Türkiye, 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor – TKDF Başkanı Canan Güllü: “AKP iktidarı kendisinden bekleneni yaptı ama umutsuz olmayın, güneş her gün doğacak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’nin, İstanbul Sözleşmesi’nden yasal olarak çekilmesine 24 gün kaldı. “Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor” yazı dizimizin ilk bölümünde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi avukat Tuba Torun ile hukuki süreci ve kadınların kazanılmış haklarını konuşmuştuk. Dizinin ikinci bölümünde ise Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü var. Güllü ile siyasi iktidarın kadınlara bakışını, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) neden bir gecede bu sözleşmeden vazgeçtiğini ve kadınların bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini konuştuk.

Canan Güllü

Türkiye, AİHM’de kadına karşı şiddeti önleyemediği için mahkûm olan ilk ülke: Nahide Opuz davası

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP), İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladığı süreci konuşarak söyleşiye başlıyoruz. Ancak Güllü, bu konuyu biraz daha eskiye götürmenin daha doğru olduğunu söyledi ve “Nahide Opuz” davasını hatırlattı. Söyleşiden önce 2002 yılına gidelim ve kadın mücadelesinin kazanımı olan Nahide Opuz davasını hatırlayalım:

Diyarbakır’da yaşayan Nahide Opuz, Kasım 1995’te H.O. ile evlendi. Üç çocuk annesi olan Opuz, üç yıl boyunca annesiyle birlikte H.O.’nun şiddetine, bıçaklı saldırısına ve araçla ezme girişimine maruz kaldı. Darp, ağır yaralama ve cinayete teşebbüsten hakkında dava açılan H.O.’ya, “kanıt yetersizliği” gerekçesiyle yaptırım uygulanmadı. İki kez gözaltına alınan H.O., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. H.O., 11 Mart 2002’de kızını yanına alarak İzmir’e yerleşmeye karar veren Nahide Opuz’un annesinin aracının önünü kesti. H.O.’nun açtığı ateşle Nahide Opuz’un annesi öldü. Opuz ise bu olayın ardından kendisini ölümle tehdit edip, annesini de öldüren H.O. hakkında 2002’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Mahkeme, “Türkiye’nin, şiddet gören bir kadını savcılığa başvurduğu halde kocasından koruyamayarak ayrımcılık yaptığına” hükmetti ve Türkiye’yi tazminata mahkûm etti. Bu karar ile AİHM, ilk defa aile içi şiddete karşı vatandaşını koruyamadığı gerekçesiyle bir devleti suçlu buldu.

AKP’nin iktidara gelişinin AİHM’in Nahide Opuz kararı dönemine denk geldiğini belirten Canan Güllü, İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçmesine çabalayan iktidardan, sözleşmeden imzasını çeken iktidara nasıl gelindiğini şöyle anlattı:

“Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği zaman ortada bir şiddet vardı, ortada bu ülkeyi tazminata mahkum etmiş AİHM kararı vardı. Adalet Bakanlığı’nın da bunu duyurduğu çalışmaları vardı. Tüm bununla beraber aynı Adalet ve Kalkınma Partisi, 2006 yılında Başbakanlık genelgesi yayımlayarak bu ülkede şiddetin önlenebilmesi için belediyelerin sığınak açmasını, bütün bakanlık müsteşarlarının en az üç ayda bir danışma statüsünde toplanıp çözümleri tartışmasını ve tüm bakanlıkların kurumsal olarak konuya hâkim olmasını önermişti. Tüm bu söylemlerle şiddetin varlığını kabul etmiş, ona reçete uygulamayı da göze alarak yürümüş bir iktidar vardı. Bu iktidar, bu kararlılıkla İstanbul Sözleşmesi’ni, Avrupa Komisyonu dönem başkanlığı sürecinde hayata geçirdi. Bu dönemi çok önemsiyorum. Yani süreç içinde İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçmesine çabalayan ve bu çabalamayı da gerçekten isteyen iktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nin onayından sonra yürürlüğe girdiğinde ‘mış’ yaptığını anladık.”

“AKP iktidarı kendisinden bekleneni yaptı”

Güllü, siyasi iktidarın sözleşme için çabalamasının nedeninin reklam kampanyası olduğu düşüncesinde. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla birlikte, şiddete uğrayan kadınlarla konuşmuş ve onlara neler hissettiklerini sormuştuk. Konuştuğumuz kadınlar, “Şiddet gördüğümüz zaman nasıl hissediyorsak şimdi de aynı şeyi hissediyoruz” demişti. Canan Güllü de o haberimize atıfta bulundu:

“İmzayı çekme sürecinde AKP iktidarının kendisinden bekleneni yaptığını söyleyebilirim. Nedir bu kendinden beklenen? İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe sokma çabasının her biri, yani aslında iktidarın ilk 10 yılda yaptığı her şey reklam kampanyası imiş. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulamayla ilgili politika üretme, önleme, koruma ve kovuşturma süreçlerinin hiçbirini görmedik. Bu tedbirsizlik ve sözleşmeden imzayı çekmek, bu kadınların 6284 ile olan süreçlerini de sekteye uğratmıştır. Sizin haberinizde olduğu gibi erkek şiddetiyle uğradıkları zulmü, bugün devlet onlara sözleşmeden imzayı çekerek uygulamak istiyor.”

“Sahadan bir politika üretmeliyiz”

Bu konuda çalışmalarını sürdüren TKFF’nin atacağı adımlardan bahseden Güllü, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmayan kısımlarını uygulayacaklarını ve kadınların daima yanlarında olacaklarını söyledi:

“Biz İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmayan kısımlarını uygulamaya çalışacağız. Nasıl? Çok uzun zamandır çalışan bir acil yardım hattımız var. Sahanın bütün verilerine de tek başına hakim olan bir hat bu. Alo 183’ten daha güçlü, ‘Devletin mekanizmalarından daha güçlü’ cümlemi bunun için kuruyorum. Biz devlet değiliz, devletin içindeki mekanizmalardan birini hayata geçiren bir kurum olarak kendi mekanizmamızın, Alo 183’ten daha güçlü olduğunu söylüyoruz. Neden? Çünkü biz spesifik olarak bu şiddetin önlenmesi için gayret ediyoruz. Kadınların yanında olmaya çalışıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin ana ayaklarından biri tepeden bir politika üretmek değil mi? Devlet, tepeden bir politikanın üretilmesini sağlamadı. O zaman biz, sahadan bir politika üretmeliyiz. Bunun için sahada, kadınların  bilgilendirilmesi lazım, 6284 sayılı yasa hâlâ yürürlükte.”

TKDF, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamanın ne demek olduğunu, imzalayan tarafların yükümlülüklerini ve içerdiği maddeleri derledi. Bu maddelerden bazıları şöyle: 

İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamak ne demektir? 

  • İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamak kadınların şiddetten arınmış, yaşama haklarını sağlamak ve korumak üzere tedbir almak, kadınlarına yönelik ayrımcılığı gerekirse yaptırım uygulayarak yasaklamak, mağdurun insani haklarına ve güvenliğine odaklanmak ve ikinci bir mağduriyeti önlemek, şiddet mağduru kadınların güçlenmesini ve ekonomik bağımsızlığı hedeflemek demektir. 
  • İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamak mağdurlara tıbbi ve adli muayene, travma desteği ve danışma hizmetleri sunacak uygun ve kolay erişilebilir tecavüz, kriz, veya cinsel şiddet yönlendirme merkezleri kurmak, ülke çapında 7/24 hizmet verecek ücretsiz telefon yardım hattı kurmak, tehdit, korkutma veya zorlama ile kişinin psikolojik bütünlüğüne ciddi zarar veren kasıtlı davranışları cezai suçlar olarak değerlendirmek demektir.

İstanbul Sözleşmesi tarafları ne ile hükümlüdür?

  • İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan taraflar, şiddetin tekrarlanmaması ve şiddet içeren davranış modellerinin değiştirilmesi için programlar oluşturmak ve desteklemekle, kadına şiddetin önlenmesi ve saygının arttırılması için politika hazırlanmasına medyanın da katılımını teşvik etmekle hükümlüdür.
  • İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan taraflar, şiddetten sonra iyileşmeyi kolaylaştıracak yasal ve psikolojik danışmanlık, mali yardımı konut, eğitim ve iş bulma desteği gibi hizmetleri sağlamakla hükümlüdür. 

İstanbul Sözleşmesi neleri içeriyor?

  • İstanbul Sözleşmesi’ne göre kadın ve erkek eşitliği, toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde şiddet içermeyen çatışma çözümleri gibi konulara ilişkin öğretim malzemesi, resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine eklenmelidir.
  • Kültür, örf, adet, gelenek, din veya sözde “namus” kadına yönelik herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmaz.

Sözleşmede geçen maddelerle ilgili, “Eğer iktidar yapmıyorsa biz yerine getirmeliyiz” diyen Canan Güllü, yan yana mücadele vereceklerini ve herkese, her yerde ve her zaman bu sözleşmenin önemini hatırlatacaklarını vurguladı:

“‘Sözleşme yok’ diyen kolluğa karşı kadının yanında olmak adına varlığımızı daha çok hissettirme çalışmalarımız olacak. Öte taraftan medya ile bu sözleşmenin getireceği yararları anlatacağız. Yukarıda okuduğunuz bu maddeler devletin yükümlülüğü idi. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ne imza atarken neyin altına imza atmıştı? İşte yukarıda olan o maddenin altına imza attı. Sözleşme toplam 81 madde ama biz içinden önemlilerini alarak bu maddelerin hayata geçmesini istedik. Bu maddeler hükümlülükleriydi ve devlet o maddelerin hiçbirini yerine getirmemiş. Başta söylediğim ‘mış’ gibi dediğim olay bu işte. ‘Biz varız’ diyoruz. Bundan sonra da varız. Şimdi daha çok daha da çalışacağız, daha çok eve ulaşacağız.”

“Olumsuzluklara kapılmayın, güneş her gün doğmaya devam edecek”

Canan Güllü ile söyleşimizi, geleceğe dair umut veren mesajlarla bitiriyoruz. Güllü, 150 yıllık kadın mücadelesinin bütün zorluklarını yenebilecek güçte olduğu görüşünde:

“Ben, 150 yıllık kadın mücadelesine güveniyorum. Kadın hareketi bu ülkede, 150 yıldır ilmek ilmek örülmüş. Onların arasındaki halkalardan biri olarak, 30 yıldır bu harekete emek vermiş bir kadın olarak gözlemlerimle birlikte diyorum ki iktidarlar, aldıkları kararlarla kendilerini gündelik siyasetin içinde var etmeye çalışırlar ama 150 yıldır var olan kadın mücadelesi de diyor ki: ‘Mücadele kazandırır, biz kazanacağız.’ Gelecekte bu sözleşmenin tekrar yürürlüğe gireceğine olan inancımızı hiç kaybetmedik. Sözleşmelerin yokluğunda da çalıştık, varlığında çalışmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Hiç kimse yalnız değildir. Bu noktada ‘Acil Durum Hattı’mızın numarasını vermiş olalım: 0212 656 96 96. Kimse yalnız değil ve hiç olumsuzluklara kapılmayın. Güneş her gün doğmaya devam edecek.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus