Tunus’ta siyasi kriz – “Halkın memnuniyetsizliğinden yararlanan cumhurbaşkanı, siyasi hakları tehlikeye atıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2011’de Arap Baharı’nı başlatan devrimden sonra başarılı bir demokrasiye geçiş süreci yaşayan Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said’in parlamentoyu askıya alması, ülkeyi yeni bir siyasi kriz ile karşı karşıya bıraktı. Said’in ekonomik krizden ve koronavirüs salgınının kötü yönetilmesinden sorumlu tuttuğu Başbakan Hişam Meşişi’yi görevden alması ve meclis üyelerinin dokunulmazlıklarını kaldırması, ülkedeki kırılgan demokratik düzeni tehlikeye soktu. 

Tunus’ta Başbakan Hişam Meşişi’yi görevden alıp parlamentoyu 30 gün boyunca askıya alan Cumhurbaşkanı Kays Said, 28 Temmuz’da yaptığı açıklamada “ülkede baş gösteren ekonomik kriz, şiddetini artan koronavirüs salgını ve devletin üst kademelerindeki yolsuzlukla mücadele ettiğini” söyledi. Hükümetin görevden alınmasını takiben olağanüstü yetkileri kendisinde toplayan Said, “ülkede yayılan yolsuzluk ve iç huzursuzluk çıkarma planlarından kurtarmak için böyle bir yönteme başvurduğunu” belirtti. Tunus parlamentosunun en büyük partisi İslamcı Nahda Hareketi ise son gelişmeleri, seçimle gelmiş siyasi iktidara karşı bir “darbe” olarak tanımladı.

Ülkedeki şiddetli koronavirüs salgını, aksayan kamu hizmetleri ve ekonomik krize karşı etkili bir çözüm sunamayan eski hükümete karşı kamuoyu nezdinde tepkiler gittikçe büyüyordu.

Üç parti hakkında soruşturma açıldı

Reuters haber ajansının haberine göre Tunus yargısı, parlamentonun en büyük partileri Nahda Hareketi ve Tunus’un Kalbi dahil olmak üzere üç siyasi parti hakkında 2019 seçimleri sırasında yabancı ülkelerden fon aldıkları yönündeki şüphelerden ötürü soruşturma başlattı. Habere göre söz konusu soruşturma hükümetin görevden alınmasından önce, 14 Temmuz’da açıldı. Her ne kadar Tunus yargısı hukuki sürecin herhangi bir siyasi etkiden bağımsız bir şekilde devam edeceğine dair güvence verse de Cumhurbaşkanı Said, muhalif partiler üzerindeki baskıyı artırıyor. 

Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi ve Tunus’un Kalbi Partisi lideri Nabil Karoui, 2019’daki başkanlık seçimlerinde Kays Said’e karşı yarışmıştı.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento arasındaki siyasi gerilim 

The Guardian gazetesinin haberine göre 2019 seçimlerinde ezici bir üstünlük sağlayarak göreve gelen ve herhangi bir partiye bağlı olmayan Kays Said, Nahda Hareketi’nin öne çıktığı Tunus parlamentosu ile kuvvetler ayrılığı konusunda anlaşmazlıklar yaşıyordu. 

Tunus’un 2014’te kabul edilen yeni anayasasına göre siyasi güç cumhurbaşkanlığı ve parlamento arasında paylaştırılırken, kurulması planlanan anayasa mahkemesi iki kurum arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak ile görevli olacaktı. Ancak anayasa mahkemesi üyelerinin atanmasına dair yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı Said, mahkemenin kurulmasını öngören yasa tasarısını onaylamadı. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı arasındaki bu gerilim bakan atamalarına da yansıyınca Tunus yönetimi siyasi çıkmaza sürüklendi. Bu durum ülkenin mevcut sorunlarını daha da derinleştirirken koronavirüs salgını ve ekonomik krize karşı etkili tedbirler alınmasını geciktirdi. 

Siyasi haklar tehdit altında

Tunus’taki politik çıkmaz halk nezdinde memnuniyetsizliği artırırken Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz’da başbakanı görevden alması, parlamentoyu askıya alması, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırması ve kamu davalarının denetimini üstlenmesi ülkenin kırılgan demokratik düzeni hakkında endişelere yol açtı. 2014’te kabul edilen Tunus Anayasası’nın 80. maddesinde “ulusun ve ülkenin güvenliğini veya bağımsızlığını tehlikeye atan tehditlere” karşı cumhurbaşkanının “her türlü tedbire başvurabileceği” belirtiliyor. Ancak aynı madde parlamentonun feshedilmesini yasaklıyor. Buna karşın Said, parlamentoyu feshetmeyerek sadece askıya aldığını ve bu kapsamdaki hareketlerinin anayasaya uygun olduğunu savunuyor. 

Cumhurbaşkanının parlamentoyu askıya almasından sonra Tunus güvenlik güçleri milletvekillerinin parlamentoya girmesine engel oldu.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch-HRW) 27 Temmuz tarihli yazısında ise Tunus Anayasası’nın “80. madde uygulanırken parlamentonun kalıcı olarak oturum durumunda olması gerektiği” hükmü vurgulandı ve eylemin hukuki olmadığı sonucuna varıldı. 

Yazıda güvenlik güçlerinin 26 Temmuz sabahı Tunus milletvekillerinin parlamentoya girmesini engellemesi ve Al Jazeera ofisine yapılan polis baskını da eleştirildi. HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörü Eric Goldstein konuyla ilgili şunları söyledi: “Bir cumhurbaşkanının olağanüstü yetkileri ele geçirmek için anayasa hükümlerinden yararlanmaya çalışması insan hakları için uğursuz bir gelişme. Şahit olduğumuz bir sonraki sahne, polisin gazetecilerin peşine düşmesi oldu. Hükümetin koronavirüs salgınını yönetme konusundaki sicili ne olursa olsun temel hakları ihlal edebilecek yetkilerin tek kişide toplanması endişe verici bir durum.”

HRW, Tunus Anayasası’nda, anayasa mahkemesinin kurulması için öngörülen sürenin geçmesine rağmen hâlâ mahkemenin kurulmamış olmasını da demokratik açıdan alarm veren bir durum olarak niteledi. Böyle bir mahkemenin yokluğunda, kendisine olağanüstü yetkiler veren Kays Said’i denetleyecek bir kurumun olmadığına değinildi.

Yazıda cumhurbaşkanının Tunuslular’ın hükümete karşı yaşadığı hayalkırıklığından yararlanarak gücü kendisinde topladığı öne sürüldü. Goldstein, “Cumhurbaşkanı Said’in kararını onaylasalar da protesto etseler de tüm Tunuslular onurlu bir şekilde yaşamayı hak ediyor. Halkın şikayetleri ne kadar meşru olursa olsun bu şikayetleri öne sürerek temel hakların ihlal edilmemesi gerekir” dedi.

Derleyen: Aydın Ulu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus