Türkiye, 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor – EŞİK: “Bu Türkiye’nin, uluslararası insan hakları hukukundan kopması demek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, yasal olarak 1 Temmuz tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor. Kadınlar, bu karara aylardır itiraz ediyor. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), bugün (7 Haziran) konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. EŞİK açıklamasında, “Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermek için ne bekliyor?” diye sordu.

EŞİK tarafından yapılan açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin hukuk sistemine aykırı olduğu ve anayasanın ihlal edildiği belirtildi. Toplumun her kesiminin İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya davet edildiği açıklamada, “Aksi takdirde kaybedeceklerimiz İstanbul Sözleşmesi ile sınırlı kalmayacak” denildi.

“İstanbul Sözleşmesi mor çizgimizdir” denilen açıklamada sözleşmenin, toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yönelik ayrımcılığı önlemede hayati bir öneme sahip olduğu anlatıldı:

“İstanbul Sözleşmesi ‘mor’ çizgimizdir. Öldürüldük, sokak ortasında öldüresiye dövüldük. İşsiz kaldık, daha da yoksullaştırıldık. Evde, işte, sokakta, emeğimiz yok sayıldı. Kadın ve LGBTİ+ hareketi açık hedef haline getirildi. İşte bu hayatta kalma mücadelesi sırasında ev içi şiddeti ve kadına, LGBTİ+lara, toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yönelik ayrımcılığı önlemede hayati bir öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi tek kişinin kararıyla feshedilmek istendi. Karar açıkça hukuk dışı ve yok hükmünde. Bu gerekçe ile kadın örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin açtığı sayısız dava var. Soruyoruz, ‘Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermek için ne bekliyor?'”

Yalnızca kadın hareketinin değil, tüm Türkiye’nin meselesi”

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin, devletin kadına karşı şiddeti önlemekten vazgeçtiği anlamına geldiği belirtilen açıklamada şöyle devam edildi: “Böylece devlet, kadına karşı şiddeti önleme görevinden vazgeçme kararını tescillemiş olacak. Bu aynı zamanda Türkiye’nin, uluslararası insan hakları hukukundan kopması demek. Çok yönlü olumsuz etkileri olacağı kesin ve toplumun tüm kesimlerince öncelikli sorun olarak görülmesi gerekiyor. Yani yalnızca kadın hareketinin değil, tüm Türkiye’nin meselesi. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınların haklarına göz dikenlerin ilk adımı olacak ama son olmayacak. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik kazanılmış tüm hakların tek tek kaybedilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Sıra nafaka hakkına, çocuk istismarından ceza alanların affına, 6284 sayılı yasaya, çocukları istismardan koruyan Lanzarote Sözleşmesi’ne ve belki de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Medeni Yasa’ya gelecek.” 

Toplumun her kesiminin, 1 Temmuz’a kadar çekilme kararına itiraz etmesi gerektiği belirtilen açıklama şu çağrıyla sona erdi: “1 Temmuz tarihi bütün Türkiye için yakın gelecekte dönüm noktası olarak adlandırılacak bir tarihtir. Bu hukuk dışı karardan geri dönülmesi için her bireyin ve kurum-kuruluşun yapabileceği ne varsa ortaya koyması günü bugündür. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar, hep birlikte sislerin içinde kaybolmadan, sizi de demokratik ve yaratıcı bir yöntem, söylem ve eylemlilik sürecine, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya, birlikte değiştirmeye çağırıyoruz.”

İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme niteliğinde. İstanbul Sözleşmesi fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadın sünneti, kürtaja zorlama gibi cinsel şiddetin her türüne yaptırım öngörüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği için önemli bir adım olan Sözleşme, Türkiye’deki ve dünyadaki kadın hareketlerinin önemli bir kazanımı.

Birinci maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin amacını, “Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak” diye tanımlıyor. Sözleşme kadına, kadın olduğu için ayrımcılık yapılmasını engelliyor ve kadın, erkek, çocuk, engelli, mülteci, LGBTİ+ bütün bireyleri ev içi şiddetten koruyor.

Sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını tanımlayan ilk bağlayıcı metin olma özelliğini taşıması açısından da önemli. Erkek şiddetine karşı yerel, ulusal ve küresel mücadelede de kritik önemde. Erkek şiddeti mağdurlarına psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlanması ve yeterli sayıda sığınma evi tahsis edilmesi sözleşmenin koruma maddeleri arasında. Yargılamada kadına yönelik şiddetin suç sayılması ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması da sözleşmeyle öngörülüyor. Sözleşme, kadına yönelik şiddette gelenek, töre, din ya da “namus” gerekçelerini de yaptırıma tabi tutuyor.

Avrupa Konseyi’ne üye tüm devletleri bağlayan sözleşmeyi imzalayan ilk ülke ise Türkiye. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Türkiye, Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekildi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus