Peki milleti kendisini özledi mi? Çiller ne yapmak istiyor, ne yapabilir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ruşen Çakır, eski başbakanlardan Tansu Çiller’in son açıklamalarını değerlendirdi ve “Çiller ne yapmak istiyor, ne yapabilir?”, “Çiller’in toplumda bir karşılığı bulunuyor mu?”, “Çiller’in açıklamalarında Erdoğan’ın parmağı var mı?” sorularına yanıt aradı.

Yayına hazırlayan: Tuğbanur Toprak

Merhaba, iyi günler. Tansu Çiller bir süredir kendinden bahsettiriyor; çok büyük yankı uyandırdığı söylenemez, ama değişik vesîlelerle gündeme geliyor. Genellikle de ya Cumhurbaşkanı Erdoğan, ya eşi Emine Erdoğan ile birlikte ve iktidâra toz kondurmadan bir şeyler söylüyor. Hattâ hatırlanacaktır: İYİ Parti üst düzey yöneticisi Koray Aydın, Tansu Çiller’in bir parti kurmak için çalıştığını, iktidâra destek vermek için bir parti çalışması içerisinde olduğunu iddia etmişti ve Çiller’in avukatları da bunu yalanlamıştı. Ama bu yalanlamanın ardından, yine Çiller kendini göstermeye devam ediyor ve en son söylediği, “Milletimi özledim” cümlesi var. Ben de buradan hareketle, “Peki, milleti kendisini özledi mi?” diye sordum bu yayının başlığında. Böyle bir özleyiş olduğunu sanmıyorum. Kendisi özlemiş olabilir, ama Türkiye’de milletin, “Tansu Çiller nerede? Niye siyâsette gözükmüyor? Gelsin Türkiye’nin dertlerine derman olsun” diyen kimselerin olduğunu sanmıyorum. Zâten 25 yıldır ortada yokken, bir çeyrek asırdır ortada olmayan birisinin, birdenbire tekrar karşımıza çıkması fazlasıyla mânîdar. Mânîdar olduğu kadar da anlamsız aslında. Yani Türkiye siyâseti Çiller’e mi kaldı? Bence kalmadı. Ama Çiller bile tekrar siyâsette kafasını uzatma imkânı görüyorsa ve birileri de onun önünü açıyorsa, orada bir şeyleri sorgulamak lâzım. Dün (9 Mart) Levent Gültekin’le birlikte yayın yaptım ve bayağı bir tepki geldi. Özellikle Levent’in söylediklerine yönelik olarak, kendilerini muhâlefette tanımlayan kişiler, Levent’i fazla kötümser buluyorlar ve komplo teorilerine îtibar ettiğini söylüyorlar. Levent’in söylediği, “Bir el muhâlefetin bir araya gelmesini engelliyor” sözü üzerinden bu yapılıyor. Ama anladığım kadarıyla Levent, Tansu Çiller’in adının son dönemde dolaştırılmasını da yine aynı şekilde “bir el teorisiyle” anlamlandırıyor. Bu, olabilir. Türkiye’de birtakım güçler iktidârın gitmemesi için, yani Erdoğan’ın iktidarda kalması için ellerinden geleni yapıyor olabilirler ve bu mânâda Tansu Çiller’i de devreye sokmak istiyor olabilirler. Ama bu bize neyi gösterir? Aslında ellerinden çok da fazla bir şey gelmediğini gösterir. Açık söyleyeyim: Tansu Çiller’den birileri bir medet umuyorsa, o birilerinin artık Türkiye’de iyice şansının tükendiğini düşünmek gerekir. Dolayısıyla bu yayının başlığına koyduğum, “Ne yapmak istiyor, başarabilir mi?” sorusunun cevâbı, ne yapmak istediği bir yana, herhangi bir şekilde başarılı olma ihtimâli hiç yok. Aslında Tansu Çiller üzerinden konuşmaktan ziyâde, onu bir şekilde devreye sokmak isteyenlerden konuşmak daha isâbetli — dolayısıyla bu da Erdoğan, bir ölçüde de Bahçeli, yani iktidar koalisyonu. İktidar koalisyonu kendi gücünü artıramadığı için –bir, kendinden gidenler var, önceki seçimlerde AKP’ye ya da MHP’ye oy vermiş ya da cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy vermiş olup, vazgeçenler var; bunları iknâ etmek gibi bir derdi var–, birincisi “geri çekmek”, ikincisi “yeni vazgeçenlerin önünü kesmek” gibi bir derdi var. Bir de tabii ki başka bir dert: Yeni seçmeni, genç seçmeni kazanmak. Şimdi bütün bunların hepsini bir arada düşündüğümüz zaman, Tansu Çiller burada nasıl bir rol oynayabilir? Yeni seçmeni kazanmak, genç seçmeni kazanmak… Tansu Çiller’in kadın olması, vaktizamânında ona artı olarak yazılmıştı; ama hiçbir zaman kadın kimliğine sâhip çıkmamış olması nedeniyle artık Tansu Çiller denilince, kadın siyâsetçi olduğu pek akla gelmiyor açıkçası. O tarihte yaşayanlar, bizler, ona tanıklık ettik. Genç kuşaklar için, özellikle arayış içerisindeyseler, ilk başta akla gelen, daha kendilerine yakın birilerine yönelmek olabilir. Tansu Çiller 76 yaşında, Erdoğan’dan sekiz yaş büyük, Kılıçdaroğlu’ndan bile iki yaş büyük. Şu hâaliyle baktığımız zaman, mevcut liderler içerisinde en yaşlısı Temel Karamollaoğlu, 81 yaşında. Tansu Çiller eğer siyâsete dönecek olursa, ikinci yaşlı olacak ve onun yeni kuşakları cezbedecek herhangi bir şeyi olduğunu hiçbir şekilde düşünmüyorum. Tabii ki burada şöyle bir husus var: Çiller kendisi böyle bir hesap yapıyor olabilir ya da Çiller’i tekrar siyâset sahnesine sürmeye çalışanlar, merkez-sağ.

Şimdi biliyoruz ki AKP, merkezin çözülmesinin sonucunda tek başına iktidar oldu ve iktidarda kalabildiği ölçüde merkeze yerleşti. AKP kaldığı müddetçe de merkezdeki partiler, özellikle de merkez-sağ partiler yok oldu. Yani ANAP, Doğru Yol ve bunu taklit etmeye çalışan diğer partiler yok oldular ya da AKP tarafından yutuldular — meselâ Süleyman Soylu’nun AKP’ye girmiş olması gibi. Dolayısıyla ortada bir merkez-sağın AKP tarafından ele geçirilmesi olayı var. Daha sonra tekrar merkezi AKP’nin dolduramaması diye bir sorun ortaya çıktı ve burayı önce İYİ Parti, ardından DEVA Partisi’nin merkez-sağı –diyelim ki İYİ Parti Doğru Yol Partisi’nin devâmı, DEVA da ANAP’ın devâmı, böyle yakıştırmalar oldu, kısmen doğruluk payı var–, bu partilerin özellikle de AKP’den ve MHP’den birtakım kopanları kendi yanlarına çekme ihtimâli Erdoğan’ı çok ciddî bir şekilde tedirgin ediyor. Bunu engellemenin yolu nedir? Kendisinin tekrar merkezde politikalar seslendirmesi ve bu konuda iknâ edici olması. Artık bu şans yok. Dolayısıyla bunu yapamadığı için, diğerlerinin merkezi kontrol etmesinin, merkez-sağda daha câzibe merkezi olmalarının önüne geçmeye çalışıyor. Zâten Erdoğan’ın en önemli taktiği, kendi güçlenmesinden ziyâde muhâlefeti zayıflatma, onları bir araya getirmeme üzerine kurulu bir stratejisi var. Bu anlamda elinden geleni yapıyor. Şimdi solda, merkez-sol diyelim, birtakım yeni partiler var. Mustafa Sarıgül’ün, Muharrem İnce’nin ya da hâlâ varlığını sürdürmeye çalışan DSP’nin durumları var. Bunların Erdoğan’ın ürünü olduğunu söylemek doğru olmaz; ancak bunların varlığının Erdoğan’ı memnun ettiği de muhakkak; çünkü bunlar CHP’den ve blok hâlinde hareket eden muhâlefetten ne kadar oy koparırsa, Erdoğan’ın canına minnet olur. Fakat burada –bence Erdoğan tarafından– çok büyük bir hesap hatâsı yapılıyor, artık bundan dönmesi de mümkün değil; bu tür yapılar, aslında ana gövdede olmaları hâlinde Erdoğan’ın çok daha fazla işine yarayabilirdi –artık böyle bir şansı yok–; çünkü bunlar ana gövdede var olmaları durumunda, ana gövdenin çok sistemli birtakım politikalar izlemesinin önünde engel teşkil edebilirlerdi. En basitinden Muharrem İnce CHP’de hâlâ kalmış olsaydı, Kılıçdaroğlu’nun tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duracaktı ve Kılıçdaroğlu adımlarını attığı zaman hep aklının bir yerinde Muharrem İnce olacaktı; ama şimdi böyle bir şeyi yok. Bunun bir başka versiyonu İYİ Parti’de: Ümit Özdağ ve arkadaşları tarafından Zafer Partisi kuruldu. Onlar da bir kopuş yaşadılar ve bu kopuş herhalde Erdoğan’ı memnun etmiştir; çünkü İYİ Parti’yi zayıflattığını düşünüyordur. Ama baktığımız zaman, Ümit Özdağ’ın İYİ Parti’de kalması hâlinde Meral Akşener’e çıkarabileceği sorunlardan, Meral Akşener kurtulmuş oldu. Olayın böyle ikili bir yönü var. Hangisi daha dengeli, hangisi daha fazla Erdoğan için ya da iktidar ortakları –ki buna Bahçeli’yi de katmak lâzım–, hangisi onlar için daha câzip olurdu? Açıkçası çok emin değilim.


Tansu Çiller olayında, buradaki hedef ne? Tansu Çiller başbakanken, onun içişleri bakanı Meral Akşener’di, biliyoruz. Meral Akşener deyince akla tabii –o dönemleri yaşamışlar için– Tansu Çiller bir şekilde gelir. Ama yolları çok ciddî bir şekilde ayrıldı. Tansu Çiller siyâsette havlu attı, Meral Akşener atmadı. AKP’nin ilk başta kuruluş günlerinde yer aldıktan sonra vazgeçip MHP’de yer aldı. MHP’de önemli görevler üstlendi ve daha sonra da genel başkan olacakken, Erdoğan’ın da desteğiyle Bahçeli tarafından tasfiye edildi. Eğer o kongre olsaydı, büyük bir ihtimalle Meral Akşener MHP’nin başına seçilecekti ve bambaşka bir Türkiye’yle karşı karşıya kalabilirdik. Belki Meral Akşener Cumhur İttifakı’nın ortağı olurdu, ama çok emin değilim. Her neyse, tarih başka türlü olurdu. Erdoğan tercihini Bahçeli’den yana yaptı ve geldi şimdi tıkandı. Tıkandığı yerde de karşı tarafı, özellikle İYİ Parti’yi ve DEVA’yı zayıflatmak için elinde çok fazla koz yok. İşte bu anlamda Tansu Çiller, “Ya tutarsa” diye denenen bir şey olabilir. Fakat burada tekrar onu söyleyeceğim: Böyle bir şeyi siz denediğiniz zaman, bunun size getireceğinden çok, götüreceği olur. Tansu Çiller’den medet umacak bir durumdaysa Erdoğan, “Demek ki çok çâresiz” cümlesini kurabiliriz. Tansu Çiller’in Türkiye siyâsetinde geride bıraktığı bir mîras olsaydı, zâten bu arada 25 yıl boyunca değişik şekillerde adının geçtiğine tanık olurduk. Böyle bir şey olmadı. Belli ki o da Erdoğan’ın zor durumundan istifâde ederek, bu arada ne elde edebilirse elde etmeye çalışıyor. Benim görüşüm açıkçası o yönde. Ama özellikle şunu söylemek istiyorum: Şu hâliyle bakıldığı zaman muhâlefet, 28 Şubat’taki Ankara Bilkent Zirvesi, şimdi 27 Mart’ta yeni bir buluşma olacak vs., Millet İttifakı büyüyecek mi, büyümeyecek mi? Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki çıkışları, şunlar, bunlar… Hepsi bir yana, hâlâ ortadaki, “Erdoğan kaybediyor, ama kim kazanıyor?” sorusunu net bir şekilde veremiyoruz. “Herhalde muhâlefet kazanıyor” diyoruz; ama “herhalde” diyoruz. Tam da yepyeni bir adayın, yepyeni bir ismin –parti değil, artık bu saatte parti kurmak mümkün olmaz ama–, birileri pekâlâ bir çıkış yapıp, dikkat çekebilir. Böyle birisi yok ortada, olacağa da benzemiyor. Ama böyle birisi olacaksa, bu herhalde Tansu Çiller olmayacak. Bu yaşta, bu kadar denenmiş, geride akılda kalan hiçbir doğru dürüst icraatı olmayan, toplumun farklı kesimlerinin farklı nedenlerle kendisine sempatik bakmadığı birisinin, şu hâliyle bakıldığı zaman ne kadar zorlarsa zorlasın… Birtakım iddialar var, adını ilk defâ duyduğum bir partinin başına geçeceği söyleniyor; öyle bir parti varmış — şimdi adını not aldım, ama yanlış not almışımdır diye söylemiyorum, rezil olmayayım. “Onun başına geçecek” diyenler var. Ya da belki bir ihtimal Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’nın listelerinde bir yerden bir şeyler olabilir vs.. Şu anda Türkiye’deki siyâsetin krizinde, yeni isimler teorik olarak mümkün olabilir; ama bu isimlerin öncelikle yepyeni isimler olması gerekir. Bir sermâyeleri olması gerekir, bir iddiaları olması gerekir, bir başarı öykülerinin olması gerekir ve onlarla çıkması gerekir. Böyle bir zemin Türkiye’de var; ama artık herhalde yapılacak ilk seçime böyle birisinin yetişmesi, çıkması ihtimâli gözükmüyor. Belki eğer önümüzde yapılacak seçim erken ya da normal zamanda eğer Türkiye’nin dertlerine, çok âcil dertlerine derman olmazsa –bu, Erdoğan’ın tekrar seçilmesi olabilir, muhâlefetin kazanması ama geride bırakılan enkazı kaldırmakta zorlanması olabilir vs.–, öyle bir aşamadan sonra belki yeni bir isim o tarihte, bir seçim sonrası dönemde belki olabilir. Türkiye’de gerçekten bunun bir zemini olduğunu, var olan aktörlerin hepsinin bu siyâsî boşluğu belli ölçülerde doldurduklarını, ama tamamını doldurabilecek bir popülariteye sâhip olmadıklarını, tam anlamıyla heyecan yaratamadıklarını, toplumun tüm kesimlerinin birlikte kulak kesildiği insanlar olamadıkları gerçeği var. Buna en yakın olarak telaffuz edilen iki belediye başkanı var: Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu. Onların da hep adları gündemde, ama onların da bu dediğim çerçevede, bu dediğim profile tam olarak uyduklarını söylemek mümkün değil. Belki bir ölçüde Ekrem İmamoğlu — hele Erdoğan böyle devam ederse. Bir ara frene bastı, ama belediyeye yönelik birtakım soruşturmalar, şunlar bunlarla onu mağdur etmeye çalışarak, hakkında birtakım haberler çıkartarak –işte, Mobese görüntüleri yayınlayarak vs.– aslında Ekrem İmamoğlu’nun popülaritesini artırdılar. Şu hâliyle bakıldığı zaman, en yakın isim sanki Ekrem İmamoğlu gibi gözüküyor ve Ekrem İmamoğlu’nu bir yana koyup, Tansu Çiller’i bir yana koyduğunuz zaman, aradaki farkın sadece yaşla ilgili olmadığı da çok bâriz şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Tansu Çiller’i kimsenin özlediğini sanmıyorum. Kendisinin ciddî bir hazırlığı olduğunu da sanmıyorum. Ama bir şekilde, “Ya tutarsa” deyip ya da işte “Ne koparsa kârdır” deyip, belki önümüzdeki süreçte siyâseten daha fazla görünür kılabilirler. Ama tekrar onu söyleyeyim, şu hâliyle bakıldığı zaman, Tansu Çiller’den beklenti sâhibi olmak, var olanı bile kaybetmeyi berâberinde getirebilir.

Bir son not düşmek istiyorum, bugün Aydın Selcen’le bir yayın yaptık, izleyenler olmuştur, ya da izlemediyseniz Youtube’dan izleyebilirsiniz daha sonra. Orada çok önemli bir husus var, onu özellikle yarın “Haftaya Bakış”ta da Kemal ile konuşabiliriz. Şu hâliyle Erdoğan’ın diplomatik konumuyla, değişik liderlerle bir araya gelmesi, telefon konuşmaları, kimilerinin Türkiye’ye gelmesi, Antalya’da Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanlarının –her ne kadar bir şey çıkmasa da– bir araya gelmeleri vs. dünyadaki, diplomasideki Erdoğan’ın sınıf düşmüş olma hâlinden tekrar yukarıya doğru çıkıyor olabileceğini gösteriyor. Bunun tam tersine, Erdoğan için içeride de birtakım pozitif etkiler olabileceği kanısındayım. Önümüzdeki günlerde bu konuda daha fazla konuşma imkânımız olacak; ancak başlı başına İsrail Cumhurbaşkanı’nın buraya gelmesi, Erdoğan’ın onu çok iyi bir şekilde devlet töreniyle karşılaması vs. — bu başlı başına çok büyük bir olay. Maalesef Türkiye’de özgür medya çok güçlü olmadığı için bu yeterince konuşulamadı. Bu olay, sâdece “one minute” demişti, sonra şu oldu, bu oldu meselesi değil. Çok daha önemli stratejik bir dönüşüm. Aslında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olayında, kısmen Mısır’da olan gibi, burada da çok önemli bir husus var. Erdoğan tekrar, mecbûren, içeride toparlayamadığı gücünü toparlayabilmek için dünyada tekrar reel-politikle entegrasyonu kabullenme yoluna gitmişe benziyor. Bunun, seçmen tercihlerini ne derece etkileyebileceği hususunda muhâlefetin dış politikada nasıl bir duruş sergileyeceği de önemli olacak. Şu hâliyle baktığımız zaman, muhâlefet dış politika konularına pek girmiyor. Ama Erdoğan’a tam anlamıyla bırakılan bu dış politika, Erdoğan’ın toparlanmasına belli ölçülerde katkıda bulunabilir. İşi çok zor; özellikle ekonomik açıdan çok zor, çok ciddî bir krizin içerisinde; ama bu hususu bir yere yazmak lâzım. Tansu Çiller ile olacak iş değil. Tansu Çiller kendisinden başka, ya da yakın çevresi, ailesi, eşine dostu dışında kimseye pek bir hayrı dokunabilecek bir isim değil. Fakat yine de ne olur ne olmaz diye özellikle İYİ Parti’yi ve bir ölçüde DEVA’yı tedirgin etmek için onu kullanmak istiyor olabilirler. Ama buradan bir şey çıkartacaklarını hiçbir şekilde düşünmüyorum. Tam tersine tekrar tekrar vurgulayacağım: Tansu Çiller bir yerde duruyorsa, o yerin pek bir değeri yoktur, benim gördüğüm. Onun siyâsette ne yaptığını hatırlayanlar için de, çok farklı bir bilanço olacağını sanmıyorum. Ortada bir sermâye yok sürülebilecek. Evet, özgür medya dedim. Özgürlüğümüz sizlerin desteklerine bağlı, onun için bizleri desteklemeyi ihmal etmemenizi ricâ ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus