Ruşen Çakır yorumladı: İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır “İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyorbaşlıklı yayınında, İsrail–Türkiye geriliminin tırmandığını belirterek, provokatif çıkışların ve “önleyici saldırı” çağrılarının mevcut konjonktürde ciddiye alınması gerektiği uyarısında bulundu.


Video özeti

  • Ruşen Çakır, İsrail-Türkiye geriliminin arttığını ve provokatif çağrıların ciddiye alınması gerektiğini belirtti.
  • Çakır, ABD’deki bazı çevrelerin ‘önleyici saldırı’ çağrılarını dikkate almak gerektiğini vurguladı.
  • İsrail’in İran’dan sonra Türkiye’yi en büyük tehdit olarak gördüğünü, provoke edici stratejilerin artabileceğini söyledi.
  • Dış müdahalelerin iç siyasi kutuplaşmayı derinleştirebileceği ve gerilimin daha da tırmanabileceği uyarısında bulundu.
İsrail ve destekçileri Türkiye'yi
Ruşen Çakır yorumladı: İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor

Ruşen Çakır, yeni yayınında İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin giderek arttığını ve özellikle İsrail kaynaklı söylemlerin bu süreci tırmandırdığını söyledi. Çakır, İsrail tarafının Türkiye’yi “hedef göstermekle” suçlayarak asıl saldırgan tarafın Ankara olduğu yönünde bir algı oluşturmaya çalıştığını belirtti.

Çakır’a göre bu söylem yalnızca İsrailli yetkililerle sınırlı değil. Başta Başbakan Binyamin Netanyahu olmak üzere hükümet üyeleri, güvenlik uzmanları ve bazı düşünce kuruluşlarının yanı sıra ABD’deki güçlü İsrail lobisinin de bu anlatıyı desteklediğini ifade etti. Bu çevrelerde Türkiye’nin NATO için bir risk olduğu yönündeki değerlendirmelerin daha önce de gündeme getirildiğini hatırlattı.

Michael Rubin’in yazısı

Çakır’ın dikkat çektiği son örnek ise ABD’deki neo-con çevrelerin önde gelen isimlerinden Michael Rubin’in yazısı oldu. Rubin’in “İsrail, Türkiye’ye karşı önleyici saldırı yapmalı ve Türkiye’nin F-16’larını yok etmeli” başlıklı yazısını “provokatif” olarak nitelendiren Çakır, bu tür görüşlerin ilk bakışta ciddiye alınmayabilecek olsa da mevcut uluslararası konjonktürde gözardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.

ABD’de Donald Trump gibi öngörülemez bir liderin bulunmasının bu tür söylemleri daha riskli hale getirdiğini belirten Çakır, Washington–Tel Aviv hattındaki yakın ilişkinin de bu tabloyu güçlendirdiğini söyledi.

İsrail’e göre İran’dan sonra en büyük tehdit Türkiye

Çakır, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası yaşanan gelişmelerin, daha önce “imkânsız” görülen birçok senaryonun gerçekleştiğini gösterdiğini ifade etti. İsrail’in Gazze’deki operasyonlarının uluslararası yaptırımla karşılaşmadığını ve İran’la yaşanan gerilimde de ciddi bir bedel ödemediğini belirterek, “Bu durum İsrail yönetiminde ‘önümüz açık’ algısı yaratıyor” dedi.

İsrail’in bölgedeki en büyük tehdit olarak İran’dan sonra Türkiye’yi gördüğünü dile getiren Çakır, İran’ın etkisinin zayıflaması halinde Türkiye’ye yönelik provokasyonların artabileceği uyarısında bulundu.

Türkiye’yi izole etme hedefi

Çakır, İsrail’in olası stratejilerinden birinin Türkiye’yi NATO içinde yalnızlaştırmak ve Batı’dan koparmak olabileceğini söyledi. Ancak mevcut durumda Avrupa’nın güvenlik kaygıları nedeniyle Türkiye’ye daha fazla ihtiyaç duyduğunu ve bu senaryonun kısa vadede zor göründüğünü ifade etti.

Bununla birlikte İsrail’in “Kürt kartı” gibi araçları devreye sokarak Türkiye içinde ayrışmaları derinleştirmeye çalışabileceğini belirten Çakır, iç siyasi kutuplaşmanın da dış müdahalelere açık bir zemin yarattığını dile getirdi.

“Çılgınlık ihtimali”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsrail’in Türkiye’yi hedef gösterdiği yönündeki açıklamasını hatırlatan Çakır, Ankara’nın bu tehditleri ciddiye aldığını söyledi. İsrail’in Lübnan, Filistin ve İran’daki eylemlerine işaret ederek, “Çılgınlık gibi görünen adımların bile gerçekleşebildiği bir dönemden geçiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Çakır, iki ülke arasındaki gerilimin söylem düzeyinde kalmayabileceğini ve İsrail’in fırsat bulduğunda bunu fiiliyata dökme arayışında olabileceğini belirterek, önümüzdeki dönemde daha sert açıklamaların gündeme gelebileceğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın iki ülke arasında bir yumuşama sağlaması ihtimaline de değinen Çakır, mevcut koşullarda böyle bir girişimin gündemde görünmediğini ifade etti.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Bu hafta ele aldığım bir konuyla yeniden karşınızdayım. İsrail Türkiye arasındaki gerginlik, bir gerginlik tırmanıyor. Özellikle İsrail tarafı tırmandırıyor ve bunu yaparken de Türkiye’yi İsrail’e hedef göstermekle suçluyorlar. Temel argümanları bu. Yani esas saldırgan tarafın Türkiye olduğunu söylemeye çalışıyorlar, söylüyorlar ve bunlar yavaş yavaş yerleşiyor. Değişik mekanizmalar çalışıyor. Birincisi tabii ki İsrail’deki birtakım yetkililer. Netanyahu başta olmak üzere savunma bakanı, birtakım İsrail’deki bazı araştırma kuruluşlarının isimleri, birtakım uzmanlar, güvenlik uzmanları vesaire ama bunlar İsrail vatandaşı ve Netanyahu’nun yanında yer alan kişiler. Ama onlara ek olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde çok güçlü bir İsrail lobisi olduğunu biliyoruz. Ve bu lobinin değişik kurumları var; bu kurumlardan üreyen birtakım makaleler var, fikirler var, analizler var. Ve burada daha önce biliyorsunuz Türkiye’nin NATO için tehlike olduğu söylenmişti özellikle. Bunlara imza atanların arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da var, bunlarla beraber hareket eden. Tabii Türk birisi yer aldığı zaman sanki daha inandırıcı oluyor gibi.

Şimdi bundan daha önce büyük ölçüde bahsetmiştik. Bu yayını yapmamı tetikleyen olay Michael Rubin denen Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerikan Enstitüsü, neo-conların, Amerikan sağının önde gelen düşünce kuruluşlarından; onun önde gelen bir ismi Michael Rubin. Michael Rubin Türkiye’ye kafayı takmış durumda. Yıllardır Türkiye üzerine çalışıyor. Türkiye üzerine yazıyor, çiziyor. Kendisi AKP iktidarının ilk yıllarında Türkiye’ye gelmişti. O zamanlar çok bilinen bir isim değildi. Genç bir isimdi. Ben Vatan gazetesinde çalışırken beni de bulup AKP üzerine sohbet etmiştik ve o tarihte hiç unutmuyorum, ben de ona Amerika’yı sordum ve dedim ki: “Amerika’da demokratların başkan adayı kim olacak? Hillary Clinton mı?” diye. Yılını tam olarak hatırlamıyorum ama Barack Obama’nın seçilmesinden önce bir tarihti. Bana dedi ki: “Hillary Clinton’ın adı çok geçiyor ama Barack Obama adında bir senatör var. Onun olacağını düşünüyorum. Muhtemelen ilk siyah Amerikalı başkan olacak.” demişti. Ben açıkçası Obama’yı fazla bilen birisi değildim. Öyle dinlemiştim. Sonra dediği çıktı. Ardından ben Amerika Birleşik Devletleri’ne gazeteci olarak gittim. Vatan gazetesi temsilcisi olarak Washington’da ve onların da oradaki faaliyetlerini takip ettim. Meşhur Cüneyd Zapsu’nun o “Erdoğan’ı süpürmeyin.” dediği toplantıyı Michael Rubin düzenlemişti ve o toplantıda biz Türk gazeteciler de vardık. Ona tanıklık etmiştik. Daha sonra benim yazıp çizdiklerim nedeniyle bana ambargo uyguladılar ve ben bir daha Amerikan Enstitüsü’ndeki toplantılara giremedim. İçeri almadılar. Yani böyle de bir şeyi vardır ve bu da benim için aslında kötü bir şey değildir.

Michael Rubin belli bir tarihten itibaren sürekli AKP aleyhtarı, Erdoğan aleyhtarı şeyler söylüyor, yapıyor, ediyor. Bunların kimisine gülüp geçiyoruz. Kimisini ciddiye almak zorunda kalıyoruz ve her fırsatta provokatif birtakım çıkışlar yapıyor. Sosyal medyada yapıyor. Türkçe tweetler atıyordu ve Türkçe tweetlerde Türkiye’yi ve Erdoğan’ı, AKP yönetimini doğrudan ya da dolaylı tehdit eden şeyler yapıyordu. Şimdi en son birkaç gün önce bir yazısı çıktı. Yazının başlığı çok çarpıcı ve provokatif tabii ki: “İsrail Türkiye’ye karşı bir önleyici saldırı yapmalı ve Türkiye’nin F-16’larını yok etmeli.” başlıklı uzun uzun bir yazı yazdı ve burada Nasır döneminin Mısır’ına Erdoğan Türkiye’sini benzetti vesaire. Şimdi diyeceksiniz ki ‘‘bunlar deli saçması.’’ Evet, bir yere kadar deli saçması ama Trump gibi birisinin yönettiği Amerika Birleşik Devletleri’nden bahsediyoruz. Tamam, Trump’ın şu anda Türkiye ile daha doğrusu Erdoğan’la arası çok iyi ama her an ne yapacağı belli olmayan birisi. Yani deli saçması denebilecek şeyleri sürekli yapan bir Amerikan başkanı var zaten. Böyle bir ortamda bu Amerikan başkanı da İsrail’le çok yoğun bir ilişki içerisinde. Netanyahu ile İran’a savaşı Netanyahu’nun talebi üzerine başlattı ve bir türlü bitiremiyor. Görüyorsunuz yine ateşkes ilan ediliyor. Müzakereler başlıyor, bitiyor. Sürekli tehditler, sürekli geri adımlar ama neyi ne zaman yapacağı belli olmayan bir Amerikan başkanı ve bölgede her yere karşı çok saldırgan olan, fütursuzca hareket eden bir İsrail var. Böyle bir ortamda bu deli saçması denen şeyleri yine de bir yerlere not etmekte yarar var.

Çünkü bölgede son birkaç yılda yaşanan, özellikle Hamas’ın saldırısının ardından Ekim 2023 başından itibaren yaşananlar asla hayal edemeyeceğimiz şeylerdi. Peş peşe çok önemli gelişmeler oldu; çok büyük saldırılar yaşandı, çatışmalar yaşandı ve burada hemen hemen hepsinde İsrail bir şekilde istediğini elde etti. Her istediğini elde edememiş olabilir ama dünyanın gözü önünde Gazze’de bir soykırım yaptı ve cezalandırılmadı. Üstüne İran’a ABD ile birlikte savaş açtı. Yine başına çok fazla bir şey gelmedi; İran’dan gelen saldırıları saymazsak. Dolayısıyla önünün açık olduğunu düşünen bir İsrail, Netanyahu yönetimi var. Ve bu Netanyahu yönetiminin şu anda bölgede gördüğü en büyük tehdit İran’dan sonra Türkiye. Eğer İran’ın belinin kırıldığını, etkisinin azaldığını düşünürlerse pekâlâ Türkiye’ye yönelik birtakım provokasyonları gündeme getirebilirler. Burada tekrar, geçen yayında da söylemiştim, Kürt kartını da kullanmak isteyecekler. Başka şeyleri de kullanmak isteyecekler. Ve bunu yaparken tabii ki ABD’yi yanlarına almak ve Türkiye’yi NATO’da izole etmek isteyecekler.

Şu hâliyle bakıldığı zaman Trump’tan dolayı endişeli olan Avrupa ülkeleri, NATO konusunda tedirginlikleri var ve Avrupa’nın savunması bağlamında Türkiye’ye çok daha büyük önem atfediyorlar. Dolayısıyla şu aşamada İsrail’in Türkiye’yi Batı’dan koparma perspektifinin gerçekleşmesi çok mümkün gözükmüyor. Ama şunu tekrar vurgulamak lazım: İsrail’in yaptıkları genellikle yanına kâr kalıyor ve Türkiye’yi tehdidi, birçok kişi, birçok uzman bunun hiçbir şekilde gerçekçi olmadığını söylüyorlar. İlk bakışta ben de o kanıdayım; savunma sanayi, şu bu konuları bilen birisi değilim ama siyaseten bakıldığı zaman iki taraf da bunun lafını çok edecek. Ama İsrail bu lafı fiiliyata geçirebilmenin fırsatını hep arayacak. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açık açık İsrail’in Türkiye’yi hedef gösterdiğini ilan etti. Yani Türkiye bu meydan okumayı gördü, bir kenara yazdı ve bunun bir çılgınlık hâli olduğunu düşünüyor Hakan Fidan. Ama bütün bu çılgınlık hâliyle Lübnan’da, Filistin’de, İran’da, bölgede yaptıkları ortada olan bir ülkeden bahsediyoruz. Bunu sürdürmek isteyecektir ve Türkiye’nin bölgede kurmak istediği hegemonyanın önünde engel olduğunu düşündüğü müddetçe, ki düşünüyor, Türkiye’yi hedef almaya devam edecektir ve bunu yaparken de tabii ki Türkiye’yi kendi içinde bölmeye çalışacaktır.

Mesela daha önce de yayında söyledim. Savunma Bakanı, Erdoğan aleyhine tweet atıyor. Altına Ekrem İmamoğlu’nu, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve Özgür Özel’i yanılmıyorsam üç kişiyi etiketliyor. Sanki onları yanına çekiyormuş gibi yapıyor. Buna tabii ki Türkiye’de tüm partiler, muhalefet partileri de tepki gösterdi. Ama şunu unutmayalım; bir diğer yandan Erdoğan Türkiye’de kutuplaşma politikasını sürdürüyor. Herhalde bu en çok İsrail’in ve onun gibi ülkelerin hoşuna gidiyordur. İki büyük partinin ya da iktidarın ana muhalefet partisini kriminalize etme çalışmaları en çok, hani o çok söylenen tabirle Türkiye’nin düşmanlarının işine yarıyor. Ama Erdoğan’ın bu stratejiyi terk etmeyeceğini görüyoruz. Hele Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasıyla birlikte ortada böyle bir kırılganlık var. Türkiye’nin kırılganlıkları bu tür güçlerin işine çok yarayacak diyeyim ve bir kere daha bu konuyu çok konuşacağız. Ben çok konuşacağım, onu biliyorum. Birtakım açıklamaların daha sert yapılışına tanık olabiliriz. Şu hâliyle yok bir işaret ama belki Trump iki ülke arasında bir yumuşama, yakınlaşma için çalışabilir. Ama şu aşamada Trump’ın böyle bir gündemi olmadığını biliyoruz.

İsrail dedik, Gazze dedik. Bugün Gazze’ye en açık desteği veren, Filistin’e en açık desteği veren dünya çapında bir sanatçıyla, Javier Bardem’le birlikteyiz diyelim. Bugünkü yayını ona ithaf ediyorum. 1969 doğumlu İspanyol oyuncu önce İspanya’da sonra tüm dünyada çok önemli roller oynadı. Bir star hâline geldi. Mesela “İhtiyarlara Yer Yok”; roman uyarlaması bir film, orada kötü adam. Genellikle kötü adamları, kiralık katilleri, mafyacıları oynayan birisi olarak kendisini biliyoruz. Ama sadece o değil tabii ki, aşk filmlerinde de oynuyor. Burada evet, bu “Pablo Escobar’ı Sevmek”. Pablo Escobar o. Onu seven kadın kim? Penélope Cruz. O kim? Bardem’in eşi. İki çocukları var. Uzun süredir evliler. O da İspanyol. O da çok meşhur. Bardem’den daha meşhur olduğunu da söyleyebiliriz. Bardem’in, hep söyledim, duruşu önemli. Kendini işçi olarak tanımlayan birisi. Dine çok fazla ilgisi olmadığını söyleyen birisi. Ve şu anda mesela Oscar ödül töreninde ne diyor? İspanyolca “savaşa hayır” yazısıyla çıkan birisi. Demin kefiyesiyle gördük. Filistin atkısıyla beraberdi ve sürekli olarak duruşuyla dikkat çekti. En son daha bu sene ne oldu? Kara listeye alındı. O söyleniyor. Sadece o değil tabii. Özellikle Filistin konusunda İsrail’i eleştiren isimlerin Amerika Birleşik Devletleri’nde çok zorlandıklarını biliyoruz. Ama Bardem ve onun gibi birçok kişi bu konuda geri adım atmıyorlar. Bize de onları tebrik etmek düşüyor. Evet, bu yayında İsrail’i konuştuk ve Filistin’in dünya çapındaki en büyük dostlarından Javier Bardem’e saygılarımızı ilettik. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.