Feminist kadınlar Meral Akşener’i anlatıyor: “Akşener, kadınların önemli bir güç olduğunun farkında ve kadın hareketiyle temasta”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bir kadın siyasetçi olarak kadın hareketindeki etkisini feminist kadınlarla konuştuk. Akşener’i Medyascope muhabiri Sema Kızılarslan’a anlatan Ayşe Çavdar, Rabia Gündoğmuş, Fatmagül Berktay, Berrin Sönmez ve Fidan Ataselim, İYİ Parti liderinin İstanbul Sözleşmesi konusundaki tavrını olumlu olarak değerlendirirken kadın mücadelesi ve feminizme olan yaklaşımını ise birçok farklı açıdan ele aldı, eleştirdi. İşte, kadınların gözünden Meral Akşener.  

Ayşe Çavdar: “Akşener’in feminist hareketle bir ilişkisi olduğunu düşünmüyorum” 

Medyascope’ta Aysuda Kölemen ile birlikte Şimdiki Zaman programını hazırlayan, feminist, akademisyen Ayşe Çavdar, Akşener’in feminist hareketle ilişkisinin olmadığını düşünüyor. Ona göre, feminist hareket ile Akşener arasındaki tek bağlantı, “kadın” vurgusu. Çavdar, Akşener’in temsil ettiği milliyetçi çizginin bugünün feminizminden uzak olduğunu söylüyor: 

“Akşener’in feminist hareketle bir ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü feminist hareketin açtığı siyasi kulvar ile Akşener’in siyasi kulvarı arasında, Akşener’in kadın olması dışında bir bağlantı yok ki bu feminizmle ilişkilenmenin yeter koşulu bile sayılmaz artık bugün. Akşener’in, MHP’den farklılaştırsa bile, temsil ettiği milliyetçilikle, feminizmin bugün ulaştığı dünya algısı ile koşulsuz ve dolaysız bir ilişki kurabilmesi mümkün değil. Fakat muhafazakâr-milliyetçi siyaset içinde, kadın kimliği dolayısıyla, özgün bir ‘lider’ adayı olarak Akşener’in özelde feminizmden genelde Türkiye’deki ve dünyadaki kadın hareketinden çokça esinlendiğini söylemek mümkün. Her hareketinde hem feminizmin hem kadın hareketinin aktörlerinden onay ve tanınma beklediği de açık.”  

Medyascope programcısı, feminist, akademisyen Ayşe Çavdar 

Ayşe Çavdar, Meral Akşener’in birçok kez kullandığı yemeni gibi simgeleri ya da “namus” gibi kavram ve söylemlerini ataerkil bir ideoloji olan milliyetçi çizgisine bağlıyor:  

“Öte yandan Akşener, siyasi evinden ona ‘kim olduğunu’ unutturmayacak nesneleri de alarak yeni bir siyasi ev kuruyor. Milliyetçiliğin ne kadar eril, dolayısıyla ataerkil bir ideoloji olduğunu zannederim ki hatırlatmaya gerek yok. Dolayısıyla çok aşamalı, çok yüzlü ve zorlu bir siyaset yürütüyor kendi adına. Akşener’in kadın hareketiyle en doğrudan ilişkilendiği konulardan biri İstanbul Sözleşmesi oldu. Yalnız kadın hareketinin önemli bir kazanımı olarak değil, siyasi rakipleri ile arasındaki farkı ortaya koyabileceği bir zemin olduğu için de en yüksek perdeden sahip çıkabildi sözleşmeye. Ama bu, onun feminist hareketin ya da kadın hareketinin her meselesinde aynı perdeden bir performans gösterebileceği anlamına gelmiyor. Fakat akılda tutmak gereken bir şey daha var.” 

“Akşener kadın hareketinin değil, patriyarkal niteliğinden taviz vermeyen milliyetçi bir siyasetin liderliğine oynuyor” 

Çavdar, Akşener’in kadın kimliğine yönelik saldırılara, geri çekilmek yerine kendisini savunduğunu ve bunun hem kadın hareketi hem de kendi partisi olan İYİ Parti tarafından onaylandığını söylüyor. Bu durumun, Türkiye’de kadın hareketine bir katkısı olup olmadığını söylemek için erken olacağını belirtiyor: 

“Akşener’in Türkiye’de kadın hareketi ve feminist hareket için ne ifade edeceği sorusuna yanıt vermek için çok erken. Kadın hareketi, pek çok farklı aktörün rekabet halinde bulunduğu geniş bir siyasi düzlem. Akşener’in bu hareketle alışverişi tek yönlü olmayacak belli ki. Tam bu noktada, onun siyasi yolculuğunu özgün kılan niteliğe de dikkat çekmek lazım. Dindar-muhafazakâr kadınların feminizm ya da kadın hareketiyle alışverişini yıllardır konuşuyoruz. Milliyetçi-muhafazakâr kadınların dönüşümleri hakkında ise çok daha az şey biliyoruz. 1990’larda bu iki muhafazakâr janr birlikte yükselişe geçmişlerdi. Dindar-muhafazakâr kadınlar, AKP dolayısıyla iktidar nimetlerinden faydalanmakla kadın haklarından ‘feragat’ makası merkeze alınarak çokça konuşuldu ve ne kadar kötü bir imtihan verdiklerini gördük. Ama milliyetçi-muhafazakâr kadınların -ki bu kadınların AKP’nin yarattığı itme kuvveti dolayısıyla hızla eskisinden daha çok sekülerleşme eğiliminde olabileceğini de eklemek lazım- bütün bu süreçte nasıl bir seyir izlediklerini bilmiyoruz. Akşener’in, siyasi ‘babaevi’ni terk edip bir de o eve rakip olduktan sonra, fıtratı gereği patriyarkal olan milliyetçiliğin erkek temsilcilerinin bir kadın siyasetçiye olabilecek en ağır dille saldırdığına tanık olduk. Geri çekilmek yerine, siyasi rakiplerinin kendisi hakkında kurdukları cümleleri, üstelik Meclis’teki grup konuşmalarında tekrar ederek savundu kendini. O savunma, kendini yaralanmaya açık bir şekilde ortaya koyduğu ilk ve en önemli performanstı. Şöyle de diyebiliriz, siyasi babaevine meydan okuyabilmek için, ataerkiye meydan okumak, müzakere masasını devirmek zorunda kaldı. Sonunda da hem partisinden hem de kadın hareketinden büyük bir onay gördü. Bütün unsurlarıyla bu vakanın milliyetçi-muhafazakâr evlerde, hele mevcut ekonomik koşullarda patriyarka ile müzakerede mevzilerini iyiden iyiye kaybeden pek çok kadın için önemli bir tutamak oluşturabileceğini düşünüyorum. Belki de Akşener uzun vadede Türkiye’de kadın hareketine ciddi bir katkıda bulunmuş olabilir. Zamanla göreceğiz.”  

“Akşener’in bugün yaptıkları ya da söyledikleri, gelecekte yapacakları ya da söyleyeceklerinin teminatı olmaktan çok uzak” 

Muhalif kadın lider olarak Akşener’in politika ve söylemlerinin iktidara gelmesi durumunda değişebileceğini düşünen Çavdar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’yi kurması ve iktidar olması ile birlikte yaşadığı değişimin hatırlanması gerektiğini vurguluyor: 

“Şunu da eklemek lazım, muhalefetteki bir milliyetçi partinin kadın lideri olmakla, iktidardaki bir milliyetçi partinin kadın lideri olmak arasında çok büyük bir fark var. Akşener ile partisinin erkekleri arasında mütekabiliyet esasına dayalı bir ‘ifade özgürlüğü’ anlaşması olduğu anlaşılıyor. Yani, Deniz Kandiyoti’nin sözünü ettiği patriyarkayla müzakere sürecinin açık bir örneğini veriyor Akşener, hepimizin gözleri önünde. Ancak olur da partisi iktidara gelirse mütekabiliyet esasına dayalı bu serbesti, iktidar olunan koşullar ölçüsünde kısıtlanabilir de. AKP ve Erdoğan arasındaki dengenin zamanla nasıl değiştiğini hatırlayın. Erdoğan, AKP’yi kurulduğu anda olduğundan bambaşka bir şeye dönüştürdü. İYİ Parti örneğinde aksi de olabilir, yani partisi Akşener’i dönüştürebilir çünkü gene gayet ataerkil olan ‘devlet’ bağlamı onun ataerki ile müzakeresine yeni değişkenler ekleyecektir. Dolayısıyla Akşener’in bugün yaptıkları ya da söyledikleri, dediğim gibi hem partili siyasetin hem onun liderliğine soyunduğu siyasi hareketin niteliği dolayısıyla, gelecekte yapacakları ya da söyleyeceklerinin teminatı olmaktan çok uzak. Fakat bu Akşener’e özgü bir durum da değil. Siyasette, özellikle partili siyasette, hele o parti iktidar olmak konusunda bu denli hevesli ise, ki siyasi partiler bunun için vardır, her bir ilişki, en küçük temas bile, o ilişkinin her iki tarafı için de bir imtihandır. Mevcut AKP-MHP koalisyonunun kadınların hak kazanımlarını geriletmek için ortaya koydukları her siyaset, Akşener’e kadın hareketinin siyasi meşruiyetinden ödünç enerji alma olanağı sunuyor. Kadın hareketinden ödünç aldığı her enerji, her söz, her slogan bir sonraki imtihanda soru olarak gelecek karşısına. O da biliyor herhalde bunu. Çünkü bu şu anda da zaten böyle oluyor. Dolayısıyla kadın hareketi ile hangi yollarla ve dille ilişkilendiği Akşener’in siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda önemli bir veri. Ama tek veri değil.”  

Berrin Sönmez: “Akşener, yaşayarak gördüğü sorunların teorik ve politik isimlendirilmesini başarıyla yaptı”  

Müslüman feminist, yazar ve aynı zamanda Medyascope’ta Feminist Bakış programı yapan Berrin Sönmez, Meral Akşener ile 2019’da tanıştığını ve İYİ Partili birçok kadınla Nafaka Hakları Kadın Platformu olarak bir araya geldiklerini söylüyor. Sönmez, Türkiye’deki siyasi ortamda kadınların bir araya gelmesi gerektiğini fark eden ilk siyasetçinin Akşener olduğunu düşünüyor:  

“Meral Akşener ile kadın hareketi olarak iki buçuk yıl önce Nafaka Hakları Kadın Platformu adına ilk olarak kurumsal bir şekilde ilişkilendik. Kadın hareketinin ve çok sayıda örgütün temsilcilerinin olduğu bir görüşmeydi bu. Daha sonra bu görüşme tekrarlandı. Sibel Yanıkömeroğlu başta olmak üzere partinin kadın politikalarında ileri gelenler ile görüşmelerimiz devam etti. 2020’nin ortalarında bu sefer Meral Akşener, EŞİK Platformu ve pek çok kadın örgütüne çağrı yaptı ve bir araya geldi. Davet edilenler EŞİK Platformu kurucu ve gönüllerindendi.”

Müslüman feminist, Medyascope programcısı Berrin Sönmez

Akşener’in bir kadın siyasetçi olarak var olma çabasını hatırlatan Sönmez, onun kadın kimliğinden ötürü yaşadığı zorlukların bugün kadın hakları konusundaki söylemlerinde etkili olduğunu belirtiyor:  

“Bütün bu görüşmeler, iletişim halinde olmamız öteden beri bir kadın olarak siyasette var olma mücadelesi yürüten Akşener üzerinde etkili oldu. Nasıl bir etki bu, Akşener yaşayarak gördüğü sorunları teorik ve politik isimlendirilmesini de başarıyla yapması mümkün oldu. Kadın hakları veya kadınlarla ilgili bu ülkenin politikalarını siyasetin tali meselesi değil, asli meselesi olduğunu en iyi şekilde fark eden siyasetçi oldu. Meral Akşener bunu çok defalarca gösterdi.” 

“Kadın hareketi olarak, Akşener ile karşılıklı bir alışveriş içindeyiz” 

Sönmez, iktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açmasından sonra ona karşı tepki geliştiren ilk liderin Akşener olduğunu ve bu tutumun öneminden şöyle bahsediyor: 

“Özellikle İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tartışmalar başladığı zamanda, özellikle karalama kampanyası etkisiyle AKP’nin üst düzey organlarında tartışılır hale geldiği zaman, ilk bu konuyu grup toplantısına taşıyan lider Meral Akşener oldu. Bütün bunlara devam etti. Bir grup toplantısında EŞİK Platformu’nun gönüllülerinden İdil Yalçıner’i kürsüye davet etti. Grup kürsüsünde EŞİK Platformu adına konuşmasını sağladı. Bunların hepsi farkındalığın ne kadar üst seviye olduğunu, kadın politikası üretmek konusunda ne kadar istekli olduğunu ve kadın örgütleriyle politik söylemini örtüştürmekte ne kadar istekli olduğunu gösteren şeyler. Bunlar Türkiye siyasetinde ilk defa gördüğümüz son derece önemli şeyler. Kadın lider farkını gösteren bir şey bu. Cinskırım kampanyamızı ilk dile getiren siyasetçi de Meral Akşener oldu. Türkiye’de kadın örgütlerinin ürettiği politik duruşun Meclis kürsülerine ve muhalefet partilerine yaptığı etkiyi görebiliyoruz. Siyaset belirleyen oldu kadın hareketi. Bu siyaseti belirleyen olma özelliğinde Akşener ile karşılıklı bir alışveriş içindeyiz. İstanbul Sözleşmesi konusundaki en açık duruşu ve doğru söyleyişleri Meral Akşener gerçekleştiriyor. Kadın hareketleri olarak bundan son derece mutluyuz. Bu ilişkinin devam etmesini ve devam eden ilişkinin de Türkiye siyasetinde anlamlı bir fark yaratmasını umuyoruz.” 

Fatmagül Berktay: “Türk feminizmi’ gibi yeni çıkışlar, kadın hareketini ve mücadelesini bölmekten başka bir işe yaramaz” 

Feminist akademisyen Prof. Dr. Fatmagül Berktay da İstanbul Sözleşmesi konusunda Meral Akşener’in tavrının olumlu olduğunu düşünenlerden. Sosyal medyada yeni yeni görmeye başladığımız “Türk feminizmi” hareketinin arkasında Akşener’in olması ihtimalini değerlendiren Berktay, bunun yanlış bir adım olacağı görüşünde:

“Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tutumu olumluydu. Ama bu Akşener’i bütün olarak değerlendirmek anlamına gelmiyor. Bu konudaki tutumu önemliydi. Türk feminizmi diye bir hareket başladı sosyal medyada. Bu hareketin arkasında Akşener veya onun partisinden birileri varsa, bunun çok yanlış bir adım olduğunu düşünüyorum. Feminizm evrensel kadın haklarıyla ilgilidir. Kadınların mücadelesini birleştirmekle ilgilidir, bölmek değil. Türk feminizmi ve Fransız feminizmi vs. milliyetçi çıkışların kadın hareketini ve mücadelesini bölmekten başka bir işe yaramayacağı açıktır. Feminizmin anlamına aykırı bu oluşum.” 

“Akşener, kadınların önemli bir güç olduğunun farkında olan, bundan yararlanmak isteyen ve kendisi de belli ölçülerde kadın sorunlarının farkında olan biri” 

Türkiye’de kadınların ve kadın hareketini önemli bir güç olduğunu söyleyen Berktay, Akşener’in de bu gücün farkında olduğunu anlatıyor: 

“Aktivistlerin, politikacıların yapıp ettikleri ve aldıkları tavırlar önemlidir. Bu onlara güvenip güvenmemeyi getirmez. Ben bir siyasetbilimci olarak insanların ve politikacıların yapıp ettiklerine bakarım. Bu konuda Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’ni savunması önemlidir. Ancak kadınları bölmeye kalkması, ‘Kürt kadını’, ‘Türk kadını’, ‘falanca kadınları’ şeklinde bölmek son derece yanlıştır. Kendi hedefine de uygun değil. Eğer bir feminizm iddiasında bulunuyorsa bu onun özüne aykırıdır. Hiçbir zaman taraf olmamak gerektiğini söylerim. Her zaman taraf olmak değil, alınan tavır önemlidir. Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’nde aldığı tavır önemlidir ancak kadınları ve toplumu bölmek noktasında tutumu yanlıştır. Bu tutum feminizmin anlamına da aykırıdır. Sonuç olarak kadınların önemli bir güç olduğunu farkında olan, bundan yararlanmak isteyen ve kendiside belli ölçülerde kadın sorunlarının farkında olan bir insan, Akşener. Ama bu onun her şeyini desteklemek ve karşı çıkmak anlamına gelmiyor. Ben bu anlayışa karşıyım. Kadın hareketinin hedefleri ve amaçlarını desteklemek, uyuşmayan tavırlarına karşı çıkmak gerekir. Bu tek tek insanlardan bağımsız bir şeydir.” 

Prof. Dr. Fatmagül Berktay, akademisyen, yazar, feminist

“Etkili bir kadın politikacının ortaya çıkıp kadın haklarının savunması Akşener için bir avantaj”

Akşener’in kadın siyasetçi olmasını avantaj olarak değerlendiren Berktay, AKP’nin iktidar olmasında kadınların ne kadar etkili olduğunu hatırlatıyor:

“Akşener’in kadın bir siyasetçi olması bu süreçte bir avantaj. Türkiye’de kadınlar çok önemli bir güç ve giderek daha da bilinçlenen toplumsal bir grup. Bu toplumun yarısından fazlasını oluşturuyor. AKP’nin iktidara gelmesinde kadınlar çok önemli bir rol oynadı. O dönemde önemli ölçüde kadınların bir kesiminin taleplerini dile getiriyordu ama bugün böyle bir şey söz konusu değil. Tam tersine AKP kendi kadın seçmeni açısından bile epey geri düşmüş bir durumda, bu da çok anlaşılır. AKP kadınların haklarını savunmak bir yana, kadınların kamusal alandan çekilmesine ve tamamen aileye indirgenmesini isteyen politikalar izliyor. Bu noktada etkili bir kadın politikacının ortaya çıkması kadın haklarının savunması belirli ölçülerde aynı zamanda kadınlara seslenmesi kendisi için de bir avantaj. İlla bir kadın olduğu için herkese güveneceksiniz diye bir şey yok. Kadın dayanışması dediğimiz şey politik bir şeydir, ulaşılan bir şeydir. Belli ilkeler ve hedefler doğrultusunda dayanışma yapılır. Kendiliğinden doğal kadın olma durumundan kaynaklanan bir dayanışma yoktur, olmaz böyle bir şey. O yüzden sırf kadın diye gözü kapalı desteklemek ya da eleştirmek gibi bir şey olamaz.  Benim politik anlayışım böyle. Son zamanlarda şöyle tutumlar var ortada, ‘Akşener Kürtler’e ve falancaya şöyle davranıyor bu nedenle yaptığı hiçbir şey dikkate alınmamalı veya kadın konusunda şöyle davranıyor bu yüzden onu destekleyelim’ gibi. Bu tavırlar doğru değil. Politik tavırlara bakmamız lazım. Taraf olmak değil, tavır almak önemli.” 

İdil Yalçıner Şimşek: “Akşener’in ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ diyerek öfkesini dile getirmesi, biz kadınların yürüttüğü mücadelede omuz omuza yürüdüğümüzü göstermiş, gücümüze güç katmıştır” 

Geçen haftalarda İYİ Parti’nin grup toplantısına davet edilen İdil Yalçıner Şimşek‘e göre Türkiye’de kadın olmak zor, kadın siyasetçi olmak ise daha da zor. Şimşek, bir kadın hakları savunucusunun Meclis kürsüsüne çıkarılmasının önemli olduğunu, Akşener’in böylece Türkiye’deki kadın hareketine destek verdiğini belirtiyor: 

“Türkiye’de kadın olmak zordur, ne yazık ki kadın olarak yaşamak da zordur, milletvekili, bakan, büyük bir siyasi partinin genel başkanı olmak çok daha zordur. Kadın yaşamının daha çocukluktan itibaren sömürüldüğü ülkemizde bu zorlukları yenerek biz kadınlara mücadalenin nasıl yapılacağını, bir kadın olarak maruz kalınan haksızlıklara karşı nasıl direnileceğini bilen, bu anlamda kadının insan hakları mücadelesinin bir neferi olarak hareket ettiği kuşkusuz olan cumhuriyetin güçlü kadını, Atatürk’ün kızı Sayın Meral Akşener’in yaşamını, kadın hareketinin bir parçası olarak görüyorum. Dünya Kadınlar günü vesilesiyle, partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşma sırasında kürsüsünü kadın hakları savunucusu bir kadın aktiviste vermesi, Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı yönündeki kararı üzerine yine Meclis grubunda yaptığı tepkili konuşmasında ‘Devlet, kadınları, çocukları, aileyi korumak zorundadır. İstanbul Sözleşmesi bunun için var, İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ diyerek öfkesini dile getirmesi, biz kadınların yürüttüğü mücadelede omuz omuza yürüdüğümüzü göstermiş, gücümüze güç katmıştır.” 

İdil Yalçıner Şimşek, feminist, aktivist ve avukat

Türkiye’deki kadın sorununun çözümünde kadın bir siyasetçinin etkisinin çok fazla olacağını düşünen Şimşek, bunun aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu anlatıyor: 

“Yaşamıyla, duruşuyla, mücadelesiyle kadının insan hakları mücadelesinin içinde yer alan Sayın Meral Akşener’in milletvekili, bakan, büyük bir siyasi partinin genel başkanı olması, kadın hareketi bakımından tarihe not düşülmesi gereken başarılı bir çalışmanın sonucudur. Ülkemizde kadın siyasetçilerin artması, yönetim kadrolarında daha fazla sayıda kadının yer alması, sorunlarını çözmekte daha başarılı çağdaş bir Türkiye’nin yapılanmasında gerekli ve zorunludur.”

Fidan Ataselim: “Birbirinden çok farklı dünya görüşlerine sahip kadınların, kimi zaman ayrı ayrı, kimi zaman bir arada “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diyerek sözleşmeye sahip çıkmaları doğru bir davranış” 

Fidan Ataselim, feminist, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri Genel Sekreteri

Farklı dünya görüşlerine sahip olan kadınların birlikte mücadelesinde Akşener’in öneminden bahseden Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri Genel Sekreteri Fidan Ataselim, İYİ Parti liderinin kadın hareketine ve sorunlarına bakışında “kadın” olmasının etkili olmadığını şu sözlerle ifade ediyor: 

“İstanbul Sözleşmesi ayrım gözetmeksizin bütün kadınların güçlendirilmesi, korunması ve yaşatılması için temel bir uluslararası sözleşmedir. Birbirinden çok farklı dünya görüşlerine sahip kadınların, kimi zaman ayrı ayrı, kimi zaman bir arada ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ diyerek sözleşmeye sahip çıkmaları doğru bir davranıştır. Toplumun en temel sorunlarından biri olan kadın cinayetleri gündeminden uzak durmak, şiddetin çözümü olan İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmamak toplumu ve kadın hareketini karşınıza almak demektir. Her gün kadınların vahşice erkekler tarafından öldürülmesi devam ediyor ve bu erkek şiddeti ayrım gözetmeksizin bütün kadınlara yöneliyor. Kadın olmak hayatın her alanında haksızlığa ve eşitsizliğe uğrama ihtimalinizin çok olduğu bir konumdur. Bununla birlikte nice kadın siyasetçinin yaşanan eşitsizlikler karşısında yanlış tutum aldığını görebiliyoruz. O açıdan Akşener’in özü gereği, sadece kadın olduğu için bu tutumu aldığını düşünmüyorum. Meral Akşener toplumun yaşadığı diğer eşitsizliklere karşı çıkan birisi olmamasına rağmen İstanbul Sözleşmesi’ni savunması olumludur.” 

Rabia Gündoğmuş: “Feminist teoriyi bilmeden, feminist bir örgütlenme içinde olmadan, kadınların hakları tam anlamıyla savunulamaz” 

Feminist ve avukat Rabia Gündoğmuş da Meral Akşener’in İstanbul Sözleşmesi konusunda olan davranış ve tutumlarının önemli olduğunu düşünüyor:  

“Meral Akşener’in feminist harekete değil, daha çok kadın hareketine destek verdiğini düşünüyorum. Feminist hareket ve kadın hareketi farklı kavramlar ve feminizm içinde de tek bir tanımlama yok. Kendisinin ‘kadınlarımız’ ya da ‘devlet adamı’ gibi söylemleri en azından benim kendimi tanımladığım feminizmle örtüşmüyor. Ancak bütün bunlara rağmen özellikle geçen yazdan beri İstanbul Sözleşmesi’ne yapılan saldırılar karşısında İstanbul Sözleşmesi’ni savunan tavrını oldukça kıymetli buluyorum. Meral Akşener ve Pervin Buldan’a aynı maskeyi taktıran, Aksu Bora’nın Rosi Braidotti’den aktardığı ‘kolektif tekillik’ durumudur aslında. Kolektif tekillikten kastedilen ise kadınların her birinin kendi içindeki özgürlüğe rağmen ataerkil sistemden ötürü maruz kaldıkları ayrımcılık ve hak ihlalleri arasında bir ortaklık kurulmasıdır.” 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve HDP Eş Başkanı Pervin Buldan
Rabia Gündoğmuş, feminist, avukat

Gündoğmuş, Akşener’in eşitlik kavramı yerine adalet kavramını kullandığını, bunun hem feminizmin özü ile hem de İstanbul Sözleşmesi ile çeliştiğini söylüyor: 

“Akşener’in İstanbul Sözleşmesi’ne ve kadına yönelik şiddete dair tavrını olumlu bulmakla beraber eşitlik kavramını dine dayandıran söylemleri meselenin temeliyle çelişiyor. Çünkü kadına yönelik şiddetin bertaraf edilmesini din üzerinden savunanların ‘fıtrat’ gibi özcü tanımlamalar yaptığını biliyoruz. Özcü bir bakış açısı da esasında eşitliği reddediyor, onun yerine adalet kavramını öne sürüyor. Bu durum Akşener’in savunduğu İstanbul Sözleşmesi’nin ruhuyla da çelişkili. Çelişkinin sebebi ise feminist teoriyi bilmeden, feminist bir örgütlenme içinde olmadan kadınların insan haklarının tam anlamıyla savunulamayacağı.”  

Meral Akşener kimdir? 

Meral Akşener, 1996
  • Aktif siyasete 1990’lı yıllarda atılan Meral Akşener 61 yaşında. 
  • Bugüne kadar hep sağ partiler içinde siyasi faaliyet yürüten Akşener, 1994 yerel seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nden (DYP) Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını koydu. 
  • İlk kez 1995 genel seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. 
  • 1996 yılında, Mehmet Ağar’ın Susurluk kazasının ardından istifa etmesiyle boşalan içişleri bakanlığına atandı.  
  • 1999 seçimlerinde bir kez daha milletvekili olan Akşener, 2001 yılında DYP’den istifa etti ve Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Fazilet Partisi’nden (FP) ayrılan “yenilikçi” kanadın gittiği yeni oluşuma katıldı. 
  • Dört ay sonra MHP’ye geçti. 2004’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu, kaybetti ve daha sonra da 2007 ve 2011 yıllarında milletvekili seçildi. 
  • İki dönem TBMM Başkanvekilliği görevini yürüttü. 7 Haziran 2015’te yine MHP’den aday gösterildi ancak 1 Kasım 2015 seçimlerinde liste dışı kaldı. 
  •  2016’da partiden ihraç edildi, dava açtı ve mahkeme tarafından onanan ihraç kararı kesinleşmiş oldu. 
  • 2017’de anayasa değişikliği referandumu sırasında “Hayır” için kampanya yürüttü ve MHP’den ayrılan muhalif isimlerle birlikte yeni bir siyasi parti kuracağını açıkladı. 
  • 25 Ekim 2017 tarihinde İYİ Parti’yi kurdu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus