Abdullah Gül Erdoğan’ı kurtarabilir mi? Kurtarır mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Erdoğan’ın bir sonraki seçimi kazanma ihtimali her geçen gün azaldıkça, onun için peş peşe “onurlu çıkış” senaryoları ortaya atılıyor. Bunların sonuncusu Abdullah Gül’ün AKP iktidarının sürmesi için tekrar devreye gireceği yolundaki spekülasyonlar. Bu ne derece gerçekçi bir senaryo?

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Abdullah Gül’ün adı yine, yavaş yavaş siyaset kulislerinde telaffuz edilir oldu. Değişik senaryolar var, spekülasyonlar var. Siyasete döneceği, dönebileceği yolunda ve bunu yaparken Erdoğan’la beraber hareket edebileceği yolunda spekülasyonlar var. Daha önce, biliyorsunuz, cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a karşı ortak aday olarak çıkması söz konusu olmuştu; fakat bu, Meral Akşener’in itirazıyla diyelim, kendi adaylığında ısrar etmesiyle yattı. Zamanında Kemal Kılıçdaroğlu ve Temel Karamollaoğlu muhalefetin ortak adayı olarak Abdullah Gül’ü çıkartmak istediler; ama Gül’ün bütün partilerin ortak adayı olma şartı koşmasının ardından bu olay gerçekleşememişti ve bu arada tabii, Gül’ü caydırmak için Erdoğan’ın İbrahim Kalın ve Hulusi Akar’ı ona yolladığını, uzun uzun konuştuklarını da biliyoruz. Bu doğrulandı, hatta helikopterle gelip indikleri söylendi, bayağı ilginç bir süreç yaşanmıştı, hâlâ bütün detaylarına hâkim değiliz. 

Şimdi, başka bir şey söyleniyor; tabii unutmamak lâzım, birileri “Millet İttifakı’nın adayı yine Abdullah Gül olabilir mi?” diye bir şeyi hâlâ gündemde tutmaya çalışıyorlar. Açıkçası bunun pek mümkün olduğunu düşünmüyorum. O tarihte olmayanın bu tarihte olması, olabilmesi bana çok gerçekçi gelmiyor ve zaten muhalefetin içerisinde birtakım cumhurbaşkanı adayları potansiyel olarak var: Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş; ama şahsen Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık ihtimalinin her geçen gün daha da arttığı kanısındayım. Tabii ki bunun için henüz erken; fakat Millet İttifakı’nın ortak adayı olarak Abdullah Gül’ün çıkması yolundaki senaryonun bugün artık pek geçerliliği kaldığı kanısında değilim. Bu, artık geride kalan bir husus; ama diğer husus ilginç. Üzerinde konuşmaya, kafa yormaya değer; biz gazeteciler severiz böyle spekülasyonları; bu açıdan ilginç, zira burada başka bir şey söylenmek istiyor.

Murat Yetkin en son, “Erdoğan’ın U dönüşleri” diye yazdı. Erdoğan’ın Gül’ü, kendisi için bir tür çıkış senaryosu olarak benimseyebileceği önermesi var ortada. Çıkış senaryosundan kasıt nedir? Erdoğan’ın artık kazanma ihtimali olmadığını görüp, buradan olabildiğince az zararla, kendisi ve yakın çevresi, ailesinin olabildiğince az zararla çıkabilmesi ve mümkünse partisinin de olabildiğince az zararla çıkabilmesi senaryosu. Şimdi, İngilizce’de exit strategy diyorlar ; kimileri de buna “onurlu çıkış” diyor; muhalefetin böyle bir öneri hazırladığı, hazırlayabileceği söyleniyor. Yani Erdoğan’a, “Sen zaten kaybedeceksin, kazanma şansın yok, çok şey yapma; direnme, direnç gösterme, Türkiye parlamenter sisteme geçsin, biz de birtakım konularda bir nevi dokunulmazlık ve özellikle de devr-i sâbık yaratmama konusunda garanti verelim” denebileceği hep söyleniyor; yani, Erdoğan’a bir tür, “Artık devriniz bitiyor, sessiz bir şekilde kenara çekilirseniz biz de sizinle uğraşmayız” denmesi şeklinde bir senaryodan öteden beri bahsediliyor. 

Muhalefet buna yanaşır mı? Bana, şu hâliyle bakıldığı zaman hemen hemen hepsinin, parti liderleri anlamında baktığımız zaman, böyle bir şeye yanaşabileceğini düşünüyorum; ama tabii ki, bu partilerin tabanlarının bu konuda çok ciddi rahatsızlıkları olacaktır; yani, bu yaşanan yaklaşık yirmi yılda hiçbir şey olmamış gibi Türkiye’nin yeni bir iktidarla yola devam etmesi ve geçmişe yönelik birtakım sorgulamaların ve yargılamaların yapılmaması önermesi, tabanda ciddi bir rahatsızlığa yol açabilir; ama siyasette bu tür anlaşmalar olabiliyor. Muhalefetin böyle bir senaryosu, Erdoğan’a sunacağı bir çıkış senaryosu olduğunu duyuyoruz; bizzat birkaç kişiden, muhalefetten, doğrudan duymuşluğum var. Bu bir yanda bekliyor; şimdi bir başka senaryo da, Erdoğan’ın bu çıkışı muhalefet üzerinden değil de kendi eski yol arkadaşları aracılığıyla yapmak isteyebileceği; işte ilk de telaffuz edilen Abdullah Gül. Abdullah Gül neden telaffuz ediliyor? Çünkü en son Cumhurbaşkanı’ydı, o arada Erdoğan’la yolları ayrıldı, ama çok da aleni bir şekilde kanlı bıçaklı olmadılar. Aslında bu ilginç; bu süre içerisinde Erdoğan bağlılarının Gül’e yönelik birtakım eleştirileri, saldırıları olmuştur; ama örgütlü bir saldırıya pek tanık olmadık, çok ciddi bir savaş yaşanmadı. Abdullah Gül’ün DEVA Partisi’ni kurdurduğu iddialarına rağmen de olmadı. Ali Babacan’a yönelik ve Ali Babacan’la hareket edenlere yönelik bir şeyler oldu; ama onlar da çok sert olmadı açıkçası — bunu bir yere not etmek lâzım. Sonuçta, aslında baktığımızda kanlı bıçaklı olanlar da birleşebiliyor; mesela, bunun en çarpıcı örneği Erdoğan-Bahçeli ittifakıdır. Erdoğan ve Bahçeli’nin daha önceki dönemde birbirlerine söylemedikleri lâf kalmamıştı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi, kırk yıllık dost gibi bir ittifak kurabildiler. Şu hâliyle bakıldığı zaman, Erdoğan’la Gül’ün yolları ayrıldı; ama çok ciddi savaşlar, çatışmalar yaşanmadı. Peki, böyle bir senaryo neden gündeme geliyor? Şöyle bir akıl yürütme var: Erdoğan’ın, artık ne yapsa ne etse, hiçbir şekilde, hani kaba tâbirle “ağzıyla kuş tutsa bile” artık seçim kazanma ihtimali yok; dolayısıyla muhalefetin çıkaracağı adayın kazanma ihtimâli yüksek. Peki ne olabilir? Belki muhalefetten de kopuşları sağlayacak bir şekilde AK Parti’nin kendini yenilemesiyle bu iktidarın ömrü uzar ve bu arada ömrü uzamış olan iktidar aynı zamanda Erdoğan’a da sorunsuz bir şekilde çıkış imkânı sağlayabilir. 

Bunu kim yapacak? Kim toparlayacak, AKP’yi kim toparlayacak? Aslında toparlayabilecek kimse yok. Var olan isimlere bakıyorsunuz, ilk akla gelen Süleyman Soylu. Bunu ısrarla söylüyorum: Özellikle Sedat Peker’in yayınlarından sonra, Süleyman Soylu’nun artık siyasî bir genel başkan, lider anlamında ve dolayısıyla cumhurbaşkanı ya da başbakan, sistem değişirse başbakan olarak bir siyasî geleceği olduğunu sanmıyorum. Bu konuda hâlâ onun başarılı olabileceğini söyleyen, çalışkan olduğu yolunda –bu da ilginçtir; Oda TV geçenlerde Süleyman Soylu’yu öven bir haber yaptı; “Eleştiriyoruz ama hakkını verelim, çok çalışkan” diye– bu da Süleyman Soylu’nun siyasî geleceğinde ısrarlı olmak için ne tür yeni ilişkiler kurabileceğini bize gösteriyor. Bunu bir not olarak düşmekte yarar var; ama Süleyman Soylu’nun böyle bir geleceği olduğunu sanmıyorum. MHP’yle birleşmiş Süleyman Soylu’nun da olacağını sanmıyorum. AKP’nin içerisinde diğer dikkat çeken isimlere bakacak olursak: Numan Kurtulmuş parti liderliği için Erdoğan’dan sonra ilk akla gelen isimlerden birisi; ama Numan Kurtulmuş’un da bu kadar düşüşte olan bir hareketi ayağa kaldırabilecek bir kişi olmadığı ortada ve siyasî olarak da aslında çok güçlü bir yerde durmuyor. İktidarda; ama partide, mesela bakan değil, Cumhurbaşkanı yardımcısı değil. 

Bu noktada iki isim var, onları özellikle vurgulamak lâzım: Hulusi Akar ve Hakan Fidan. Hakan Fidan MİT Başkanı, artık müsteşar denmiyor, başkanı ve Hulusi Akar da Genelkurmay Başkanı diyecektim, Milli Savunma Bakanı, ama fiilen Genelkurmay Başkanı da. Onların hâlâ çok güçlü oldukları, yani alabildiğine yıpranmış iktidarın en güçlü iki ismi olduğu kanısındayım; ama onların da siyasî yönü zayıf — yok hatta. Yani, onların Türkiye’de bir cumhurbaşkanı ya da başbakan olarak kendilerini ortaya atma ihtimalleri olacağını sanmıyorum. İşte bu noktada Abdullah Gül adı ortaya bir şekilde atıldı, dolaşıma sokuldu. Yani şöyle bir akıl yürütülüyor: AKP’nin içerisinde hâlâ ayakta kalabilen birtakım aktörlerle, kurumlarla –kurum olarak ne kaldı geride çok emin değilim ama– aktörlerle, dışarıdan, uzakta durmuş ama çok da yıpranmamış kişileri bir araya getirerek belki. İşte Abdullah Gül ilk akla gelen isim; belki Abdullah Gül’ün katılması durumunda, DEVA’da olanların da en azından bir kısmının tekrar yuvaya dönmesi gibi bir senaryo. Çok gerçekçi bir senaryo değil; ama şunu söylemek lâzım: Bu tür senaryolar üzerinde konuşuyor olmak bile, aslında Erdoğan iktidarının ne kadar kötü bir durumda olduğunu bize gösteriyor. Bu kadar kötü bir durumda, en olmayacak senaryoların bile masaya konulma ihtimali var bence. Peki, şöyle bir soru, bu yayının başlığı: Diyelim ki böyle bir senaryo işletildi, Abdullah Gül bunu başarır mı? Sanmıyorum. Artık AKP devri kapandı. Sadece Erdoğan devri değil, bence Adalet ve Kalkınma Partisi devri de kapandı. 

Dolayısıyla AKP’nin devamı olacak bir Abdullah Gül ya da Ali Babacan ya da herhangi birisinin önümüzdeki seçimleri kazanma ihtimali olduğunu sanmıyorum. Erdoğan’ın bir şekilde –geride, önde, yanda, nerede olursa olsun– olması pek bir şeyi değiştirmeyecek; kendisinin de girmesi bana göre, diyelim ki bütün bunları bir kenara atıp istediği takviyeyi alsın, istediği gruplarla ittifaklar yapsın, olmadık isimleri yanına çeksin, ama artık Türkiye bu defteri kapatıyor, bu devri kapatıyor. Dolayısıyla Abdullah Gül’ün en yetkili bir şekilde tekrar işin başına geçip, iktidarın üzerinden onun ömrünü uzatmaya talip olması halinde başarılı olabileceğini sanmıyorum. Peki, bir diğer soru da şu: Böyle bir şeye talip olur mu? Açıkçası bunu da sanmıyorum. Yani, şu enkazın kaldırıcısı, ama enkazın kaldırıcısı da değil, aslında enkazın üstünü örtecek birisi olmaya niye talip olsun ki? Neden yapsın ki? Çünkü şöyle bir mantık var biliyorsunuz — Gül de bunu yapıyor, Ali Babacan da bunu yapıyor, Ahmet Davutoğlu da bunu yapıyor aslında: Kendilerinin olduğu zamana kadar işlerin iyi gittiği, işlerin sonra bozulduğu… Erken giden daha erken bir tarih söylüyor; geç giden, mesela Davutoğlu daha sonraki bir tarihi söylüyor, ondan sonra işlerin bozulduğunu söylüyor; ama kamuoyu bütün buna ortak bir süreç olarak bakıyor. Yani, tabii ki şunu düşünenler vardır: “Gül varken iyiydi, ya da Babacan varken iyiydi, sonra bozuldu” diyenler vardır; ama yeni kuşaklar, özellikle gençler için, bir devir bu: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı. Ve bunun artık belli bir yerde ömrünün tamamlanması tercih ediliyor dolayısıyla, bence tercih edilecek. 

Dolayısıyla, Gül’ün bunu görmeyeceğini sanmıyorum, yani bir sun’i teneffüs, AKP iktidarının ömrünü birkaç yıl daha uzatıcı bir teneffüs yapmak isteyeceğini sanmıyorum; ama bunun yerine şöyle bir şey olabilir: Muhalefetin içerisinde, DEVA üzerinden ya da bizzat kendisi bir şekilde dahil olarak muhalefetin içerisinde bir ağırlık koyabilir; muhalefetin seçimi kazanmasına, daha net bir şekilde kazanmasına, daha güçlü bir şekilde kazanmasına katkıda bulunmaya talip olabilir ve bu süreç içerisinde de Erdoğan’a muhalefet tarafından birtakım teminatların verilmesinde belki yardımcı olabilir; ama yeni bir AKP iktidarının Gül’le devam etme ihtimali –ya da başka birisiyle; Babacan ya da Hulusi Akar ya da Hakan Fidan– Bunlarla devam etme ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Tekrar şunu söyleyeyim: Erdoğan’ın yenilgisi artık o kadar görülüyor ki, nasıl diyeyim? O ekonomide söylenen sözle: Satın alınıyor. O kadar bâriz ki, artık olur olmaz her türlü senaryo önümüze geliyor. Abdullah Gül’ü gazeteci olarak epey tanıdığımı sanıyorum; kendisiyle değişik tarihlerde çok sayıda röportaj da yaptık, sohbet de ettik. Yakın zamanlarda yine bir sohbet etme imkânım oldu. 

Bu arada, son dönemde başımıza gelen, getirilmek istenen, Medyascope’a yönelik saldırılarda arayıp bize “Geçmiş olsun”, Medyascope adına bana “Geçmiş olsun” dediğini de söyleyeyim; bu anlamda kendisine bir kere de burada açıkça teşekkür edeyim; çünkü çok ilginç, bu süreçte çok az siyasetçi bizim başımıza gelenlerde aleni bir şekilde bizimle bir dayanışma içerisinde bulundular, bu da çok mânidar, bunu da bir not olarak düşeyim. İsteyen istediği gibi yorumlasın. Gül’ün böyle bir senaryonun içerisine girmek isteyeceğini sanmıyorum, yani yayının başlığına cevap verecek olursak: İstese de bu senaryonun başarılı olabileceğini sanmıyorum; fakat Gül’ün muhalefetin içerisindeki ağırlığını artırarak belirginleştirmesi hâlinde, daha sonra o “onurlu çıkış” sürecinde Erdoğan’ı gözeteceğini de tahmin ediyorum; Erdoğan sonrası dönemde ona çok fazla zarar gelmesini engellemek isteyecek kişilerden birisi olacaktır; ama önümüzdeki dönemin Türkiye’sinde artık Erdoğan’ın ve Gül’ün belirleyici siyasî aktör olarak varlıklarını sürdürecekleri kanısında değilim. Bununla birlikte, seçimi kim kazanırsa kazansın, var olan AKP iktidarı içerisindeki Hulusi Akar ve Hakan Fidan gibi iki aktörün –ki Hakan Fidan’ın konumu bambaşka, kendisinin doğrudan siyasî bir durumu yok, ama Türkiye’deki birçok siyasetçiden daha etkili bir isim olduğu ortada–, onların AKP iktidarı sürse de sürmese de Türkiye’de belli bir ağırlığı koruyacaklarını düşündüğümü söylemek isterim. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus