Sedat Peker yan mı çiziyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sedat Peker sekizinci videosunda, bu pazar yayınlayacağı dokuzuncu videoda Erdoğan ile helalleşeceğini söylemişti fakat bunu erteledi. Gerekçe olarak 14 Haziran’da Biden ile buluşacak olan Erdoğan’ı zor durumda bırakmak istememesini gösterdi. Yoksa Peker yan mı çiziyor? Bu durum kendisine yönelik ilgiyi nasıl etkiler?

Yayına hazırlayan: Senem Görür 

Merhaba, iyi günler. Sedat Peker, pazar günü yaptığı sekizinci videosunda, başka meselelerle birlikte Suriye meselesine de girmişti. Suriye meselesinin iki yönüyle; hem bir taraftan oraya yollanan malzemeler ve silâhlar, hem de orada yapılan ticaretten elde edilen paralar yönüyle iki ayrı noktayı dile getirmişti. Ama esas önemli olan husus, geçen hafta önce Devlet Bahçeli’nin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Süleyman Soylu’ya sahip çıkmalarına Sedat Peker’in ne cevap vereceği idi ve Sedat Peker de orada, Erdoğan’ın –kendi tâbiriyle “Tayyip Abi’nin– tercihini kendisinden yana yapmamasının verdiği burukluğu bir şekilde ifade etmiş ve bu pazar günü de kendisiyle “helâlleşeceğini” söylemişti. Ve bu pazar yapacağı dokuzuncu video o anlamıyla çok daha fazla merak uyandırdı. Fakat birden Sedat Peker bu videoyu ertelediğini bildirdi. 

Şimdi, bunu izleyenler artık biliyorlar: Sedat Peker şu anda sosyal medyanın Türkiye’de en çok rağbet gören ismi. YouTube yayınları ya da Twitter mesajları adım adım takip ediliyor. Ne dediğini biliyorsunuz, ama tekrar söyleyelim: “Maaşı namusu kadar olan bazı gazeteciler benim bu pazar Tayyip Abi ile helâlleşmek için çekeceğim videoyu 14 Haziran’da Sayın Joe Biden yapacağı görüşmede Tayyip Abi’nin elini zayıflatmak için çekeceğim propagandasını yapmaktalar.” Yani ne deniyor? Sedat Peker pazar günü video yapacak, orada Erdoğan’ı zor duruma sokacak ve Erdoğan da o çok beklediği Biden görüşmesinde –NATO Zirvesi’ndeki Biden görüşmesinde– zayıflamış, daha da zayıflamış bir şekilde Biden ile görüşecek — böyle bir komplo teorisi. Yani “Bana ajan diyorlar” diye devam ediyor Sedat Peker. “Bu nedenle Tayyip Abi ile helâlleşme videosunu 14 Haziran sonrasına bırakıyorum. Ama söz namus, çekeceğim. Bu Pazar, para alan milletvekilini,”Pambıkören”i –Pambıkören’den kastettiği Demirören ailesi– ve Süslü Sülüman’ı –burada kastettiği de Süleyman Soylu– kibrit kutusuna sokacağım. 40 yaşından genç kardeşlerim bu hafta çok eğleneceğiz. Hem de çok.” Şimdi burada bâriz bir geri çekilme hâli vardı, geri adım hâli vardı ve kafalar karıştı. Bu söylediği husus, tabii ki “Biden’ın eline malzeme vermek” hususu bir şekilde dile getirilmiş olabilir. Ben fark etmedim. O görmüş olabilir. Çünkü onun bahsettiği isimler tarafından muhtemelen iktidara yakın birtakım yayın organlarında yapılmıştır — ki onları çok fazla takip etmediğimi itiraf etmeliyim. 

Bu bir neden olabilir tabii ki. Ama bana göre bunun da ötesinde birtakım başka nedenler var. Pazarlık meselesini ileri sürenler var. Bunun da belki doğruluk payı olabilir. Bilmiyorum, çünkü şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Sedat Peker olayı başladığı andan itibaren birileri, özellikle yurtdışında yaşayan Fethullahçılar ya da Fethullahçılar’a yakın bazı isimler, birtakım “bilgiler”e dayanarak yorumlar yapıyorlar ya da birtakım şeyler anlatıyorlar. Bu “bilgiler”in kaynağı nedir? Açıkçası emin değilim. Çok da fazla izlemiyorum onları; ama önüme düşüyor diyeyim, sosyal medyada. Açıkçası burada birtakım gizli bilgiler, birtakım duyumlar vs. sözlerine itibar etmemek lâzım. Sizlere de çok fazla itibar etmemenizi söylüyorum. Böyle bir öneride bulunayım, öyle söyleyeyim. Özellikle Fethullahçılar geçmişte devlette çok örgütlü oldukları için ve hâlâ birtakım kırıntılar olduğu için, içeriden bilgi alma ihtimaline sahip olabilirler belki; ama onların daha çok dezenformasyon ve manipülasyon için birtakım bilgileri kullandıklarını ya da olmayan şeyleri bilgi gibi sunduklarını da biliyoruz. Başkaları da var, sadece Fethullahçılar yapmıyor bunu; onların ne yaptığı çok önemli değil. 

Ben şahsen tamamen açık kaynaklar üzerinden şu âna kadar yaşananlardan, söylenenlerden ve kendi düşüncelerimle bunları bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Yani herhangi bir bilgiye sahip olarak söylemiyorum. Yani bir pazarlık olma ihtimali tabii ki var. Sürüyor da olabilir. Hiçbir bilgim yok. Bu ihtimali bir yere koymak lâzım; ama bana göre olayın aslı biraz daha farklı olabilir. Kişisel görüşüm bu; bir şey bildiğimden değil. Yani başkaları gibi “Bu böyledir, şöyledir” diye bir iddiam yok. O da nedir? Bence son videosunda Sedat Peker bir hata yaptı. Şu âna kadar yaptığı en önemli hatalardan birisiydi bence — stratejik bir hata yaptı. Erdoğan’ı erken telâffuz etti. Onu da muhtemelen Erdoğan’ın tercihini kendisinden yana yapmamasının verdiği bir öfkeyle, kızgınlıkla yaptı. Zira, diyelim ki bu pazar Erdoğan’la ilgili videoyu yapmış olsaydı –ki beklenen buydu–, bir nevi –yani bunu herkes Netflix dizilerine benzetiyor–, bir nevi sezon finali olurdu. Yani Erdoğan’ın ötesi yok. Erdoğan’a geliyorsa, Erdoğan’la “helâlleşme” dediği meseleyi yapıyorsa, bunun ötesinde artık yapacağı –yani bu pazar dokuzuncu olacak–, dokuzuncu videoda Erdoğan ile o dediği helâlleşme ya da hesaplaşmayı, her ne ise, yapmasından sonra onuncu on birinci videolarda ne yapabilir? En fazla yapabileceği, Erdoğan ile ilgili bu anlatıyı sürdürmek olurdu. Ve dolayısıyla bence her ne kadar sekiz videoda bayağı bir şey olsa da, anlaşıldığı kadarıyla Sedat Peker’in elinde malzeme çok. Bayağı bir şey biriktirmiş. Hep arkalarda görüyoruz. İranlılar vs… Bir şeyler var. Hep bir şeylerin ucundan ucundan gösteriyor. Mesela Suriye’yi böyle söyledi ilkin, en sonunda sekizinci videoda bayağı ciddi bir şekilde iki önemli şey söyledi, vs..

Erdoğan meselesinde bence acele etmişti. Anladığım kadarıyla bunun da farkına vararak onu erteledi ve bu 14 Haziran meselesi de bir açıklama hususu olarak kullanışlı bir açıklama. Belki de sâhiden böyle yapmıştır. Nitekim sonra ne diyor, bir başka sosyal medya paylaşımında? “Bana geri adım attı diyen kardeşlerim, bizde geri adım olmaz. Hep ileri hep ileri. Ancak siz insan psikolojisinden, toplum sosyolojisinden, sözlü savaş sanatından bîhaber olduğunuz için böyle yorumluyorsunuz. Bana güvenin. Tayyip Abi’yle ölüm bile olsa karşılıklı helâlleşeceğiz. Ayın 14’ünden sonra görüşeceğiz. Benim gibi 40 yaşından büyük olanlar, üzülmeyin, sizler de misafirsiniz. Bu pazar günü çok şenlikli olacak.” Şimdi, burada şimdi söyledikleri benim dеmіn söylediklerimle biraz örtüşüyor bence. Şöyle toparlamak lâzım olayı: Burada şu âna kadar yaptığı, işte, Mehmet Ağar’la başladı, Pelikancılar, sonra Süleyman Soylu, sonra Kıbrıs’a gitti, başka yerlere gitti, Binali Yıldırım’ın oğlu, vs.. Yeni yeni isimler ortaya çıkıyor. Berat Albayrak muhakkak oluyor. Bütün bunların hepsinin bir anlamı var. Başka isimler de eklenecektir buna mutlaka. İş insanları, siyasetçiler, bakanlar vs.. 

Ama burada meselenin aslında Erdoğan’da toparlandığı ortada. Bu daha önce yaptığımız birçok yayında, örneğin Kemal (Can), Ayşe (Çavdar) ve Burak Bilgehan (Özpek) ile dört kişi yaptığımız yayınlarda ya da Kemal’le yaptığımız “Haftaya Bakış”larda çok dile geldi. Özellikle Kemal bunu çok isâbetli bir şekilde vurguladı. Buradaki esas hedef aslında Erdoğan. Yani sanki şöyle bir olayı çizdi bize Sedat Peker: “Tayyip Abi iyi, diğerleri kötü. Onun gerçekleri görmesine izin vermiyorlar.” Bunu birkaç kere söyledi. Bunu özellikle vurguladı. Ama ısrarla ve ısrarla hep Erdoğan’a seslendi. Erdoğan’a hep seslendi. Çünkü o da biliyor ki –en iyi bilenlerden birisi, bizlerden daha iyi biliyor olması lâzım– olaylar dönüp dolaşıp Tayyip Erdoğan’da düğümleniyor. Yani şöyle bir şey mümkün değil: Birtakım derin yapılar var, bu derin yapılar Erdoğan’a rağmen ve hatta Erdoğan’ın aleyhine birtakım işler çeviriyorlar. Böyle bir şeyin olmasının mümkün olduğu kanısında değilim. Erdoğan’a rağmen yapmadıkları… yani Erdoğan’dan habersiz birtakım şeyler oluyor olabilir, çok emin değilim ama olabilir, yapılan bazı şeylerin sonuçları Erdoğan’ın aleyhine de olabilir, ama bir şekilde bunlar Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde — onun müdâhil olabileceği olaylar, ilişkiler, iktidar ilişkileri. Dolayısıyla Sedat Peker’in bir sorunu varsa –ki var, bir değil çok sorunu var– bunun çözüm adresi Erdoğan. Aslında bir anlamda şunu söylüyor: “Onları bırak, beni tercih et” diyor. Kabaca böyle özetlenebilir. Tabii ki burada eşitsiz bir durum olduğu kesin. Kendisi yurtdışında, Erdoğan’dan hazzetmeyen Birleşik Arap Emirlikleri’ne sığınmış, orada yaşıyor, vs.. 

Çok dezavantajlı bir durumu var. Ama belli ki elinde birtakım kozlar da var ve o kozlarla Erdoğan’la bir pazarlığı yapmak istiyor. Bu pazarlık örtülü bir şekilde sürüyor olabilir. Fakat bu sekiz video Sedat Peker’e ve hepimize gösterdi ki, Sedat Peker gücünü topluma seslenerek, toplumdan belli bir destek alarak artırıyor en azından; ya da, zayıf düşmüş birisiydi, mesela işte Balkanlar’da yaşıyordu, oralardan bile kovalandı. Fas’a gitti, Fas’ta bile kalamadı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitti. Orada kendine ne kadar süreceği belli olmayan bir hayat kurmakta iken, bu videolarla birlikte kendi önüne acayip bir alan açtı. Videoların izlenmeleri, en son yedinci video rekor kırmıştı. 17 milyon izlenmişti. Sekizinci video biraz düştü, 13 milyona düştü. Bu kadar izlenen, sosyal medya paylaşımları ânında çoğaltılan, üzerine herkesin konuştuğu bir insan oldu. Dolayısıyla, Erdoğan’la ve başkalarıyla birtakım pazarlıkları el altından, aracılar üzerinden vs. yapıyor olabilir. Ama en güçlü silâhın bir tripod, bir kamera ve YouTube olduğunu çok iyi kavramış olduğu için esas pazarlığı buradan yürütmek istiyor. Sonuçta, “Yan çizdi mi?” sorusunun cevabının hayır olduğunu düşünüyorum şu aşamada. Elini biraz daha kuvvetlendirerek o helâlleşmeyi ve hesaplaşmayı ertelediğini düşünüyorum. O bir şekilde kaçınılmaz olacağa benziyor. Ama bu Pazar olsaydı, çok fazla bir şey kazanamayabilirdi. Tabii burada şöyle bir soru var: O 14 Haziran’dan sonraya erteledi. 14 Haziran sonrasına kadar ilgiyi nasıl üzerinde tutacak, nasıl tutabilecek? Şimdi bakıyoruz; demin söyledim, 17 milyon izlenen yedinci videodan sonra sekizinci video –ki orada Suriye de var, Erdoğan da var, birçok şey var, belki de en dolu olan videoydu– onun izlenmesi 4 milyon azalmış. Burada belki şu da olabilir, insanlar artık Peker izlemekten korkuyor olabilirler. Çünkü iş giderek daha fazla yakıcı olmaya başladı. O anlamıyla belki azalmış olabilir; fakat şimdiden duyurusunu yaptığı “Pambıkören, Süslü Sülüman” — bunlar zaten yeterince konuştuk. Pambıkören dediği Demirörenler ile ilgili söyleyecekleri, Hürriyet baskınında bir dile getirmişti. Yeni birtakım şeyler söyleyebilir, bu insanların ilgisini çekebilir.

Tabii, para alan milletvekili hususu da var. Açıkçası bu artık bir açık sır gibi ortada. Şimdiden anons etti, duyurdu ve o pazar gününe kalmadan bunu birilerinin açıklamasını beklemek hiç şaşırtıcı olmaz. Hatta kendisi bile açıklayabilir her kimse, Sedat Peker açıklamadan açıklayabilir. Orada da elini zayıflatabilir. Dolayısıyla Peker, “Tayyip Abi ile helâlleşeceğim” deyip sonra bunu erteleyerek aslında bir tökezleme hâline girdi ve bu da onun popülaritesini bir anlamda aşağı çekti. Öyle düşünüyorum. Çok fazla çekmiş olmayabilir, ama yakaladığı ivmede bir sorun yarattı kendi kendine gibi geliyor bana. Yani bunu, Erdoğan’la helâlleşme meselesini açmayıp, sonra sürdürseydi çok daha etkili olabilirdi.

Her neyse; bütün bu süreçte birçok soru var, bunu değişik yayınlarda konuştuk; ama bir toparlama yapacak olursak, şöyle bir noktayı özellikle vurgulamak lâzım: Şimdi, diyor ki: “Birileri 14 Haziran’da Tayyip Abi’nin elini Biden karşısında zayıflatacağımı söylediler, onun için videoyu erteledim.” Demek ki şöyle bir akıl yürütebiliriz: O yapacağı helâlleşmedeki bazı şeyler Erdoğan’ın hoşuna gitmeyecek şeyler demek ki. Yani o helâlleşme videosunun Erdoğan’ı, “Tayyip Abi’si”ni ne kadar sevdiğini, saydığını vs. anlatacağı bir methiye videosu olmayacağı anlaşılıyor. Belli ki Erdoğan’a, başkalarının da Erdoğan’a karşı koz olarak kullanabilecekleri malzeme sunma potansiyeli var demek ki — bunu özellikle vurgulamak lâzım. “Bugüne kadar yaptığı sekiz videoda ne değişti?” sorusu önümüzde çok ciddi bir şekilde duruyor. Kimileri bunun etkisinin çok fazla olmadığını, çabuk unutulduğunu vs. söylüyorlar, ama ben o kanıda değilim. Hızlı bir şekilde birçok sonuç aldı; mesela Ağar marinanın yönetiminden ayrıldı. Başta kendisi olmak üzere çok kişi bana katılmayacak ama, Süleyman Soylu Sedat Peker’in bu yaptığı yayınlardan sonra bence siyâseten felç oldu, çok ciddi bir şekilde etkisini kaybetti. Bilmiyorum kamuoyu yoklamaları da nasıl çıkacaktır? Kamuoyu yoklaması demişken, MetroPOLL’ün son araştırmasında Sedat Peker videoları sorulmuş ve orada da –bugün Özer Sencar paylaşmış– görüyoruz ki kamuoyunun bayağı bir ilgisi var. 

En çarpıcı olan ise, AKP seçmeninin yarısı bu videolardan haberdar olmadığını söylüyor. Bu ne derece doğru? Çok emin değilim; ama böyle araştırmalarda bir de niyet ifade edilir. Bunun AKP’ye çok ciddi bir şekilde zarar verdiğinin ben bir kanıtı olarak görüyorum. Ama genel olarak bakıldığında, insanlar bu videoları bayağı biliyorlar, hepsini izleyen de çok, kısmen izleyen ya da videolar üzerine yapılan bizimki gibi yayınları izleyenler, bundan parçaları izleyenler vs.. Sedat Peker şu anda gerçekten Türkiye’de popülaritesi en yüksek isimlerden birisi. Kimisi çok kızıyor, kimisi çok bel bağlıyor, kimisi anlamaya çalışıyor, kimisi “düşmanımın düşmanı” diye bakıyor, kimisi “dostumun düşmanı” diye bakıyor. Ama herkesin bir şekilde gündeminde yer alıyor, gerçekten çok ilginç bir fenomen ile karşı karşıyayız. Başka ne değişti? Israrla kardeşini öne sürdü. Kardeşi Atilla Peker ifade verdi ve sonuçta Kutlu Adalı suikastiyle ilgili bir soruşturma açıldı. Buradan ne çıkacak çok bilmiyoruz, ama açıldı. Birtakım şeyleri artık insanlar reddedemez hâle geldiler. Mesela Suriye meselesindeki o açık sır artık tescillenmiş oldu. Sedat Peker’in son videosunda söyledikleriyle, Suriye’de kime nasıl silâhlar gittiği vs. meselesi ve bu anlamda Can Dündar’ın ülkeyi terk etmesine yol açan haber olayında da Can Dündar’ın konumu iyice güçlendi. Hatta ne dedi? AKP’nin önde gelen isimlerindendi bir ara, şimdi biraz kızakta gibi ama, Yasin Aktay, “Buradaki sorun ne söyledikleri değil, olaya burunlarını sokmalarıydı” dedi Can Dündar’a ya da Enis Berberoğlu’na ve diğerlerine. Bu da aslında bir itiraf gibi kayda geçirilebilir. Tabii ki en önemli hususlardan bir diğeri, Sedat Peker’in ağzından –ki bununla ilgili defalarca konuştum, hatta başlı başına bir yayın yaptım– bu “vatan millet” söyleminin, “beka” söyleminin nasıl bir paravan olduğunu, aslında bu paravanın arkasında çok ciddi bir çıkar meselesi olduğunu bize gösterdi. Mesela Libya’ya yönelik işler. Libya’da ne oluyor? Türkiye, Libya’ya stratejik olarak gidiyor vs., şu-bu, çok güzel. Ondan sonra Libya yöneticilerine müteahhit listesi veriliyor. Kim veriyor? Tabii ki Cumhurbaşkanlığı’ndan gidiyor. Ya da Suriye: Suriye’de Esad rejimi devrilecek, şu olacak-bu olacak, Türkmenler…, Kürt devletini engellemek…., ama bir bakıyorsunuz, Sedat Peker bize gösteriyor ki orada acayip bir ticaret var ve buradan elde edilen rant var ve bu rantlar birileri tarafından paylaşılıyor gibi çok güçlü iddiaları bize gösteriyor.

Bir diğer husus, iktidar içerisindeki ve çevresindeki savaşları bize acayip bir şekilde gösterdi. Şimdi orada bir kronoloji var. Bunu özellikle hatırlatmakta yarar var. Sedat Peker ilk başta Süleyman Soylu’ya ve her ne kadar o bunu kabul etmese de Süleyman Soylu’nun yanında yer alan Ağar’a, Berat Albayrak’a ve Pelikancılar’a savaş açtı. Sonra Süleyman Soylu’nun kendisi hakkında sözleri üzerine onu zayıf bir aktör olarak görerek –ki birçoklarının Süleyman Soylu’ya çok güç atfettiği bir sırada– onunla çok ciddi bir şekilde uğraştı ve Süleyman Soylu’nun siyasî itibarında çok ciddi gedikler açtı. Bu bize aynı zamanda nasıl iktidar savaşları olduğunu gösterdi. Bakıyorsunuz, mesela Süleyman Soylu televizyona çıkıp konuşuyor; ama Sedat Peker ile hesaplaşmasını yaparken, bu arada Mehmet Ağar ile, eski İçişleri bakanlarıyla, Adalet Bakanı’yla, şununla bununla hesaplarını da görmeye kalkıyor. Ya da Adalet Bakanı kalkıp bir açıklama yapıyor, bakıyorsunuz o açıklamanın gittiği adreslerden birisi herhalde Süleyman Soylu. İktidar savaşlarını gösterdi bize. Burada şu olmadı: “Sedat Peker herkese saldırıyor, biz de kol kola girelim ve onu beraber bertaraf edelim” olayı yaşanmadı. Yaşanır gibi oldu, ama tam anlamıyla yaşandığını açıkçası sanmıyorum. Çünkü ortada çok ciddi bir sorun var: Hep birlikte batıyorlar. Hep birlikte battıkları için herkes “gemisini kurtaran kaptan”, yani kendi başının çaresine bakmak yolunda. Bu arada ilginç şeyler oluyor. Değişik kişiler hakkında, iktidarın değişik unsurları –bu üst düzey bakan da olabilir, siyasetçi olabilir ya da belediye başkanı ya da gazeteci vs.–, bu iktidar savaşlarında irili ufaklı roller alan kişiler hakkında birtakım bilgiler sızmaya başlıyor ve bu bilgilerin genellikle sızdığı yerler de iktidara yakın olmayan medya kuruluşları ya da gazeteciler ya da YouTube’da yayın yapan kişiler oluyor. İktidara yakın yerler bunu yapmazlar tabii; ama yapsalar bile artık onların hiçbir etkisi de kalmadı. 

Yani bugün bir haber etkili olsun istiyorsanız kime vereceksiniz? Şimdi Hürriyet gazetesinde çıkan haberin ne etkisi olacak? Kendileri bile, yazıişleri bile yazdığı habere inanmıyor, itibar etmiyor — böyle bir yer. Ya da CNN Türk’te söylenen şeyin, çok olağanüstü bir şey olmadığı müddetçe ne anlamı olacak? Geçenlerde arkadaşlar NTV’de iktidara yakın bir ismin bir sözünü söyledi, açıkçası şaşırdım. “Sedat Peker’in söylediklerinin bazıları doğru olabilir” gibi bir lâf etmiş birisi. Mesela bunlar arada kaynayabiliyor, ama esas etkili olan yer neresi? Zaten görüyorsunuz; daha bağımsız, özgür yerler ya da iktidarla meselesi olan birtakım yayın organları. Buralara sürekli bir şeyler sızmaya başladı. Her gün yeni yeni birtakım haberler, irili ufaklı haberler görüyoruz ve tam ne oluyor? “Kavgada yumruk sayılmaz” oluyor. Öyle bir durum.

Şimdi bir diğer mesele — buna özel bir bölüm ayırmak lâzım: Sedat Peker’de çok ilginç bir olay var. Yakınlarıyla kurduğu ilişki, bu sosyal medya üzerinden baktığımız zaman, şimdi kardeşi Atilla Peker’i onun rızasıyla ileri sürdü, zaten kardeşi o Kutlu Adalı suikastini işlemiş olsaydı açıklar mıydı? Açıkçası emin değilim, sanmıyorum. Gitmiş ama olmamış, yani bir suikast girişimi, eğer o gün olsaymış, kardeşi rahmetli Kutlu Adalı’yı öldürecekmiş, olmamış bir şekilde, sonra başkaları yapmışlar. Dolayısıyla biraz rahat; yani sonuçta tabii ki bir suçu var, ama bir cinayet değil. Onu saymazsak, çok sayıda ismi bir şekilde harcadı. Bunlardan Özışık kardeşler mesela. Belli ki çok yakınmışlar. Gazeteci kimliğiyle yıllardır etkili olan, her dönemde değişik iktidarlarla –kimi zaman Fethullahçılar, kimi zaman şu, kimi zaman bu– dolaşıp duran ve bugün de AKP iktidarının, Erdoğan iktidarının en önde gelen sözcüsü demeyeceğim, büyük ölçüde tetikçisi olarak çalışan insanlardı. Bir FaceTime kaydıyla nokta kondu faaliyetlerine. O zamandan beri ortalıkta göründüklerini sanmıyorum. Öyle bir husus oldu. O gerçekten çok sert bir hamleydi. Ama çok itibarlı olduğunu düşünen, internet medyasındaki iki kişiyi bir şekilde elimine etti. Reşat Hacıfazlıoğlu, onla mesela akrabası Süleyman Soylu üzerinden bir video, o da yine FaceTime’da kayıt, ilginç 9 milyon 300 bin izlenmiş ya da 500 bin, öyle bir şey izlenmiş. Kendi Youtube sayfasına koymuş bunu. Orada mesela, o da akrabası, onu da bir şekilde Süleyman Soylu’yu köşeye sıkıştırmak için kullandı. Herhalde o günden bu yana o Reşat Hacı Fazlıoğlu’nun durumu pek iyi değildir. Esas Süleyman Soylu’ya yaptı bence. Yani her ne kadar “Tanımıyorum, etmiyorum” dese de, şahsen tanışmamış olabilirler ama, Sedat Peker Süleyman Soylu’ya bayağı bir yatırım yaptığını söylüyor. Ona güvenerek yurtdışına çıktığını ve Nisan ayında dönme vaadiyle kaldığını söylüyor. Ama bir şekilde onu da artık çok sert sözlerle, çok aşağılayıcı sözlerle harcıyor. 

Bu arada sekizinci videoda bir akrabasını da harcadı — o tapu meselesinde, binlerce tapusu olan İbrahim Genan. Ben onu daha önceki yayında atladım. Yani şunu söyleyeyim, çok ilginç kişisel bir şey: İbrahim Genan benim çocukluğumda Çağlayan’da oturduğumuz evin, dairenin ev sahibinin oğludur. Rahmetli ağabeyimle yaşıttı, onun arkadaşıydı. Ben kardeşi İsmail ile yaşıtım. Sonra öğrendim ki, İsmail’den öğrendim ki bayağı yakınlar, kuzenmişler. İbrahim Abi’yi de bir şekilde harcadı. Bu söylediği tapular vs. nedir? Anladığım kadarıyla çok morali bozukmuş ve konuşmuyormuş bu konuda; ama bir şekilde çok yakından görüştüğü insanları da böyle bir şekilde harcayabiliyor. Yani onun “Abi” dediği, sevgi sözcükleri söylediği insanların başına her an her şey gelebilir. Bu noktada şahsen ben de –nasıl söyleyeyim?  Çok kaba olacak ama– kıllanmıyor değilim. Evet, onun için önümüzdeki videolarda böyle bir şey de var. Yani açıkçası, en itibarlı zamanlarında, yani mitingler yaptığı, iktidar çevrelerinde gözüktüğü zamanlarda onunla fotoğraf çektiren, onunla iş yapan, onunla görüşüp eden insanların hepsi herhalde bayağı bir ürkmüş durumda da olsalar gerek. Şu âna kadarki örneklerden onu çıkartmak mümkün. Yani pekâlâ bir şekilde kendi argümanlarını güçlendirmek için ya da bir şeyleri ifşa etmek için birilerini hedef alabilir, ortaya atabilir. Fakat şunu söylemek lâzım — tekrar başa dönecek olursak: Bu Pazar için “Erdoğan’la helâlleşme” diye anons ederek, duyurarak bir yanlış yaptı, şimdi o yanlıştan dönmeye çalışıyor bana göre; ama bir şekilde bunu yapacak, öyle anlaşılıyor. Yapacak ve bu arada tabii ki elini hâlâ kuvvetli tutabilmesi için bundan sonraki yapacağı paylaşımlarda, videolarda yine birtakım ilginç şeyler söylemesi, çarpıcı şeyler söylemesi gerekecek. Şu âna kadar söylediği şeyler hakkındaki, demin söyledim, “Bunlardan bir şey olmadı, bir şey çıkmadı” şeklindeki değerlendirmelerin hiçbir anlamı yok; bence bayağı bir şey çıktı. Tabii ki Türkiye bir demokratik hukuk devleti olmuş olsaydı, bunların her biri ardından çok büyük şeyler olurdu; ama bu hâliyle bile bir şeyler olabilir. 

Mesela Binali Yıldırım’ın oğlu ile ilgili söylediklerine yapılan açıklamanın ne kadar hiçbir şey açıklamadığı ortaya çıktı ve Binali Yıldırım –ki yakın bir zamana kadar iktidarın en önemli siyasî figürlerinden birisiydi ve Erdoğan’a en yakın bilinen isimlerden birisi–, bu olayla birlikte, oğlu üzerinden çok ciddi bir itibar kaybına uğradı. İlk başta o açıklamayı yaptı, belki hiçbir açıklama yapmaması daha iyi olurdu çünkü çok zayıf bir açıklamaydı, hiçbir şey açıklamadı. Zaten gümrük kayıtlarında böyle bir yardım malzemesi olmadığının ânında ortaya çıkmasıyla beraber açığa düştü. Görülüyor ki Sedat Peker birçok kişiye, irili ufaklı değişik yerlerden, değişik konumlardaki kişilere zarar verebilen, onların bugünlerine ve geleceklerine bir şekilde ipotek koyabilen birisi. Tabii bütün bunları yaparken –onu özellikle vurgulamak lâzım, işin zaten bel kemiği burası, kendisi de bunu söylüyor–, bunu bir Mesih iddiasıyla yapmıyor, temiz toplum iddiasıyla yapmıyor — onu özellikle hep akılda tutmak lâzım. Ucu kendisine dokunduğu için, kendisini ve ailesini korumak için yapıyor bütün bunları. Elini güçlendirmek için yapıyor ya da gücünü korumak için yapıyor ya da ailesini korumak için yapıyor vs.. 

Kişisel bir meselesi var. Buradan birtakım insanlar Türkiye’nin hayrına birtakım sonuçlar çıkartmak isteyebilirler; ama buradaki mesele esas olarak şu: Ahmet Şık ile yaptığımız yayında Ahmet bunu çok iyi ortaya koydu, burada dile getirilenlerden hareketle toplumun bir şeyleri dönüştürmeye çalışması. Bu iş Türkiye’de bir temiz toplum iddiası varsa, bu Sedat Peker’e bırakılmayacak kadar önemli bir iş. Zaten Sedat Peker de “Benim böyle bir sorumluluğum, derdim yok” diyor; ama onun böyle bir derdi olmaması, onun videolarının kamu yararına kullanımına engel değil. Dolayısıyla bu çok ciddi bir şekilde, herkesin, gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin, tabii ki hukukçuların, yargının kullanabileceği bir dizi malzeme var, materyel var. Ama hele bunun siyâseten öncülüğünü Sedat Peker’e bırakmaya kalkmanın hiç akıl kârı bir yönü yok. Ya da Sedat Peker’e siper alıp, insanların birbirine saldırıda bulunması da akıl kârı değil. Bunu yapan çok kişi var; mesela demin örneğini verdim, iktidar içerisinde ya da iktidarın etrafında savaş veren taraflar, Sedat Peker’in kendilerine yönelik suçlamalarını bir tarafa itip, rakiplerine yönelik olanları pekâlâ kullanabiliyorlar. Ya da mesela Fethullahçılar’ın buradan kendilerine bir malzeme çıkartması gibi. Bütün bunlar olacak, zaten bunlar –ne diyeyim?– gayrimeşru işler. Gayrimeşru işlerde herkes, her şekilde bunu ulvî olmayan amaçlar için kullanmak isteyecektir. Ama esas önemli olan burada sivil toplumun, bağımsız ve özgür medyanın bütün bu kavgalardan, didişmelerden, ifşalardan toplumun yararına, ülkenin yararına olanları ayıklayıp, oradan hareketle bir toplumsal hareketliliği yaratabilmesi, bir bilinçlenmeyi yaratabilmesi. Çok zor bir iş, bunun olabilmesi için de her şeyden önce özgür ve bağımsız medyaya ihtiyaç olduğunu bir kere daha vurgulayayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus