Ruşen Çakır yorumladı: Sürüden ayrılanı kurt kapar

cihat yaycı, cemal enginyurt

Ruşen Çakır, sosyal medyada yaşadığı son linç girişimini anlatırken “Sürüden ayrılanı kurt kapar” sözünün kendi hayatındaki yerini paylaştı. Çakır, gazeteciliğin bağımsız kalma mücadelesini, sosyal medya linç kültürünü ve “hakikat ötesi çağ”da sürü psikolojisini eleştirdi.

Ruşen Çakır, “Sürüden ayrılanı kurt kapar” başlıklı yayında 2021 yılında attığı bir tweet’in yeniden gündeme getirilmesiyle başlayan kampanyada, farklı siyasi çevrelerden insanların aynı anda kendisine yüklendiğini belirtti.

“Linçe maruz kalmadığım siyasi ya da toplumsal kesim kalmadı. CHP’lilerden de yedim, PKK’lılardan da yedim, AK Partililer zaten ayrı bir kategori” diyen Çakır, eski bir paylaşımının çarpıtıldığını söyledi.

Paylaşımında emekli amiral Cihat Yaycı ve iş insanı Cihan Ekşioğlu’nun yer aldığı bir fotoğrafı kullanan Çakır, o dönemde FETÖ borsası iddialarını hatırlatarak fotoğrafın gazetecilik bağlamında paylaşılmış olduğunu, manipülasyon yapılmadığını vurguladı. Fotoğrafta Cemal Enginyurt’un silindiği öne sürülünce, eski CHP’li isimler ve çeşitli siyasi gruplar aynı anda saldırıya geçti.

“Sürü psikolojisiyle taş atanlar mutlu oluyor”

Ruşen Çakır, bu tartışma üzerinden sosyal medyada “sürü psikolojisinin” nasıl çalıştığını anlattı:

“Birileri eline taşı kapıyor, neye neden saldırdığını bile bilmeden atıyor ve sonra da bundan mutlu oluyor. Bu da hakikat ötesi çağın tiksindirici bir gerçeği.”

Linç kampanyalarına katılanların çoğunun konuyu bilmeden davrandığını belirten Çakır, “Normalde birbirine düşman olanlar bile bir gazeteciye saldırmakta birleşiyor” dedi.

“Bağımsız kalmanın bedeli ağır”

Bağımsız gazeteciliğin her zamankinden zor olduğunu vurgulayan Çakır, “Hakikat ötesi çağda sürüden ayrılmanın bedeli ağır. Ama ben o bedeli ödemeyi tercih ederim” ifadelerini kullandı.

Yayının sonunda Çakır, linç kültürüne karşı durmanın önemini yineleyerek, “Bazen ters yolda giden ben oluyorum ama en azından o yol benim yolum” dedi.

Videonun deşifresi:

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Siyasetten bahsetmeyeceğim bir yayın olacak bugün. Daha doğrusu benim siyasetten bahsetmemem pek mümkün olmuyor, siyasetle tabii ki ilgisi var ama biraz değişik bir şeyden bahsetmek istiyorum bugün, bir pazar yayını olarak. Sosyal medyada özellikle ben, bilenler bilir, daha çok eski Twitter, yeni X‘i kullanıyorum ve başıma şu ana kadar değişik linçler geldi ve bu linçlerin her birinin ayrı bir öyküsü var. Herhalde lince maruz kalmadığım siyasi ya da toplumsal kesim kalmadı diyebilirim. CHP’lilerden de yedim, PKK’lılardan da yedim. AK Partililer zaten… Yeni tür milliyetçiler, onlar özellikle Kürt sorunundaki tavrımdan dolayı öyleler. Bitmek bilinmeyen bir şey. Bazen de öyle durumlar oluyor ki aynı anda birbirinden farklı kesimlerin size saldırdığına tanık oluyorsunuz. Burada tabii en çarpıcı ve en acı olanı, bizim Medyascope‘un fon aldığını – ki biz bunu gizlemiyorduk – bir şekilde fon almamızı bir kampanyaya dönüştürdü birileri, her kimse. Ve bu kampanyaya sağdan soldan herkes dahil olmuştu. Hâlâ birileri Medyascope‘a ya da bana kızdıkları zaman hemen bir fon lafı söyleyegelirler. O kapanmadı, kapanmayacak. Ama şunu söyleyeyim: Bir zamanlar bu işin piri Fethullahçılardı. O işi en iyi Fethullahçılar yapardı. Çünkü çok örgütlüydüler, her yerde kolları vardı. Çok sayıda sahte hesap kontrol ediyorlardı vesaire ve çok iyi linç ederlerdi. Çok şükür onlar artık eski güçlerinde değiller. Büyük ölçüde yurt dışındalar ve yurt dışında da onların büyük bir kısmının sosyal medya ulaşımları engelleniyor.

Neyse, bugünkü yayının nedenine gelelim. Yakın zamandaki linç demeyeceğim, linç girişimi, artık bayağı bir çaptan düşmüş bazı isimler… Burada şimdi anlatmaya çalışacağım. Biraz karışık bir hikaye ama ilginizi çekmiyorsa zaten videodan vazgeçebilirsiniz. Öncelikle şunu söyleyeyim: Başlık “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Bunun benim hayatımda çok önemli yeri var. Çünkü biz Galatasaray Lisesi’nde okurken tiyatro kolundaydık ve ortaokuldayken bizden yaşça büyük Recep Övet abimiz yönetmendi. Ve biz ortaokul öğrencileri olarak, bizim sınıftan, C sınıfından arkadaşlar, ki başrollerinde ben vardım, Kutluğ Ataman yönetmen oldu, Reha Erdem yönetmen oldu, onlar vardı ve sınıftaki herkes bir şekilde oyunda oynuyordu. Böyle çok çarpıcı bir oyundu ve İstanbul liselerarası tiyatro yarışmasında da birinci olmuştuk. Ödül almıştık. Ödülümüzü de Ağa Camii’nin arkasındaki bir iskender kebapçıda iskender yiyerek kutlamıştık. Orada bir köylü, çok klasik bir köylü oyunu, “Pusuda” Cahit Atay’ın bir oyunuydu. Çok kendi halinde bir toplumsal gerçekçi köy oyunu. Ağa var, köylü var. Orada bir yerde şey diye bir lafı var, ağa köylüye diyor, ağa benim, köylüyü de Kutluğ Ataman oynuyordu. Diyor ki, “Ne koyun heriflersiniz siz ulan!” diyor. Ondan sonra da oradan hareketle Recep abinin geliştirdiği bir şeyler yapıyorduk ve orada bir laf vardı: “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Bu lafı çok kullanmıştık. O oyunun simgelerinden birisiydi. Şimdi birazdan “Sürüden ayrılanı kurt kapar” hikayesine tekrar geleceğiz ama olayı önce bir hatırlayalım diyeceğim.

Şimdi benim yıllar önce atmış olduğum bir tweet, 2021 yılında. Şimdi burada iki kişi var. Birisi Cihat Yaycı. Diğeri de, geçenlerde yapılan bir operasyonda biliyorsunuz gözaltına alındı, Paramount Otel’in sahibi iş insanı Cihan Ekşioğlu. Evet, bunların bir fotoğrafını paylaşmışım 2021 yılında, birlikte oturuyorlar Paramount Otel’de. Buradaki espri şu. Cihat Yaycı, ilginç birisi biliyorsunuz, eski asker, denizci. O bir şey yapmıştı, “FETÖMETRE” diye bir şey geliştirmiş. Devlete sunmuş. Yani bir insanın Fethullahçı olup olmadığını anlamak için bir tür algoritma geliştirmiş. Onunla övünen birisiydi. Kendisinin Fethullahçılıkla nasıl bir ilişkisi olduğu ayrı bir konu, onu belki anılarında yazar. Ama öteki kişi de, Ekşioğlu da, FETÖ borsasının kurucusu olarak o tarihte Sedat Peker tarafından lanse edilmişti.

FETÖ borsası ne? Şöyle: Yargıda, poliste ve avukatlar arasında bir şebeke var ve bu şebeke özellikle Fethullahçılarla ilişkili olmuş ya da birazcık yakın durmuş, para sahibi kişileri arayıp tehdit edip, haklarında dava olduğunu söyleyip ondan sonra onları büyük paralar karşılığında kurtaran şebeke diyelim. Ve bunu da Ekşioğlu’nun yarattığını Sedat Peker söylemişti. Ben de bu fotoğrafı “Bir tarafta FETÖMETRE’ci var, bir tarafta FETÖ borsasını yapan var” diye kullanmışım. Unutmuştum da sonra hatırlattılar. Neden hatırlattılar? Bu Ekşioğlu gözaltına alınca yakın zamanda, sosyal medyada birisi bu fotoğrafın aslının aslında farklı olduğunu söyledi. Ben çünkü böyle ikisini birlikte koydum. Bir de Cemal Enginyurt varmış orada. Şimdi o tarihte hatırlamıyorum, var mıydı? Ben ikili fotoğraf mı gördüm, yoksa ben mi üçten ikiye indirdim, emin değilim, ki o tarihte fotoğraflarda böyle işlemler yapmayı da bilmiyordum. Ama her halükarda Cemal Enginyurt’un o bağlamda, yani FETÖMETRE ve FETÖ borsasıyla bir alakası yoktu. Ve o tarihte zaten MHP’den atılmıştı, Demokrat Parti’ye girmişti. Kendi çapında gündem olmaya çalışan bir siyasetçiydi.

Tamam, buraya kadar böyle. Ama sonra ne oldu? Bir baktık Barış Yarkadaş… Barış Yarkadaş’ın kim olduğunu anlatmama gerek yok. En son Cumhuriyet Halk Partisi’nden atıldı. Uzun zamandır TGRT‘de program yapıp orada CHP’ye, özellikle CHP yönetimine saldırmasıyla bilinen eski gazeteci diyeceğim. Çünkü siyasetçi mi, gazeteci mi olduğu tam belli değil. Her neyse. O arkadaş hemen şöyle bir tweet attı, böyle uzun bir şey. Ben sözde bağımsız gazeteci olarak bu fotoğrafta bir çarpıtma yapmışım. O çarpıtma neymiş? Cemal Enginyurt’u silmişim. Evet, silmişim. Niçin silmişim? Çünkü Cemal Enginyurt CHP’liymiş ve ben de zaten CHP’nin gazetecisiymişim, şuymuşum, buymuşum falan. Baktım, baktım, bayağı da uzun ve hakikaten yani büyük bir keyifle yazıldığı belli olan bir paylaşım. Bir de mavi tıklı olunca benim gibi uzun da yazabiliyor, döktürmüş tabii ki. Ve o arada tabii benim bağımsızlığım, gazeteciliğim, tarafsızlığım vesaire hepsi yerle bir edilmiş.

Ama arada tabii şöyle bir sorun var: 2021 yılında Cemal Enginyurt CHP’li değil. Ne olacak şimdi? Ben kendisine kısaca “Ayıptır, Enginyurt o tarihte Demokrat Parti’deydi” dedim. Sonra ne oldu? Sonra tweet uçtu. Uçmuş. Ve ben tabii ki naif, saf gazeteci, hem de bağımsız da değilim ya, o ilk attığı tweet‘in ekran görüntüsünü almadım. Hiç ihtiyaç duymadım. Çünkü bu kadar bir hızla sileceğini düşünmedim. Bu sefer tabii zevahiri kurtarmak için, “İşte Ruşen Çakır bu fotoğrafta niye Cemal Enginyurt’u sildin bilmem ne,” diye ama şey yok, hani bağımsız gazeteci, CHP bilmem nesi yok. Neymiş, “Cihat Yaycı’nın haber değeri var da Cemal Enginyurt’un haber değeri yok mu?” diye de bana gazetecilik öğretmeye kalkmış. Neyse, gazetecilik öğretmeye kalkmaya devam edebilir, o kendi bileceği iş. Ama olay bitti. Yani normalde benim çünkü Cemal Enginyurt’u CHP’li olduğu için silmiş olmam olayı kapandı diye düşünüyorsunuz tabii ki. Hayır, kapanmadı.

Ve ondan sonra bir baktım, önce Barış Yarkadaş’ın ekibinden insanlar… Kim bunlar? Kılıçdaroğlu’nun geri gelmesini, Gürsel Tekin’in İstanbul CHP il başkanı olmasını bekleyen birileri ve genellikle adları var bunların ve şeylerinde de CHP’li olduklarına dair, eski milletvekili, eski il başkanı falan tipler var, onlar da yüklendiler. Tamam, onu anladık. Sonra bir baktım iş aldı başını gidiyor. Ne derler? Eline taşı kapan gelmiş diyelim. Ben de birisine dedim ki, “Ya sürü gibisiniz. Ne olduğunu biliyor musunuz olayın?” diye sormaya çalıştım ama kimsenin şeyi yok ki. Bir tane şöyle bir şey var: “Bu fotoğrafta Enginyurt silinmiş” diye. Hakikaten sonra bir baktım AK Partililer gelmeye başladı. AK Partililer olduğunu nereden biliyorsunuz? Profillerine bakıyorsunuz. Erdoğan var ya da Fatih Sultan Mehmet ya da Erdoğan’la Fatih Sultan Mehmet ya da Abdülhamid birlikte fotoğraflarla insanlar. Sonra kimler geldi? Milliyetçiler geldi. En son gördüm, milliyetçi bilmem ne diye bir hesap. Onlardan duyan geldi. Sonra bir baktım, soyadı Öğüt galiba, bir ara AK Parti’nin bir şeyi olan, adını hatırlamıyorum şimdi, bir akademisyen falan öyle bir şey olabilir ama troll yani. O da girmiş topa. Hepsi birlikte benim Cemal Enginyurt’u aklama operasyonu yaptığımı söylüyorlar. Bu arada şunu söyleyeyim: O tarihte Cemal Enginyurt’la hayatta karşılaşmamıştım. Cemal Enginyurt’u bir, geçen İstanbul’da CHP olağanüstü kongresi yapıldığında gördüm hayatımda. Orada da kendisine şunu dedim: “Ben bütün ailesi CHP’li olan birisiyim ama maşallahınız var, siz hepsini solladınız,” dedim. Tabii ki biraz rahatsız oldu. Yani çok önemsediğim bir siyasetçi değil. Hangi partide olduğu vesaire, yani uğruna linç yemeyi göze alacağım birisi değil, asla değil yani. Ve birden olduk biz şeyci.

Yani buradaki mesele benim başıma gelenden çok, o diğer sürü üyelerinin başına gelenler. Neyi niçin yaptıklarını bile bilmeden insanlar eline taşı kapan geliyor ama boşa atıyorlar ve mutlu oluyorlar. Herhalde sonra da anlatıyorlardır: “Şöyle yaptım, böyle yaptım.” Şimdi ben bunu size anlatıyorum, iyi mi ediyorum bilmiyorum ama bunu bir yere, tarihe not düşmek istedim. Aslında eğlendim. Biraz ilk başta insan ne olduğunu anlayamayınca şaşırıyor falan. “Ya ben bir şey mi yaptım?” falan. Sonra bakınca görüyorsunuz. Sonuçta şöyle oldu. Laz fıkralarını sevmemem varsayılır ama severim. Hani var ya, ters yola girmiş Laz, demişler, “Bir araba ters yola girdi.” “Ne biri, ne ikisi,” demiş. Şimdi burada galiba ters yolda giden benim diyeyim. Arkadaşlar, bütün hepsi duyan gelmiş diyeceğim. Ama normal şartlarda birbirleriyle kavgalı olması varsayılan insanlar, birlikte, hep birlikte bir gazeteciyi şu ya da bu nedenle, belki ne olduğunu bilmeden – ki büyük bir çoğunluğu bilmiyor – böyle bir mutluluk anı sosyal medyada yaşamak isteyen insanlar… Bu da bizim hakikat ötesi çağımızın acı ama aslında tiksindirici bir olayı diye benim en azından kişisel tarihime geçti.Neyse, çok fazla canınızı sıkmayayım. İyi bir insandan bahsedeyim. Bugünün ithafı Duygu Hanım’a olsun, Duygu Asena. Kendisini tanıdım. Aynı binada yıllarca çalıştık. Birkaç yıl ben Nokta‘da çalışırken Girişim Yayınları‘nda Kadınca‘yı çıkarıyordu. Ve Türkiye’de gerçekten, ikinci dalga feminizm diyorlarmış, bilmiyorum artık kaçıncı dalga ama hem popüler gazetecilik yapıp hem de kadın haklarını savunma konusunda olağanüstü bir iş çıkardı Duygu Asena. Çok kibar birisiydi ama çok da sert bir yöneticiydi diye hatırlıyorum. Çünkü o Kadınca dergisi çok başarılı bir dergiydi ama çok emek veriliyordu ve çalışanlarının büyük bir kısmı kadındı. Bizim Hızır vardı rahmetli. Hızır’dan başka çalışan erkek benim şu anda aklıma gelmedi. Ve tabii ki Duygu Asena ondan sonra esas olarak ‘‘Kadının Adı Yok’’ kitabıyla olağanüstü bir çıkış yakaladı. Kitap toplatıldı müstehcen diye. Ama o birçok kitap yazdı, hep aynı minvalde kitaplar yazdı. Her kitabı çok sattı. Filmlerde de oynadı ama esas olarak o bir gazeteciydi, yazardı ve yöneticiydi. Çok iyi bir yöneticiydi. Şu anda onun için çok sayıda anmalar yapılıyor. Ödüller var. PEN’in verdiği ödül var, başka ödüller de var. Erken bir zamanda, 60 yaşında hayatını kaybetmiş, 2006 yılında. O kadar olmuş demek ki. Evet, sanki çok daha yakın bir zaman diye biliyordum. Çok iyi bir insandı, güzel bir insandı. Çok katkısı oldu Türkiye’ye, özellikle kadınlara ve kadınların mücadelesine. Kendisini rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.