BM’nin iklim raporu bir grup bilim insanı tarafından sızdırıldı: “İklim kriziyle mücadele için mevcut kalkınma modelleri acilen değiştirilmeli, radikal dönüşümler şart”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) iklim değişikliği konusundaki raporunun üçüncü bölümü sızdırıldı. Önümüzdeki yılın mart ayından önce yayımlanması beklenmeyen raporun söz konusu bölümü, bir grup bilim insanı tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. İlk olarak gazeteci Juan Bordera tarafından İspanyol çevrimiçi dergi CTXT’de yayımlanan raporda, radikal değişimler yapılması çağrısında bulunuluyor.

The Guardian’ın haberine göre, hükümetlerin raporun sonuçlarına dair bazı gerçekleri hasır altı edebileceklerinden endişe duyan bir grup bilim insanı, Extinction Rebellion hareketinin bir dalı olan Scientist Rebellion’ın İspanya şubesi aracılığıyla rapora dair taslağı sızdırmaya karar verdi. Taslak, ilk olarak gazeteci Juan Bordera tarafından İspanyol çevrimiçi dergisi CTXT’de yayımlandı.

Sızdırılan rapor taslağında, küresel sera gazı emisyonlarının önümüzdeki dört yıl içinde zirve yapması, kömür ve gazla çalışan enerji santrallerinin önümüzdeki 10 yıl içinde kapanması ve iklim değişikliğini önlemek için yaşam tarzı ve davranışlarda düzenlemeler yapılması gerektiği belirtiliyor.

“Karbon emisyonunda büyük paya sahip olan zengin ülkeler yaşam tarzlarını değiştirmeli”

Raporda, “Daha yüksek gelirli tüketicilerin tüketim kalıpları, büyük karbon ayak izleriyle ilişkilidir. En çok emisyon yapanlar, kilit sektörlerdeki emisyonlara neden oluyor. Örneğin en üstteki yüzde 1, havacılıktan kaynaklanan emisyonların yüzde 50’sini oluşturuyor” denildi.

Rapor, özellikle zengin ülkeler ve küresel anlamda zengin kesimlerin yaşam tarzlarının değiştirmesi gerektiğinin altını çiziyor. Rapora göre evleri aşırı ısıtmaktan veya aşırı soğutmaktan kaçınmak, yürümek ve bisiklete binmek, hava yolculuğunu kesmek ve enerji tüketen cihazları daha az kullanmak, gereken emisyonların azaltılmasına önemli ölçüde katkıda bulunabilir.

Raporda, yaşam tarzının değişmesi noktasında öne çıkan konulardan birinin yeme alışkanlıkları olduğuna dikkat çekiliyor. Buna göre dünyanın zengin ülkelerinin birçoğunda yeme alışkanlıklarının da değişmesi gerekiyor. 

Raporda bu konuya şöyle değiniliyor: “Aşırı kalori ve hayvan kaynaklı gıda tüketimi olan bölgelerde bitki bazlı protein payının daha yüksek olduğu diyetlere geçiş, emisyonlarda önemli düşüşlere yol açarken aynı zamanda sağlık bakımından da yarar sağlayabilir. Bitki bazlı diyetler, Batı diyetine kıyasla emisyonları yüzde 50’ye kadar azaltabilir.”

Küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmak çok önemli

Küresel ısınmayı 1,5 santigrat derecede sınırlama hedefi için önümüzdeki 10 yılda emisyon miktarını azaltmanın çok büyük önem taşıdığı belirtilen raporda, aksi takdirde iklim değişikliğinin büyük yıkımlara neden olabileceği vurgulanıyor.

Rapora göre, küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlamak ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmak için önümüzdeki 10 yılda emisyon oranının yarı yarıya indirmek şart. Küresel ekonominin mevcut durumdaki yapısını düşük karbonlu bir temele kaydırmak için gereken yatırımların düşüklüğüne vurgu yapılan rapor, mevcut yatırım miktarıyla küresel ısınmayı 2 derecede tutmanın bile zor olduğunu ortaya koyuyor.

“Kömür ve gazla çalışan enerji santralleri 10 yıl içinde kapanmalı”

Rapora göre, kömür ve gaz ile çalışan enerji santrallerinin inşaatının dokuz ile 12 yıl içinde hizmetten çıkarılması gerekiyor. Buna göre, fosil yakıt temelli enerji yatırımlarından ziyade düşük karbonlu mal ve hizmetlere yatırım yapılmasının, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltabileceği vurgulanıyor.

Öte yandan raporda, belli noktalarda iyimser olmanın da mümkün olduğuna dikkat çekiliyor. Çeşitli politikalar sayesinde güneş ve rüzgar enerjisi ile pil teknolojisinin kullanımlarının artık çok daha ucuz bir hale geldiği belirtiliyor.

“Kapitalist toplumun doğasında bulunan ekonomik kalkınma modeli sürdürülemez”

Raporun sızdırıldığı çevrimiçi CTXT dergisinde, kapitalizmin doğasındaki ekonomik kalkınma modelinin, iklim krizi ile mücadelede sürdürülebilir olmadığına dikkat çekiliyor

Buna göre, iklim krizi ile mücadelede daha ileri adımlar atabilmek için bir zenginlik ölçüsü olarak gayrı safi yurtiçi hasıla (GSYH) anlayışının terk edilmesi gerektiği belirtiliyor. Sürdürülebilir büyümenin yalnızca eşitsizliği azaltmak amacıyla dikey değil, yatay olarak planlanan model olduğunun altı çiziliyor.

Ayrıca, iklim değişikliğinin gelecekte neden olacağı sorunların hem karar vericilere hem de halka çok daha iyi anlatılması gerektiği söyleniyor. Bu anlamda, iklim değişikliği ile mücadele için ortaya konulan dönüşümden herkesin yararlanacağı algısının yaratılması muazzam bir önem taşıyor. Raporda, dönüşüm olmadan hiç kimsenin nihai olarak sarf edilen çabalardan fayda sağlayamayacağı vurgulanıyor.

İklim değişikliği ile tam olarak mücadele edebilmek için radikal bir geçiş gerekiyor. Ancak radikal bir geçiş yapılırken, ülkeler arasındaki emisyonlardaki tarihi farklılıklarının, kırsal ve kentsel dünyalar arasındaki farklılıkların ve her şeyden önemlisi yoksullar ile zenginler arasında giderek artan ekonomik eşitsizliklerin dikkate alınması gerektiğine özellikle dikkat çekiliyor.

Son 200 yılda dünyanın ekonomik kalkınmada fosil enerji merkezli bir yaklaşımla büyüdüğü ve bunu radikal biçimde değiştirmenin oldukça zor olacağı belirtiliyor. Bu anlamda hem sermayeyi hem de yoksul ve orta sınıfa mensup insanları iklim değişikliği ile mücadele için radikal bir değişim yönünde ikna etmek gerekiyor. Aksi takdirde radikal bir değişimi başarmanın mümkün olmadığı söyleniyor.

Derleyen: Gökalp Badak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus