Çin ve Hong Kong’dan ayrılan bazı yabancı gazeteciler, Tayvan’a yerleşiyor: Başkent Taipei, bölgenin basın merkezi olarak Hong Kong’un yerini alabilir mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Oğuz Solak, Tayvan’dan bildiriyor

İsveçli gazeteci Jojje Olsson 2016 yılında, Pekin’de geçirdiği altı yılın ardından, vizesini yenileyemediği için Çin’den ayrılmak zorunda kaldı. Olsson, geride kalan eşyalarını toparlamak için Çin’in kendisine turist vizesi bile vermediğini ve herhangi bir gerekçe sunulmadığını belirtti.

Çin yönetimi tarafından kara listeye alındığını düşünen İsveçli gazeteci, Tayvan’a yerleşip, Çin hakkındaki yazılarına oradan devam etmeye karar verdi. Medyascope’a konuşan Olsson, “Tayvan benim tek seçeneğimdi” dedi.

Son zamanlarda daha fazla yabancı gazeteci, Çin ve Hong Kong’dan ayrılıp, Tayvan’ın başkenti Taipei’ye yerleşmeye başladı. Ancak ada ülkesinin, uzun vadede uluslararası medyanın bölgedeki merkezi olarak Hong Kong’un yerini alıp alamayacağı soru işareti.

Bazı yabancı gazeteciler, Hong Kong ve Çin’de medya üzerindeki artan baskıların sonucunda bu kararı alıyor. Öte yandan, uluslararası basından daha fazla gazetecinin Tayvan’da konuşlanması, ada ülkesinin görünürlüğünün artmasına ve Pekin yönetiminin bundan rahatsızlık duymasına sebep olabilir.

Tayvan, 1949 yılından bu yana kendi kendini yönetse de Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) yönetimi, adayı kendi toprağı olarak görüyor. Pekin, Tayvan’ı sınırları içine dahil etmeyi isterken, Tsai Ing-wen’in devlet başkanı seçildiği 2016 yılından bu yana bölgede tansiyon artmış durumda.

Giderek daha fazla yabancı gazeteci Çin ve Hong Kong’dan ayrılıyor

Medyascope’a yazılı bir mülakat veren Tayvan Yabancı Gazeteciler Kulübü (TFCC) Başkanı William Yang “Pekin’in artan kontrolü ve Hong Kong’da temel haklara gelen kısıtlamalardan sonra, giderek daha fazla gazeteci, gönülsüz bir şekilde ya da güvenliklerinden endişe duyarak Çin’i terk etmek zorunda bırakıldı” dedi.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı’na göre, adada 71 uluslararası basın kuruluşundan 124 gazeteci bulunuyor.

Hong Kong’dan Taipei’ye yerleşen gazeteci Erin Hale“Tayvan’ın uluslararası medya ortamı, buraya taşındığım Kasım 2019’dan bu yana çok değişti… O zamana kıyasla çok daha kalabalık ve Tayvan genel olarak daha çok ilgi görüyor” diye konuştu.

Öte yandan Çin, 2020 yılı içerisinde 18 gazeteciyi ülkeden uzaklaştırdı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Taipei’deki Doğu Asya Temsilcisi Cédric Alviani, “Bu, devasa bir sayı. Eskiden yılda bir veya iki gazeteci olurdu” dedi. Alviani’ye göre bu, Çin yönetiminin artık yabancı gazetecilere ilgi duymadığına dair “çok net bir mesaj.”

Çin Halk Cumhuriyeti, Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından hazırlanan 2021 Basın Özgürlüğü İndeksi’nde, 180 ülke arasında 177. sırada yer alıyor.


National Chengchi Üniversitesi’nden iletişim profesörü Wang Su-mei’ye göre Çin yönetimi, gazetecilerin uluslararası kamuoyuna olumlu bir ülke portesi çizmesini isterken, gazeteciler çeşitli yöntemler geliştirerek sorun yaşamaktan kaçındı. Merkezi hükümet yerine yerel yönetimleri eleştirmek, bu yöntemlerden biri. Ancak, ülke yönetimiyle sorun yaşamadan gazetecilik yapabilmek giderek zorlaşıyor.

Jojje Olsson, 2016 yılında Çin’den ayrıldıktan sonra, zaman zaman Çinli yetkililer tarafından açıkça eleştirildi ve kendisine bazı e-postalar iletildi. Geçen nisan ayında, ülkesi İsveç’teki Çin Büyükelçiliği tarafından kendisine “ahlaki yozlaşmayla” suçlandığı ve eleştirel yayınlarını durdurmazsa “eylemlerinin sonuçlarına katlanacağını” dile getiren bir e-posta gönderildi. Bazı İsveçli politikacılar, bunu bir tehdit olarak değerlendirdi ve Çinli Büyükelçi Gui Cong-you’nun sınır dışı edilmesini talep etti.

“Batılı ülkeler Çin’i kıskanıyor” söylemi

Alviani, Çin hükümetinin “biz ve onlar” söylemini kullandığını ve “Batılı ülkeler Çin’i kıskanıyor ve ondan nefret ediyor. Yazılan her şey, Çin’i kötü göstermek için” anlayışı taşıdığını ileri sürüyor.

Hong Kong, geleneksel olarak Çin’in diğer kesimlerine göre çok daha özgür bir medya ortamına sahip. Fakat, bu durum son yıllarda değişti. Hong Kong, RSF’nin indeksinde, on senede 57. sıradan 80. sıraya geriledi. Gazeteci Erin Hale, “Hong Kong, orada bulunduğum süre içinde, devlet ve polisin basına karşı dostça tutumundan, pek de dostça olmayan bir yöne doğru büyük bir değişim geçirdi” dedi.

Gazeteci Erin Hale

Tayvan, basın özgürlüğünde Asya’nın en iyisi

Çince’nin yaygın olarak konuşulduğu Tayvan, adadaki basın özgürlüğü sayesinde, uluslararası medya kuruluşlarının konuşlanması için Hong Kong ve Çin’in diğer bölgelerine bir alternatif oluşturdu. Olsson bu yeni durumu “Dünyanın hiçbir ülkesi, Çin’deki gelişmeleri Tayvan kadar yakından takip etmiyor. Tayvan, basın özgürlüğü konusunda Asya kıtasında bir numara” diyerek anlattı.

RSF Basın Özgürlüğü İndeksi’nde 40. sırada yer alan Tayvan, Asya’nın en özgür basın ortamına sahip ülkesi.

Erin Hale, “Burada medyaya olumlu yaklaşan, çok açık bir ortam var. Tayvanlılar, fikirlerini oldukça açıksözlü bir şekilde ifade ediyorlar” diye konuştu.

Tayvan’da basına duyulan güven, diğer demokratik ülkelerden daha düşük

Tayvan, demokrasi ve basın özgürlüğü konusunda bazı avantajlara sahip. Ancak uzun vadede daha fazla uluslararası basın kuruluşunun ada ülkesini tercih etmesi için, medya ortamında çözülmesi gereken bazı sorunları var. Alviani’ye göre, Tayvanlı haber kanalları genellikle sansasyonel haberleri ve sunum biçimlerini tercih ediyor. Ayrıca, medyanın giderek politize olması ve kutuplaşması, hem içerik kalitesini hem de halkın medyaya duyduğu güveni düşürüyor. Alviani, “Tayvan, tüm demokrasiler içerisinde medyaya güvenin en düşük olduğu yerlerden birisi” dedi.

Küçük bir ada olan Tayvan’da, gazeteciler için haber konusu bulmak her zaman kolay olmayabiliyor. Uluslararası medya için adayı tercih edilebilir kılan şey ise Çin’e olan yakınlık ve basın özgürlüğü. Öte yandan, Olsson’a göre, Çin’de bulunan gazetecilerle aynı kaynaklara erişimin olmaması, Tayvan’da bulunan basın mensupları için bir dezavantaj.

Uluslararası basın kuruluşları, Pekin yönetiminin tepkisinden çekiniyor

Tayvan’nın resmi olarak ülke konumunda olmaması, adadaki medya ortamının gelişmesinin önündeki bir diğer engel. William Yang’a göre, yabancı basın kuruluşları Taipei’de resmi bir ofis açtıklarında, Çin yönetimi bunu bir provokasyon olarak görüp, misillemede bulunabilir. Bu kuruluşlar, Tayvan’da bir ofis açmaları durumunda, muhabirlerinin Çin’e girişi konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamasını istemiyor.

Jojje Olsson ise halihazırda bazı gazetecilerin adaya yerleşmesinden yola çıkarak, Tayvan’ın uluslararası medya için bir merkez olabileceğine inanıyor: “Bu gazetecilerin, iş arkadaşlarına veya editörlerine Tayvan’daki olumlu gazetecilik koşullarından bahsetmesi, daha fazla gazetecinin buraya yerleşmesine neden olacaktır.”

Gazeteci Jojje Olsson

Ne olmuştu?

Resmi adı Çin Cumhuriyeti olan Tayvan, Çin İç Savaşı’ndan önce iktidarda olan Çan Kay Şek’in (Chiang Kai-shek) adaya yerleştiği 1949 yılından beri kendi kendini yönetse de resmi olarak ülke statüsünde bulunmuyor. Ada ülkesini dünyada sadece 15 ülke tanırken, Türkiye’nin de dahil olduğu diğer ülkeler, Tayvan ile ilişkilerini resmi olmayan kanallar aracılığıyla yürütüyor.

ÇHC ve Tayvan (Çin Cumhuriyeti), birbirini tanımıyor. ÇHC, Tayvan’ı fiilen sınırlarına dahil etmek istiyor ve mevcut Devlet Başkanı Tsai Ing-wen’in ilk kez seçildiği 2016 yılından bu yana, bölgedeki tansiyon artmış durumda. Tsai, Çin-Tayvan sorununda ülkesinin bağımsız olduğu bir çözüme inanıyor.

Pekin yönetimi, adaya askeri müdahale dahil her seçeneği ihtimal dahilinde değerlendirirken, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD), olası bir çatışmaya müdahil olup olmayacağı bilinmiyor. ABD’nin Tayvan’a verilebilecek askeri desteğe dair bağlayıcı bir beyanı bulunmuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus