Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Metin Bakkalcı: “İnsan haklarının kurucu unsur olarak ele alınacağı radikal dönüşümlere ihtiyaç var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Metin Bakkalcı, insan haklarına ilişkin güncel sorunları Medyascope‘a anlattı. Sadece Türkiye açısından değil, dünya açısından da bir kriz döneminin yaşandığına dikkat çeken Bakkalcı, “Küresel ölçekte çok derinleşen bir kriz içindeyiz. Ülkemizde, uluslararası ortamda değerlerin, normların ulaştığı tahribatın sonucunda bir insanlık krizi yaşanıyor. Devletler, evrensel insan hakları normlarını bağlayıcı bir çerçeve olarak, toplumlar da kendilerine hak temelli bir aradalıklar olarak görmekten uzaklaşıyor” diye konuştu.

Yaşanan ihlallerin insan eliyle yapıldığını hatırlatan Bakkalcı, “Yaşananlar kader değildir, insan eliyle gerçekleşen her edim önlenebilir, kabul edilemez. Bütün bu kötü günlerin, çırpınışların aslında insan haklarına dayalı fikri yaşamın her alanda hakim olacağı, baskın kılınacağı bir ortamı hep beraber gerçekleştireceğiz” diye konuştu.

“Radikal dönüşümlere ihtiyaç var”

Bakkalcı, küresel insan hakları rejiminin somut varlığını oluşturan uluslararası insan hakları mekanizmalarının zaman içinde bürokratik bir hale geldiğini ve içeriğinin boşaltıldığını vurguladı. Bakkalcı, çözüm önerisini şöyle anlattı: “Gelinen noktada insan haklarının kurucu unsur olarak tekrar ele alınacağı, radikal dönüşümlere, radikal zihniyet değişimlerine, buna uygun uygulamalara ihtiyacın olduğu dönemdeyiz.”

“Devletler yükümlülüklerini yerine getirmedikçe suç işliyor”

Ekonomik krizi, yaşam hakkının ihlali açısından ele alan Bakkalcı, Metin Gürcan’ın tutukluluk durumu üzerinden “milli güvenlik sorunu” söylemini, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili “Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz” açıklamasını değerlendirerek şöyle konuştu: “İnsanın ruhsal, siyasal, fiziksel varlığın sürdürülebilmesi için bütün bu hakların en olgun şekilde yerine getirilebilmesi devletlerin yükümlülüğü altındadır. Devletler bu yükümlülüğü yerine getirmedikleri sürece suç işlemektedirler.”

“OHAL rejimi, keyfiyetin ve belirsizliğin kamusal alana hakim kılınmasına vesile oluyor”

OHAL uygulamalarının hâlâ sürdüğünü söyleyen Bakkalcı, “2015’te bu ülkede ne yazık ki bir çatışma ortamı başladı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki OHAL uygulamaları 19 temmuz 2018 tarihinde resmen kaldırılsa da onun yerine konulan, son derece benzer gerekçelere dayanarak yasal tedbirler uzatıldı ve kalıcılık kazandırıldı. OHAL rejimi altında yaşıyoruz” dedi.  

Bakkalcı, toplumda şiddet eğiliminin arttığına da şöyle dikkat çekti: “OHAL rejimi, keyfiyetin ve belirsizliğin kamusal alana hakim kılınmasına vesile oluyor. Sorunların çözümünde çatışma ve savaşın temel yöntem haline getirilmesi, toplum içinde de militarizmin, şiddet eğiliminin yaygınlaşmasına yol açıyor, toplumun önemli bir kısmı buna tanık oluyor, daha önemli bir kısmı ise maruz bırakılıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus