Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri, üniversiteye iki yeni fakülte kurulması kararının iptali için Danıştay’a başvurdu – Prof. Dr. Yaman Barlas: “Sadece üniversitenin değil, kamunun da zararına”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Boğaziçi Üniversitesi’nde atanan rektör Prof. Dr. Melih Bulu’ya karşı eylemler sürüyor. Öğretim üyeleri rektör ataması kararının iptali için açtıkları davanın ardından, üniversiteye iki yeni fakülte kurulmasına dair Cumhurbaşkanlığı kararını da Danıştay’a taşıdı. Sürece ilişkin Medyascope’a konuşan Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yaman Barlas, iki yeni fakülte açılması kararının “sadece üniversitenin değil, kamunun da zararına olacağını” söyledi.

Boğaziçi Üniversitesi’ne 5 Şubat tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile hukuk ve iletişim fakülteleri kurulmasına karar verilmiş, ardından rektör Prof. Dr. Melih Bulu tarafından hukuk fakültesi dekanlığına Prof. Dr. Selami Kuran atanmıştı. Atanan rektör Bulu’ya karşı üniversitede eylemler sürerken iki yeni fakülte haberi, üniversitenin öğretim üyeleri ve Bulu’nun istifasını talep eden öğrenciler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Üniversitenin öğretim üyeleri, 26 Şubat’ta Bulu’nun atanması kararının iptali talebiyle Danıştay’a açtıkları davanın ardından, iki yeni fakülte açılması kararının iptali için 22 Mart’ta bir dava daha açtı. Öğretim üyeleri, davaya ilişkin yaptıkları açıklamada, üniversite bünyesinde hukuk ve iletişim fakülteleri kurulması kararına ilişkin “Anayasal ilke ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, hukuka aykırı, hatta yasal olarak kendi içinde çelişkili bir karar” dedi.

Medyascope’a konuşan Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Barlas, davayı açmalarının sebeplerini anlattı. 

“Bu dava aslında daha önceki, rektör atamasının iptali için açtığımız davanın bir devamı gibi. Burada da benzer hukuksuzluklar var” diyen Barlas, iki yeni fakülte açılması kararının Yükseköğretim Kanunu’nda belirtilen prosedürlere aykırı olduğunu söyledi. Bu kararlar alınırken yasal süreçlere uyulmadığını dile getiren Barlas, fakülteyi açmanın uzun bir süreç olduğunu, konunun önce üniversite içinde, daha sonra YÖK tarafından tartışılması gerektiğini belirtti.

“Karar en temel şekilde özerkliğe aykırı

Barlas’a göre, iki yeni fakültenin açılması yönündeki karar, üniversitelerin özerkliği ilkesiyle de bağdaşmıyor: “Üniversitelerin özerkliği hâlâ anayasayla güvence altında, bunun tartışılacak bir yanı yok. Fakat bizim senatonun da yönetim kurulunun da yeni fakülte açılması kararından hiç haberi olmadı. Senato sokaktaki bir vatandaş gibi, hafta sonu ansızın nur topu gibi iki yeni fakülte açıldığını öğrendi. Bu karar en temel şekilde üniversite özerkliğine aykırı.”

Barlas, bazı yeni fakültelerin kurulmasının, önceki yıllarda üniversite bileşenleri tarafından tartışıldığını fakat birden fazla nedenle bunun mümkün olamayacağı için YÖK’e önerilmediğini hatırlattı: “Yeni fakülteler açılması geçmişte üniversitede konuşuldu ama bunun olanaksız olacağı görüldü. YÖK’e yeni bir fakülte açma önerisinde hiçbir şekilde bulunulmadı. Üniversitemizde bütün fakülteler sıkı bir etkileşim içindedir, öğrenciler çok farklı fakülte ve bölümlerden seçmeli dersler alırlar. Bu etkileşim ve dersler çok iyi planlanmalıdır. Çok sınırlı bir yerleşkemiz var ve bizim üniversiteye çivi çakmamız dahi yasak. Kadro planlaması çok önemli. Hem yer kısıtı hem dersleri İngilizce vermemizin getirdiği kadro kısıtı, hem de uyumluluk zorlukları var. Bunların pat diye çözülmesi kolay değil.”

Prof. Dr. Yaman Barlas

Barlas, bu iki yeni fakültenin üniversite için uygun olmadığını anlatmakla birlikte, bu kararın öğretim üyeleri için “ilkesel olarak kabul edilemez olduğunu” söyledi: “İlkesel olarak bu fakültelerin açılmasını kabul etmemiz mümkün değil. Hiç tartışılmadan, dışarıdan böyle büyük birimlerin kurulması Boğaziçi için kabul edilebilir bir şey değil.”

Barlas’ın aktardığına göre, üniversitenin 85’ten fazla öğretim üyesi dava sürecine dahil oldu. Barlas, bürokratik hukuki prosedürler ve zaman kısıtı yüzünden sayının bu civarda kaldığını fakat çok daha fazla sayıda öğretim üyesinin bu karara imza atmak isteyeceğini belirtti.  

“Bu yeni fakülteler üniversiteye zarar verir ama asıl bunun çok ciddi bir kamusal zararı olur

Barlas’a göre karar hemen iptal olmasa dahi iki yeni fakültenin hızla işler hale getirilmesi kolay değil: “Her yeni aşamanın üniversitenin kurullarından geçmesi gerekiyor. Öğretim üyesi atamaları senatodan geçmeli. Bunların hayata geçeceğini ve üniversiteye zarar verecek seviyeye geleceğini sanmıyorum. Ama her türlü yasaya, teamüle, özerklik ilkelerine ve Boğaziçi Üniversitesi yönetmeliklerine aykırı bir şey denemeye kalkarlarsa, üniversiteye çok ciddi zarar verirler ama asıl bunun çok ciddi kamusal zararı olur. Doğru dürüst ve yeterli öğretim üyesi olmayacak, planlama olmayacak. Burası Türkiye’de milletin vergileriyle ayakta duran, ülkenin en parlak çocuklarının geldiği, en iyi üniversitelerden biri. Bu gemiye delikler açarsanız ve gemi batmaya başlarsa, bu kamu yararına doğrudan zarar vermektir.”

“Kimse bu müdahalelerin unutulacağı ve üniversitenin uyumla devam edeceği hayalini kurmasın”

Barlas, eylemlerin devam edip etmeyeceğine dair sorumuza ise, eylemlerin niteliği değişse de süreceğini ve sorunların sonunda çözüleceğine belirterek şu yanıtı verdi: “Eylemlerin niteliği dozu, tarzı değişebilir. Kimse yaşananların unutulacağı, öğretim üyeleri ve öğrencilerin yorulacağı ve üniversitenin uyum içinde devam edeceği hayali kurmasın. Böyle bir şey olmayacak, tersi olacak. Ya istifa edecekler ya görevden alınacaklar; bu problem sonunda çözülecek. Üniversiteyi siyasi erkin yönetmesi devam edemez, bunun kalıcı olması mümkün değil. Rektör kim seçilirse seçilir, sağcı olur, solcu olur. Ama iktidar ben güçlüyüm diye üniversiteye kendi görüşünde rektörler atayarak, üniversiteyi dışarıdan idare edemez.”

Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri imzasıyla, davaya ilişkin yapılan açıklama şöyle:

“Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak demokratik ve özgür üniversite talebimizi yürüttüğümüz hukuk mücadelesi ile sürdürmeye devam ediyoruz. 

26 Şubat 2021 tarihinde Prof. Dr. Melih Bulu’yu rektör olarak atayan 2 Ocak 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için Danıştay’a başvurduğumuz  ilk davanın ardından, 22 Mart 2021 tarihinde bir kez daha Danıştay’a başvurduk ve 6 Şubat 2021 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile üniversitemiz bünyesinde kurulan iki yeni fakültenin, Hukuk Fakültesi ve İletişim Fakültesi ‘nin kurulma kararının iptal edilmesini talep ettik. 

Anayasaya aykırılığı açık olan rektör ataması, üniversite camiası başta olmak üzere, ülke genelinde tepkilere neden olmuş, konunun uzmanları bu atamanın hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu pek çok kez dillendirmiştir. Bu tepkilerin hiçbiri göz önünde bulundurulmamış, hukukla çelişen bir adım daha atılmış ve 6 Şubat 2021 tarihli 3519 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yine bir hafta sonu üniversitemizde iki yeni fakülte kurulmuştur. Bu kararın anayasal ilke ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, hukuka aykırı, hatta yasal olarak kendi içinde çelişkili bir karar olduğunu belirtmek isteriz.

Kurulduğu ilan edilen Hukuk Fakültesine, yine üniversitemize (Boğaziçi Üniversitesi Senatosu, üniversitemiz Yönetim Kurulu ve diğer kurullarımıza) hiçbir biçimde danışılmadan, üniversite dışından bir akademisyen dekan olarak atanmıştır. 

Bu şekilde tepeden inme fakülte açma kararı almak, atamalar gerçekleştirmek anayasal ilkeler ve kurallarla bağdaşmamaktadır. Yükseköğretim Kanunu’na, hukuka açıkça aykırıdır ve kamu yararı gözetmekten uzaktır. 

Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan atama yetkisi kısa ve uzun vadede telafisi güç, hatta imkânsız zararlarla karşı karşıya kalınmasına neden olacaktır. Bu nedenle 22 Mart 2021 tarihinde yaptığımız ikinci başvuruda,  yürütmeyi durdurma talebinde de bulunulmuştur. 

Üniversite özerkliği, akademik başarının önkoşuludur. Boğaziçi Üniversitesi, evrensel akademik usul ve teamülleri benimsemiş ve bu usul ve teamülleri geliştirmeyi amaç edinmiş bir kamu üniversitesidir. Anayasal ilkeler ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, Yükseköğretim Kanunu’na ve hukuka açıkça aykırı bu kararlar ve uygulamalar, üniversitemizin kazanımlarına ve dolayısıyla kamu yararına ağır zararlar verecektir. 

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür ve demokratik bir üniversite için mücadele etmeye devam edeceğimizi, başlattığımız hukuki sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Av. Kuyurtar: “Kanunla yapılması gereken işlem, kararla yapıldığı için hukuka aykırı”

Öğretim üyelerinin yaptığı açıklamada, avukat Fırat Kuyurtar’ın konuya ilişkin şu görüşüne de yer verildi:

“Cumhurbaşkanı, fakülte kuruluşuna ilişkin bu işlemi ile esasında yasama organına ait olan bir düzenleme yetkisini kullanarak, birel işlem niteliğinde olan bir Karar’la, fakültelerin kuruluşuna karar vermiş görünüyor. Bunun dayanağı olarak da 2809 Sayılı Yükseköğretim Teşkilat Kanunu Ek. 30. maddesi gösteriliyor. Oysaki, 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 5/f’ye göre, fakülteler kanunla kurulur. Ortada bir hukuki karmaşa varmış gibi görünse de aslında her şey son derece net. 2547 Sayılı YÖK Kanunu, 2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na göre önceki ve genel kanun konumundadır. Bu nedenle de kanunla yapılması gereken bir işlem, Karar’la yapıldığı için yapılan işlem hukuka aykırı. Yasama ile Yürütme arasında yetki karmaşası gibi gözüken duruma  7142 Sayılı Yetki Kanunu uyarınca, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uyum amacı ile çıkarılan ve çeşitli yasalarda değişiklikler öngören 700 ve 703 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’lerle neden olundu. Bir defa bu KHK’larla, 7142 Sayılı Yetki Kanunu m. 2 ve Anayasa m. 104 uyarınca belirlenen sınırların dışına çıkılarak, normlar hiyerarşisine aykırı şekilde düzenlemeler getirildi. Öğrenildiği kadarı ile gerek 700 Sayılı KHK gerekse 703 Sayılı KHK’lar yönünden Anayasa Mahkemesi’ndeki davalarda henüz bir karar verilmiş değil. Anayasaya aykırılık iddialarının kabul görmesi durumunda zaten ortada tartışma kalmayacak. Açıkçası Anayasa Mahkemesi’nin Nükleer Düzenleme Kurulu KHK’sıyla ilgili yakın zamanda vermiş olduğu karara baktığımızda, bu 700 ve 703 Sayılı KHK’lar ile ilgili olarak da iptal kararı verilmesine yönelik beklentimiz arttı. Zira davalar hukuki mahiyeti itibariyle oldukça benzer tartışmaları muhteva ediyor. 

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi bu KHK’ları iptal etmese bile yine de sonuç değişmeyecektir. Yetki Kanunu’na dayalı olarak fakülte kuruluşu hususunda 2809 Sayılı Yasa’da yapılan değişikliğin muteber olduğu kabul görse dahi, ilgili maddeler açısından değerlendirme yapıldığında 2547 Sayılı Yasa m.5/f’nin uygulanması gerektiği açıkça ortada. Cumhurbaşkanı Kararı’nda işleme dayanak olarak sunulan 2809 sayılı Ek m. 30 en son 7/7/2018 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 700 sayılı KHK  m. 72 ile değişikliğe uğramış, buna karşın 2547 Sayılı Kanun m. 5/f ise, 9/7/2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 703 sayılı KHK m. 135 ile değiştirilmiştir. Bu durumda sonraki Kanun açısından 2547 Sayılı Kanun m. 5/f uygulama alanı bulmalıdır. Kural koyucu, sonraki değişiklik olan 703 Sayılı KHK m.135 ile 2547 Sayılı Kanun m. 5/f de yer alan ‘kanun kurulma’ koşulunu kaldırabilecek iken bunu muhafaza etmiş ve kanunla kurulması yönündeki irade sürdürülmüştür. Bu bağlamda fakülte kurulması konusunda 2547 Sayılı Kanun m. 5/f uyarınca yasayla kurulma koşulu aranmalıdır.”

Kapak fotoğrafı: Can Candan

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus