Koronavirüs salgınının seyri ve salgın nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının veri analizi (3): 2021 yılında İstanbul’da 14, Mersin’de dokuz, Samsun’da yedi sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İşyeri Hekimleri

Salgın nedeniyle hayatını kaybeden işyeri hekimlerinin altısı İstanbul’da, dördü ise İzmir’de görev yapıyordu. Yani İzmir’de hayatını kaybeden 15 sağlık çalışanının dördü işyeri hekimiydi. Koronavirüs nedeniyle vefat eden 14 diş hekiminin yalnızca biri İstanbul’da yaşarken, üçü ise Ankara’da çalışıyordu.

“Servisler ve toplu taşıma araçları bulaş yolu olarak büyük risk teşkil ediyor”

İşyeri hekimlerinin çalışma koşulları bu ölümlerin en önemli sebebi olarak ortaya çıkıyor. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “COVID-19 Pandemisi 11. Ay Değerlendirme Raporu”unda TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu’nun belirttiğine göre penceresiz, havalandırmasız, güneş görmeyen odalar işveren tarafından işyeri sağlık birimi olarak gösteriliyor ve işyeri hekimlerinin üçte ikisi hastalıktan korunmada güvensiz koşullarda çalışıyor. Bunun yanı sıra çalışanlar işyerlerine servis, minibüs, metrobüs, metro, otobüs ya da diğer toplu ulaşım araçlarıyla gidip geliyor. Bu da yakın temasın engellenmesini zorlaştırıyor ve fiziksel mesafenin korunamamasına neden oluyor. Bu açıdan servisler ve toplu taşıma araçları bulaş yolu olarak büyük risk teşkil ediyor (TTB “COVID-19 Pandemisi 11. Ay Değerlendirme Raporu”, s.18.).

Her 10 aile hekimliğinden birinde hekim, her dört aile hekimliğinden birinde ebe ya da hemşire yok

İşyeri hekimlerinin ardından en fazla hayatını kaybeden sağlık çalışanının bulunduğu branş ise aile hekimliği. Yine TTB’nin “COVID-19 Pandemisi 11. Ay Değerlendirme Raporu”unda TTB Aile Hekimliği Kolu’nun belirttiğine göre her 10 aile hekimliği biriminden birinde doktor yok. Her dört aile hekimliği biriminden birinde ise ebe ya da hemşire bulunmuyor. Bu noktada aile hekimliğine yeteri kadar kadro açılmaması önemli bir sorun olarak öne çıkıyor.

TTB Aile Hekimliği Kolu’nun 2021 yılının Ocak ayında aile hekimleri arasında yaptığı ankete göre katılımcıların yüzde 14,92’si koronavirüse yakalanmış. Bu oran Türkiye genelinde 24 bin aile hekiminden üç bin 593’ünün koronavirüs geçirmiş olduğuna işaret ediyor (TTB “COVID-19 Pandemisi 11. Ay Değerlendirme Raporu”, s.14.).

Hayatını kaybeden hekimlerin kurum türüne göre farkı

Hayatını kaybeden hekimlerin 96’sı özel kurumda, 55’i ise devlet kurumunda çalışıyordu. Devlette hayatını kaybeden kişilerin 32’si hastane çalışanıydı. Özel kurumlarda çalışanlar arasında ise hastanede görev yapanların sayısı 48. 

2021 yılında İstanbul’da 14, Mersin’de 9, Samsun’da 7 sağlık çalışanı hayatını kaybetti

Ankara’da 24 Aralık 2020, Bursa’da 19 Ocak 2021 tarihinden beri hiçbir sağlık çalışanı hayatını kaybetmedi. Diyarbakır’da 2021 senesi içinde yalnızca bir, İzmir’de ise iki sağlık çalışanı koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. 2021 senesi içinde hayatını kaybeden 79 sağlık çalışanının 14’ü İstanbul’da yaşıyordu. 2021’de İstanbul’dan sonra en fazla sağlık çalışanının hayatını kaybettiği şehirler dokuz ile Mersin ve yedi ile Samsun. Samsun’da salgın başından beri hayatını kaybeden 12 kişinin yedisi 2021’in ocak ve mart aylarında vefat etti.

21 hemşirenin 15’i kasım ve aralık aylarında yaşamını yitirdi

Hayatını kaybeden 21 hemşirenin 15’i ise kasım ve aralık aylarında yaşamını yitirdi. Bu 21 kişinin en az 15’i devlet hastanesinde çalışıyordu. 21 kişinin beşi ise erkekti. 2021 yılında şu ana kadar koronavirüs nedeniyle vefat eden hemşire sayısı iki. 

Kadın sağlık çalışanlarının durumu

Şu ana kadar vefat eden sağlık çalışanlarının 45’i kadındı. Bu kişilerin 24’ü hastane çalışanıydı. Altısı özel hastanede çalışıyordu. Hayatını kaybeden kadın sağlık çalışanlarının zamana ve mesleklere göre dağılımı ise şu şekilde:

Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının tamamının yaşına ulaşmak mümkün olmadı. Bazı çalışanların kurumları bu bilgileri bizimle paylaşırken bazı kurumlar paylaşmadı ve yine bazı sağlık çalışanları hiçbir sendikaya ya da örgüte üye olmadığı için bu kişilerin yaşlarına ulaşamadık. Özellikle personellerin ve eczane çalışanların büyük kısmının yaşına ulaşamadığımız için bu kişilerin yaş ortalamasını hesaplamanın yanıltıcı olacağını düşündük ve haberimizde yer vermedik.

Hayatını kaybeden hekimler arasında yaşına ulaşabildiğimiz kişilerin yaş ortalaması 60,39

65 yaş ve üzeri vatandaşlar koronavirüs açısından oldukça yüksek risk taşıyor. Hayatını kaybeden hekimlerin 17’sinin yaşına ulaşamadık. Yaşına ulaştığımız 132 hekimin yaş ortalaması 60,39. Hekimlerin yaş aralıklarına göre dağılım ise şu şekilde:

Öte yandan özel kurumlarda çalışanlar ile devlet kurumlarında çalışanların yaş ortalaması arasında da belirgin bir fark var. Özel kurumlarda çalışırken hayatını kaybeden 96 hekimin 12’sinin yaşına ulaşamadık. Yaşına ulaşabildiğimiz 84 hekimin yaş ortalaması 63,35. Devlet kurumlarında çalışan 51 hekimin yaş ortalaması ise 55,38. 

Salgında dönüm noktası: Koronavirüs aşıları

Farklı firmaların koronavirüs aşısı geliştirmesi ve bu aşıların kademeli olarak uygulanmaya başlamasıyla salgınla mücadelede de farklı bir döneme girildi. ABD’li ilaç firması Pfizer ile Alman BioNTech’in geliştirdiği, Pfizer/BioNTech aşısı, İngiliz-İsveç menşeli firma AstraZeneca ile Oxford Üniversitesi’nin geliştirdiği AstraZeneca/Oxford aşısı ve ABD merkezli Moderna’nın ürettiği koronavirüs aşıları dünyanın en çok sipariş edilen aşıları arasında. Türkiye ise ülke genelinde yaygın olarak Çinli ilaç firması Sinovac’ın ürettiği CoronaVac aşısını uyguluyor. 

Sinovac aşısının özellikleri

Çinli ilaç şirketi Sinovac ve Brezilya’daki Butantan Enstitüsü’nün geliştirdiği CoronaVac aşısı bir inaktif aşı, yani etkisizleştirilmiş virüsün vücuda enjekte edilmesiyle sonuç alınıyor. Zayıf bir virüs verilerek vücudun bu virüse karşı bağışıklık kazanması sağlanıyor. Sinovac’ın piyasada grip aşısı da dahil beş farklı aşısı bulunuyor. Klinik çalışmalarına Mayıs 2020’de geçilen aşının inaktif aşı olması, saklama ve lojistik açısından avantaj getiriyor. Bu sayede aşılar, normal buzdolabı sıcaklığında saklanabiliyor. Ancak etkisizleştirilmiş virüs kullanıldığı için virüsün çoğaltılmasında canlı hücrelere ihtiyaç duyuluyor. Bu da aşının Moderna ve BioNTech kadar üretim kapasitesi olmayacağı anlamına geliyor.

CoronaVac aşısı, Sinopharm ilaç firmasının geliştirdiği koronavirüs aşısının ardından Çin Ulusal Tıbbi Ürünler İdaresi’nin ülke genelinde yaygın kullanım için onay verdiği ikinci aşı olurken firma, aşının etkinlik oranını yüzde 50,65 olarak açıkladı. Aşının tıbbi tedavi gerektiren vakaları yüzde 83,70, ölümleri ise yüzde 100 oranında önlediği bildirildi.

3 Mart 2020 tarihinde Sinovac aşısının Türkiye’deki faz üç çalışmalarının sonucu da açıklandı. Buna göre aşının etkililiğinin yüzde 83,5 olduğu duyurulurken hastaneye yatışları ise yüzde 100 oranında önlediği duyuruldu.

Koronavirüs aşısını dünyada ilk yapan ülke İngiltere oldu. Coventry Üniversite Hastanesi’nde 8 Aralık 2020 tarihinde, Pfizer/BioNTech aşısı ilk kez 90 yaşındaki Margaret Keenan’a uygulandı. Şu ana kadar en fazla doz aşı uygulayan ülke Amerika Birleşik Devletleri (ABD). ABD toplam 126 milyon doz aşı uygulayarak nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını aşılamayı başardı. ABD’nin yanı sıra  8,8 milyon nüfuslu İsrail de nüfusun tamamına birinci doz aşıları uyguladı. Böylelikle İsrail şu an için nüfusuna oranla en fazla aşılama yapan ülke durumunda.

En fazla sayıda doz aşının yapıldığı ülke ABD, nüfusuna oranla en fazla aşı uygulaması yapan ülke İsrail

New York Times’ın verilerine göre, şu ana kadar 137 ülkede toplam 500 milyon dozdan fazla koronavirüs aşısı uygulanırken bunların 135 milyondan fazlası ABD’de yapıldı. Nüfusuna oranla en fazla aşı uygulaması yapan ülke olan İsrail ise yaklaşık 10 milyon doz aşı ile 100 kişi başına 110 doz aşı uyguladı.

En fazla koronavirüs aşısı yapılan ülkeler: 

Kişi başına en fazla aşı yapılan ülkeler (Her yüz kişi için aşılanma sayıları)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: “Mayıs sonuna kadar Türkiye’nin elinde 100 milyon doz aşı olacak”

Türkiye’de ise aşılama takvimi ve tedarik planı ilk aşamalarda açıklandığı gibi ilerlemiyor. Sinovac aşısının Türkiye’ye geliş tarihi bir kez ertelenirken ilk etapta Türkiye’ye gönderilen üç milyon doz aşı, 30 Aralık sabahı başkent Ankara’ya ulaştı. 14 Ocak 2021 tarihiyle birlikte aşı sağlık çalışanlarına uygulanmaya başladı ve Bu tarihten itibaren ülke genelinde yaygın aşılamaya geçilirken şu ana kadar sekiz milyondan fazla kişiye birinci doz, altı milyondan fazla kişiye de iki doz aşı yapıldı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 25 Mart 2021 tarihinde yaptığı açıklamaya göre şu an için Türkiye’nin elinde 18 milyon dozdan fazla aşı var, mayıs sonuna gelindiğinde ise bu sayı 100 milyon doza ulaşacak.

“Türkiye’de toplum bağışıklığı için ilk aşamada 58 milyon kişi aşılanmalı”

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Oral’a göre yaklaşık 83,5 milyon nüfusa sahip Türkiye’de toplum bağışıklığının sağlanabilmesi için nüfusun en az yüzde 70’nin bağışıklığının sağlanması gerekiyor. Bu nedenle ilk aşamada 58 milyon kişinin aşılanması, bunun için de 116 milyon doz aşı gerekiyor (TTB “COVID-19 Pandemisi 11. Ay Değerlendirme Raporu”, s.45.). Buna göre eğer Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın belirttiği gibi mayıs sonunda Türkiye’nin elinde 100 milyon dozdan fazla aşı olursa Türkiye yaz aylarında salgını kontrol altına alabilir.

Sonuç: Salgınla en ön safta mücadele eden sağlık çalışanları büyük bir yük üstleniyor. Bunun yanında pek çok farklı etmenden dolayı hem psikolojik hem de fiziksel olarak oldukça zorlu bir dönemden geçiyorlar. Bu süreçte bir dönem emeklilik ve izin hakları olmadan çalışan sağlık görevlileri için en önemli sorunların başında uzun mesai saatleri ve nöbet süreleri ile siyasi iktidarların salgınla mücadele stratejileri geliyor. 

“Başka mesleklerde olmayan kadar uzun çalışma saatleri bu meslekte var”

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu ve TTB COVID-19 İzleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu da uzun mesai süreleri ve nöbet saatlerinin ciddi bir sıkıntı olduğunu belirterek, “Uzun nöbet saatleri içimizde genel anlamda kanayan bir yaradır şu ana ait değil. Başka mesleklerde olmayan kadar uzun çalışma saatleri bu meslekte vardır. Bir polisten 36 saat nöbet tutmasını isteyemezsiniz ama doktordan bunu isteyebiliyorsunuz. Bu çok ilginç bir şey. Doktor çok daha zor yetişmesine rağmen onu çok daha uzun çalıştırabiliyorsunuz” dedi. Anketimize katılan sağlık çalışanlarının yüzde 61,5’i de salgın döneminde nöbet tuttuğu kişi sayısının yetersiz olduğunu söyledi.

“Salgının hastanelerde karşılanması hastalığı hiçbir zaman yenemeyeceğimiz anlamına geliyor”

Sağlık çalışanları arasındaki vakaları artıran bir diğer unsur ise salgının hastanelerde karşılanması ve potansiyel bulaştırıcıların tarama yaparak bulunmaması. Karcıoğlu bunun da hastane doluluk oranlarında ciddi bir payı olduğunun altını çiziyor: “Salgını hastanelerde karşılamak demek hastaların taranarak bulunmaması, bir kişinin ateşi yükselmesi ya da kas ağrısı çekmesiyle hastaneye gitmesiyle vakanın tespit edilmesidir. Toplumun geneline tarama yapılmayınca toplumun büyük kısmı virüsü taşıdığını hastaneye gelince öğreniyor. Bu da aslında çok zayıf bir strateji ve salgının giderek büyümesine neden oluyor.

“Bulaşların yüzde 60’ı ‘pre-semptomatik’ dönemde gerçekleşiyor”

Bu kişi bulunana kadar virüsü çevresine büyük oranda bulaştırmış oluyor zaten. Bilimsel çalışmalara göre bulaşların yüzde 60’ı, ‘pre-semptomatik’ dediğimiz semptomların ortaya çıkmasının öncesindeki birkaç günlük dönemde gerçekleşiyor. Bu veriyi de dikkate aldığımız zaman salgının hastanelerde karşılanması, hastalığı hiçbir zaman yenemeyeceğimiz anlamına geliyor.”

Sağlık çalışanları için bir diğer önemli konu ise koronavirüsün meslek hastalığı olarak kabul edilmesi. Ancak şu ana kadar bu yönde somut bir adım atılmadı. Ankete katılan 361 sağlık çalışanının 349’u, koronavirüsün meslek hastalığı olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti. 

Ankete katılan 361 sağlık çalışanının 320’si ise hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının kamuoyunda yeteri kadar yer bulmadığını düşünüyor.   

Aşıların uygulanmaya başlaması herkes gibi sağlık çalışanları açısından da bir dönüm noktası teşkil edebilir. Türkiye’deki sağlık çalışanlarının aşılanması ikinci dozlarla beraber yaklaşık bir ay önce sona ererken TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut aşının, ikinci dozlar yapıldıktan üç hafta sonra esas etkisini gösterdiğini belirtiyor. Sağlık çalışanları açısından salgının bundan sonraki seyrinde aşının etkililiği kadar siyasi iktidarın salgın yönetiminde ortaya koyacağı strateji ve toplumun tedbirlere uyma konusundaki hassasiyeti de belirleyici olacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus