Medyascope koronavirüs yoğun bakımlarında – Aşısızların ölüm kalım savaşı: “Çok pişmanım keşke aşıyı araya sıkıştırsaydım, keşke ihmal etmeseydim, herkes aşısını geciktirmeden olsun”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgınının başından beri en büyük mücadeleyi hastalar da doktorlar da yoğun bakım servislerinde verdi, mücadele hâlâ sürüyor. Virüse karşı tek silah ise aşı. Ancak doktorlar aşının önemini her fırsatta vurgulasa ve aşı randevuları 16 yaş ve üzerine kadar açılmış olsa da hâlâ aşı yaptırmakta kararsız olan ya da aşıya tümüyle karşı olanlar var. Aşısını yaptırmayanlar virüse yakalandıklarında yaş fark etmeksizin hastalığı ağır geçiriyor, yoğun bakımda tedavi edilmeye çalışılıyor ve maalesef çoğu aşısız kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Medyascope muhabirleri Zeynep Timurlenk Pozut ve Can Özgün Özgül, İstanbul – Kartal’daki Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nin koronavirüs yoğun bakım servisini görüntüledi, hastalar ve serviste görev yapan doktorlarla konuştu. Başhekim Prof. Dr. Recep Demirhan, Acil Servis ve Pandemiden Sorumlu Başhekim Yardmcısı Dr. Mehmet Altıntaş ve Koronavirüs Yoğun Bakımları Sorumlusu Dr. Elif Bombacı, serviste yatan hastaların son durumunu anlattı, aşının önemini bir kez daha vurguladı. Serviste yatan hastalar ise aşı yaptırmadıkları ya da yaptırmakta geç kaldıkları için çok ama çok pişman.

Kamera & Kurgu: Can Özgün Özgül

İstanbul – Kartal’daki Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi açılır açılmaz koronavirüs salgını başlamış, Anadolu Yakası’ndaki vakaların büyük yüzdesine ev sahipliği yapmıştı. Bölgedeki en büyük ve en geniş imkana sahip devlet hastanelerinden biri olduğu için de durum hâlâ aynı. Hastanenin yoğun bakım servisi, salgının başından bu yana hiç boş kalmadı. Şu anda bizim görüntülediğimiz yoğun bakım servisinde 15 hasta tedavi görüyor. Bu 15 hastadan 11’i aşısız. Kalan dört kişi ise eksik doz aşılı. Koronavirüs yatan hasta servisinde ise 55 hasta var, bu hastaların da yaklaşık yüzde 90’ı aşısız ve hem yoğun bakım hem de serviste yatan hastaların neredeyse tamamı Delta varyantı ile savaşıyor. 

En önemli mücadeleyi de yine sağlık çalışanları veriyor. Biz basın mensupları, onlarla sık sık röportaj yaptığımız, durumlarını konuştuğumuz için nasıl bir çaba ve yorgunluk içinde olduklarını anladığımızı sanıyoruz ancak o servise gidip onlarla birlikte hazırlanmak, içeriye girmek ve nasıl çalıştıklarını görmek aslında onların nasıl çalıştıkları hakkında hiçbir şey bilmediğimizi tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Yoğun bakım servisine girmek için önce kalın ve uzun bir kumaştan yapılmış, kolları, gövdeyi ve bacakların tamamını kapatan bir önlük giyiliyor. Ardından kafaya saçları örtmesi için bir bone geçiriliyor, standart maske üzerine bir kat da N95 adı verilen maske ve siperlik takılıyor. Son olarak ellere eldiven ve ayakkabıların üzerine galoş geçirilerek hazırlık tamamlanıyor. Tüm bu hazırlığı yapmak dakikalar sürüyor ve serviste 13’er saatlik vardiyalarla çalışan ekip, yemek, tuvalet gibi insani ihtiyaçlarını gidermek için servise girip çıkarken bu işlemleri günde ortalama 10 kez tekrarlıyor. 
Standart maske üzerine N95 tipi maskeyi takıp siperliği de kafanıza geçirdiğiniz andan yaklaşık bir-iki dakika sonra nefesiniz daralmaya başlıyor, siperlik, hatta varsa gözlüğünüz buharlanıyor, gözleriniz kurumaya başlıyor. Sağlık çalışanları yaklaşık iki senedir bu ekipmanla çalıştığı için nefes darlığına ve görüş zorluğuna alıştıklarını söylüyor ancak ekipmanı hiç giymemiş olan ben ve ekip arkadaşım Can Özgün Özgül, ekipmanın içinde geçirdiğimiz ilk iki dakikadan sonra, sağlık çalışanlarının yaşadıkları zorluğu o ana kadar aslında hiç ama hiç kavrayamamış olduğumuzu fark ediyoruz.

Tüm bu ekipmanları giydikten sonra içeriye giriyoruz ve hastaları görüntülemeye, içerideki doktor ve hemşirelerle konuşmaya başlıyoruz. İçeride her yaş grubundan hasta var. Serviste yatan ve aşısız olan hastaların tamamı aşı karşıtı değil, içlerinde aşı tarihi gelmesine rağmen gündelik işler ya da başka işler nedeniyle aşı olmayı ihmal edenler de bulunuyor. Haberimiz için bize röportaj veren ancak ismini paylaşmak istemeyen bir hasta da onlardan biri. Aşı karşıtı olmadığını ancak ihmal ettiğini belirten hasta, bu kararından çok pişman olduğunu ve kimsenin ihmal etmemesi gerektiğini, herkesin bir an önce aşı olması gerektiğini söylüyor. Doktorlar da bize verdikleri röportajlarda aynı vurguyu yineleyerek, herkesin bir an önce aşı olmasını istiyor.

Sağlık çalışanları neredeyse iki yıldır izinsiz çalışıyor, ailelerini riske atmamak için onlardan uzak kalıyor. Sağlık çalışanlarının hayatları artık sadece yoğun bakımda, hastane içerisinde çalışmaktan ve yorulmaktan ibaret. Tek amaçları ise iyileştirmek. Hastalara yalnızca medikal olarak değil psikolojik olarak da destek oluyorlar. Yoğun bakım servislerinde yatan hastalar, yakınlarını telefonla arayamıyor, seslerini duyamıyor, tamamen yalnızlar. Çoğu hasta bu nedenle yalnızlık ve ölüm anksiyetesi yaşıyor. Bu nokta da devreye yine sağlık çalışanları giriyor. Bu durum hastaların psikolojik durumlarını olumlu etkilese de sağlık çalışanlarına fiziksel ve zihinsel yorgunluğun yanında bir de psikolojik yorgunluk ekliyor.

Sağlık çalışanlarının emeklerinin, özverilerinin hakkını ödemek oldukça güç. Onlara destek olabilmek, dünyayı kasıp kavuran ve dört milyondan fazla kişinin ölümüne sebep olan bu salgını durdurabilmek için ise tek bir yol var, o da aşı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus