Uluslararası Af Örgütü 2020-2021 İnsan Hakları Raporu açıklandı: “Türkiye’nin en acil sorunu yargı bağımsızlığı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) tarafından her yıl hazırlanan rapor, bu yıl “Uluslararası Af Örgütü 2020/21 Yıllık Raporu: Dünyada İnsan Haklarının Durumu” başlığıyla 149 ülkeyi kapsıyor ve insan haklarına yönelik küresel çapta eğilimlere dair geniş çaplı bir inceleme sunuyor.

İnsan hakları ihlallerinin dünyadaki tüm örneklerine yer verilmeye çalışılan raporun Türkiye başlığı, yargı bağımsızlığına duyulan ihtiyaca ve yargının bağımsız olmamasının yarattığı insan hakları ihlallerine vurguyla başlıyor: “Yargı gücü, adil yargılanma güvencelerini ve hukuki usulleri hiçe saydı ve aşırı geniş tanımlanmış terörle mücadele yasalarını, uluslararası insan hakları hukuku gereğince koruma altında olan fiilleri cezalandırmak için kullanmayı sürdürdü.”

Türkiye bölümünde salgın sürecinde ifade özgürlüğü, adil yargılanma, muhalefete ve sivil topluma dönük baskılar, cinsiyet eşitsizliği, ayrımcılık, mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin hakları, zorla kaybetmeler ile işkence ve kötü muamele başlıklarına da yer veriliyor.

Raporda, yerel yönetimlere yönelik baskılar da var

Raporun Türkiye kısmında siyasal iktidarın muhalefeti bastırma yollarından biri olarak yerel yönetimlere yönelik baskılar da yer aldı: “Nisan ayında hükümet, muhalefeti daha da bastırmak için COVID-19 krizini kullanarak muhalefet partilerinin yönetimindeki birçok belediyenin bağış kampanyalarını yasakladı, İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının pandemiyle mücadele kapsamında bağış toplamasına ilişkin soruşturmalar başlattı.”

Sağlık Bakanlığı’nın Mart ve Ekim 2020’de salgın sebebiyle sağlık çalışanlarının istifa etmesini yasaklamasına da hak ihlali olarak raporda yer verildi.

Raporda çeşitli yasalar ve cezalar Türkiye’de internet özgürlüğüne ket vuran uygulamalar olarak yorumlandı

2020’de yeni sosyal medya yasası gereğince Türkiye’de yasal bir temsilci atama zorunluluğuna uymadıkları gerekçesiyle Facebook, Twitter ve Instagram’a 40 milyon TL para cezası kesildi.

Raporda, “Aşırı devlet müdahalesi” başlığı altında hâkimlerin ve avukatların durumuna genişçe yer verildi. Buna göre, 2020 yılında baroların yetkilerinin ve bağımsızlıklarının zayıflatıldığı örnekler yaşandı.

Raporda, avukatların 2020 yılında hak ihlalleri kapsamında yaşadıkları şöyle özetlendi:

“‘Terörle bağlantılı suçlardan’ yargılanan müvekkillerini temsil eden avukatlara yönelik ceza soruşturmaları sürdü. Eylül ayında polis, 47 avukatı yalnızca mesleki faaliyetleri nedeniyle ‘terör örgütü üyeliği’ şüphesi ile gözaltına aldı. En az 15 avukat tutuklu yargılandı. Yargıtay, terörle bağlantılı mevzuat kapsamında yargılanan Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi 14 avukata verilen hapis cezalarını onadı.”

Salgın sürecinde Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesi yine zayıflarla dolu, binlerce kişi mahkemelerde

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, 11 Mart ile 21 Mayıs arasında 1105 sosyal medya kullanıcısı “koronavirüsle ilgili provokatif paylaşımlar yapmak” da dahil çeşitli biçimlerde “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlandı ve 510 kişi sorgulanmak üzere gözaltına alındı.

Bunun yanı sıra Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) salgın yönetimine yönelik eleştirileri sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik suçlamasına da raporda yer verildi.

Raporda, muhalif siyasi aktörlere yönelik hak ihlalleri barındıran soruşturma ve yargılamalara da yer verildi: “Haziranda CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza onandı. Kaftancıoğlu ‘cumhurbaşkanına ve kamu görevlisine hakaret’, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlarından dokuz yıl sekiz ay hapis cezasına mahkûm edilmişti. Ekim ayında, Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen’in de aralarında bulunduğu, HDP eski üyeleri ile halen üyesi olan 20 kişi, Ekim 2014’teki şiddetli protestolarda rol oynadıkları iddiasıyla tutuklandı. 2 Ekim’de Kars Valisi, Kars Belediyesi’ne kayyım olarak atandı. HDP’nin eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ aynı soruşturma kapsamında Eylül 2019’dan beri tutuklu yargılanıyor. AİHM Büyük Daire, Aralık ayında Demirtaş’ın ifade özgürlüğü, kişi hürriyeti ve güvenliği ve serbest seçim hakları ile AİHS ile korunan haklarının hukuk dışı amaçlarla sınırlandırılması yasağının ihlal edildiğine hükmederek, Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. Kararın ardından hazırlanan yeni iddianame, yıl sonu itibariyle birinci derece mahkemesinde bekliyordu.”

Mart ayında polis en az 12 gazeteciyi salgınla ilgili haber yaptıkları gerekçesiyle gözaltına aldı

Gazetecilerin tutuklu yargılamalarının sürmesine ve terörle mücadele kapsamında yargılanan bazı gazetecilerin tutuklu bulunmasına da raporda yer verildi.

İnsan hakları savunucuları da insan haklarını koruma çalışmaları sebebiyle ceza soruşturmalarına ve yargılamalara maruz bırakıldı.

Raporda Osman Kavala, Özgür Gündem Davası,eski İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici ve Tahir Elçi davaları Türkiye’de yargı süreçlerinde hak ihlallerinin örnekleri olarak geniş yer buldu.

Türkiye’deki mülteci, sığınmacı ve göçmenlerin yaşadıkları ağır hak ihlallerine raporda yer verildi.

18 Mart 2016’da Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında imzalanan göç mutabakatı uyarınca Türkiye, mültecilerin Avrupa’ya geçişini engelliyordu. Türkiye ile AB arasında adeta bir siyasi koza dönüştürülen mültecilerin 27 Şubat’ta Türkiye’nin AB ile sınırlarını açacağını ve mültecilerin geçişine izin vereceğini duyurması üzerine Türkiye-Yunanistan sınırında yaşadıkları hak ihlalleri tablosunu ağırlaştırdı. Raporda yer verildiği üzere Türkiye, 2020 yılında 16 binin üzerinde Suriyeli mülteciyi Suriye’ye sınır dışı etti. Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler’e göre, eylül ayı itibariyle de yaklaşık 6 bin Afgan mülteci Afganistan’a sınır dışı edildi.

Tüm dünyada geniş çaplı sistemsel eşitsizlikleri ortaya çıkaran salgından en ağır etnik azınlıklar, sağlık çalışanları ve kadınlar etkilendi

Raporda bazı ülkelerde siyasi iktidarların insan haklarına yönelik saldırılarını salgın bahanesiyle derinleştirdikleri vurgulanıyor. Yeni Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, bazı siyasi liderlerin salgın sürecini kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullandığına şöyle dikkat çekti: “Liderlerimizin vasattan yalana, bencillikten sahtekârlığa kadar değişen bir dizi yönteme başvurduğuna tanık olduk. Bazıları COVID-19’la mücadelede, hızla baskıcı olağanüstü hal tedbirlerine başvurdu ve bunları normalleştirmeye çalıştı ancak liderlerin bilhassa kötücül çabaları bunun da ötesine geçti. Pandemiyi kendi güçlerini sağlamlaştırmak için fırsat olarak gördüler. İnsanları desteklemek ve korumak yerine, pandemiyi insanların haklarını altüst etmek için silah haline getirdiler.”

Sağlık çalışanları salgın sürecinde siyasi iktidarlar tarafından yüzüstü bırakıldı

Birçok ülkede göçmenler, sığınmacılar ve mültecilerin güvencesizlik koşullarının ağırlaştığının belirtildiği raporda, mültecilerin hijyen koşulları uygunsuz kamplarda mahsur kalmalarına ve temel gıda maddelerine dahi ulaşamamalarına yer verildi.

Salgın sürecinde tüm dünyada toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve ev içi şiddette belirgin bir artış oldu

Birçok kadının ve LGBTİ+ bireyin korunma imkanlarına erişimlerinin sağlanamadığı böylesi bir süreçte ev içinde şiddete maruz bırakanlarla birlikte kalma mecburiyetine dikkat çekildi.

Raporda ayrıca, salgınla mücadele sürecinde ülkelerin uluslararası işbirliğini engelleyen tasarrufları da yer aldı. Bu örnekler arasında Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelerin aşı arzının büyük bir kısmını satın alması, Çin’de Şi Cinping hükümetinin salgının ilk başında erken uyarıda bulunan sağlık çalışanları ve gazetecileri sansürleyerek dünyadan bilgi saklaması ve G-20 ülkelerinin en yoksul ülkelerin borç ödemelerini önce erteleyip, sonra faiziyle geri istemesi bulunuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus