Paris’ten salgın izlenimleri: Hüzünlü bir distopya gibi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgınının en çok etkilediği ülkelerden biri de Fransa. 4 milyon 550 bini aşkın vaka sayısı ile Fransa, “en çok vaka görülen ülkeler” sıralamasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Brezilya ve Hindistan’dan sonra geliyor.

Ülkede şu ana kadar koronavirüs kaynaklı ölüm sayısı 94 bin 956. Bu yönüyle de dünyada sekizinci sırada. Yaşlı nüfusun nispeten fazla olmasının da bu sayılarda bir payı var. Özellikle şubat ayının sonlarından itibaren günlük vaka sayısının 40 binin üzerine çıkmasıyla Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron liderliğindeki hükümet, 20 Mart’tan itibaren geçerli olmak üzere ülkedeki 16 bölgede bir aylık karantina kararı aldı. Bu bölgelerden biri de Paris’i ve etrafını kapsayan Île-de-France. Bu yazıda Fransa’nın en hareketli ve en zengin bölgesinden, başkent Paris’ten koronavirüs salgını izlenimlerine yer vereceğim.

60’lara dönüş

Her  yıl on milyonlarca turisti ağırlayan Paris, bugünlerde oldukça sessiz, hatta kendi halinde bile denebilir. Salgın öncesinde turistlerin doldurduğu sokak ve caddelerde bugün insanlar nadiren bulunuyor. Sanki 1960’ların Paris’ine gelmiş gibi hissediyorsunuz. Belki de bir daha böyle bir Paris olmayacak.

Şehir merkezinde Seine Nehri üzerinde yer alan Pont des Arts (Sanat Köprüsü). Normalde pek çok insanın köprüden şehri resmetmekte yarıştığı bu noktada, bugünlerde çok az insan görülüyor. Yine de bazı gençler gitarını alıp gelmiş ve hem kendilerini hem de orada olanların moralini yükseltiyor.

Oldukça hüzünlü ve distopik filmleri andıran tarafları da var sokakların. Bütün kafe ve barlar kapalı. Kimle konuşsanız kafe ve barların, yani sosyalleşme mekanlarının Paris’i Paris yapan özellik olduğunu söylüyor. Bu yüzden şehir biraz hüzünlü. Üst üste dizilmiş masa ve sandalyelerin arasında kafe sahipleri işlerini sürdürebilmek için gel-al servisini sürdürüyor. Ancak işler onlar için pek iyi gitmiyor. Daha önce her gün dolup taşan kafelerin gel-al servislerinde büyük bir seyreklik var. İnsanlar sanki kahve içmeyi de unutmuş gibi. Salgın sanki büyük bir dönüştürücü gibi, kültürel pratiklerimiz dünyanın birçok yerinde dönüşüyor.

Belki kafelerde çok sıra yok ama kentin çeşitli yerlerinde kurulan ve virüs testi yapılan bazı çadırların önünde kafelerden daha çok sıra olduğunu söylemek mümkün. Çeşitli eczanelerin açtığı bu çadırların üzerinde kocaman “randevusuz test” yazıyor. Malum, Paris’te her iş öncesi mutlaka randevu almanız gerekiyor. Test için bu pratik biraz esnetilmiş. İçeride testi yapanlar genelde çok genç insanlar ve gördüğüm kadarıyla neredeyse tamamı kadın. Önlemlerini alıyorlar ancak çekindikleri de her hallerinden belli. Nasıl çekinmesinler? Biz bile bu çadırların yanından geçerken mesafe koyuyoruz…

Alesia Eczanesi: Randevusuz koronavirüs testi 

Gevşek karantina

Fransız hükümeti uzun bir süre karantina kararını almaya ayak diredi. Hatta bu konuda suçlamalar da oldu, “Neden daha önce karantina kararı alınmadı?” diye. Hükümetin bu kararı almadan önce insanları ikna etmek istediği konuşuldu. Bundan dolayı hükümetin pedagojik bir şekilde toplum ile bağ kurduğu ve nihayetinde karantinaya mecbur bıraktığı yorumları yapıldı ana akım tartışma programlarında. En sonunda karantina kararı alındı.

Ancak bu kez öncekilere göre daha gevşek bir karantina söz konusu. Karantina kararı alınan yerlerde yaşayanlar 10 kilometre içerisinde alışveriş, yürüyüş, fiziksel aktivite, evcil hayvanlarını gezdirme, kütüphaneye gitme, eğitim gibi nedenlerle hareket edebiliyor. Bunun için dışarıya her çıkışınızda hükümetin “AntiCovid” uygulamasından bir belge oluşturmanız gerekiyor. Bizdeki “Hayat Eve Sığar” uygulamasına benziyor. Sebebinizi de belirttikten sonra sizin için bir “QR” kod oluşturuluyor. Eğer dışarıda bir denetim olursa bu kodu gösterip geçebiliyorsunuz.

İlginç olan Türkiye’de birçok noktada polislerle karşılaşırken ve kimlik taramalarına girerken, Paris’te bu tür bir durumu hiç yaşamamam, “Sanki polisler yok, ama yine de şehir güvenli” dedirtiyor. Denetim esnekliği mi? Henüz gidemedim ama belki de Paris’in daha yoksul ve daha göçmen ağırlıklı bölgelerinde – Saint-Denis gibi – belki de denetimler daha serttir ve polis daha fazladır, bunu şu an bilemiyorum. Ayrıca Saint-Denis sosyoekonomik olarak daha yoksul bir semt ve bu yönüyle virüsün burayı çok etkilediği söyleniyor. Son dönemde Saint-Denis’de açık olan okullara giden öğrencilerin ailelerinde koronavirüs kaynaklı ölümler yaşandığından, okulların yeniden kapatılması talep ediliyor. Sonuç ne olursa olsun, yoksulların ve göçmenlerin çoğunlukta olduğu yerlerde virüs çok daha etkili.

Parklarda yer yok

Öte yandan havaların ısınmasıyla beraber – şu an Paris’te hava 20 derecenin üzerinde – insanlar yeşil alanlara ve parklara adeta hücum etti. Paris’in ve belki de dünyanın en ünlü parklarından biri olan Lüksemburg Bahçeleri birkaç gündür tıklım tıklım dolu. Kitap okumaya gelenler, ailesiyle gelip çocuğunu gezdirenler, tenis oynayanlar, basketbol oynayanlar, koşu ve yürüyüş yapanların yanında özellikle gençler parkta kabalık gruplar halinde eğleniyor.

Lüksemburg Bahçeleri’nden bir görüntü.
Cite Internationale Universitaire de Paris’ten bir görüntü.

Karantinada birçok işyeri kapalı. Ama marketler, kitapçılar ve çiçekçiler açık. Neden mi? Fransızlar bunların insani ihtiyaçlar olduğunu düşünüyor. Haksız da değiller, gerçekten de mahalle aralarında yer alan sahaflara rastladığınızda eski bir arkadaşa denk gelmiş gibi hissediyorsunuz. Kitapları incelerken ve beğendiklerinizi ayırırken, bir anlığına salgını unutuyorsunuz, eski günlerdeki gibi. Parklara giden insanların önemli bir bölümü, yalnız olanlar, kitap okuyor ve bunu güneş ışığına karşı oturarak yapıyor, vücutları ve düşünceleri hem güneşe hem kültürel pratiklere susamış gibi… O an kitapçıların açık olmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.

Boulevard Jourdan’da açık bir kitapçı
Alesia Caddesi’ndeki açık bir çiçekçi

Öğrenci güvencesizliği

Öte yandan, salgın kadar Fransızlar’ı endişelendiren bir başka konu gençler. Birçok yerde olduğu gibi Fransa’da da gençlerle ilgili çok büyük bir endişe söz konusu. Salgın döneminde yarı zamanlı işlerin yok olması, gençlerin gelir kaybına neden oldu. Öğrenci güvencesizliği – precarite etudiant – olarak anılan bu durum, Emmanuel Macron dahil pek çok siyasinin, sendikanın ve entelektüelin gündeminde.

Bu dönemde gıda bankalarında devlet tarafından temin edilen sosyal yardımlara – erzak yardımı-  başvuru arttı. Fransız kamuoyunu rahatsız eden uzun kuyruklar, öğrenci güvencesizliğinin çok ciddi olduğuna işaret ediyor. Aslında sadece onlar da değil, Fransız toplumunun pek çok kesiminin özellikle Paris’te zor ve güvencesiz bir hayat altında yaşadığını görüyorsunuz. Paris çok pahalı ve salgın döneminde yitirilen işler ve gelirlerle bu durum daha da katmerlenmiş. Sokaklarda yürüyüp bu gözlemleri yaparken elbette hep Türkiye ile kıyaslama yapıyorum. Bizde öğrencilere erzak yardımı yapılmıyor, yoksul ailelere belediyeler tarafından yapılan bazı yardımların önüne de “Siz bu yardımları yapamazsınız” diye set çekiliyor. Burada en azından yoksul ve güçsüz kesimler için ortak bir fikir var, kutuplaşma ciddi seviyelerde değil.

Hastanelerdeki durum

Peki virüs Fransa’da ve daha özelde Paris hastanelerinde nasıl seyrediyor? Bu durum oldukça endişe verici. Çünkü hükümet Île-de-France bölgesinde yer alan hastanelerin yoğun bakımlarının artık dolduğunu söylüyor. Bazı günler, birtakım hastalar, buradaki hastanelerden yakın bölgelerdeki hastanelere yer olmadığı için naklediliyor. AntiCovid uygulamasındaki bilgilere göre Fransa’da yoğun bakımdaki ağır hasta sayısı 4 bin 974. Yoğun bakım doluluk oranının ise yüzde 98,3 olduğu belirtiliyor. Fransa Başbakanı Jean Castex‘in ve Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran‘ın son yaptığı açıklamaya göre mutasyonlu virüs Fransa’da hızla yayılıyor. Günlük vakaların yüzde 76’sını mutasyonlu virüsler oluşturuyor. Bu oran yılbaşında yüzde 10’un altındaydı.

Öte yandan artık yoğun bakımlarda gençlerin oranının giderek arttığının da altı çiziliyor. Bunda yaşlıların aşılanmasının da etkisi olabilir. Fransa’da aşılama oldukça yavaş gidiyor ve şu ana kadar ilk doz aşısını olan kişi sayısı 7,8 milyon. Bu konuda da büyük eleştiriler söz konusu. Ancak görünen o ki Fransa da pek çok ülke gibi, aşı temini konusunda problem yaşıyor. Aşılamalar, “vaccinodrome” denilen büyük spor salonlarında yapılıyor. Macron yakın zamanda yaptığı bir açıklamada yaz aylarında Fransa’da yaşayan her yetişkinin aşılanacağını duyurmuştu ama şu ana kadarki aşı performansı bu konuda insanları şüphelendiriyor.

Önümüzdeki günlerin Fransa’ya ve Paris’e neler getireceğini kimse bilmiyor. Belki de salgın döneminde yaşamanın esas noktası da bu, yarın tamamıyla belirsiz. Ama insanlar direniyorlar. Burası İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı direnenlerin kenti, insana, salgına da teslim olmayacağı duygusunu veriyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus