Güzel günler geçmişte kaldı: Eskişehirspor’un varoluş mücadelesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Anadolu’nun bağrından çıkarak İstanbul’un büyük kulüplerine kafa tutan, yetiştirdiği sporcuları ülke futboluna armağan eden ve coşkulu taraftarları ile hemen hemen her kesimin sevgisini kazanan Eskişehirspor, 55 yıllık tarihinin en zorlu yıllarını geçiriyor. Sadece altı sene önce Süper Lig’de şampiyonluk yaşamayı hayal eden Eskişehirspor kulübü, günümüzde alt liglerin müdavimi olmanın üzüntüsünü yaşıyor. Kırmızı Şimşekler’in büyük hayal kırıklığı ile devam eden serüvenini Medyascope’tan Kubilayhan Kavrazlı derledi. 

1995-1996 sezonunda Türkiye 1. Futbol Ligi’nde Kayserispor ve Karşıyaka ile birlikte alt ligin yolunu tutan Eskişehirspor, uzun yıllar ait olduğu yere dönmenin mücadelesini verdi. Kırmızı siyahlı ekip, 1996 ile 2001 yıllarını kapsayan süreçte Türkiye 2. Futbol Ligi’nde yer alırken 2000-2001 sezonunda ise günümüzde 1. Lig olarak adlandırılan 2. Futbol Ligi A Kategorisi’ne düştü. Eskişehirspor için çöküş dönemi henüz bitmemişti. 2001-2002 sezonunda bir alt lige daha düşerek 2. Futbol Ligi B Kategorisi’nde mücadele etmek zorunda kalan Eskişehirspor, bu ligde toplam dört sezon geçirdi.

Eskişehirspor, geri döndü

Yaşadığı zorlu senelerin etkisinden kurtulmaya çalışan Eskişehirspor’un makus talihi, 2005-2006 sezonundan itibaren değişmeye başladı. 2005-2006 sezonunda oynadığı play-off maçlarını (lig yükselme) birinci sırada tamamlayan Kırmızı Şimşekler, günümüzde TFF 1. Lig olarak adlandırılan Lig A’da oynamaya hak kazandı. Eskişehirspor’un bu ligde fazla kalmaya niyeti yoktu ve 2007-2008 sezonu sonunda Bosna-Hersek asıllı Türk teknik direktör Nejat Biyediç ile 12 yıldır özlemini çektiği Süper Lig’e geri döndü.

Hayatının son yıllarını kanser hastalığıyla mücadele ederek geçirecek olan Nejat Biyediç’in takımdan ayrılması sonrası dönemin Eskişehirspor Başkanı Halil Ünal, teknik direktörlük görevine Rıza Çalımbay’ı getirdi. Eskişehirspor’un kulüp tesislerinde düzenlenen törende söz alan Rıza Çalımbay, “Hedefimiz Süper Lig’de üst sıraları zorlayacak bir takım oluşturmak. Bunun için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Batuhan Karadeniz

‘’Taraftar ve kulübün potansiyeli çok yüksek’’

Süper Lig’e yeniden merhaba diyecek olan Eskişehirspor, kadrosunu güçlendirmek için yaz transfer döneminde 15 futbolcu ile sözleşme imzalarken altı isim ile de yollarını ayırdı. Vanja Ivesa, Safet Nadareviç, Luka Vucko ve Kruno Lovrek gibi isimleri transfer eden Eskişehirspor, ara transfer döneminde ise El Saka, Batuhan Karadeniz, Engin Baytar ve Emre Özkan’ı renklerine bağladı. Yaşanan bu oyuncu sirkülasyonun etkisi, Rıza Çalımbay’ın düzenli bir kadro kurmasının önüne geçti. Ligi 11. sırada tamamlayan Eskişehirspor, 34 hafta boyunca 10 galibiyet ve 10 beraberlik ile 40 puan toplayabildi. ‘’Taraftar ve kulübün potansiyeli çok yüksek. Eskişehirspor’da başarıya ve hedeflerime ulaşacağıma inanıyorum’’ açıklaması ile takıma katılan 18 yaşındaki Batuhan Karadeniz, Kırmızı Şimşekler adına sezonun en dikkat çeken performanslarından birine imza attı. 2008-2009 sezonunda 15 maçta forma giyen genç yetenek, takımına sekiz gollük katkı sağladı.

Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, 2009-2010 sezonu ile birlikte kulübün hedeflerini büyüttü. Ümit Karan, Volkan Yaman, Sezer Öztürk ve Jaycee Okwunwanne gibi tecrübeli isimleri kadrosunda bulunduran Eskişehirspor, Veysel Sarı, Alper Potuk, Sezer Öztürk, Erkan Zengin ve Burak Yılmaz gibi genç yeteneklere de kendilerini Türk futboluna tanıtma şansı verdi. Kırmızı-siyahlı ekip, 2009-2010 sezonunda Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un yanı sıra ligi şampiyon tamamlayan Bursaspor’u da mağlup etmeyi başardı. Öte yandan Eskişehirspor, ligi yedinci sırada tamamladı. Kırmızı-siyahlılar, 2010-2011 sezonuna da Rıza Çalımbay ile başladı fakat ilk yedi haftada galibiyet alınamamasının ardından göreve Bülent Uygun getirildi. Çıktığı ilk maçta İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u 1-0 mağlup eden Bülent Uygun’un öğrencileri, ligdeki ilk üç puanını almış oldu. Eskişehirspor, bu sezonu yedinci sırada tamamlamasına rağmen geleceğinin temellerini ise atmayı başardı.

Michael Skibbe

“Üç aylık maaşımı bile alamadım’’

2011-2012 sezonu, hem Süper Lig’e hem de Eskişehirspor’a yenilikler getirdi. Yaz transfer döneminde Borussia Dortmund efsanesi Dede’yi kadrosuna katan Eskişehirspor, gelecek yıllarında başına çok dertler açacak Kris Boyd’u da bu dönemde transfer etti. Kırmızı Şimşekler, lige ise Galatasaray’ın eski teknik direktörü Michael Skibbe yönetiminde başladı. Sezonun ilk devresini dördüncü sırada tamamlamasına rağmen Eskişehirspor’da Skibbe krizi patlak verdi. Hiç beklenmedik bir anda sözleşmesini fesheden Skibbe, o dönem aldığı kararı Almanya’nın Kicker dergisine verdiği bir röportajda şöyle açıkladı: ‘’Üç aylık maaşımı bile alamadım. Buna rağmen Eskişehirspor’dan çok memnundum ve orada güzel bir dönem geçirdim. Ancak ben gerçekçiyim. İlk yarıda yakaladığımız dereceyi, ikinci yarıda geçmemiz çok zordu. Çünkü Eskişehirspor’da daha fazla gelişme potansiyeli yoktu”. Skibbe’nin ayrılması ile sarsılan Eskişehirspor, ligin 17. haftasına girilirken teknik direktörlük görevine Ersun Yanal’ı getirdi. Ersun Yanal, Eskişehirspor’da oldukça başarılı bir dönem geçirdi ve play-off statüsünde oynanan sezonu Avrupa Ligi bileti alarak tamamladı. Bu sezon içerisinde Ziraat Türkiye Kupası’nda yarı finale çıkan kırmızı-siyahlılar, Bursaspor’a 3-0 mağlup olarak elendi.

Alper Potuk ve Andre Ayew

Kırmızı-siyahlıların Avrupa macerası

Eskişehirspor taraftarının özlemini çektiği Avrupa Ligi hayali, 2012-2013 sezonunda gerçeğe dönüştü. 19 Temmuz 2012 tarihinde İskoçya Ligi ekiplerinden St. Johnstone karşısında Avrupa’ya yeniden “Merhaba” diyen Eskişehirspor, mücadeleyi Alper Potuk ve Frazer Wright’in (Kendi kalesine) golleri ile 2-0 kazandı. Oynanan rövanş maçında ise 1-1’lik skor ile evine dönen Eskişehirspor, Avrupa Ligi üçüncü eleme turunda Marsilya ile eşleşti. Fransa’nın köklü kulüplerinden Marsilya ile evinde 1-1 berabere kalan kırmızı-siyahlılar, ikinci maçta rakibine 3-0’lık skor ile boyun eğdi ve turnuvaya veda etti. Öte yandan Eskişehirspor, Süper Lig’i sekizinci sırada tamamlarken aynı zamanda da Ziraat Türkiye Kupası’nda bir kez daha yarı finale yükseldi. Kırmızı Şimşekler, yarı finalde penaltı atışları sonucunda Fenerbahçe’ye boyun eğdi. Eskişehirspor’un genç yıldızlarından Alper Potuk ise sezonun sona ermesi ile birlikte Fenerbahçe’ye 7 milyon 250 bin euro’ya transfer oldu.

Kaybedilen Türkiye Kupası finali geleceği kararttı

Eskişehirspor Kulübü, 2013-2014 sezonu ile birlikte şampiyonluk mücadelesi vermek ve küçük bir ihtimal bile olsa şampiyon olmayı istedi. Başkanlık görevine yeni gelen Mesut Hoşcan, teknik direktörlük görevine 2009-2010 sezonunda Bursaspor’u şampiyon yapmayı başaran Ertuğrul Sağlam’ı getirdi. Ertuğrul Sağlam’ın Eskişehirspor’u, ligi 12. sırada tamamlayarak beklentileri karşılayamadı fakat Ziraat Türkiye Kupası’nda finale yükselmeyi başardı. Galatasaray’a karşı oynanacak final mücadelesi ile Halil Ünal ve Mesut Hoşcan döneminde yapılan yatırımların karşılığı alınabilirdi. Büyük umutlar ile başlayan final maçı, Galatasaray’ın Hollandalı yıldızı Wesley Sneijder’in golü ile tamamlandı ve Eskişehirspor, arzuladığı kupayı bir kez daha kazanamadı.

Eskişehirspor, küme düştü

Türkiye Kupası’nın kaybedilmesi ile sarsılan Eskişehirspor, yeni sezon öncesinde takımın yıldız isimlerinden Erkan Zengin’i 4,5 milyon euro karşılığında Trabzonspor’a sattı. 2014-2015 sezonunda hedef küçülten kırmızı-siyahlılar, Süper Lig’i 11. sırada tamamladı. 2015-2016 sezonu ise Eskişehirspor için yıkım oldu. Tarık Çamdal’ı lig başlamadan Galatasaray’a 4 milyon 750 bin euro bonservis bedeli ile gönderen kırmızı-siyahlılar, sezon boyunca Michael Skibbe, İsmail Kartal ve Samet Aybaba olmak üzere üç farklı teknik direktör ile çalıştı. Yönetim, bu sezonda 26 transfer gerçekleştirerek inanılmaz bir oyuncu sirkülasyonuna imza attı. Yapılan transferlerin tek amacı kulübü ligde tutmayı başarmak oldu. Bu düşünce ise gerçekleşmedi. Önceki transfer dönemlerinde kasasına büyük paralar koyan Eskişehirspor, kimi zaman oyuncularına ödeme bile yapamaz duruma geldi. Çoğu futbolcu, ödemelerin yapılmamasını gerekçe göstererek kulüp ile olan sözleşmesini feshetti. Eskişehirspor’un son birkaç yılında hissedilen sorunlar, 2015-2016 sezonu sonunda küme düşerek zirve yaptı.

Yeni stadyumuna alt ligde kavuşmak zorunda kalan Eskişehirspor, beş sezondur TFF 1. Lig mücadele ediyor. Kırmızı-siyahlılar, 2020-2021 sezonu ile birlikte ise büyük bir sürprize imza atamazsa TFF 2. Ligi’nin yolunu tutacak. 2008 yılında büyük ümitler ile başlayan fakat günümüzde hayal kırıklıkları ile devam eden sürecin detaylarını, Eskişehirspor’u yakından takip eden gazeteciler Aytaç Ersoy, Arif Anbar ve Sedat Aydoğan, Medyascope’tan Kubilayhan Kavrazlı’ya değerlendirdi.

Mesut Hoşcan ve Halil Ünal

‘’Bölünmüşlüğün sonucunda düştük’’

Eskişehir Sonhaber Gazetesi muhabiri Aytaç Ersoy, Eskişehirspor’un bu günlere gelmesinin uzun bir sürecin eseri olduğunu düşünüyor ve yaşanılan süreci şöyle değerlendiriyor: ”Bu günlerin kökleri, yedi-sekiz yıllık dönemi kapsıyor. Halil Ünal’ın başkanlık döneminin sonları (2012-13) eleştirilerin başladığı döneme denk geliyor. Yönetimsel harcamaların sorgulandığı bu günlerde daha önce Halil Ünal’ın yönetiminde yer alan ancak fikir ayrılıkları nedeni ile istifa eden Mesut Hoşcan’ın liste çalışmaları Eskişehirspor tarihinde yeni bir sayfa açtı. İlk kez bir genel kurulda çift liste yarıştı. Kulübün eski başkanlarından Ali Çelikoğlu o günler için ‘Haziran 2013’teki Halil Ünal ve Mesut Hoşcan’ın yarıştığı kongre, kulübü ikiye böldü. Herkes o’cu, bu’cu, şu’cu oldu. Bölünmüşlüğün sonucunda düştük’ diyerek bir başkan gözü ile durumu özetledi. Bu kısır çatışma şehrin dinamiklerinin kulüpten uzaklaşmasına yol açarken Eskişehirspor, şehrin önemli bir sorunu haline geldi. Çift listelerin yarıştığı günlerden, salondan aday çıkmayan günlere geçiş keskin oldu. Ertelenen genel kurullar, yardım kampanyaları, azalmak bilmeyen borçlar kulübü sürekli yıpratır hale geldi. Önlenemeyen sportif başarısızlık işin bir başka büyük boyutuydu.”

‘’Fırsatlar değerlendirilemedi’’

Cumhuriyet Gazetesi Eskişehir Temsilcisi Arif Anbar, Eskişehirspor’da yaşanılanları şu cümleler ile anlattı: ”Öyle beylik laflar kullanmaya, özellikle bu konuda lafı uzatmaya lüzum yok. Eskişehirspor, tarihi boyunca yükselişler de yaşadı, düşüşleri de gördü. Ancak uzak geçmişte, bu yükseliş ve düşüşlerde art niyet aranmadı. Çünkü yoktu. Ancak özellikle Nebi Hatipoğlu döneminden sonra Eskişehirspor öylesine kullanıldı ki… ‘Kullanıldı’ diyerek şunu kastediyorum: Bu kulüp üzerinden siyasi rant bekleyen mi dersiniz, ekonomik rant koşturan mı dersiniz, marka çalışması yapıp ismini duyurmaya çalışan mı dersiniz, dağılan itibarını oturduğu koltuk ile düzeltmeye çalışan mı dersiniz…  Elbette son dönemdeki her yönetim kötüdür diyemeyiz. Mesela Sinan Özeçoğlu, bu kulübe hem maddi hem de manevi büyük katkılar sundu ancak bazı aklı evveller yüzünden isyan edip başkanlığı bıraktı. Sonrasında Eskişehir’de on binlerce insanın katıldığı ‘Çare Sinan Özeçoğlu’ kampanyası yapılsa da, Özeçoğlu kesin bir dil ile geri dönmeyeceğini beyan etti. Bir diğer isim de Kaan Ay’dı. Çok kısa süre durdu, hatırı sayılır temaslar kurdu ve iyi de kaynak yarattı ancak Eskişehirspor’un üzerinden geçinen rantçıların ‘sosyal medyada sinkaflı linçe dayanan’ baskısı karşısında görevi bıraktı. Sinan Özeçoğlu ve Kaan Ay, son dönemde Eskişehirspor’un kurtuluşu için şanstı ancak bu fırsat göz göre kaçtı.”

Mesut Hoşcan ve Samet Aybaba

‘’Futbolcular ile siyah-kırmızılı kulüp, FIFA’lık oldu

Bazı Eskişehirspor taraftarları, yaşanılan kötü günlerin sebebini eski başkan Mesut Hoşcan ve onun kurduğu “Önce Güven” ekibine bağlıyor. Taraftarın bu tepkisini değerlendiren Aytaç Ersoy, 2015-2016 sezonunun özellikle altını çizdi: ”Tepkinin en büyük nedenlerinden biri hiç kuşkusuz kulübün Süper Lig’den göz göre göre düşmesi. 2015-16 sezonunda teknik direktör tercihleri, yanlış transfer politikası, basın toplantılarında sürekli tepki toplayan açıklamalar (eleştiren taraftara ve medya kuruluşlarına serzenişler) ve sportif başarısızlık nedeniyle kulüp, Önce Güven ekibine tepki gösterdi. 2015-16 sezonunun devre arasında Samet Aybaba döneminde yapılan 13 transfer de kulübü mali konularda diz çöktürdü. O gün kadroya dahil edilen hemen hemen tüm yabancı futbolcular ile siyah-kırmızılı kulüp, FIFA’lık oldu.”

‘’Eskişehirspor’un bu hale gelmesine bütünsel bir gözle bakılmalı’’

Arif Anbar ise Mesut Hoşcan döneminin diğer dönemler ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor: ‘’Mesut Hoşçan dönemindeki ekonomi yönetiminin, bugün yaşanan buhranın temelini oluşturduğunu düşünenler var. Bu noktada Mesut Hoşcan, bir diğer ifadeyle Önce Güven ekibine inanılmaz bir tepkinin olduğu pek doğru değil. Evet bir tepki var ancak bugün yaşanan sorun, tam olarak Hoşcan’a bağlanmamalıdır. Bu tavır, sorunun üzerini kapatmaktan ve tartışılmasını önlemekten başka bir işe yaramaz. Eskişehirspor’un bu hale gelmesine bütünsel bir gözle bakılmalı. Hangi dönemde, hangi transferler yapıldı? Transferlere kaç para harcandı? 10 dakika bile forma giymeyen futbolculara niçin milyonlar verildi? Bu ve benzeri sorular yanıtlanmadan kimin daha suçlu, kimin masum olduğu ortaya konulamaz. Öte yandan Türkiye’deki spor kulüplerinin çoğunda belli dönemlerde şaibeler olduğu yüksek ses ile dillendiriliyor. Bunun temel nedeni bağımsız denetçiler tarafından kulüplerin denetlenmesine ön ayak olunmamasıdır. Bunlara ek olarak çoğu kulübün dernek statüsünde olması ve şirketleşememesi de bahsi geçen şaibeleri tetikleyen nedenlerdendir.’’

Mustafa Akgören

‘’Mustafa Akgören, kulübün dengelerini bilen biri’’

Son olarak Eskişehirspor’un günümüzdeki başkanı Mustafa Akgören ve kulübün geleceği hakkında konuşan Aytaç Ersoy, sportif başarısızlığın yapılan önemli işlerin önüne geçtiğini şu cümleler ile ifade etti: ”Eskişehirspor’da bugün başkanlık koltuğunda oturan Mustafa Akgören ve ekibinin büyük bir çoğunluğu tribünlerden geldi. Mustafa Akgören tribün liderliği yapmış ve kulübün dengelerini bilen biri. Bir buçuk yıllık dönemi geride bırakıyor. Karanlık mali tablo, FIFA’daki borç yükü ve sportif başarısızlık devam ediyor. Çareler üretmeye çalışan Akgören ve yönetimi sportif başarısızlığa ise dur diyemedi. Geçen sezon küme düşen, salgın nedeniyle düşmenin iptal olması ile tekrar 1. Lig’de mücadele eden takım, bu sene tekrar küme düşüyor. Şehrin eleştirisi bunun önüne geçilememesi noktasında birleşiyor. Dönemlerinde iki kez küme düşen bir yönetimden bahsediyoruz. Bu onlar için de hiç kolay bir durum değil. İnanılmaz noktalara varan sportif başarısızlık, iyi niyetle yapılan projeleri de ne yazık ki gölgeliyor. Kulüp, 15 yıl aradan sonra ilk kez 2. Lig’de mücadele etmeye hazırlanıyor. Transfer yasağı ve borç yükü ile bir alt ligde kulübün varolup olamayacağı şehirdeki en büyük endişe. Gelecek ile ilgili belirsizliğin tavan olduğu şu günlerde fidan, sanal para gibi projeler yönetimin en büyük umudu. Cemali Sertel, Bilal Ceylan gibi altyapıdan yetişen futbolculardan elde edilecek gelir de bir başka umut kapısı. ‘Eskişehirspor’un kuruluşunda olmasak da kurtuluşunda olacağız’ diyen Mustafa Akgören ve yönetimi, bunu başarabileceklerine inanıyor. Şehir ve camia ise alternatifin olmadığı, kimsenin sahip çıkmadığı ve sessizliğin kulakları sağır eden sesi arasında Eskişehirspor’u uzaktan izliyor.”

‘’Eskişehirspor, Akgören döneminde iki kere küme düştü’’

Gazeteci Arif Anbar, tıpkı meslektaşı Aytaç Ersoy gibi Mustafa Akgören yönetimindeki sportif başarısızlığı eleştirdi: ”Şu ana kadar Mustafa Akgören, büyük hizmetler yapamadı. Belli dönemlerde belli sözler verdi ancak hiçbirini tutamadı. Kulübün hali ortada. Küme düştük. Hatta bakın, şöyle bir gerçek var: Eskişehirspor, Akgören döneminde iki kere küme düştü. Evet, iki kere. Nasıl mı? Geçen sezon kulüp düştüğünde salgın koşulları nedeni ile düşme kaldırıldı. O dönem başkan, Mustafa Akgören’di. Şimdi yeni sezondayız ve daha işin başında havlu atmış, düşeceğimizi söylemiştik. Ve yine düştük. Akgören, bu noktada kulübü ligde tutabileceğinin sözünü dahi vermedi. Kaynak yarattığı söylenemez. Bu koşullarda, ‘Mustafa Akgören ne yapsın?’ diye sorulabilir. Evet, şartlar zor fakat hiç olmazsa takımı ligde tutmak için gayret gösterebilirdi. Şanlı Eskişehirspor, kısmi zamanlı personel çalıştırdığı ve kısa zamanlı çalışma ödeneğinden faydalandığı iddia edilen bir kulüp haline geldi. Ancak şahsi kanaatim, Anadolu efsanesi olan Eskişehirspor’un, zor, uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından düzlüğe çıkacağıdır. Çünkü hep böyle olmuştur. O nedenle Eskişehirspor taraftarının başı öne eğilmesin, biraz sabır ve iyi yönetici tercihleri kulübü düzlüğe çıkarmaya yetecektir.”

Alper Potuk

‘’7-8 milyon euro karşılığında kulüp, borcunu sıfırlayacak’’

Eskişehirspor’un yaşadığı sportif başarısızlıklarının yanı sıra kırmızı-siyahlı ekibin, büyük kulüplere sattığı oyunculardan elde ettiği gelirleri doğru kullanamadığı görülüyor. Yaşanan bu durumun sebeplerini İstikbal Gazetesi’nden gazeteci Sedat Aydoğan, tüm detayları ile açıkladı: ”Eskişehirspor, Süper Lig’de bulunduğu yıllarda daha çok sattığı oyuncular ile anıldı. Beş yılda 20 milyon euroya yakın gelir elde etti. Sadece Alper Potuk transferinden kulübün kasasına giren para 7,5 milyon euro oldu. Bugünkü kur üzerinden hesapladığımızda 67-68 milyon liralık gelirden söz ediyoruz. Kulübün bugünkü borcu her ne kadar 180-190 milyon liraya yakın olarak açıklansa da oyuncu, teknik adam ve menajerlere olan tüm borçlar 70 milyon liralık bir kaynak ile kapatılabilecek. Hatta 7-8 milyon liranın transfer tahtasının açılmasına yetecek bir meblağ olduğu da ifade ediliyor. 7-8 milyon euro karşılığında kulüp, neredeyse borcunu sıfırlayacak.  Sadece Alper transferinin kulübün tüm borçlarını ödeyecek miktarda olmasına rağmen ne oldu da bugünkü kur ile 180 milyon liralık gelir elde eden kulüp, bir o kadar da borç batağına saplandı? Herkesin düğümlendiği asıl yer burası. Bu sorunun yanıtını vermek için kulübün küme düştüğü yıldan birkaç sezon öncesine gitmek gerekli. Öncelikle Türk futbolunun yaşadığı olumsuz tabloyu da ilave etmeden geçemeyeceğim. Menajer sistemine dayalı transfer politikalarının kulüplere ne denli ağır ekonomik yükler getirdiğini artık anlıyoruz. Menajerler aracılığı ile getirilen ve sadece birkaç dakikalık videolardan izlenerek alınan oyunculara ödenen rakamların kulüpleri kaosa sürüklediği ortada. Bu sisteme doğal olarak Eskişehirspor da paçasını kaptırdı. Ancak Süper Lig’e çıkılan ilk yılda alınan oyuncuların takıma iyi adapte olması, Eskişehirspor’un bir marka değeri taşıması ve kulübün her türlü olumsuz tablo karşısında refleks gösterme yeteneğinin bulunması gibi nedenler takımın ligde kalmasını sağladı. Birkaç yıl içerisinde alınan oyuncuların takıma daha çok katkı sunması ile Eskişehirspor, yıllar sonra Avrupa Kupası’nda bile boy gösterdi. Marsilya ile oynanan Avrupa Kupası maçı kadrosunda Alper Potuk da vardı. Yani Eskişehirspor o yıla kadar henüz oyuncu satışlarından gelir elde edememiş ancak TFF’nin sunduğu bütçe ile kazanını kaynatabiliyordu. Bu durum daha çok borçlanma anlamına gelse de ortaya çıkarılan kadronun değeri, kulübün borçlarının çok ama çok üzerindeydi. Kulübün borçları, kontrol edilebilir durumdaydı. Ancak ne olduysa, kulüp yeniden Avrupa kupalarının kapısını zorladığı dönemde yönetim kurulunun değişmesi ya da değiştirilmesi ile oldu. Kulübün borç yükü altında olduğu gerekçesi ile yapılan kongrenin ardından gelişen süreçte kadro yapısı tepetaklak oldu. Eski başkan döneminde alınan oyunculara düşman gözüyle bakıldı. Pek çok oyuncu, ödenmesi gereken borçlara rağmen yollandı. Üzerine yeni alınan oyuncuların borç yükü de eklenince Eskişehirspor’un borçları bir anda yumak halini aldı. Bunun yanı sıra kurulan kadronun sahadaki yetersizliği eklenince işler iyice sarpa sardı. Öylesine bir hengâme ortaya çıktı ki ne kulüp ne tribünler ne de şehrin ileri gelenleri bu çöküşe engel olamadı. Artık Eskişehirspor’un borçlarını satılan oyunculardan gelen paralar bile kapatamadı. İkinci lige düşülmesi ile Süper Lig gelirleri tamamen yok oldu ve kulüp bataklığa dönen ekonomisi ile ikinci ligde yaşam mücadelesine bırakıldı. Eski başkanların ve yöneticilerin bu süreçte yeniden kulübü ayağa kaldırma girişimleri de Göztepe ile oynanan play-off maçında penaltılara takılınca kulübün gideceği yerin ikinci lig olduğu ortaya çıktı. Eskişehirspor, Süper Lig’den düştüğü sezon öncesindeki son birkaç yılında ne yaşadıysa yaşadı. O yıllardaki başarısız yönetim tarzı, bu kötü günleri hazırladı.”

‘’Kulübün, ortalama bir oyuncunun bonservis ücreti kadar borcu kaldı’’

Gelecek adına umutlu konuşan Sedat Aydoğan, yönetimin yapması gerektiği hamlelere de konuşması sırasında yer verdi: ”Bugünkü Eskişehirspor yönetimi, kimsenin kulübü yönetme niyetinde olmadığı bir zamanda sorumluluk üstlendi. Mustafa Akgören ve arkadaşlarının göreve getirildiği genel kurul, belki de Eskişehirspor’un tarihinde en yalnız kaldığı kongreydi. ‘Bu borçlar ödenmez’ diyen herkesin kulüpten kaçtığı günlerde Akgören ve arkadaşları tribünden gelerek cenazeye el koydu. ‘Her sene düşeriz ama kulübü kimseye muhtaç etmeyiz’ düsturu ile göreve geldiler. Elbette ellerinde sihirli değnek olmadığı için borçlar karşısında yetersiz kalacaklardı. Yapılacak olan tek iş, kulübün yaşatılması için mücadele etmekti. Yönetim, bu mücadeleyi gençler ile yaptı. Öylesine bir performans çıktı ki ortaya ülkedeki pek çok futbolsever, takımın gençlerini görmek için Eskişehirspor maçlarını izler hale geldi. Henüz ilk yıldan birkaç oyuncu yurtiçi ve yurtdışında bulunan kulüplere transfer olunca, (Bu oyuncular, kendilerine ödenemeyen paralar yüzünden bedelsiz ayrıldılar) ‘Alt yapı ile kulübü geleceğe taşırız’ formülünü ortaya çıkardılar. Şehir halkından da destek gören bu fikrin ise sadece bir sezonu kurtarabileceği ortaya çıktı. Koronavirüs salgını nedeni ile küme düşmenin kaldırılması ve yeniden TFF 1. Lig’de mücadele edilecek olması gençler ile bu işlerin gitmeyeceği gerçeğini, bir şehrin gözü önüne koydu. Ancak geçen bu iki sezonluk süre, Mustafa Akgören ve arkadaşlarına inanılmaz bir zaman verdi. Kulübün bir şekilde temin edilen gelirleri, bu süreç içerisinde sürekli borçların eritilmesi yönünde kullanıldı. Gelinen noktada yönetim, kulübün ortalama bir oyuncunun bonservis ücreti kadar borcunun kaldığını gördü. Dahası, sponsorlar ve diğer gelirler ile kulübün transfer tahtasının da açılabileceğini anladı. Bu yüzden yeni sezonda ikinci ligde mücadele edilecek olsa da yönetim, yeni hedefini gençler ile ilerlemekten vazgeçip transfer tahtasını açmak üzerine kurdu. Beklentim transfer tahtasının önümüzdeki sezon öncesinde açılacağı ve ikinci ligde sadece bir sezon oynayarak yeniden birinci lige çıkılacağı yönünde. Yönetimin de şu anda yaptığı tek hazırlık bu yönde. Başarılı olacaklarını sanıyorum. Çünkü geçmiş yönetimlerin aksine bir güven sorunu da yaşamıyorlar. Yönetim, gelir kaynaklarına ulaşmalı ve transfer tahtasını açarak kulübü yeniden şampiyonluğa ulaştırmayı başarmalıdır.”

Murat Diri

Kulübüne bağlılığı üst seviyede olan Eskişehirspor taraftarları, yaşadıkları hayal kırıklıklarına rağmen takımlarını her koşulda desteklemeye devam ediyor. Bu desteğin en büyük pay sahiplerinden birisi olan Eskişehirspor Taraftarlar Birliği Başkanı Murat Diri, Medyascope‘tan Kubilayhan Kavrazlı‘nın sorularını yanıtladı.

Kötü geçen senelerin sorumlularını, kim veya kimler olarak görüyorsunuz?

‘Eskişehirsporumuz’un, bu derece kötü gitmesinin en büyük sorumlusu Mesut Hoşcan ve ‘Önce Güven’ ekibidir. Kulübümüz, Avrupa kupalarında mücadele ederken koltukların üzerinde ‘İstifa’ diye ortalığı karıştıran bu zihniyettir. O yıllarda kulübümüz, kurulduğu günlerde olduğu gibi İstanbul dükalığına başkaldırıyordu. Buna ek olarak Eskişehirspor, Avrupa kupalarında mücadele ediyor ve Türkiye Kupası’nda finaller oynuyordu. Kulübümüz, ligde ise her takımın korkulu rüyasıydı. Kadromuzda dünya yıldızı isimler vardı. Ancak Önce Güven ekibi bu gidişatı kıskanarak kendilerinin de yapabileceğini düşündü ve kongrede çoğunluğu sağlayıp liste çıkardı. O yıllarda Önce Güven ekibinin en büyük destekçisi mevcut başkanımız Mustafa Akgören’di. Kendisi, Mesut Hoşcan’ı desteklemeseydi bu isim asla seçim kazanamazdı. Nitekim Mustafa Akgören de Mesut Hoşcan’ın gerçek yüzünü kongreden hemen sonra gördü ama artık iş işten geçmişti. Keşke o dönem birisi başkan olacaksa Mustafa Akgören olsaydı. Maalesef Mesut Hoşcan, bu kulübün gelmiş geçmiş en büyük düşmanıdır. Kulübü soyup soğana çevirdi ve kulübün kapanması için her türlü kötülüğü yaptı. Bizimle beraber küme düşen çoğu takım ya kapandı ya da amatörde mücadele ediyor. Ancak bizler yılmadan, kulübümüzü ayakta tutmaya çalışıyoruz. Mesut Hoşcan, bu kadar kötülüğü yetmezmiş gibi şimdi de ‘Nasıl hala kapanmazsınız?’ dercesine kulübümüzü icraya verdi ve hala bu kişiye kötü birisi değil diyenler var. Kısacası Eskişehirspor’un bu günlere gelme sebebi Mesut Hoşcan’ın başında olduğu Önce Güven ekibidir.”

Eskişehirspor’un kötü durumu karşısında taraftar grubu “Nefer” olarak neler hissediyorsunuz?

“Nefer tribünü olarak bu kötü günlere yelken açarken Mesut Hoşcan’ın karşısında durduk. Yıllarca tribünlerde hırsızlığa, ranta, uyuşturucuya, tecavüze karşı mücadele edip dik duruş göstermemize rağmen o dönem Mesut Hoşcan’a karşı olduğumuz için bizi Halil Ünal’ı isteyenler olarak gördüler. Kendileri hep birinin adamı olan bu zihniyetin, bizler gibi Eskişehirsporlu olmalarını beklemek zordu. Eskişehirspor menfaatleri doğrultusunda hareket edemediler. Bizi hain ilan edenler, sinek ikili gibi işe yaramaz olduklarını takım düşerken ve düştükten sonra gösterdiler. Eskişehirspor, küme düşerken direniş başlattık. O sezon henüz ligin altıncı haftasında tüm spor yorumcuları tarafından, aynı bu sezon olduğu gibi, düştü diye anılan kulübümüzü öyle bir destekledik ki umutlarımızı son haftaya kadar taşıdık. Mesut Hoşcan, eğer biraz düzgün kadro kursaydı veya elimizdeki kadroyu korusaydı biz asla bu durumlara düşmezdik. Düştüğümüz sezon veya bir sonraki sezon küme düşen takımların hepsi ya yok oldu ya da nerede mücadele ettiklerini bilen yok. Ancak Eskişehirspor, hepsinden daha kötü şekilde küme düştü. Tüm gelirler temlikli, yüzlerce futbol ailesine borç, UEFA ve FIFA’da bulunan dosyalar, puan silmeler, küme düşme cezaları, transfer yasakları, icralar gibi birçok sıkıntı olmasına rağmen kulübümüzü çok iyi şekilde kenetledik ve tüm dünyada eşi benzeri olmayan bir direniş mücadelesi başlattık. Hala direniyoruz. Endüstriyel futbolun karşısında bu kadar sıkıntıya rağmen ayakta kalmaya çalışıyoruz. Kulübümüz hala ayaktaysa büyük taraftarları ve bu taraftarların uzun yıllardır sesi olan Nefer sayesindedir. Mücadelemiz devam edecek ve düştüğümüz ikinci ligden daha da kenetlenerek çıkacağız.”

Eskişehirspor’un geleceği adına umutlu musunuz?

’Kurulduğumuz ilk günden bu yana köklerini tarihinden alarak vazgeçmeyen ve teslim olmayan bir yapımız var. Bir kulüp düşünün, kimsenin kafa tutamadığı İstanbul oligarşisine başkaldırsın, Anadolu ihtilalini başlatsın ve İstanbul dükalığının tahtını sallasın. Sonuna kadar hak ettiği şampiyonluklar, kupalar elinden çalınsın… Düşünsenize o kulübün taraftarı hiç susar mı, vazgeçer mi? Hele hele kendilerine Anadolu Yıldızı payesi verilmiş ise, onlara Kırmızı Şimşekler denmiş ise? Tribün kültürünün öncüleri olmuşlarsa, ülkelerine tribün konusunda katacakları daha çok değer varsa? Söyleyin vazgeçebilirler mi? Bizler geçmişimizden aldığımız bu güçle başımız dimdik bir şekilde ligin son sırasındayız. Ligin en dibindeyiz ama tarih vazgeçmeyenleri ve teslim olmayanları yazar. Yaşamın, direnişin bir parçası olduğunu bilen bizler, düştüğümüz yerden tekrar ve daha gür sesle yükseleceğiz. Yeniden kenetlenerek yıllardır verdiğimiz bu direnişi taçlandıracağız. Bu haftalarda bir fidan kampanyamız da olacak. Bu kampanyaya tüm spor paydaşlarının desteklerini bekliyoruz. Yanıp kül olmuş bir ormanda yeniden yeşerecek ve yeniden doğacağız. Anadolu Yıldızı’nın sönmemesi ve Türk futbolundaki yerini yeniden alabilmesi için bu kampanya çok önemli. Çünkü yaşamak, direnmektir ve bizler bu ülkedeki insanların bizim bu direnişimize omuz vereceğine inanıyoruz. Eskişehirspor olmazsa Türk futbolu eksik kalır. Ne mutlu tarihin altın sayfalarına adlarını yazdırabilenlere.’’

Medyascope olarak haberimizde ismi geçen başkan ve yöneticilere ulaşmaya çalıştık fakat kendilerinden herhangi bir geri dönüş alamadık. Röportaj yaptığımız kişilerin söylemlerine cevap vermek isteyen isimler, Medyascope’a ulaşabilir.

Ediz Bahtiyaroğlu

Ülkemizin güzide kulüplerinden Eskişehirspor’un yaşadığı dönemleri kaleme alırken henüz 26 yaşında aramızdan ayrılan Ediz Bahtiyaroğlu’nu anmadan geçemeyiz. 5 Eylül 2012 tarihinde evinde geçirdiği kalp krizi sebebi ile hayatını kaybeden Eskişehirspor futbolcusu Ediz Bahtiyaroğlu’na rahmet, sevenlerine ve spor paydaşlarına da yeniden başsağlığı diliyoruz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus