Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (117): Derin ekonominin sırları!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, derinlikli bir ülke, bir görünen yüzü var bir de derinlerdeki görünmeyen yüzü. Türkiye ekonomisi de öyle. Sedat Pişirici, Ekonomi Tıkırında’nın 117. yayınında, derin ekonominin gizli örgütlerini ifşa etti, sırlarını ortaya döktü!

Merhaba,

Malum, adım Sedat. Soyadım da “P” harfi ile başlıyor. “Benim neyim eksik” dedim ve bugün derin ekonominin sırlarını ifşa etmeye karar verdim. Can kulağı ile dinleyin, çünkü bir daha anlatmayacağım!

İlk sırrı açıklıyorum…

Merkez Bankası içinde yuvalanmış, kod adı “Para Politikası Kurulu”, kısa adı “PPK” olan bir örgüt var. Üyeleri ayda bir toplanıp “politika faizi”ni belirliyorlar. Nedir bu politika faizi? Merkez bankalarının resmi faiz oranları yoluyla para arzı ve kısa vadeli faiz oranlarını kontrol yeteneği var. Merkez bankaları, ihtiyaç duydukları parayı sağlamak için bankalara verdikleri kısa vadeli borçların ve piyasadaki fazla parayı çekmek amacıyla kendi borçlanmalarının faiz oranını kendileri belirliyor, bu faiz oranı ile ekonomik faaliyetleri ve enflasyon oranını etkilemeyi amaçlıyor. İşte bu faiz oranına “politika faiz oranı” deniliyor. Merkez Bankası’nın kullandığı politika faiz oranı, “bir hafta vadeli repo işlemlerinde uygulanan faiz oranı”. Bu oranı da “Para Politikası Kurulu” belirliyor.

Merkez Bankası’nın içinde yuvalanmış bu örgüt, “ekonomik faaliyetleri ve enflasyon oranını etkilemeyi amaçlayan” bu faizin oranını belirlerken, 

toplam arz-talep dengesinden, maliye politikasına ilişkin göstergelerden, parasal göstergeler ve kredi büyüklüklerinden, ücret ve istihdam verilerinden, birim maliyetlerden, verimlilik gelişmelerinden, kamu ve özel sektör fiyatlama davranışlarından, enflasyon beklentilerinden, döviz kurları ve bunları etkileyebilecek gelişmelerden, olası dışsal şokların analizinden ve Merkez Bankası bünyesindeki ekonomik tahmin sisteminden elde edilen projeksiyonları içeren geniş bir bilgi kümesinden yararlanıyor. Sizin anlayacağınız bu örgüt her türlü bilgiye ulaşıyor, hiçbir şey gözünden kaçmıyor. 

İşte bu örgüt geçen hafta, 6 Mayıs 2021 Perşembe günü toplanıp, politika faizi oranını %19 olarak ilan etti. Bunu duyunca da AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep enflasyon netice” dediğini bildiğimden, bende şafak attı. “İşte” dedim, “Tıpkı ‘zor durumdaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için yardım toplama’ kisvesi altında ‘başka devlet, yeni hükümet’ kurmaya kalkışan CHP’li İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri gibi, Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu da hükümete karşı bir kalkışma içinde. Öyle bir kalkışma ki bu, kapalı kapılar ardında aldıkları kararı açıkça duyurdukları metinde “Politika faizi, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edilecektir” demekte bir sakınca görmüyorlar.

Bu nasıl olabilir? Koskoca cumhurbaşkanı yıllardır faizin sebep enflasyonun netice olduğunu, faizi mutlaka düşürmek ve hatta mümkünse ortadan kaldırmak gerektiğini, faiz düşer ya da ortadan kalkarsa enflasyonun da düşeceğini ya da ortadan kalkacağını, böylece hiçbir şeye zam gelmeyeceğini, bu sayede hayat pahalılığının da geçim sıkıntısının da fakirliğin de ortadan kalkacağını söylerken, sırf bu yüksek faiz yüzünden üç Merkez Bankası Başkanı’nın kellesi gitmişken, Merkez Bankası’nın içinde yuvalanmış bu örgüt, nasıl olur da “politika faizinin enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edileceğini” açıklamaya cesaret eder? Bu örgüt gücünü nereden ve kimden almaktadır? Bana kalırsa derin odaklardan almaktadır ve işte bugün sizlere ifşa edeceğim ilk sır budur: Merkez Bankası içinde yuvalanmış Para Politikası Kurulu, derin odakların ekonomik vesayet yapılanmasıdır, görevi de politika faizi belirlemek yolu ile seçimle gelmiş siyasi iktidarları ekonomik vesayet altına almaktır. Merkez Bankası Başkanları birbiri ardına devrilirken yerinden kıpırdatılamayan bu yapı, en son geçen hafta politika faizi oranını %19’da sabit tutarak malum görevini yerine getirmiştir.

Gelelim ikinci sırra… 

Derin odakların ekonomiyi kontrol etmek için kullandığı ikinci örgüt, Türkiye İstatistik Kurumu. Bu örgüt, özellikle enflasyon konusunda, Merkez Bankası içinde yuvalanmış Para Politikası Kurulu ile işbirliği halinde çalışıyor. Her ay, önce Türkiye İstatistik Kurumu enflasyon oranlarını açıklıyor, ondan sonra da Para Politikası Kurulu politika faizi oranını. Bu, işbirliği değildir de nedir? Bu işbirliği neden fark edilmemektedir? 

TÜİK’in vesayet çabaları enflasyon oranlarını tespit ile de sınırlı değil. Bu örgüt, ekonominin hemen hemen bütün alanlarına ilişkin yayınladığı istatistikler ile ipleri elinde tutmaya çalışıyor. Mesela bugün, Mart 2021 işgücü verilerini yayınladılar. Buna göre mart ayında memleketteki işsizlik oranı %13,1, işsiz sayısı ise 4 milyon 236 bin olmuş. İşsiz sayısı Şubat 2021’de de 4 milyon 236 bin kişiydi, işsizlik oranı ise %13,4’tü. Bir ay sonra oran bir miktar düşerken sayının aynı kalmasını ben pek hayra yormadım doğrusu! İktidarın buna bir bakması lazım.

Daha da ilginci, TÜİK’e göre istihdam edilenlerin sayısının Mart 2021’de bir önceki aya göre 550 bin kişi artarak 28 milyon 89 bin kişiye yükselmesi. Memlekette bir ayda 550 bin kişi iş bulabiliyorsa bu ekonomik başarıdan neden iktidarın haberi yok?

Bakınız örgütün açıklamasına göre mart ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre hizmet sektöründe 27 bin kişi azalmış, tarım sektöründe 15 bin, inşaat sektöründe 81 bin, sanayi sektöründe ise 480 bin kişi artmış. Örgüt yarın sanayi üretimi verilerini açıklayacak. Sanayide çalışan sayısı bu kadar artmışsa sanayi üretiminin de patlamış olması gerek. Yarın bakıp göreceğiz. Patlamamışsa, bunda da bir iş var demektir?

Örgütün iddiasına göre memlekette istihdam edilenlerin, yani bir işte kayıtlı, sigortalı çalışanların %6,4’ü inşaat, %17,3’ü tarım, %22’si sanayi, %54,3’ü ise hizmet sektöründe. Bu veri de beni işkillendiriyor. Türkiye gelişmemiş bir ülke mi ki evlatlarının %54,3’ü hizmet sektöründe çalışıyor? Bu yüzden mi koronavirüs salgınının verileri bir an önce geriletilip, memleket, hizmet sektörünün önemli bir parçası olan turizme hazırlanıyor?  

Örgüt, işsizlik oranı ve işsiz sayısı üzerinden halkın oyu ile işbaşına gelmiş siyasi iktidarı baskı altında tutuyor. Geçen yıla kadar işgücü verileri içinde “ev işleri ile meşgul olan” vatandaşların sayısı ile “artık bir iş bulmaktan ümidini kesmiş” vatandaşların sayısı da açıklanırdı ama yok “Avrupa Birliği tüzüğüne uyum sağlayacağız”, yok “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kararlarına uyacağız” denilerek bundan vazgeçildi. Alın size örgütsel işbirliği. Sanırım böylece, siyasi iktidarın bu durumdaki vatandaşların sayısını bilme ve insaniyet namına tedbir alma ihtimalinin önüne geçerek, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ve sistemin ilk hükümetinin başarısız olması için uğraşıyorlar. Benden söylemesi…

TÜİK, geçen hafta da aile istatistiklerini yayınlamak suretiyle iktidar üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Neymiş efendim, ortalama dört kişi olan hanehalkı büyüklüğü üç kişiye düşmüş; yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının sayısı artmış; memleketteki tüm ailelerin beşte biri yoksulmuş; aileler paralarının çoğunu kiraya, gıdaya, ulaştırmaya harcıyor, geriye de pek bir şey kalmıyormuş. Bu, Türk aile yapısına darbe vurmak değildir de nedir?

Ben gazeteci olarak görevimi yaptım, derin ekonominin sırlarını ifşa ettim. Türkiye’de politika faizinin %19, enflasyonun %17, işsizliğin %13, işsiz sayısının 4 milyon 236 bin olduğuna, aile yapısının daraldığına, tek başına yaşayanların sayısının arttığına, memleketteki ailelerin beşte birinin fakir olduğuna inanıp inanmamak sizin bileceğiniz iş.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus