Ruşen Çakır izleyicilerle yorumladı: CHP yıllar sonra yakaladığı bu büyük fırsatı değerlendirebilecek mi?

31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerde, CHP 1977 seçimlerinden sonra ilk kez birinci parti oldu. Kesin olmayan sonuçlara göre CHP 14 büyükşehir, 21 il, 320 ilçe ve 48 belde belediyesini kazandı.

Buna göre, CHP yönetiminde bulunan büyükşehirlerden yalnızca Hatay’ı, illerden ise Kırklareli’ni kaybetti.

Büyükşehirlerden AKP yönetimindeki Bursa, Balıkesir, Manisa ve Denizli CHP yönetimine geçti. Yeni kazanılan iller ise Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar, Zonguldak, Kırıkkale, Bartın, Kastamonu, Amasya, Giresun, Adıyaman ve Kilis oldu.

Ruşen Çakır izleyicilerden gelen sorularla CHP’nin yıllar sonra yakaladığı fırsatı nasıl değerlendireceğini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Seçimleri birlikte konuşmaya devam ediyoruz. Her gün yapacağımı söylemiştim, pazartesiden beri yapıyoruz, bugün üçüncü yayın. Bu sefer CHP’yi daha çok konuşalım diyorum. Dün AKP’yi ve Erdoğan’ı konuşmaya çalıştık, ama tabiî çok ciddî şekilde bir Van gündemi vardı. Van gündemi hâlâ sürüyor ve birtakım yasaklar getirdi Vâlilik. Ama oraya farklı partilerden, muhâlefet partilerinden heyetler gidiyor, yöneticiler gidiyor ve bu arada birtakım açıklamalar da yapılıyor. Hukukçular açıklama yapıyor. AKP’li eski bakanlardan Vanlı Hüseyin Çelik, yapılanların yanlış olduğunu çok net bir şekilde söyledi ve Van’daki tüm belediyelerin DEM Parti tarafından kazanılmasının AK Parti için ibret verici olduğunu söyledi. Bu çok ilginç bir çıkış. Bir eski Hakkâri milletvekili aynı şekilde, mazbatanın verileceği AK Partili adaya, bunu almamasını söyledi. Bakalım nasıl evrilecek? Ama çok ciddî bir protesto var ve bu protestolara, îtirazlara değişik yerlerden katılımlar oluyor. Burada tabiî ki Hüseyin Çelik örneğinde olduğu gibi, AK Parti çevresinden kişiler ne derece dâhil olacaklar? Çünkü bu seçimde çok ciddî bir çöküş yaşadı AK Parti ve AK Parti’nin bu çöküşünün açtığı yoldan, birileri daha Van üzerinden olaya dâhil olurlar gibi geliyor bana. Ama bugün esas olarak CHP’yi konuşalım diyorum.

Meselâ bir izleyici diyor ki: “CHP Van’a gidemeden Gaziosmanpaşa’da benzeriyle karşılaşacak gibi görünüyor”. CHP Van’a bir heyet yolladı. Vardılar mı bilmiyorum, ama üç milletvekilinden oluşan bir heyet yolluyorlar. Önce Özgür Özel, ardından Ekrem İmamoğlu açıklamalar yaptı. Gaziosmanpaşa’da şu anda yaşanan –îtiraz üzerine oylar sayılıyor– başka bir olay. O bütün yerel seçimlerde olur. Kaybeden taraf îtiraz eder ve oylar yeniden sayılır. Tabiî burada İstanbul’un ilçelerinde CHP’nin îtirazlarını kabul etmeyen YSK, AKP’nin îtirazlarını değerlendiriyor. Ve Gaziosmanpaşa ilçesinde –ki CHP tarafından kazanılması bir anlamda sürpriz olmuştu, önemliydi– oylar sayılıyor. Herhalde CHP’liler, eğer orada kazandılarsa –ki kazanmış oldukları gözüküyor– haklarını yedirtmeyeceklerdir diye düşünüyorum. Ama bunu konuşacağız. Başka yerlerde de böyle îtirazlar olabilir. Türkiye’nin değişik yerlerinden îtiraz haberleri geliyor. Meselâ Hatay’da da CHP îtiraz etti, orada oylar sayılıyor biliyorsunuz. Şanlıurfa’da, Silvan’da Yeniden Refah Partisi AKP’ye karşı îtiraz etti. O ne durumda şu anda bilmiyorum.

Ahmet Gülen: “Merhaba. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi bekleyen riskler nelerdir?” Tabiî ki öncelikle Erdoğan’ın ve iktidârın bu yenilgiye nasıl cevap vereceği meselesi. Onu dün de konuştuk. Sertleşme mi olacak, yumuşama mı olacak, yoksa eskisi gibi mi devam edecek? En önemli mesele, eğer Erdoğan bir sertleşmeye doğru giderse, Türkiye’de tansiyon ve kutuplaşma tekrar tırmanırsa, o bunu daha da tırmandırırsa, buna karşılık CHP başta olmak üzere iktidar karşıtlarının nasıl cevap verecekleri önemli olacak. Önümüzdeki dönem buna tanık olacağız. Yumuşama ihtimâli –ki bunu bekleyen pek yok–, yumuşama ihtimâli olursa da işler değişir. Tehdit olarak bölgede birtakım gelişmeler olabilir. Ama şu hâliyle bakıldığı zaman, sanki bir durağanlık var. Gazze meselesi de belli bir rutine bindi, biliyorsunuz. Ama İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine saldırısı gibi acâyip olaylar da yaşanıyor.Önümüzdeki dönemde Erdoğansertleşmeye paralel olarak Suriye’de, ama daha çok Irak’ta, özellikle de Kandil’e yönelik kara harekâtını gündeme getirebilir. İşte o zaman işin rengi bayağı bir değişir.

Özkan Üner: “CHP bu fırsatı ancak hizmet yaparak, çok çalışarak, insanları kazanarak ve PKK’dan uzak durarak değerlendirebilir. Uyumadan çalışıp sürekli halkla iç içe olmaları gerekiyor”. Evet, çalışmak, belediyelerin kendisini göstermesi –ki iki belediye dışında CHP belediye kaybetmedi: Kırklareli ve Hatay. Hatay’da da tartışma var, ama kaybettiğini varsayarsak, diğer belediyeler herhalde belli bir performans gösterdiler ki –İstanbul ve Ankara başta olmak üzere– yeniden seçildiler. Adana, Mersin de böyle, Antalya da böyle. Dolayısıyla belediyecilik konusunda en azından 5 yıllık bir deneyim var, önemli bir deneyim var. Bunu sürdürebilmesi tabiî ki önemli, ama onun ötesinde CHP’nin yeni yönetiminin, yani bu geçen seçim yenilgisinden sonra ortaya çıkan yönetimin, bu yakaladığı fırsat ışığında neyi neden başardığını iyi tahlil edip, nerede hatâlar yaptıklarını iyi tahlil edip, ona göre hareket etmesi gerekiyor. Bu anlamda dün Haber Müdürümüz Göksel Göksu, Özgür Özel ile Ankara’da CHP Genel Merkezi’nde bir röportaj yaptı, okuduysanız göreceksiniz. Orada Özgür Özel, nerelerde nasıl başarılı olduklarını, nerelerde hatâ yaptıklarını çok açık bir şekilde anlatıyor. Bu açıklık, bu yüzleşme, gerektiğinde özeleştiri verme ve de başarıların sırrını iyi okuma ve buradan yürüme, bunlar önemli hususlar. 

Tania Taşçıoğlu Baykal: “CHP’nin heyet göndermesinin yanı sıra Özgür Özel ve İmamoğlu’nun birlikte gitmesi daha farklı, daha güçlü bir hava yaratmaz mıydı Van için?” Olabilir. Ama neden böyle yaptılar bilmiyorum. Kendilerince bir değerlendirmeleri var. Ama olayla ilgilendiklerini biliyoruz. Tabiî oraya gitmeleri çok daha büyük bir meydan okuyuş olurdu. O meydan okuyuşun yeri ve zamânı olmadığını düşünmüşler herhalde. Bu konuda herkes farklı düşünebilir.

Doğan Özkan: “Demirtaş’ın çıkışı konusunda ne düşünüyorsunuz?” Demirtaş’ın Van’la ilgili çıkışı… biliyorsunuz Abdullah Zeydan, Demirtaş’ın bir önceki koğuş arkadaşıydı. Hattâ Demirtaş onunla berâber kalmayı kendisi istemişti. Bir kere tabiî ki partisine sâhip çıkmak, ama bir de çok yakın bir dostu ve yıllarca berâber hapis yattığı bir arkadaşına da sâhip çıkıyor. Oradaki bir husus, “Sayın Erdoğan” deyip Erdoğan’a seçim gecesi söylediklerini hatırlatarak, oradan bir çağrı yapıyor. Bence akıllıca bir şey. Yani bunu, Erdoğan’la pazarlık ediyor filan gibi görmemek lâzım. Erdoğan bir şey söyledi. Ardından Ömer Çelik de işte, “nâmus” dedi, “siyâsetin nâmusu” dedi. Oradan sözlerine sâdık çıkmaları isteniyor. Sonuçta Van Belediyesi’nin DEM Parti tarafından yönetilmesini istemek, DEM Partili Selahattin Demirtaş başta olmak üzere herkesin en temel perspektifi. Yani burada bir kavga çıksın, ne olursa olsun, gerekirse AKP’li gelsin falan değil; sorunun bir şekilde çözülmesini tercih ediyorlar ve bu anlamda yaptıklarının ben çok mantıklı olduğunu düşünüyorum. Ama bir yandan da Van’da da görüyoruz ki bir direniş de var; hem talep var hem direniş var. Bunlar siyâsetin sınırları içerisinde yapılan şeyler.

Bülent Avcılar: “Kılıçdaroğlu gibi elinin değdiği her şeyi berbat edecek bir lider kadrosu yok artık CHP’de. Özel-İmamoğlu ikilisi bu hatâları yapmaz. O nedenle buradan da ciddî bir çıkış yakalanabilir” demiş. Evet, çok iyi başladılar. Gerçekten bu kadarını bekliyorlar mıydı bilmiyorum. Çok iyi başladılar.Eğer burada kazandıkları özgüveni doğru değerlendirirlerse, bu başarıyı devam ettirebilirler. Meselâ şimdi diyelim ki kaç aldı CHP? En son oran %37,77 değil mi Türkiye genelinde? Bu çok büyük bir oran ve birinci parti oldu CHP. Dönüp dolaşıp aynı şeyi söylüyorum: Bence CHP’nin en büyük başarısı ilk defa AKP’nin bir seçimden ikinci çıkmasını sağlamak oldu. Ve düşünün, yapılacak bir sonraki seçimde CHP’nin %40’ı aştığını, yani 37’yi alan %40’ı da alır. Bunu yapabilirler sonuç olarak. Yani “Olmaz” denen, “CHP %25, %26, %27’den öteye gitmez” denmesi –ki ben de bunu çok sık söyleyen birisiyim, tabiî ki önümüzde rakamlar böyleydi– bu bir kere bitti, bu devir bitti artık. CHP %37,77 aldı. Artık CHP’nin %40’ı telaffuz etmesi kimseyi şaşırtmalı. Önlerinde böyle bir şey var.

Emre Selbi: “7 Haziran-1 Kasım süreci başladı, hayırlı olsun. Muhtemel bir seçimin galibi Erdoğan’dır”. Yok öyle bir şey. Hemen böyle yorumlar geliyor. İşte, olay sertleşecek… 7 Haziran-1 Kasım 2015… Daha önce de bunu konuştuk, tekrar konuşuruz. Aynı suda iki kere yıkanılmıyor Emre Bey. Ne olacak yani şimdi? IŞİD yine bombalar patlatacak, PKK yine bombalar patlatacak vs. ve her gün bir yerlerden 10’ar 20’şer kişinin hayâtını kaybettiği haberlerini mi alacağız? Yani oradan bu yana yaklaşık 10 yıl geçti ve Türkiye’de çok şey değişti. Böyle şeyler yapılmak istense bile artık hiçbir işe yaramayacaktır. İçinizi ferah tutun ve böyle felâket tellallığı da yapmayın. Yani felâket tellallığını şu anlamda söylüyorum: Tekrar ülke içinde terörün çok ciddî bir şekilde, sivillere yönelik terörün çok ciddî bir şekilde tırmanması anlamında söylüyorum.

Timuçin Bey 10 kişiye üyelik hediye etmiş, çok teşekkür ediyoruz kendisine.

Akdeniz Kültür: “Sonuçları, CHP’nin kazanmasından çok AKP’nin kaybetmesi olarak okudum ben. Emeklilere zam yapılırsa harita yine turuncuya dönebilir. Bence abartılan bir sözde başarı hikâyesi var şu anda”. Bunu bugün Fehmi Koru da yazmış. AKP’nin de genellikle böyle düşündüğünü yazmış. Ama bunun yanlış olduğunu, bir dip dalganın olduğunu yazmış. Fehmi Koru’yla bunları bugün konuşacağım, akşam saat 20.00’de yayınlanacak, orada da görürsünüz. Bu, AKP’lilerin ilk aklına gelen şey. Siz AKP’li misiniz bilmiyorum ama, yani olay bu kadar basit değil. Olay sâdece AKP seçmeninin sandığa gitmemesinden ibâret değil. Bakın, tekrar tekrar rakamlar önümüzde. 5 yıl önce o kadar başarılı olmasına rağmen CHP’nin aldığı oy yaklaşık 14 milyon. Bugün aldığı oy 17 345 000. Yani 3 300 000 oy fazla almış. Yani bunu görmezden gelemezsiniz, kimse gelemez. Ayrıca Yeniden Refah Partisi 2 850 000 oy almış, bunların da büyük bir kısmı AKP’den gitmiş. Bu sâdece bir emekli meselesi değil. Emeklilik meselesi de var tabiî ki, ekonomi de var; ama başka şeyler de var. Yani olayı bu kadar basite indirgemeyelim.

Kayıp Bir Denizci: “AB ülkelerinin Erdoğan’dan memnun olduğunu biliyoruz, özellikle göçmenler konusunda. Sizce AB ülkeleri CHP’ye nasıl bakıyor?” Açıkçası AB ülkelerinin büyük bir çoğunluğu CHP’yi tercih ediyor; ama AKP’nin Türkiye’deki iktidârını da reel bir şekilde görüp, onunla da iyi geçinmeye çalışıyorlar, sizin de dediğiniz gibi özellikle mülteciler, sığınmacılar meselesi nedeniyle. Eğer CHP bir şekilde iktidâra gelirse, AB ile ilişkilerinde çok zorlanacağını sanmıyorum. Sığınmacılar konusu ne olur onu bilmiyorum açıkçası. Ama Avrupa Birliği, CHP iktidâra gelmesin diye çalışmaz ya da dua etmez, öyle diyelim. Tercihleri öncelikle CHP; hepsi değil tabiî, ama büyük kısmının CHP; ama CHP’nin gelemeyeceğini düşünüyorlardı. Şimdi bu seçim sonucuyla berâber görüşleri büyük ölçüde değişecektir herhalde. Eğer bir aksilik olmazsa, Nisan sonunda, bir grup gazeteciyle geçen sene gittiğimiz gibi Avrupa Birliği’nde bir tur söz konusu. Oraya gitme imkânım olacak bir aksilik olmazsa. Oradan bir yıl içinde yaşanan değişimi de gözlemiş olur ve size aktarırım. Ama bu sonuçları herhalde Avrupa Birliği ve ABD de ve diğer ülkeler de ciddî bir şekilde inceleyip tartışıyorlardır.

Görkem Öge: “CHP’nin genel seçimle ve bir liderle değil, yerel seçimde çok sayıda kişiyle seçim kazanması ve siyâsî değil hizmet temelli galibiyeti daha iknâ edici görünmüyor mu sizce de?” Tabiî ki bu yön var. Ama bakın, çok ciddî oy kaymaları var ya da sandığa gitmeyen iktidar kanadı var. Ne deniyordu? “Seçime katılım oranı düşerse iktidâra yarar” deniyordu. Şimdi, “İktidar seçmeni sandığa gitmedi” deniyor. Bunu sâdece CHP’nin çok adayla gitmesi, iyi adaylarla gitmesiyle filan açıklayamayız. Burada AKP’den çok ciddî bir kopuş, Erdoğan’ın artık daha fazla tabanını tutamadığı gerçeği var. Şimdi gülümseyenler vardır ama; benim uzun bir süredir dile getirmeye çalıştığım “Erdoğan’ın krizi” olayının bu sefer muhâlefetin akılcı stratejisiyle tamâmen su yüzüne çıktığını görüyoruz. Bir yıl önceki seçimde Erdoğan’ın krizi vardı, ama muhâlefet çok daha –nasıl söyleyeyim?– problemli çıktı. Şimdi muhâlefetin tamâmı değil, sâdece bir tânesi birazcık akılcı siyâset izleyince bu krizi görünür kıldı. Bu krizden toparlanabilmesi için Erdoğan’ın diyelim ki emekliye para vermesi lâzım. Tamam. O parayı nereden bulacak? Şuradan bulacak… Onu nasıl yapacak? Enflasyonu nasıl düşürecek? Vs.. O kadar çok şey var ki. Ve bunu kimlerle yapacak? Hani şimdi ekonomide daha rasyonel kadrolar var. Ama ülkenin dört bir tarafındaki bürokraside, AKP’li belediyelerde çok büyük bir kokuşmuşluk var, çok büyük bir liyâkatsizlik var. Hâlâ insanlar mülâkatla işe alınıyor, hâlâ kayırmacılık var. Ve AKP’nin, Kadri Gürsel’in geçen bizde yazdığı yazıda olduğu gibi, o sosyal hizmet ağlarını sürdürebilmesinin imkânı büyük ölçüde ortadan kalkıyor. İstanbul, Ankara gibi birçok belediye gitmişti; şimdi bunlara Denizli, Balıkesir, Bursa da eklendi. Yani paranın olduğu, rantın olduğu belediyeleri, özellikle Türkiye’nin ekonomisinin batıdan yürüdüğünü düşünürsek; batıda bir en yukarıda Kırklareli, bir de en aşağıda Hatay dışındaki tüm belediyeler, bir de Kocaeli, Sakarya ve Düzce var Marmara Bölgesi’nde, onun dışındaki her yer CHP oldu. Nasıl yapacak? Bu belediyeler olmadan insanlara nasıl hizmet, sosyal yardım filan sunacak? Çok zor durumu yani.

Beytullah Başak: “Cumhur hâlâ 48 ve katılım düştü. Genel seçimlerde katılım artacak. Yurtdışı oyları da AKP’nin lehine. 2028’de yine iktidar kazanacak” diyorsunuz. Cumhur hâlâ %48 değil, Erdoğan da söyledi. Cumhur %40’ı biraz geçiyor. Erdoğan söyledi ve ben de önümdeki rakama bakıyorum: AKP %35,49 ve MHP %4,98. Yani 40,1. Bir kere 48 değil. Yurtdışı oylarının da bu Türkiye’deki gidişattan etkilenmeyeceğini söylemek haksızlık olur. 2028’de gene iktidar kazanacak” demek, bunu bugünden söylemek… yani hani bahis oynayacaksanız bugün böyle bir yere yatırmayın derim ben açıkçası. Çünkü bugünden bakıldığında, 2028’de Erdoğan’ın kazanması hiçbir şekilde mümkün gözükmüyor. Yani bunu geçici bir olay olarak görmek isteyebilir insanlar, özellikle iktidar yanlıları isteyebilir ya da hani o “öğrenilmiş çaresizlik” denen, birtakım kendini muhâlif görenler de böyle düşünebilir. Ama bu yaşananlar hiç de olayın böyle olmadığını bize gösteriyor.

Ivır Zıvır demiş ki: “Meral Danış Beştaş’ın ‘O oylar bizim’ çıkışını biraz sert buldum. Siz ne düşünüyorsunuz? Ben DEM Partili’yim, Ekrem Bey’e isteyerek, severek oy verdim. Emânet oy vermedim. Meral Hanım’a duyurulur”. Evet, İstanbul’daki DEM Parti oylarının, sâdece İstanbul’da değil birçok bölgede; Adana’da, kısmen İzmir’de, belki Antalya’da, Denizli’de, Manisa’da verilen oyların… Bunlardan Manisa’da galiba DEM Parti adayı yok, ama Denizli’de var diye biliyorum. Notlarımda olması lâzım. Buralarda verilen oylarda sâdece o söylediğimiz stratejik oy konsepti yok. Buralarda, büyükşehirlerde yaşayan Kürt seçmenin pekâlâ CHP’ye oy verebileceğini bize gösteriyor. Bir CHP-Kürt kaynaşmasının büyükşehirlerde olduğunu görüyoruz bence. Tam anlamıyla hepsi böyle olmayabilir. Eski kuşak Kürtler’de daha fazla vardı, şimdi yeni kuşaklar da böyle bir sürece giriyor. Ve bunu Meral Danış Beştaş başta olmak üzere diğer DEM Parti yöneticilerinin de ciddîye alıp öyle sorgulaması gerekiyor. “Bu oylar genel seçimlerde nasıl olsa bize gelir” diyemez.

“Van’a bakarak Erdoğan’ın Kürtler’e savaş açacağını öngörebiliriz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” Yok, o kadar kolay değil. Yani bunu seçimden önce de bir tarafta, “Erdoğan yeni çözüm süreci başlatacak”, bir tarafta da, “Kandil’e operasyon yapacak” lâfları vardı. Böyle kolay değil hemen Kürtler’e savaş açmak. Ne demek yani? Böyle bir şeyi yok artık. O eskisi gibi, 5 yıl önceki gibi olacağını da düşünmüyorum. Hani hemen bütün belediyelere kayyum atamak vs… Bunlar aşıldı. Yani bu kadar sert, radikal çıkışlar yapabilecek bir gücü de yok Erdoğan’ın. Bunları yaptırabilecek hâli de yok. Şu seçim sonuçlarına baktığı zaman… Hani Erdoğan’ın çok sevdiği bir lâf vardı ya CHP’ye yönelik: “Topal ördek”. Kimin topal ördek hâline doğru gittiğini görüyor insanlar. Dolayısıyla bu kadar keskin çıkışlar yapma ihtimâli bence çok mümkün değil.

“Bu sonuç, muhâlif medyadaki ‘Erdoğan çok rahat, kesin yine bir bildiği var’ tarzı yaklaşımları değiştirir mi?” İnşallah değiştirir. Ama o tür yaklaşımlar, hep yeni bir şeyler buluyorlar yani, merak etmeyin.

Mustafa Gül: “Halk ilk defa AKP’yi yendi. Toplu kayyum durumunda halk sessiz mi kalır, yoksa kapsamlı protestolar mı başlar?” demiş. Demin de söyledim, toplu kayyum dönemi, yani olmaz diye bir şey söylenemez; ama çok yüksek bir ihtimal olarak görmüyorum. 

John Melton’a destekleri için çok teşekkür ediyorum.

“Özer ve İmamoğlu derhal Van’a gitmeli” diyen çok sayıda izleyicimiz var. Herhalde onlara da değişik kanallardan böyle şeyler gidiyordur, ama bilemiyorum. Demin de bu konuyu konuştuk.

Levnabbiralech — nasıl bir isimse: “CHP’nin birinci parti olmasını sanki hepsi AKP’liymiş gibi emeklilerin protestosu olarak değerlendirmek başarıyı küçümsemektir” demiş. Bence de haklısınız. Adınızı söyleyemiyorum, ama evet, ben de aynı düşünüyorum. Emeklilerin hepsi AKP’li değil, olay sâdece emekliler olayı değil. Geçen seçimde de ekonomik kriz vardı, o zaman ne demiştik? “Demirel’in ‘boş tencere iktidârı götürür’ sözü doğru çıkmadı” demiştik. Şimdi tekrar Demirel’e referans veriyoruz. Yani çok daha karışık olaylar yaşanıyor seçmen davranışlarında. Dolayısıyla olayı sâdece böyle görmeyelim.

Sevinç Yılmaz: “Kılıçdaroğlu’nun gidişinin partiye iyi geldiğini ve seçim sonucunun buna bağlı olduğunu düşünüyor musunuz?” Evet, düşünüyorum, kesinlikle. Hattâ çok güçlü bir şekilde düşünüyorum. Eğer Kılıçdaroğlu kongreden, kurultaydan lider olarak çıksaydı, CHP bunu kesinlikle alamazdı. Hattâ İstanbul’da bile zorlanabilirdi. Kılıçdaroğlu gerçekten, yani zamânında yaptığı özellikle helâlleşme gibi ya da muhâlefeti bir araya getirme gibi adımlarını olumlu bulduk, ben de buldum; ama yönetemediği çok acı bir şekilde karşımıza çıktı. Ve o yenilginin ardından hâlâ genel başkan olmak istedi, biliyorsunuz. Hattâ ilk turdaki sonuçtan sonra ikinci tura bile devam etti ve yine kendisinin kenarda beklediği söyleniyor — ki o konuda da çok ciddî işâretler vardı. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu olsaydı CHP bu seçimi alamazdı ve Erdoğan da kendisine bir kere daha müteşekkir olurdu.

Baran Cem Sezgin: “Yeniden Refah ve Zafer Partisi 2028’in flaş partileri olacak. Görüntü böyle. MHP ve İYİ Parti buradan çıkacak argümanı bulamazsa sandığa gömülür”. Ben de Yeniden Refah ve Zafer diyordum, geçen yazdım da. Ama Yeniden Refah haklı çıkardı, Zafer Partisi haksız çıkardı. Hattâ bir izleyicimiz de onu sormuştu, Zafer Partisi herhangi bir açıklama yapmadı diye. Zafer Partisi bu seçimin kaybedenlerindendir. Kusura bakmasınlar, ama öyledir. Çok büyük bir beklenti yarattılar. Özellikle genç kesimden çok oy alacaklarını düşündük; ama olamadı. Yeniden Refah Partisi’nin geçen seçimde aldığı oyun iki katından fazlasını aldığı bir yerde, eğer Zafer Partisi yükselişte bir partiyse, bütün bahâneler vs. bir yana, aynı çıkışı gösterebilmeliydi, gösteremedi. Ve Zafer Partisi’ne oy vermeyi düşünenlerin ya da öyle bir eğilimi olanların önemli bir kısmı herhalde CHP’ye verdi.

Tuğba Benli: “Bu seçimde muhâfazakâr âilelerin farklılaşan çocuklarının da kullandıkları oyların etkisi olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz?” Helâl olsun derim. Bu benim ne zamandır söylediğim bir şey, kesinlikle haklısınız. Çocuklar âilelerinden çok farklılaştılar ve özellikle yaşanan kokuşmuşluğu, yolsuzluğu, çürümeyi görüyorlar ve bunun dinle perdelenmeye çalışılmasını kabullenemiyorlar. Bununla ilgili bir yayın yapacağım, hâlâ içimde ukde, ama şimdiden söyleyeyim: Cübbeli çıkıyor, diyor ki: “Cumhur İttifâkı’na oy vermek vâciptir. Kazanamayacağını bile bile Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’ne oy vermek câiz değildir”. Yani din adına insanların oy kullanma hakkını bile gasp etmeye çalışıyor ve sonra da ne oluyor? Rezil oluyor. Erdoğan kaybetti, o da kaybetti, başkaları da kaybetti, diğerleri de kaybetti. Ve özellikle gençler de bunlardan artık bunalıyorlar. Yani “Sana ne benim oy vereceğim partiden? Kazanamayacağını bile bile de veririm” diyorlar. Ya da: “Öyle bir şey yok. Kur’an’da böyle bir şey yok” diyorlar. Hattâ bâzıları bu tür insanlar nedeniyle dinden soğuyor. Bu bir realite.

Mahmut Alp Kılıç — güzel bir soru: “Tanju Özcan ve Burcu Köksal gibi CHP içerisinde sürekli olarak etnik polemik çıkarma ihtimâli olan isimler hakkında Özgür Özel ekibi ne yapmalı?” Vallahi bilmiyorum. Herhalde bu sorunu görüyorlardır ve böyle konularda Ekrem İmamoğlu’nun daha fazla inisiyatif alması CHP için hayırlı olur diye düşünüyorum. 

Okan Değirmenci: “CHP’nin başarısında Özgür Özel’in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel seçimlerde de aynı başarıyı devam ettirebilir mi sizce?” Özgür Özel konusunda çok eleştirilerim oldu, izleyenler bilir. Burcu Köksal olayında, başka konularda böyle bir –nasıl söyleyeyim?– ilk aklına geleni söylüyormuş gibi oldu. Ama bir yandan da tüm ülkeyi dolaştı, bayağı bir dolaştı. Özgür Özel’in grup başkanvekilliği zamânında da öyle bir özelliği vardı. Tüm Türkiye’deki CHP örgütünü bilen birisiydi. Ve meselâ 4 milletvekilini aday gösterdi, o 4 milletvekili de seçildi; Kastamonu’da, Adıyaman’da, bir iki yer daha var, şimdi gelmedi aklıma. Tabiî ki olaya esas damgasını vuran Ekrem İmamoğlu oldu, ama Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun şu anda iyi bir eküri oluşturduğu ortada. Eğer aralarındaki uyumu ve koordinasyonu geliştirirlerse, önümüzdeki seçimlerde çok daha başarılı olacaklardır. Eğer bu seçim başarısız olsaydı, o zaman Özgür Özel’in genel başkanlığı tartışılabilirdi. Şu hâliyle bakıldığında herhalde kimse Özgür Özel’e söyleyecek tek bir kelime bile bulamıyordur. Son derece önü açık bir durumda.

Eyvah Necdet — tam bu konuyla alâkalı bir şey: “Kılıçdaroğlu’nun kendi parti örgütlerini çok istemediği, hattâ onları birçok konuda bypass ettiği hep söylenirdi. Şimdiki yönetim bunu kırabildi mi? Evet ise galibiyetin etmenlerinden biri bu muydu?” Tam da bunu söylüyordum. Meselâ şunu çok duydum ben: “Kılıçdaroğlu yurt gezilerinde dahi parti binâlarına pek uğramıyor” denirdi — ki galiba doğruydu. Özgür Özel’in böyle yapmadığını biliyoruz. Doğrudan örgütle berâber çalıştığını biliyoruz. Ama CHP örgütü hâlâ çok sorunlu. Bunları belli ölçülerde aşmış oldukları gözüküyor.

“İmamoğlu ve Özel sizce Van’a gitmeli mi?” Bunu çok soruyorlar. John Melton da, bize destek veren arkadaşımız da sormuş. Yani bana kalsa… Ne desem yanlış olur. Ben olsam giderdim. Ama onların gitmemeleri ya da hemen şimdi gitmemelerine de çok fazla lâf etme hakkını kendimde bulmuyorum açıkçası. Ama hani ben olsam giderdim diyorum, ama ben olmazdım zâten, beni öyle yerlere getirmezlerdi.

Okan Can Karadağ: “CHP’nin bu seçimde tek parti olarak girdiğini unutuyoruz”. Unutur muyuz? En önemli hususlardan birisi bu. Demek ki neymiş? Aritmetik, yani 6 partinin toplanarak ulaşamadığı bir sonuca, tek parti doğru politikalarla gidebiliyormuş.

Yunus Aldanmaz: “CHP sizce iktidar olsa Kürt sorununu çözme noktasında inisiyatif alabilir mi? Derin devleti bu hususta iknâ edebilir mi?” İsterse olur. Derin devlet kimdir nedir bilmiyorum; ama eğer bu ülke, bu ülkenin insanları isterse Kürt sorunu barışçıl bir şekilde, Meclis’i temel alarak pekâlâ çözülebilir. Bunu CHP de yapabilir. AK Parti de yapabilirdi, o fırsatı büyük ölçüde kaçırdılar. CHP’nin de yapabileceğini düşünüyorum. Ama öncelikle CHP’nin istemesi, sonra da halkın destek vermesi lâzım.

Ufuk Senem: “Yeniden Refah Partisi’nin yükselişinin netîcesinde AKP tabanı Yeniden Refah’a geçip parti yönetimini feshedebilir mi? Erdoğan 2028’de Yeniden Refah ile girebilir mi?” Ufuk Bey, yapmayın, bu kadar olmaz. Bu kadar uçmayalım, durun, sâkin olun. Yeniden Refah oyunu artırır, ama AKP de varlığını sürdürür. Yani bu kadar oradan oraya geçmek filan olmaz. Niye olsun ki yani?

Görkem Bey bana bir pas atmış: “Genel seçimdeki öngörülerinin yanlış çıkmadığını insanlar bugün anlamış olmalı diye düşünüyorum. Ne dersin?” İster anlasın… Yani bu çok önemli değil. Ben nerede yanlış yaptığım konusunda da çok açık bir şekilde konuştum. Ama orada dile getirdiğim birçok şeyin hâlâ geçerli olduğunu ve bugün de bunların göründüğünü düşünüyorum. Fakat Kılıçdaroğlu’nun seçilebilirliği konusunda çok ciddî bir şekilde çuvalladık. Tabiî ki bunun birinci derecede sorumlusu Kılıçdaroğlu’nun kendisi. Ama her birimizin de bunda bir şeyi var tabiî ki. Yani kalkıp da, “Bana ne kardeşim, beni ilgilendirmiyor” diyecek hâlim yok. Yazdıklarım, söylediklerim ortada. Kazanamadı. Yani “Ben zâten kazanamaz demiştim” diyecek hâlim yok. Ama Altılı Masa konusunda çok muhâlefet şerhi düştüğümü, hattâ Kemal Can’la birlikte çok düştüğümüzü ve her seferinde de o yüzden izleyicilerden dayak yediğimizi de hiç unutmam. “Ya, heyecan yok” diyorduk, “Ne heyecânı istiyorsunuz?” diye bayağı bize şarlıyorlardı. Sonra onların bâzıları kalkıp, “Siz kazanacak demiştiniz. Ne oldu?” diye de şarlamış olabilirler.

Enderomoto: “CHP 2028’de şimdi aldığı oylarını en kötü ihtimâl olsa bile hepsini kaybetmez, az çok konsolide eder”. Bilemiyorum. 2028’e çok var.

İnanç Gerz: “Ellerinde sâdece devlet bütçesi kaldı. O bütçe de çok iç açıcı değil. Şimdi bütün CHP’li belediyeler ‘Yardım yapacağım’ diyor. Bugün Sinem Hanım da ‘İlk icraat bu’ dedi. AKP’nin işi çok zor”. Evet. Sosyal belediyeciliği CHP’li belediyeler hayâta geçirirse, o zaman, hani ne deniyor? Kartlar yeniden karılır. Evet, çok doğru söylemiş İnanç Gerz. Demin de bahsettik aslında bundan. AKP’nin elinde artık doğru dürüst büyükşehir kalmadı. Yani kaça düştü büyükşehirler bakıyorum: 15’e düşmüş, 12 tâne kaybetmiş. Bu 15 büyükşehrin büyük bir kısmı da… Daha doğrusu batıda büyükşehri kalmadı AKP’nin. En çok rantın olduğu yerlerde büyükşehri kalmadı. Bir tek Hatay var.

Mehmet Can Avaroğlu: “Özeleştiri yaptınız, eyvallah. Ancak ‘kazanacak aday tartışması yanlıştır’ önermesinin detaylı bir analizi gerekmez mi? Bunu geleceğe tavsiye niteliğinde olsun diye soruyorum”. Bakın, ben “Kazanacak aday tartışması yanlıştır” demedim. Şimdi çok geçmişe gidiyoruz ama, “Kılıçdaroğlu da pekâlâ kazanabilir” dedim. Orada sorun koptu. Yoksa “Kılıçdaroğlu kazanamasa bile aday olsun” filan diyecek hâli yok insanın. Yani “Neden kazanmasın? O da kazanabilir” dedik, kazanamadı. 

“Yeniden yepyeni Türkiye demenizdeki nüans, Yeniden Refah’ın da bizlerle olacağı mı?” Hayır, yok, onunla alâkası yok. Daha önce, 5 yıl önce “Yepyeni Türkiye” demiştim. Sonra lâfımı yutmak zorunda kaldım. Şimdi tekrar, yeniden sürüme koyuyorum.

“Seçmen genel seçimde riskli gördüğü için yerel seçimde iktidârı cezâlandırıyor. Yerel seçimde bir ders vermeye çalışıyor.” Muharrem Bey söylemiş. Doğru, ama sâdece bu değil. Tamam, cezâlandırma. Ama şöyle bir şey de düşünmeyin: “Yerel seçimde vermedi, ilk genel seçimde verecek”. Yok böyle bir şey. Burada birisini cezâlandırırken birisini ödüllendiriyor. Ödüllendirilenler bu fırsatı –işte tam da bu yayının başlığı bu– iyi değerlendirirse önleri açıktır.

Yeşim Tosun: “İstanbul ve Ankara’yı farkla kazanmamız ülkeyi uçurumun kenarından aldı. Bu 5 yılda halkla iç içe yönetirse başarı kalıcı olur”. Yeşim Hanım, sizi tebrik ederim, farklı kazanmışsınız. Ben hiçbir şey kazanmadım, ben gazeteci olarak bakıyorum.

Emre Baran: “Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ü izledim. Ekrem İmamoğlu ekolü diye bir şey oluştu, tıpatıp İmamoğlu gibi konuşuyor”. Ben vallahi izlemedim, şimdi merak ettim. Yayından sonra bir bakayım gerçekten öyle mi.

Ruken Hanım demiş ki: “KK için ‘Altılı Masa’yı kendi cumhurbaşkanlığı için, adaylığını dayatmak için dizayn etti’ eleştirinizi çok ağır buldum — KK dediği Kılıçdaroğlu. CHP’nin ulusalcı kimliğinden daha kapsayıcı bir kimliğe bürünmesinde payı çok fazla”. Evet, bu biraz kritik bir konu. Ulusalcı kimliğinden daha kapsayıcı bir kimliğe bürünmesinde payı olduğu muhakkak; ama masayı kendisi için dizayn ettiği de başka bir hakîkat, onu söyleyeyim. Öyle çıkıyor ortaya yani. Eğer gerçekten Kılıçdaroğlu… Ben şunu söylediğimi hep hatırlıyorum: “Eğer kazanamayacağını görürse feragat eder Kılıçdaroğlu” dedim. Kazanacağını görmemiş ve ferâgat etmemişse orada birileri onu yanıltmış demektir. Ama kazanma ihtimâlinin riskli olduğunu görüp yine de aday olduysa –ki bu ihtimal daha güçlü– yazık oldu diyelim. Kılıçdaroğlu’nun attığı birtakım adımlar… meselâ neydi? Helâlleşme, Roboski’ye gitti, çok güzel hakîkaten. Ve o zaman da yaptığımız yayınların hepsi ortada.Dindarlarla, başörtülülerle kurduğu ilişkileri de her zaman için desteklemiş birisiyim. Ama iki seçim arası Ümit Özdağ’la yaptığı protokol –hani ne denir?– bütün doğruları götüren bir yanlış olmadı mı? Yani ben bunu hiç unutmayacağım. Bir Kürt olsaydım herhalde iki katı unutmazdım.

“Yeni CHP belediyeleri Anadolu’da kültürel bir dönüşüme liderlik edebilir mi?” Utkan Oktay demiş. Edebilir, ama bunun için merkezî bir irâde lâzım. Yani gerçekten birilerinin bunu teşvik etmesi lâzım, birilerinin bu konuda yardımcı olması lâzım. Meselâ İstanbul Belediyesi’nin, kısmen İzmir, ama esas olarak İstanbul Belediyesi’nin bu konuda çok iyi bir deneyimi var. Kültür A.Ş diye bir olay var vs.. Meselâ Bursa’da Nilüfer Belediyesi CHP’nin, muazzam işler yapıyor. Onun eski başkanı, iki dönem önceki başkanı şimdiki büyükşehir belediye başkanı oldu. Eminim o da Bursa’ya, bütün o Nilüfer’de yapılan işleri tüm Bursa’ya yayacaktır. Buna benzer gelişmeleri büyük bir merak ve heyecanla beklediğimi söyleyebilirim.

Cem Nacar: “14 Mayıs seçimlerinde ve sonrasında büyük sükse yapan TİP’i de bu seçimin mağlubu sayabilir miyiz?” Çok yerde seçime girmediler, fazla etkili olmadılar; ama Gökhan Zan skandalı TİP’i çok kötü, olumsuz etkiledi. Bir de ben hâlâ şey yapamadım, bakacağım şimdi, hep de bakacağım diyorum unutuyorum: Erkan Baş’ın Gebze’de aday olması. İYİ Parti’nin gerisinde kalmış, 40 bin oy almış. CHP aday göstermedi, onu destekledi biliyorsunuz. AKP 75 bin oyla seçilmiş. Yani niye oldu, neden oldu? Hâlâ anlamış değilim. TİP deyince aklıma hep o geliyor.

Kemal Acer: “AKP binlerce insanı sosyal yardımlara muhtaç hâle getirdi. CHP elde ettiği belediyeler aracılığıyla bunu iyi kullanmalı ve CHP 2028’deki cumhurbaşkanlığı seçimi için şimdiden Kürtler’i kazanabilir”. Evet, sosyal yardım meselesinin çok önemli bir husus olduğunu daha önce de konuştuk.

“AKP’nin kibirli çevresini, saltanat sevdâsını bırakıp samîmiyetle demokrasiye döneceğini düşünüyor musunuz?” Böyle bir şey düşünmüyorum, ama büyük bir kısmının gemiden atlayacağını düşünüyorum. Burada tabiî şu anda birinci parti olan CHP’nin yeni gemiyi nasıl kullanacaklarına bağlı. Yani AKP’den her ayrılanı, her îtiraz edeni demokrat olarak pâyelendirmek doğru olmayacak. Büyük ölçüde artık bu işin bittiğini düşünenler olarak görmek lâzım. Bir önceki seçimden önce buna benzer çok şeyler söylemiştim, şimdi herhalde buna tanık olacağız.

Fatih Mehmet: “Dün de sordum cevap vermediniz: Yeniden Refah oyunu yükselttiği için herkes bol keseden konuşuyor, ‘Oylarını yükseltiyor, 40 alır’ diyenler olmuş…” O kadar olmuş mu ya! “Bu kadar dışlayıcı ve radikal bir dille bu sizce mümkün olabilir mi?” 40 olmaz tabiî, ama oyu yükselir. AKP çözüldükçe Yeniden Refah ilk adres olacaktır. Ama 40 olmaz tabiî. Ben 1989’daki Refah Partisi’ne benzetiyordum, büyük ölçüde öyle oldu. Şimdi Refah Partisi’nin bir 1994’ü olmuştu. Bakalım Yeniden Refah onu yaşayabilecek mi? Şu hâliyle bakıldığı zaman rüzgâr lehine esiyor. Ama %40 filan, olacak iş değil.

“Lütfü Savaş konusundaki yorumunuz nedir? Gerçekten aday gösterilmeli miydi? Bu kadar çâresiz miydi CHP Hatay’da?” Bunu birkaç kere söyledim, tekrar söyleyeyim: Aday gösterilmemesi lâzımdı. Ben Hataylı olsam kendisine oy vermezdim, asla vermezdim. Yerine başka isim de bulabilirlerdi. Kimsenin tanımadığı, yepyeni bir isim koysalar bile CHP yakaladığı rüzgârla Hatay’ı da kazanırdı; ama Lütfü Savaş’la kaybetti — ben öyle görüyorum.

Orhan Bayin: “Şöyle denebilir mi: Millet CHP’ye düşük limitli bir kredi verdi ve geleceği konusunda hassas. Bu limiti dikkatli harcaması gerekecek. Klasik laikçi yapı bu başarıyı ve dönemi sâhiplenirse limit ölür”. Bir kere kredinin çok limitli olduğunu sanmıyorum. Bayağı büyük bir fark var. Yani 5 yıl önce CHP başarılı oldu, buna rağmen oyları %30’du. Şimdi %37. Yani son seçimde aldığı oy da ortada, %26 mı ne öyle bir şeydi. Yani bu limitli değil. İkincisi, olayın laikçilikle filan bir alâkası yok. CHP’nin kampanyasında öyle olayların hiç de öne çıkmadığını gördük. Bambaşka şeyler söylediler. Böyle devam ederlerse, bu kredinin daha da artmasını öngörebiliriz.

Sina Kutluay’a teşekkür ediyoruz, Medyascope üyeliği hediye ettiği için.

“Meral Akşener’i Ümit Özdağ’dan farklı görmüyorum. Bir Kürt olarak onun da masada HDP’yi dışlamasını içime sindiremedim. Ama sizler gibi masaya destek vermek zorunda kaldık.” Artık masa kalmadı, tamam. Dün sanırım, sosyal medyada, “Bu masadan geriye ne kaldı?” diye sordum fotoğraf koyarak ve büyük çoğunluk “Masa” dedi, bâzıları da arkadaki Atatürk resmini söyledi.

Naci Güneş Güven üyelik hediye etmiş ve “2028’de Yeniden Refah’ın iktidar olma ihtimâli var mı?” demiş. Yok, öyle bir şey olmaz. Ama iktidar ortağı, eğer koalisyon gibi bir yapı ortaya çıkarsa –artık ne olacaksa–, belki bir ittifak olur, onun bir parçası olabilir. Meselâ AKP ile birlikte seçime girerlerse ve çoğunluğu elde ederlerse filan… Ama şu hâliyle Yeniden Refah kendi yolunda gidecektir.

“Mansur Yavaş’ın Kürt karşıtlığı bu kadar netken, nasıl konsolide edebildi bütün Ankara’yı? Büyük bir başarı değil mi?” Kürt karşıtı demek haksızlık olur. Ama o konuya girmedi zâten Mansur Yavaş. Hattâ muhâlifleri, daha doğrusu iktidar yanlıları Mansur Yavaş’a “Heval Yavaşé diye sataştılar, Twitter’da bol miktarda hashtag açtılar öyle, görmüşsünüzdür. Onu öyle tanımlamaya çalıştılar, ama öyle olmadı, öyle olmadı. O çok girmedi bu konuya ve dolayısıyla oyları aldı, silip süpürdü yani. Resmen silip süpürdü. 

“Aslında bakarsanız fark çok değil; CHP 17 milyon 300 bin, AKP 16 milyon 300 bin aldı. Fark 1 milyon. CHP iyi çalışmalı, rehâvete kapılmamalı.” Tamam, CHP iyi çalışmalı, rehâvete kapılmamalı; ama fark çok. Yapmayın. CHP için AKP’ye 1 milyon oy fark atmak… Rüyâsını görseniz inanır mıydınız? Açık söyleyin yani. Bu kadar şey yapmayın. 

Okan Değirmenci: “CHP Lütfü Savaş’ı tekrar aday göstererek enkazın altına elini sokmaktan geri durdu diyebilir miyiz?” Enkazı filan bilmiyorum, ama yanlış yaptı ve kaybetti.

Akdeniz Kültür: “CHP’ye limit verildiğini sanmıyorum ben de. Bence yeni bir taban oluşuyor burada. Zamânında Erdoğan çevresinde oluşan hava var gibi”. Bence de öyle. 

“Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu olmalı, daha birleştirici” demiş İlge Duru. Bakalım nasıl olacak? Göreceğiz. Yani ilk akla gelen isim tabiî ki o.

TİP’i soranlar, Van’ı soranlar var. Bunların hepsini konuştuk.

Beytullah Başak: “99’daki Erdoğan şu an Van’daydı”. Eh yani… 99’daki Erdoğan… Çok eski zamanlardan bahsediyorsunuz. “Erdoğan şu an Van’daydı…” O zaman söyledikleri…, hattâ 2002-2003’te söyledikleri…, yani 2002’deki Erdoğan olsaydı bugünkü Erdoğan’a neler derdi?

Bu arada… Aman, onun adını bile anmak istemiyorum. Siz anladınız. Herkesi konuşmayalım.

“CHP İYİ Parti ile ittifak yapsaydı yine bir sürü belediye verecekti ve başarıyı sâhipleneceklerdi” demiş Süleyman Bey. Evet, hakîkaten öyle olacaktı. İYİ Parti’nin “hür ve müstakil” sloganıyla, aslında ayrılarak hür ve müstakil olmayı CHP’ye armağan ettiğini söyleyebiliriz ve CHP de bunun rantını yiyor.

Tayyar Ateş Bey’in 20 üyelik hediyesine de teşekkür ediyorum.

Evet, yavaş yavaş toparlayalım.

“Artık ‘Yanıldım ve seçim sonuçlarını tahmin etmeyeceğim’ demezsiniz değil mi? Kendinize daha fazla haksızlık etmeyin.” Yani bunu dün de söyledim; bu seçim öncesi kendimi oto-sansüre tâbi tuttuğum kesin. Çünkü Kılıçdaroğlu döneminde çok kötü ağzımız yandı, hâlâ faturasını ödetiyor insanlar bize. Tamam, boynumuzun borcu. O yüzden dilimin ucuna gelen birçok şeyi söyleyemediğim doğrudur; ama çok yakınlarıma söyledim ve yakınlarım da –başta evde eşim olmak üzere– bana bir türlü inanmadılar. Daha doğrusu onlar da hep şunu dediler: “Ya, geçen sefer de böyle diyordun, sonra ne oldu?” dediler filan. Yine böylesi daha iyi. Bırakın tahminleri başkaları yapsın. Ne demiş Türkiye’nin en önde gelen sanatçılarından diyeceğim, ama “sanatçı”yı tırnak içine alacağım: “Ben sokağı iyi bilirim, bilmem kaç yaşındayım. Murat Kurum farklı kazanacak” demiş. Başka buna benzer şeyler diyenler de var. Ne hâle düştüklerini görüyorsunuz. Ben gazeteci olarak yaptıklarımı, gördüklerimden, okuduklarımdan, şu âna kadar bildiklerimden ve en önemlisi burada çalışan onca arkadaşımız var, sâhaya giden arkadaşlarımız var, onların aktarımlarından hareketle bir şeyler söylüyorum. Kesinlikle temennî vs. dile getirmiyorum. Ve zâten hiçbir zaman da kime oy verdiğimi, vereceğimi de söylemedim, buna da hepiniz tanıksınızdır. Hepiniz kendinizce birtakım tahminler yapıyor olabilirsiniz, ama gazetecinin işi siyâsete yön vermek falan değildir; siyâsetin hangi yönde gittiğini anlamaya çalışmak ve bunu da anlayabildiği ölçüde anlatmaktır.

Evet, yavaş yavaş toparlıyoruz. Saat 15.00’te Ankara’dan yayın yapacak arkadaşlarımız. Özgecan Özgenç yönetecek. Ankara’da CHP’nin kazandığı yerlerden arkadaşlarımız bağlanacak. İstanbul’dan, Gaziosmanpaşa’dan arkadaşımız bağlanacak. Orada biliyorsunuz oy sayımı sürüyor. Tabiî ki Van meselesini konuşacağız. Ülkenin önde gelen hukukçularından Adem Sözüer olayı değerlendirecek. Bir aksilik olmazsa –ki olacağını sanmıyorum ve ummuyorum– Abdullah Zeydan, Van’ın seçilmiş belediye başkanı, Van halkının %55 civârında oyla seçmiş olduğu Belediye Başkanı bağlanacak. Ve Haber Müdürümüz Göksel Göksu iki gündür Ankara’da iktidardan ve muhâlefetten çok sayıda kişiyle görüştü. Bunların bir kısmı yazılmak kaydıyla; bir kısmı, özellikle iktidar çevresinde görüştüğü kişiler yazılmamak kaydıyla çok şey anlattılar Göksel’e. Göksel onları da anlatacak. Yani 15.00’te bayağı dolu dolu bir yayın yapacağız ve gördüğünüz gibi bir ekip hâlinde çalışıyoruz. Bu arada Diyarbakır’dan Ferit Aslan da Van’da yaşanan olayların bütün detaylarını aktaracak. Türkiye’nin dört bir tarafında elimizden geldiği kadar çalışıyoruz. Normalde Van’da muhâbirlerimiz olacaktı, ama inanın İstanbul’dan ve Ankara’dan Van’a gidecek uçak bulamadık, yer bulamadık, kimseyi de yollayamadık. Bu da içimizde ukde oldu. Yoksa Van’dan arkadaşlarımız canlı olarak bağlanacaklardı. Bu da bizim şanssızlığımız oldu diyelim. Ama Van’ı doğrudan olayın aktörleri ile berâber, Abdullah Zeydan başta olmak üzere, tâkip ettiğimizi görüyorsunuz. Bunlar, bütün bunlar sizlerin destekleriyle oluyor. Lütfen bizi desteklemeye devam edin. Evet, bugün söyleyeceklerimiz bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.