Neoliberalizm ve iç savaş

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Tabii ki bir sınıf mücadelesi var ama savaşı yapanlar benim sınıfım, zenginler. Kazanıyoruz da.” Zürriyete intikal eden bu sözler milyarder Warren Buffett’a ait. Bu çarpıcı ibârenin ötesine geçmek için, “İç Savaş Tercihi. Neoliberalizmin Bir Başka Tarihi”ni (Le choix de la guerre civile. Une autre histoire du néolibéralisme) okumak yerinde olur. Yazarları Nanterre Üniversitesi’nden dört öğretim üyesi. Haldun Bayrı çevirdi.

Dardot, Guéguen, Laval, Sauvêtre, Le choix de la guerre civile. Une autre histoire du néolibéralisme, Lux, 2021.

Neoliberal düşünürlerin (Hayek, Lippman ve Röpke gibilerin) hedef tahtasında, ilerici yönetimler ve onların sosyal politikaları vardır, adalet düşleyen kitleler vardır, refah devleti, sendikacılık, bütün biçimleriyle sosyalizm, ekonomik korumacılık ve elbette halkın keyfindeki değişkenliğe tâbi demokrasi vardır! Onların tercihi, olsa olsa, serbest piyasayı koruyan ve sermayenin serbestliğini garanti altına alan güçlü bir devlettir.

Bazıları, ataerkil aileyi, dini, toplumdaki hiyerarşiyi savunan cingöz gericilerdir, bazıları da özgür ve özerk tüketici bireyi daha öne çıkarırlar ama bunların hepsi, bütün toplumsal itiraz güçlerine karşı, sınıf mücadelesinin ürünü olup neoliberal düşüncenin toplumu istila etmesinin önüne dikilen setlere karşı savaş, yani bir iç savaş yürütme fikrinde buluşur. Dolayısıyla bunların, iğdiş edici bir eşitliğe karşı bireysel özgürlük adına kollar kırması ve kafalar fethetmesi gerekmektedir, mesela sendikaların eylem gücünü tasfiye etmek, sosyal bilimleri hizaya getirmek, emek gücünü insanî sermayeye dönüştürmek, başka bir alternatif olmadığını ve tek tek her bireyin kendi geçimini sağlama görevi olduğunu herkese hatırlatmak gerekmektedir. Zamanında François Guizot şunu söyler: “Yurttaşlar kendi liyâkatlerine, kendi kuvvetlerine bırakılmalıdır; herkesin kendi başına olabileceği her şeye dönüşebilmesi ve bunu yapabiliyorsa kurumların onun yükselmesine hiçbir engel çıkarmaması gerekir; orada tutunamıyorsa da, daha yukarıda hiçbir konuma tayin edilmemelidir”.

Neoliberalizm bir savaş makinesidir. Müdahaleciliği topluma, siyasete, kültüre yöneliktir, mantığı ancak otoriter olabilir. Ama bu kitabın yazarları, otoriterlik ile otoriter rejimi bir tutmamamız gerektiğini söylüyorlar. Biri diğeri olmadan işleyebilir ve zamanında kendini kabul ettirmek için Pinochet’nin yaptığı gibi muhaliflerini fizîken ve kitlesel olarak tasfiye etmesine gerek yoktur neoliberalizmin. Macronculuk bunu her gün kafamıza vura vura kanıtlıyor.

———————-

  • François Denord, Néolibéralisme version française. Histoire d’une idéologie politique, Démopolis, 2007 ; Serge Audier, Néo-libéralisme(s): Une archéologie intellectuelle, Grasset, 2012 ; Wendy Brown, Les habits neufs de la politique mondiale, Les Prairies ordinaires, 2007 ; Jean-François Bayart, Sortir du national-libéralisme – Croquis politiques des années 2004-2012, Karthala, 2012 ; Rodrigo Contreras Osorio, La dictature de Pinochet en perspective: Sociologie d’une révolution capitaliste et néoconservatrice, L’Harmattan, 2007.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus