan bir isim. Yükselişteki bir partinin lideri ve aynı zamanda kendi popülaritesinin de yükselişte olduğunu bildiğimiz bir isim. Şu hâliyle baktığımız zaman, Meral Akşener gerçekten Türkiye’de siyasetin en öne çıkan figürü; ama bunu sürdürebilmek ve sürekli ileriye doğru taşıyabilmek çok zor. Bakalım önümüzdeki süreçte bunu yapabilecek mi? Bu çok kritik yerlerden, kazasız belasız demeyelim, az kazayla geçip atlattı. Kimi durumlarda krizler onun iktidarını artırdı, gücünü artırdı. Kimi durumlarda sallandığı da oldu; ama kolaylıkla toparlayabildi. Bitirirken şunu tekrar söylememe izin verin: Akşener’e bakarken tabii ki Akşener’in kendisine ve İYİ Parti’ye bakıyoruz, ama onun Millet İttifakı içerisindeki konumunun yeterince anlaşılabildiğini sanmıyorum. O sanki Millet İttifakı’na mecburen girmiş, ama her an çıkabilecekmiş gibi algılanıyor — ya da öyle gösterilmek isteniyor. Olayın çok daha farklı olduğu kanısındayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus