Prof. Korkut Boratav, Türkiye’yi 24 Ocak Kararları’na getiren ekonomik ve siyasi durumu Medyascope’a değerlendirdi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’nin önde gelen, kıdemli ekonomistlerinden Prof. Dr. Korkut Boratav, 24 Ocak Ekonomik İstikrar Kararları’nın 42. yılında, Türkiye’yi bu kararların alınmasına ve ardından da 12 Eylül askeri darbesine götüren süreci Medyascope’a değerlendirdi. Boratav, “Türkiye’yi 24 Ocak dönemecine getiren ekonomik ve siyasal ve ekonomik etkenleri yan yana değerlendirmek gerekiyor. 24 Ocak ekonomik dönüşüm hedeflidir; siyasal adım 12 Eylül darbesi ile tamamlandı” dedi.

1974’te ham petrol fiyatlarının sıçradığını, Türkiye gibi ithalatçı ülkelerin bu durum karşısında ciddi bir uyum sorunu ile karşılaştığını anlatan Boratav, iktidara gelen Süleyman Demirel’in iktidarı koruma önceliği nedeniyle petrol fiyatlarında zorunlu artışlardan dahi uzak durduğunu ve bunun da dış borçları artırdığını söyledi. Periyodik devalüasyonların enflasyonu da hızlandırdığını belirten Boratav, şöyle devam etti:

“Ecevit hükümeti ekonomiyi bu kriz ortamında devraldı. Bir IMF programı ile dış kaynak sorununu aşmaya çalıştı ama; seçmen tabanını yitirmemek endişesiyle IMF’nin ‘ağır kemer sıkma ve yüksek oranlı devalüasyon’ reçetesini uygulamadı. Büyük sermaye çevrelerinin CHP hükümetine karşı başlattığı sert bir kampanya etkili oldu. 1979 sonunda Ecevit istifa etti. Demirel hükümeti IMF programını benimseyen 24 Ocak Kararları’nı aldı. Mimarı, yeni hükümetle ekonomiden sorumlu Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirilen Turgut Özal’dı.”

Prof. Dr. Korkut Boratav’ın 24 Ocak Kararları’na ilişkin Medyascope’a yaptığı değerlendirme şöyle:

“Uluslararası ekonomik ortam 1973 ile 1980 arasında önemli derecede değişmişti. 1973, ‘kapitalizmin Altın Çağı’ dönemi içindedir. Özellikle Batı’da ‘sermaye ile emek’; kapitalist dünya sisteminde de ‘merkez / çevre blokları’ arasında kapsamlı uzlaşmalar geçerliydi.

Çevre ekonomileri, bu uzlaşma içinde korumacı, müdahaleci, planlamaya dayalı ekonomi politikaları izlemekteydi. 1960 sonrası Türkiye’si de bu çerçeveye uymaktaydı. 1980, dünya çapında neoliberalizme geçiş dönemeci olarak bilinir. Batı ekonomilerinde Thatcher-Reagan iktidarları neoliberal dönüşümü o yıl başlattı. Ama, bu modele geçişin ilk örnekleri, önceki yıllarda Latin Amerika’da, özellikle askeri rejimler altında uygulanıyordu. İlginçtir ki 24 Ocak 1980’de başlatılan Türkiye uygulaması ABD ve İngiltere’den dahi öncedir. Ama, Turgut Özal, bir süre önce Dünya Bankası’nda bulunmuştu ve inşa edilmekte olan, kısmen de Şili’de, Arjantin’de uygulanmaya başlayan neoliberal modelin ana çerçevesi üzerinde bilgilendirilmişti.

Ecevit hükümeti IMF programının hafifletilmesine gayret etti. Ne var ki, IMF’de de Altın Çağ’ın ekonomi anlayışı terk edilmiş; katı istikrar politikaları öne çıkmıştı. “Serbest piyasa” söyleminin ödünsüz itibarı geçerliydi. Ecevit, Almanya ve İskandinavya’da sosyal demokrat iktidarlardan “önce anlamlı boyutta bir dış kaynak, daha sonra IMF programı” seçeneği için destek aradı. Ne var ki, bu partilerde de neoliberal doktrin etkili olmaya başlamıştı. Hükümetleri aracılığıyla bu desteği vermediler ve IMF nezdinde etkili olamadılar.

Ecevit teslim olmaktansa istifayı yeğledi. Önceki Demirel hükümetleri ekonomiyi öylesine ağır bir dış bağımlılık cenderesine sürüklemişti ki, 24 Ocak türü bir operasyon o ekonomik konjonktürde kaçınılmaz görünüyordu. Ecevit bu programın halk sınıflarında yaratacağı tepkinin CHP’yi bir sonraki seçimlerde iktidara getireceğini umuyordu. Ne var ki 12 Eylül darbesi ve askerî rejim bu beklentiyi de devre dışı bıraktı.

Siyasal alanda da, Türkiye’deki sermaye çevrelerinin uzlaşmaz, katı tutumu belirleyici oldu. Özellikle güçlü sendikaların ücret baskısı, sanayi sektöründe kâr paylarını aşındırıyordu. Öte yandan Ecevit, Türk-İş’le bir uzlaşma sağlamış; DİSK’le de görüşme halindeydi. Sermaye çevreleri ise bu ortamda uzlaşma çalışmalarına katılma yerine CHP iktidarına adeta ‘iç savaş’ ilan etti. 24 Ocak Kararları ile dahi yetinmediler. 12 Eylül’ü kışkırttılar; alkışladılar; sonuna kadar desteklediler. Son tahlilde, 1980 dönemecinde Türkiye toplumunun Batı Avrupa benzeri, sol’un tüm renklerini içeren demokratik, plüralist bir toplum olmasını onlar önledi. Darbeyi Evren ekibi gerçekleştirdi; ama 12 Eylül siyasetinin ve ekonomisinin biçimlenmesi tümüyle Türkiye sermayesinin eseridir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus