AKP’nin çizgi film fiyaskosunun gösterdikleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Merkezi’nin CHP’yi hedef alan “Yalan üretim merkezi” başlıklı üç dakikalık videoyu 12 milyona yakın izlenmeyle çok geniş ilgi görmesine rağmen sosyal medya hesaplarından kaldırması iktidarın nasıl bir açmaz içinde olduğunu kavramada sembolik bir öneme sahip.

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci 

Merhaba, iyi günler, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Merkezi sosyal medya hesabından paylaşılan, CHP’ye karşı propaganda çizgi-filmi “Yalan üretim merkezi” milyonun üzerinde, hatta iki buçuk milyon civarındayken –belki daha fazladır– Genel Merkez tarafından kaldırıldı, yok edildi. Ama tabii ki bizim gibi birçok kişi bunun kopyasını aldığı için hâlâ yaşamını sürdürüyor; ama AKP’nin resmî hesaplarında yok. Tanıtımdan sorumlu Genel Başkan yardımcısı Hamza Dağ bu çizgi-film videosunun işlevini gördüğünü, artık gerek kalmadığını söyledi — ki hiç inandırıcı bir açıklama olmadığı ortada. Belli ki bu videonun yanlış olduğunu, anamuhalefet partisine CHP’ye ve Kemal Kılıçdaroğlu’na –yanında Faik Öztrak da var–, onlara karşı bir propaganda olmak yerine, tam tersine onların lehine bir fonksiyon gördüğünün herhalde kendileri de farkına varıp kabul ettiler ki bunu sildiler. Zaten biliyoruz CHP Genel Merkezi videoyu kendi hesabından paylaşmıştı. Yani hiçbir şekilde rahatsız olmadıklarını göstermişlerdi. Şimdi bu olay çok sıradan bir olay gibi görülebilir ama değil. Birçok açıdan çok çok önemli bir olay. Yani bu abartılı olabilir, “dönüm noktası” lâfı çok kullanıldı, dönüm noktası değil; ama yarın öbür gün AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düştüğü zamanlarda geriye dönüp baktığımızda, bu olayı da bir şekilde hatırlayacağız. Çünkü bu olay bir şeye tanıklık etti — bir şeye değil aslında çok şeye tanıklık etti. Bir kere her şeyden önce iktidarın kendine güvenini kaybetmiş olduğunu gösterdi; zaten bunu biliyorduk, söylüyorduk, ama iktidar hep dimdik ayakta durma iddiasındaydı. Hiçbir zaman pes etmeme, eleştirilen sorunlar karşısında dik durma ve bunlar yokmuş gibi yapma… böyle bir perspektifi vardı. Ama son dönemde, özellikle ekonomik krizde ve üstüne salgınla beraber, iktidarın bu fabrika ayarları çok ciddi bir şekilde bozuldu. “128 milyar dolar nerede?” sorusu bunu çok önemli bir şekilde tetikleyen bir olay oldu. 

Zaten bu videonun da en büyük hatalarından birisi, birazcık unutulur gibi olmuşken bu soruyu tekrar hatırlatması. Videoda Kemal Kılıçdaroğlu ve Faik Öztrak’ın ağzından onu aşkın kez tekrarlatması oldu. Yani burada şöyle bir hesap vardı: Bu soruyu soruyorlar, onlar da cevabını veriyor ve cevap verilmiş oluyor. Halbuki cevap verilmiş olmuyor, çünkü soru varlığını sürdürüyor. Birçok hata birden yapılmıştı bu videoyla beraber; ama bunun en çarpıcısı 128 milyar doları tekrar gündeme getirmesi oldu. Bir de kapanışta dezenfektan meselesi var ki, o da görevden alınan Ticaret Bakanı’nın karıştığı yolsuzluk, usulsüzlük –her ne derseniz deyin– onu hatırlatmış olması. Bu olayın öncelikle bize gösterdiği: 1) iktidarın özgüvenini kaybetmiş olması, 2) buna bağlı olarak gündemi belirleyen değil gündeme hâkim olmaya çalışan bir iktidar var. Artık muhalefetin soruları gündemde ve iktidar muhalefetin dile getirdiklerine cevap yetiştirmeye çalışıyor. Bunu da bize çok net bir şekilde gösterdi.

Bu videoya baktığımız zaman, iktidarın yaptığı ve yapmakla övündüğü hususlar pek yok. Çok üstü kapalı bir şekilde geçiyor belki. Esas olarak muhalefetin soruları var. Muhalefetin yönelttiği eleştiriler var — abartılarak bunlara yalan deniyor, ama bu yalanları teşhir ederken kendilerine göre iktidarın doğrularını, iyilerini anlatma iddiası yok. Ve burada da görülüyor ki iktidar artık savunma pozisyonunda; ama bir başka görülen husus da şu ki: İktidar kendini savunamıyor. Birinci olarak, her şeyden önce argümanları zayıf, vereceği cevaplar zayıf; yani içerik anlamında muhalefetten kendisine yönelen sorulara ve eleştirilere tatminkâr cevaplar veremiyor. İkincisi, içeriğin dışında, biçimde, teknolojide diyelim, her türlü şeyde yöntemde çok ciddi sorun var. Şimdi bir çizgi-filmi yapmak iyi bir fikir gibi gelebilir birilerine; sonuçta bayağı bir yatırım yapılmış, belli ki üzerinde bayağı çalışılmış bir olay var. Ve o kadar çok çalışılmış ki, o kadar çok başarısız olmuş. Burada şunu çok açık bir şekilde görüyoruz: İktidar artık yaratıcı fikirler çıkartamıyor, ehil kadrolara sahip değil. Ehil kadrolara sahip olsalar bile ve bu kadrolar çok yetenekli olsalar bile, iktidara egemen olan vasatlığa ve hatta vasat-altına teslim olmuş durumdalar. Sonuçta böyle bir iş çıkıyor. 

Çok iddialı bir şekilde bir gün önceden duyurusu yapılıyor, “Yarın saat 14:00” diye ve bu çıkar çıkmaz, bu işi yapanlardan birisi, genç bir parti yöneticisi, “Bize kaldırın diyorlar, halbuki bunları nasıl bozum ettik, nasıl acıttı” diyor. Evet, gerçekten çok ilgi görüyor; ama kimsenin canının pek acımadığı, esas olarak kendi canlarını acıttıkları da kısa bir süre içerisinde belli oluyor. Bu da gösteriyor ki iktidar ne söyleyeceğini bilemediği gibi, nasıl söyleyeceğini de bilmiyor. Bu kadar imkânları seferber etmesine rağmen yapamıyor. Bir de şunu unutmayalım: Adalet ve Kalkınma Partisi’nde daha yeni kongre oldu. Bu kongrede çok iddialıydılar Erdoğan ve partililer. Ve “Yepyeni bir kongre, üye sayısı artırıldı, parti yenileniyor, gençleşiyor, dinamik bir hal alıyor” dendi. Ve partinin yeni yönetiminin ilk icraatından birisi, önde gelen, dikkat çeken ve gerçekten ilgi uyandıran icraat buydu ve tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Burada şunu diyebilirsiniz: Ya, bu işte yanlış insanı seçmişler, yanlış insan yanlış birilerini bulmuş vs.. Ama burada bir yanlışlar zinciri var ve de en önemlisi bu yanlışlar zincirinin bir kalite-kontrol mekanizmaları yok. Ya da kalite-kontrol mekanizmaları var, ama kalite-kontrol yapanların kalite anlayışları çok yanlış. Dün “Haftaya Bakış”ta Kemal Can çok isabetli bir şey söyledi: “AKP yönetimi artık kendi tabanını bile çok altta görüyor, ona kötü bir yer atfediyor, onların bilinç seviyesini vs.’sini çok düşük bir yerde sabitliyor. Bu da onun bir göstergesiydi.”

Bu çizgi-filmin bir diğer yönü tabii ki o klasik Z kuşağına ulaşma iddiası. Böyle bir şeyle açıkçası Z kuşağına bunlarla ulaşılır mı ulaşılmaz mı çok emin değilim. Kimileri çok isabetli olduğunu söylediler, ama çok emin değilim. Ve de işin ilginç tarafı, olayın sonucunda bunun apar topar indirilmesi çok ciddi bir infial yarattı. Dün sosyal medyadaki birtakım odalarda AKP yanlılarının düzenlediği ve daha çok AKP’ye yakın gençlerin katıldığı odalarda yüksek sesli itirazlar, şikâyetler vardı. Bunların bir kısmı sosyal medyada çoğaltıldı, birkaç tanesini bizzat izleme imkânım oldu belli bir süre. Orada gençlerin itirazları, eleştirileri kabaca şöyle özetlenebilir: “Niye böyle kötü bir şey yapıldı? Bunun kötü olduğu bilinmiyor muydu? Hadi diyelim ki yapıldı, niye kaldırıldı? Yenilgi niye kabul edildi?” Ve buradalarda genellikle yapılmak istenen, Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da kendi tâbirleriyle “Reis”i ayırıp, onun dışında parti yönetimindekileri bir tür becerisizlikle suçlama yaklaşımı. Burada gördük ki tam Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma durumu. Kendinden olmayan gençlere açılmaya çalışan bir parti, onları ikna etmeye çalışan bir parti, o kadar eline yüzüne bulaştırıyor ki kendi tabanındaki gençler bile buna artık ses çıkartmaya başlıyorlar. Bu da şunu gösteriyor: Zaten uzun zamandan beri AKP içerisinde farklı nedenlerle yaşanan gayri memnunluklar –ki kimileri kopmayla sonuçlandı, iki parti kuruldu–, ama kurulan partilerin dışında da AKP’nin içerisinde, hatta kimileri üst düzeyde olan çok farklı nedenlerle rahatsız kişiler olduğu ve artık geminin gitmediğinin farkında olarak homurdandıkları söylenegeliyordu. Ama bunlar genellikle çok üstü kapalı bir şekilde yapılıyordu. Dost ortamlarında yapılıyordu. Şimdi yavaş yavaş bunların daha açık, sosyal medya üzerinden ve başka mecralar üzerinden daha açık dile getirileceğini görmek mümkün. 

Bu anlamıyla bu çizgi-film fiyaskosu birçok insan için bir fırsat olabilir; çünkü bu, sembolik anlamı çok yüksek bir şey. Tam büyük iddialı dünya lideri olma iddiasındayken, üç dakikalık bir çizgi-filmi bile iki gün tutamayan bir siyasî hareket söz konusu — ki şöyle bir şey olabilirdi: Bir avuç insan izler, yani 50 bin 100 bin kişi izler ve başarısız dersiniz, hiçbir ilgi yaratmadı dersiniz. Burada tam tersi bir ilgi var, yüz binlerce, milyonlarca kişi izliyor; ama bu ilgi sizi rahatsız ediyor, çünkü ilgi size destek olarak dönmüyor ve bu dolayısıyla o çok kullanılan “kendi ayağına sıkma” meselesi oluyor. Kendi imkânınızla, her türlü imkânınızla bunu yapıyorsunuz.

Şimdi bunun bize gösterdiği bir başka husus da şu: Türkiye’de otoriter bir rejim var ve bu otoriter rejim hayatın her alanına karışıyor. Sosyal medyaya karışıyor mesela. İnsanların attıkları tweet’lere karışıyor, insanların Facebook paylaşımlarına, Youtube videolarına karışıyor. Her şeye karışabiliyor, yasak getirebiliyor, insanları evlerinden alabiliyor, şu bu… Bir şeylerin söylenmesini engelleme gücüne sahip, insanlara hangi şeyleri söyleyemeyeceklerini vurgulayan ve bu konuda yargıyı tamamen siyasallaştırmış bir iktidar söz konusu. Ama bu iktidar, her türlü denetime tâbi tuttuğu geleneksel medyayı da sosyal medyayı da kendi amaçları için kullanamıyor. Her türlü imkân elinde. İşte, bir video üretiyor, üç dakikalık bir video ve kendi ürettiği videoya yaptığı, aslında muhalif videolara yapmak istediği ya da kısmen yaptığı şey: Yasakladı. Yani iktidar sonunda sadece muhalif sesleri değil kendi sesini de yasaklıyor; çünkü kendisi de bir aşamadan sonra artık o kadar kendi sesini kaybetmiş, kendi hikâyesini kaybetmiş bir iktidar var ki, kendi sesi bile kendisine muhalif geliyor. Ve onu da yasaklama yoluna gidiyor. Bu çok acı bir durum, çok trajik bir durum iktidar için. Buradan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar. Mesela şimdi eminim şunu tartışıyorlardır. Bu video olayını unutturmak için ne yapalım? Birinci seçenek yeni bir video yapalım. Bunu önerenler vardır, ama herhalde destek bulmayacaktır. Onun dışında ne yapacaktır? Bir ihtimal, tanıtım işlerine bakan partideki kişiler herhalde kızağa çekilir ya da etkisizleşir ya da parti bir müddet tanıtım işlerine çok fazla girmez. Açıkçası bu tür konularda ne yapabileceklerini bildiklerini sanmıyorum. Mesela bu videoyu yapmak bir fikir olarak ortaya çıkmış, tam “Ne yapalım ne edelim? Muhalefet bizi bunaltıyor” derken, birileri böyle bir şey önermiş, biraz tereddüt edip “İyi fikir” demişler, her türlü imkânı vermişler ve bu olay çıkmış ve çıktıktan sonra da kısa bir süre içerisinde fiyasko olarak tescillenmiş.

Bu olayın gösterdikleri üzerine en son olarak şunu da söylemeden edemeyeceğim: Günümüzde iktidarın bu kadar bâriz bir çözülme içerisinde olduğu Türkiye’de, iktidar destekçisi olmanın ya da o çok bilinen tâbirle yandaş olmanın ne kadar ama ne kadar zor olduğunu, giderek daha da zorlaştığını gösteriyor. Mesela bu video çıktıktan sonra hızlı yapılan birtakım değerlendirmelerde, Türkiye’deki kerli ferli siyasal iletişim uzmanlarının bunun ne kadar isabetli bir video olduğunu anlattıklarını gördüm; herhalde şimdi o yazılarının bir şekilde internette insanların çok fazla karşısına çıkmaması için dua ediyorlardır. Buna benzer çok pozisyon alan, bu videoyu paylaşan, bunu işte muhalefete şey diye sunan, işte ne derler, o tâbiri kendileri kullandığı için söylüyorum: “Acıtma” olarak kullanılan. Ya da bu videonun ardından şahsen yaşadığımız yaptığım değerlendirmede bu videonun iktidarın değil muhalefetin işine yaradığını söylediğim için, bana işte, “Videodan rahatsız olmuşsunuz, rahatsız olun” diyen, yorumlar yollayan, diyelim ki lâf çakan iktidar yanlıları, herhalde şimdi kara kara düşünüyorlardır ve bundan sonra artık iktidar cephesinden üretilen materyellerin hangisinin yanında durup hangisine mesafe koymak gerektiği konusunda çok ciddi bir tereddüt yaşamaya başlamışlardır. Çünkü iktidar birçok konuda böyle; mesela biliyorsunuz bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkıyor, altı saat sonra kararname değişiyor; yanlış bir şey yapıldığı için vs. birçok şeyi yap-boz yapıyor bu iktidar. Şimdi bu da aynı şekilde sosyal medyada yapılan son dönemin en iddialı işinin çok büyük bir çuvallama olarak tarihe geçmesi aslında bize siyasî iktidarın –ki sadece AKP’den ibaret değil, Devlet Bahçeli ve başka unsurlar da var; Sedat Peker günlerdir bunu Türkiye’ye bir şekilde üstü açık ve kapalı karışık bir şekilde anlatmaya çalışıyor– siyasî iktidarın bileşenlerinin artık ne kadar yaratıcılıktan yoksun kaldıklarını ve söz, vizyon üretmekten uzaklaştıklarını ve çaresiz kaldıklarını, her türlü imkâna rağmen böyle bir duruma düştüklerini ve sonunda yine çareyi kendilerini yasaklamakta bulduklarını gösterdi bu olay ve böyle bir kısa ömürlü traji-komik bir deneyim olarak kayıtlar geçti. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus