Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor – Av. Tuba Torun: “İktidar gider, kadın mücadelesi kalır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden, 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece yarısı Cumhurbaşkanı kararıyla çıktı. 1 Temmuz’da yürürlükten kalkması beklenen sözleşme, imzalandığı ve yürürlüğüne girdiği günden bu yana hep siyasetin gündemindeydi. Kadın mücadelesinin bir kazanımı olarak görülen İstanbul Sözleşmesi, kadınları nasıl koruyor, hukuki süreç nasıl işleyecek, şiddete uğrayan kadınlar bu konuda ne düşünüyor? “Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor” başlıklı yazı dizimizde, bu soruları uzmanlara soracağız. Bu bölümde, avukat ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Tuba Torun ile hukuki süreci ve kadınların kazanılmış haklarını konuştuk. 

“Üç ayda İstanbul Sözleşmesi kalkmış gibi davrandılar”

İstanbul Sözleşmesi’nin 80. maddesi, sözleşmenin feshi ile ilgili şöyle diyor:

“Taraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, herhangi bir zaman bu Sözleşmeyi feshedebilir. Sözleşmenin feshi, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekreter’e ulaştırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girecektir.” 

Bu madde gereğince İstanbul Sözleşmesi, 1 Temmuz’da yürürlükten kalkacak. Avukat Tuba Torun, geçen üç aylık süreçte İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmış gibi davranıldığını söyledi ve kendisinin katıldığı bir davayı örnek gösterdi: 

“Avrupa Konseyi bize, ‘Biraz daha düşünün, sözleşmeden çekilmemeniz lazım’ dese de, hatta sert bir dille ihtar verse de Türkiye bu konuyu dikkate almama konusunda kararlı. Biz de bunu kabul etmediğimizi söyledik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararının usule uygun şekilde olmadığını, dolayısıyla yok hükmünde olduğunu söylesek de İstanbul Sözleşmesi kalkmış gibi davranıyorlar. Ben kendi girdiğim bir davada, kadın örgütü olarak İstanbul Sözleşmesi’ne dayanarak müdahillik talebinde bulunduğum zaman hâkimler ‘İstanbul Sözleşmesi kalktı’ dediler. Ben de dedim ki; ‘Hayır, bu yok hükmünde. Bunu kabul etmeseniz dahi bu karar 1 Temmuz’da zaten yürürlüğe giriyor. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’ne dayalı olarak müdahillik talebinde bulunduğumuzu kabul etmelisiniz’ dedim. Hâkimlerin bu noktada verdiği cevap, ‘İstanbul Sözleşmesi olmasa dahi 6284 sayılı kanun var. Dolayısıyla da bu kanuna dayalı da müdahillik talebinde bulunabilirsiniz’ dediler. Evet, her ne kadar hukuken 6284 sayılı yasaya göre de kadın örgütleri müdahillik talebinde bulunabilirse de biz fiilen İstanbul Sözleşmesi sanki halen yürürlükte imiş gibi taleplerde bulunmaya devam edeceğiz ya da İstanbul Sözleşmesi’nin hükümlerine ilişkin taleplerde bulunmaya devam edeceğiz. Zaten 6284 sayılı yasa da kendi içerisinde İstanbul Sözleşmesi’ne somut olarak atıfla var olduğunu ifade eden bir yasadır. Bu manada İstanbul Sözleşmesi’nin ortadan kalkması söz konusu değil. Her ne kadar siyasi iktidar 6284’e sahip çıkıyormuş gibi izlenim verse de zamanında koşa koşa ve çok sevinçle imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden nasıl çekildiyse, bugün sahip çıktıkları 6284 sayılı yasadan da vazgeçebilirler. Dolayısıyla biz siyasi iktidarın 6284 savunusuna da güvenmiyoruz.” 

“Bu kararın Anayasa Mahkemesi tarafından da incelenmesi gerekiyor”

Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından feshedilmesi kararının iptali istemiyle açılan davada, Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma istedi. İptal kararının Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınması gerektiğini düşünen Torun, bu konuda hukukçuların da ayrıldığını söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye ilişkin kararı Danıştay’a götürdük ve Danıştay tarafından bununla ilişkin henüz karar verilmedi. Bunun da beklenmesi gerekiyor. 1 Temmuz’a kadar Danıştay herhangi bir karar verir mi? Bilinmez. Fakat Danıştay tarafından Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma alındığı biliniyor. Normalde hukuken Danıştay, bu tür iptal taleplerinde savunma almaz ama bu kez savunma almış. Biz, yürütmenin durdurulması talebinde bulunduğumuz için savunma aldığını düşünüyoruz ama hukuken Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma talep etmesinin Danıştay’ın objektifi olmadığına ilişkin bir görüntü olduğu şüphesindeyiz. Ayrıca iptal taleplerinin Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesi’ne de gönderilmesini talep ediyoruz ve Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı incelemesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü madde 90 gereği kanun hükmünde olan bir karar bu. Bu yüzden de Anayasa Mahkemesi’nde incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bir kısım hukukçuya göre Anayasa Mahkemesi’nin incelemesine gerek yok. Fakat İstanbul Sözleşmesi’nin de uluslararası bir sözleşme olarak kanun hükmünde olduğu için ona ilişkin verilen her türlü kararının Anayası Mahkemesi tarafından da denetlenmesi gerektiği görüşündeyiz.”

Kadın mücadelesinin kazanımı olarak görülen İstanbul Sözleşmesi’nden kadınların vazgeçmeyeceğini söyleyen Tuba Torun, kadının insan hakları mücadelesinin kazanımlarla ilerlediğini ve özü bakımından daima ileriye gittiğini söyledi. İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan maddelere değinen Torun, “Kadınlar, sokakta da yargıda da evde de işyerinde de haklarını talep etmeye devam edecek. O yüzden fiilen geri alınamaz bir sözleşmedir” dedi.

“İktidar gider, kadın mücadelesi kalır”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmak istenmesinin nedenlerini de konuştuğumuz Torun, “kadın hakları özelinde siyasi iktidarın kendi seçmenleri tarafından da anlaşılmayan politikalar yürütttüğünü ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kadın seçmenlerinin de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye karşı olduğunu” söyledi. Torun, sözleşmeden çekilme kararına ilişkin şöyle konuştu:

Bu, bir grup erkeğin aldığı bir karardır. Bu yüzden de bu bir grup erkeğe devlet demek ne kadar doğru? Burası büyük bir soru işareti. Bu anlamda otoriter bir rejimin kendini ortaya koyduğu politika sebebiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği görüşündeyim. Bu tamamen baskı rejiminin bir sonucudur. O yüzden bunu devlete ve Türkiyeliler’e mal etmek doğru değil. Biz zaten bu yüzden kabul etmiyoruz, o yüzden biz haklarımızı talep etmeye devam edeceğiz, o yüzden diyoruz ki iktidar gider, kadın mücadelesi kalır. O yüzden İstanbul Sözleşmesi eninde sonunda bize tekrar gelecek olan bir sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi ve daha fazlasını bize dönecek olan haklarımızdır.”

Torun, sözlerini umutlu bitirdi: “Hem ulusal anlamda hem de uluslararası manada mücadele devam etmekte. Biz baskılarımıza, eylemlerimize ve sözlerimizi söylemeye devam edeceğiz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus