Sezgin Baran Korkmaz olayının gösterdikleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin başvurusu üzerine Avusturya’da tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz’ın 2013’ten itibaren yaşanan hızlı yükselişi ve ardından yaşananlar Türkiye’de gayrimeşru işlerin nasıl bir sistem üzerine şekillendiğini gözler önüne seriyor. İş dünyası, bürokrasi, hükümet, yargı ve medyanın birçok unsurunun dahil olduğu Korkmaz olayından Sedat Peker söz etmese ve ABD somut adım atmasa pek haberdar olmayacağımız gerçeğinin de altını çizmek gerekiyor.

Konuyla ilgili geniş bilgi veren Yıldıray Oğur’un yazısını okumak için: Peki, Belize’de ne oldu?

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Sezgin Baran Korkmaz olayını konuşuyoruz, daha da konuşacağa benzeriz. Bir zamanlar Reza Zarrab’ı konuştuk; Sezgin Baran Korkmaz olayı onun kadar olmasa da bize birçok şeyi gösteriyor, daha da göstereceğe benziyor. Şimdi, olayın çok detayı var, çok çok detayı var. Öyküsü 2010’lu yılların başına denk geliyor. Yani yaklaşık 10 yıllık bir mesele; ama işin kriminal bir hal alması 2020 sonunda oluyor, yani bir yıl bile olmadı. 5 Aralık’ta Sezgin Baran Korkmaz eşi ile beraber Türkiye’den ayrıldı — daha doğrusu kaçtı. O zamandan beri, geçenlerde de kendisi hakkındaki soruşturma tamamlandı. 2 Mayıs’ta kendisinin para aklamaktan dolayı yedi yıl altı aya kadar hapis istemiyle yargılanması başladı. Bu arada Avusturya’daymış; Avusturya’da Amerikan yönetiminin talebi ile tutuklandı ve Amerika Birleşik Devletleri’ne teslim edilmesi söz konusu. Bu arada Türkiye’de nihayet, bu hamlenin ardından Türkiye de kendisinin Türkiye’ye iadesi için girişimlerde bulunuyor. Çok karışık bir süreç yaşanıyor. 

Açıkçası, bu tür dolandırıcılık, yolsuzluk vs. konuları benim gazeteci olarak çok bildiğim konular değil. Bunu bilenler var; mesela Ahmet Şık bu işi en iyi bilenlerden ve Sezgin Baran Korkmaz’ı daha Sedat Peker bilgilendirmeden önce yazmıştı ve biz de kendisiyle en son yaptığımız yayında bu konuyu uzun uzun konuşmuştuk. Bugün de bir aksilik olmazsa –çünkü İstanbul dışında İnternet bağlantısında sorun olabilir; ama bir şekilde çözecek herhalde– Ahmet’le bu konuyu, sadece Sezgin Baran Korkmaz meselesini ele alan bir yayın yapmak istiyorum. Akşam saatlerinde bu yayını büyük bir ihtimalle yapacağız ve izleme şansınız olacak. Dolayısıyla detayları o yayına bırakalım; gerçekten çok ilginç detaylar, insanı yoran detaylar… 

Karar gazetesinde dün Yıldıray Oğur çok kapsamlı bir yazı yazdı. Şu anda önümde açık ve onun link verdiği çok sayıda haber de var. Şimdi buraya baktığımız zaman, bir yığın detay var; ama detayların bir yerinde baktığımızda, Sezgin Baran Korkmaz Amerika Birleşik Devletleri’nde çok büyük bir yolsuzluk yapan Mormon iki kardeşin paralarını aklıyor ve işin içerisinde ayrıca, Ermenistan’dan gidip ABD’ye yerleşmiş, daha sonra da yıllar sonra Türk vatandaşı olup Lev Aslan Dermen adını almış bir Ermeni de söz konusu. İki Amerikalı Mormon ve Amerikan vatandaşlığından sonra Türk vatandaşı olmuş bir Ermeni… 

Çok büyük bir yolsuzluk var. Amerikan Devleti’nin Maliye’sini dolandırıyorlar. Eskiden bizde çok olurdu; vergi iadesi yolsuzluğu olurdu, yani ihracat yapmış gibi sahte belgeler gösterip devletten vergi iadesi almak. Bunun bir başka versiyonunu yapmışlar. Milyonlarca dolar para var ve bu milyonlarca dolar parayı aklamak için seçtikleri en câzip yerlerden birisi Türkiye. Türkiye’de de Sezgin Baran Korkmaz’la tanışıyorlar bir şekilde. Bunun detayları bu haberlerde var, dosyalarda var. 2010’ların başından itibaren, özellikle 2014’ten itibaren Sezgin Baran Korkmaz o paralarla Türkiye’de çok sayıda şirket satın alıyor. 

Şirket satın almak nedir? Mesela şu anda bakıyorum: “85 yıllık Münir Şahin İlaç Fabrikası SBK Holding’e satıldı”, ya da “Sezgin Baran Korkmaz bilmem kaç bin kişiyi işsiz olmaktan kurtardı” gibi. Bu paralarla, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen bu paralarla belli ki Türkiye’de farklı sektörlerde birçok şirketi alıp bir holdinge dönüşüyor; adı ise SBK Holding, kendi adının baş harflerinden… Bir de vakıf kuruyor ve vakıf üzerinden de çok sayıda yardım faaliyeti yapıyor; kendi memleketi olan Kars’a yönelik yardımları var. Onun dışında da başka yardım faaliyetleri var ve bu yardım faaliyetleri ile de sürekli medyada kendisine yer buluyor. “Tırnaklarıyla gelmiş, büyümüş; yıllar önce İstanbul’a ilk geldiğinde banklarda yatmış bir Karslı genç, daha sonra çalışarak, çabalayarak bir holding sahibi oluyor ve geçmişini unutmadığı için de kazandığı paranın bir kısmını insanlara dağıtıyor.” 

Çok sayıda öyle öykü var: Nasıl para dağıttığı; yoksullara, ihtiyaç sahiplerine para dağıttığı yolunda. Ve bunların hepsi de medyada geniş yer buluyor. Hepimiz bir şekilde gazetelerde, televizyonlarda bu tür haberlere denk gelmişizdir. Birdenbire karşınızda çıkan yeni bir iş insanı ve hayırsever vs., ama kurcalayınca… işte zaten sorun bu. Bu yayının başlığı: “Bize gösterdikleri”. Birisi kalkıyor ve birdenbire gündemimize giriyor, ama biz bunu kurcalamıyoruz. Nasıl oldu da oluyor? “Çalışmış, yapmış” diyoruz. Çok da fazla kurcalamıyoruz. Kurcalamamamızın birçok nedeni var: Çünkü klasik olarak bu tür işleri denetlemesi gereken bürokrasi ve ülke yönetimi ayağı var. Bakıyorlar, normalde böyle birisinin hızlı bir şekilde büyümesine bir soru işareti koymak ve araştırmak lâzım. Muhtemelen de koyuyorlar ve araştırıyorlar; ama bu aşamadan itibaren de ilişkiler devreye giriyor, rüşvetler devreye giriyor, etki alanları, nüfuz alanlarını devreye giriyor ve bir bakıyorsunuz, bu kişiler –buradaki örnek Sezgin Baran Korkmaz–, bir yanıyla bürokrasiye, bir yanıyla siyaset sınıfına, bir yanıyla medyaya ve tabii ki yargıya… Bugün sosyal medyaya düştü. Kendisinin ülkeyi terk etmeden bir süre önce bir Ankara’daki bir et lokantasında Yargıtay üyesi ile beraber yemek yerken fotoğrafı; yanında da avukatı var. Buna benzer birçok örnek var. Mesela araştırıldığı zaman ortaya çıkıyor ki, zamanında birçok köşe yazarı, gazeteci, onunla ilgili övgü dolu sözler sarf etmişler vs.. 

Şimdi bu olay, Amerika Birleşik Devletleri’nde iş ortaya çıkınca ve iki kardeş –kardeş diyorum ama, yanlış yapmayayım, çünkü soyadları aynı, ama bu da çok ilginç– onlar zaten Mormon, Salt Lake City, Utah’ın başkenti, oradaki Jacob kardeşler, Salt Lake City’de bir dağın eteklerinde biyodizel üretim tesisi kuruyorlar. Bunlardan birisin adı Jacob, diğerinin adı Isaiah. Soyadları Kingston ve bunlardan Jacob’un Amerika Birleşik Devletleri’ne geldiği zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan ile beraber fotoğrafı da var. Bu fotoğrafın çekiliş tarihi 2017’nin Mayıs ayı. 2017 Mayıs ayında, bir tarafta Sezgin Baran Korkmaz, bir tarafta Jacob Kingston. Jacob ve kardeşi Türkiye’ye gelecek iken havaalanında yakalandıktan kısa bir süre sonra suçlarını kabul ediyorlar ve işbirliği yapıyorlar. Onun ardından bütün her şey çorap söküğü gibi geliyor. Ama nedense Türkiye’de Sezgin Baran Korkmaz’a uzun süre bir şey olmuyor ve sonra bir şekilde, tam hakkında soruşturma açılacakken, yurtdışına çıkıyor, ardından aranır duruma düşüyor. 

İşte burada Sedat Peker’in devreye girmesi üzerine biz bu olayla yüzleştik. Sedat Peker olmasaydı, bu olay bu kadar gürültü koparmayacaktı. Tabii özellikte Avusturya’da tutuklanmasıyla beraber yine bir etkisi olacaktı, fakat Sedat Peker’in Süleyman Soylu’yu zor durumda bırakmak için bu konuyu gündeme getirmesiyle beraber işin rengi çok ciddi bir şekilde değişti. Devamını biliyorsunuz: Gazeteci Veyis Ateş ile Sezgin Baran Korkmaz’ın yaptıkları telefon konuşması ve orada 10 milyon avronun Sezgin Baran Korkmaz tarafından teminat olarak Veyis Ateş’e verilmesi talebi. Ahmet Şık, hep sözü edilen bu ses kaydını yayınladı sosyal medyada ve Veyis Ateş bunun montaj olduğunu söyledi — artık neye inanırsanız. Burada tabii Sezgin Baran Korkmaz olayının şu âna kadar biz bir Amerikan boyutunu gördük, bir de Türkiye’deki medya boyutunu gördük. Yani Veyis Ateş üzerinden ve yavaş yavaş çıkacak isimler, zamanında Sezgin Baran Korkmaz’ı daha da popüler kılmak için çaba sarf etmiş ve herhalde karşılığında da bir şeyler almış, en azından onun o meşhur Bodrum’daki otelinde ücretsiz konaklama vs. gibi imtiyazlar elde etmiş gazeteciler var. Ama hâlâ şu sorunun cevabı verilmiş değil: Veyis Ateş, alacağı söylenen –ki para verilmemiş ama– 10 milyon avroyu kime iletmek için istemişti? Birtakım lobilerden bahsediliyor, güç sahibi birilerinden bahsediliyor. Sedat Peker bunu tanımladı bir şekilde; ama o karambole gitti. Bu ses kaydını dinleyenler, bir şekilde dinleyen ya da haberdar olanlar çok sayıda ismin olduğunu söylüyorlar, ama nedense soyisimleri açmıyorlar. Yani bu aslında ateşten bir top hâline geldi — özellikle o konuşma. Belli ki devletin içerisinden birtakım isimler söz konusu burada. 

Bu olay bize tek bir kişinin üzerinden –olayın Amerika Birleşik Devletleri bağlantısı var, çünkü para, kara para– tek bir kişi üzerinden Türkiye’deki sistemin nasıl oluştuğunu çıplak bir şekilde gözler önüne seriyor. Siz bir kara parayı alıp Türkiye’de göstere göstere batık şirketleri satın alabiliyorsunuz, arada bu paranın bir kısmını eşe dosta dağıtıyorsunuz, hayırseverlik faaliyetlerinde bulunuyorsunuz, gazetecileri otelinizde ağırlıyorsunuz, sadece gazetecileri değil yargı mensuplarını, emekli ordu mensuplarını vs. ağırlıyorsunuz. Sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Türk-Amerikan iş insanları toplantılarının organizasyonlarına para veriyorsunuz. Burada Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetkililerle işbirliği yapan, suçunu itiraf eden kişinin fotoğrafı şu anda önümde duruyor mesela. Bunları yapabiliyorsunuz ve Yıldıray Oğur’un dediğine göre iki kelimeden fazla İngilizce bilmeyen birisi olarak bunu yapabiliyorsunuz. Çünkü bu para, iddia edildiği gibi alın teriyle kazanılmış bir para değil. Bu para bir şekilde ilişkilerle gelen kara bir para. Ama bir yerde işin rengi değişiyor, olay ortaya çıkıyor ve bu sefer bunun hesabı sorulmaya başlanıyor ve işte burada ilginç olan: Türkiye bu hesabı sormada hep geride kalıyor. 

Avusturya Büyükelçisi, Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi Ozan Ceyhun –çok eskiden tanırım, yıllar öncesinden, lise yıllarından; aynı lisede değildik, ama bir zamanlar kendisi solcuydu, oradan tanırım–, Ozan Ceyhun “İadesi için başvurduk” dedi, ama neden dedi? Çünkü Amerika Birleşik Devletleri başvurdu. ABD’ye gitmesi yerine Türkiye’ye gelmesini tercih ediyor Türkiye; ama onun öncesinde böyle bir başvuru yapmışlar mı? Sanmıyorum. Olsaydı herhalde bunu söylerlerdi. Bir şekilde onun Reza Zarrab gibi Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip Türkiye’deki bu ilişkiler ağını orada anlatmasından herhalde ciddi bir şekilde endişe duyuluyor. Olayın böyle bir boyutu da olsa gerek. Ama Türkiye bütün bunları artık daha fazla kaldıramıyor. Bir şekilde iktidarın da siyasî olarak yaşadığı kriz, ekonomik krizin giderek derinleşmesi, iktidarı oluşturan Cumhur İttifakı’nın halk desteğinin her geçen gün azalmasıyla paralel olarak birçok şey gün ışığına çıkmaya başlıyor. Sedat Peker’in bu anlamda olaya müdahil olması işin akışını hızlandırdı. Yoksa biz daha Sezgin Baran Korkmaz olayını konuşmaya belki en fazla bu Avusturya’daki tutuklamayla beraber başlayacaktık; ama Sedat Peker oradaki arı kovanına bir çomak soktu ve oradan ne kadar çok şeyin çıktığını görüyoruz. Ne diyor Sedat Peker? “Bu kişi Ankara’ya gitti, Ankara’da görüştü ve yurtdışına çıktı.” Yurtdışına çıkış tarihi 5 Aralık. Türkiye’yi terk etti. Onun fotoğrafları falan da yayınlandı, biliyorsunuz: Havaalanında terk etme fotoğrafları. Ardından kendisine yakalama kararı çıktı. 

Bu olay tek başına, bu iddia –ki yalanlanmış değil– tek başına birçok şeyi değiştirebilecek bir iddia — normal bir ülkede. Yani birisinin Ankara’ya gidip, devlet ile görüşmeler yapıp, ondan sonra ülkeyi terk etmesi ve ardından kendisi için tutuklama, arama emri çıkartılması ya da duruma göre MASAK raporlarının değiştirilmesi  —ki bunları da Ahmet Şık ile tekrar konuşmayı düşünüyorum. Onun detaylarını Ahmet’in anlatmasını isteyeceğim tekrardan. Bütün bunlar…, tabii ki o telefon konuşması var, 10 milyon avro meselesi var… Ama ne oluyor? Şu hâliyle baktığımız zaman kimseye, hiç kimseye ucu dokunmadı. Veyis Ateş’in durumu biraz sarsıldı. İşinden istifa etti, ama tazminatını da alacakmış. Onun dışında bir müddet herhalde gazetecilik yapmayacak, ama sonra ne olacak onu da bilmiyoruz ve burada, en son olayda, ses kaydını dinletilmesi olayında da Ahmet Şık’a yönelik suçlamalarla kendini aklamaya çalıştı. Aynı zamanda Halk TV’deki yayın da ayrı bir olay olarak kayıtlara geçti.

Şimdi ortada, mesela o telefon konuşmasının, çok vahim olduğu söylenen dokuz dakikalık bölümü var. Bu da işte: Silah görüldü, herhalde bir şekilde çıkacak, patlayacak; orada isimler de bir şekilde saçılacak; yine birileri montaj diyecektir herhalde, ama Sezgin Baran Korkmaz kaç yaşında? 77 doğumlu olduğuna göre 44 yaşında. Evet, 44 yaşındaki genç bir iş insanı — ki bu olaylara girmesi 30’lu yaşlarında olmuş, birdenbire hızla büyümüş ve alıp başını gitmiş. Herkesi de peşinden sürüklemiş; tabii ki bunu yaparken dağıta dağıta gittiği için de birçok kişi tarafından korunmuş, gözetilmiş; ama sonra Amerika Birleşik Devletleri’ndeki soruşturma ile beraber bütün bu saadet zinciri birdenbire kopuvermiş ve şimdi Amerika Birleşik Devletleri onun Türkiye’deki mal varlığı listesini yayınlayıp, Utah eyaletindeki başsavcı bunlara el konulmasını istiyor. Sonuçta bunlara büyük bir ihtimalle ABD tarafından el konulup, haraç mezat satılıp; parası da herhalde ABD’ye, Amerikan Maliye’sine transfer edilecektir. Daha önce benzer örnekler yaşanmıştı. 

Evet, çok uzatmak istemiyorum. Ama bu olay bize Türkiye’deki sistemin tüm aygıtlarıyla nasıl kokuşmuş olduğunu, yargısıyla bürokrasiyle, yönetimiyle medyasıyla nasıl kokuşmuş olduğunu gösteren basit bir örnek. Kim bilir bunun gibi kaç tane örnek var. Bunlar ne zaman nasıl ortaya çıkacak? Bunların ortaya çıkması için illâki Sedat Peker ya da benzeri birilerinin birtakım kişisel husumetler nedeniyle ifşalarda bulunması mı gerekecek? Bir dizi soru var. Bunların hepsi gerçekten üzücü — yani üzücü derken, Türkiye’nin ne kadar hazin bir noktada olduğumuzu göstermesi bakımından çok mânîdar. Evet, bu akşam Ahmet Şık’la muhtemelen saat 21.00’de Sezgin Baran Korkmaz olayının detaylarını konuşmak üzere, bu yayına nokta koyuyorum ve tabii bu arada tekrar şunu vurgulamakta yarar var: Bütün bu olaylar Türkiye’de bağımlı medyanın nasıl olayların üstünü örttüğünü, hatta örtmenin ötesinde nasıl birtakım gayrimeşru ilişkilerin parçası olduğunu bizlere çok bâriz bir şekilde gösteriyor. Bunlarla mücadele edebilmek için bağımsız ve özgür medyaya sahip çıkmanız gerekiyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus