Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, 27 Mart’ta İmralı heyetinin Abdullah Öcalan ile yaptığı beş saatlik görüşmenin detaylarını ve bu görüşmenin Selahattin Demirtaş’ın siyasi geleceği açısından taşıdığı önemi değerlendirdi.
PKK lideri Abdullah Öcalan 27 Mart’ta İmralı heyeti ile görüştü. Bu görüşmede ilk kez devleti temsilen bir heyet de yer aldı.
- ÖZEL HABER | Öcalan’dan Demirtaş’a değil, Demirtaş’tan Öcalan’a mektup gitti
- Demirtaş: “Keşke Sayın Öcalan’ın doğrudan toplumla konuşabilmesinin imkanları yaratılabilse”
- Ruşen Çakır yazdı: 23 Haziran 2019’da Demirtaş, Öcalan’a rağmen, hatta ona inat olarak mı İmamoğlu’nu destekledi?
Medyascope’un edindiği bilgiye göre Öcalan, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın çözüm sürecinde önemli bir aktör odluğunu söyledi. Öcalan, parti içindeki kırgınlıkların giderilmesi, hatta gerekirse Demirtaş’tan özür dilenmesi çağrısında bulundu.
Ruşen Çakır, “Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var” başlıklı yayında, Öcalan’ın Demirtaş’da neden ihtiyacını olduğunu neden ve sonuçlarıyla birlikte anlattı.
- Ruşen Çakır yorumladı: Demirtaş Öcalan’a mı meydan okuyor?
- Öcalan’dan, Davutoğlu’nun ”süreç için siyasi koordinatör atansın” çağrısına tam destek
Çakır, 10 yıldır tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın, partiden bazı isimlerle sorunlar yaşandığını hatırlattı. Demirtaş’ın siyasetten çekildiğini de hatırlatan Çakır, “Demirtaş kendini büyük ölçüde çekti. Süreç başladıktan sonra birkaç kere açıklaması oldu ama genel olarak konuşmamayı tercih ediyor” dedi.
Selahattin Demirtaş’ın cezaevindeyken bir yazığı yazılar, yaptığı röportajlarla gündemi belirlediğini söyleyen Çakır, “Demirtaş HDP Eş Genel Başkanı’yken, 2015 seçimlerinde partiyi Türkiye partisi yapmaya çalışıyordu ve büyük ölçüde başarılı olmuştu. Ve Öcalan bu olaylara ihtiyatla yaklaşıyordu. Çünkü hep bir şekilde Demirtaş’ın Öcalan’la rakip olma ihtimali ve iddiası ortaya atıldı. Fakat Demirtaş’ın, Öcalan’ın liderliğiyle ilgili herhangi bir sorunu yoktu. Öcalan’ın 27 Mart 2026’daki açıklaması da bunu doğruluyor. Bir anlamda Demirtaş’a ihtiyacının olduğu belli” dedi.
“Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var”
“Demirtaş’ın da bir şekilde tahliye olmasını beklemek için elimizde çok güçlü nedenler var” diyen Çakır, şöyle devam etti:
“Çünkü eğer Kürt hareketi de, devlet de bu sürecin olabildiğince az sorunlu ve olabildiğince hızlı bir şekilde ilerlemesini istiyorsa, bir takım güçlü siyasi aktörlere ihtiyacı var. Tabi Öcalan bir yerde kendini öne çıkarıyor ve kendisinin statüsünü öne çıkartıyor. Ve tüm Türkiye’ye hitap etmek istediğini söylüyor. Bu Erdoğan başta olmak üzere iktidar çevrelerini ürkütüyor. Ürkmelerinde de çok haksız oldukları açıkçası söylenemez. Tüm Türkiye’ye hitap etme anlamında bu hareketin elindeki en güçlü aktör Selahattin Demirtaş. Eğer bu birlikte bir süreç yapılacaksa Demirtaş gibi isimlere ki Kürt hareketinde bir kısmı içeride olan, bir kısmı yurtdışında sürgünde olan böyle bazı isimler var. Selahattin Demirtaş’ın beraber çalışabileceği isimler var. Bunlara hem bu hareketin ihtiyacı var, hem bu sürecin ihtiyacı var ama en önemlisi Türkiye’nin ihtiyacı var.”
- Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (36): Bahçeli ve Erdoğan erken seçim konusunda aynı mı düşünüyor? HDP ve Öcalan tartışmaları & Anayasa Mahkemesi’nin geleceği
- Ruşen Çakır yorumladı | Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
- Murat Yetkin blogunda yazdı: Erdoğan ve Bahçeli’nin seçim uğruna Öcalan açılımı ve perde arkası
- Erdoğan’ın Öcalan ısrarını Kürt seçmene sorduk: “Erdoğan, Demirtaş’ı hedef gösteriyor, endişeliyiz”
- Öcalan’ın statüsü meselesi niçin çok önemli? | Ruşen Çakır yorumladı
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dün Medyascope‘ta bir haber yayınladık, özel haber. Okuyanlar biliyordur, ben tekrar söyleyeyim. 27 Mart’ta İmralı Heyeti Abdullah Öcalan’la 5 saatlik bir görüşme yaptı. Bu görüşmede devleti temsilen bir heyetin yer aldığını ilk kez öğrendik. Çok kapsamlı, çok detaylı olduğunu biliyoruz. Birtakım şeylerini heyetten Pervin Buldan açıklamıştı. Tuncer Bakırhan da açıklamıştı, DEM Parti Eş Genel Başkanı. Ama bazı şeyler çok fazla bilinmiyordu. İşte biz özel haberde Selahattin Demirtaş konusunun bu görüşmede önemli bir yer tuttuğunu öğrendik. Özellikle Öcalan’ın Selahattin Demirtaş’ı sorduğunu, onun süreçte önemli bir yeri olduğunu, partinin bir şekilde ona bu önemi vermesi gerektiğini, birtakım kırgınlıklar varsa – ki var, bunu biliyoruz – bunların giderilmesini hatta gerekirse özür dilenmesini söylemiş, partinin, DEM Parti’nin ve bir yerde de — bence bu husus da çok önemli — devletle yaptığı görüşmelerde Selahattin Demirtaş konusunu da görüştüklerini, konuştuklarını söylemiş.
Bu olayı takip edenler, sadece süreci değil, genel olarak Kürt siyasi hareketini takip edenler Demirtaş’ın, 10 yıl oluyor cezaevinde olması, partisiyle ki partinin adı birkaç kez değişti, bazı sorunları olduğunu biliyor. Partinin tamamıyla değil belki ama partiden bazı isimlerle sorunlar yaşandığı biliniyor. ‘‘Güncel siyasete artık karışmayacağım’’ diye yanılmıyorsam 2024’te bu açıklamayı yapmıştı. Bunun bir nedeni de bu sorunlar olduğu biliniyor. Kendini çekti Selahattin Demirtaş büyük ölçüde. Arada süreç başladıktan sonra bir iki açıklaması oldu ama genellikle konuşmamayı tercih ediyor. Siyasete ara verdi, öyle söyleyelim. Bu önemli. Çünkü o cezaevindeyken bile yaptığı açıklamalarla, yazdığı yazılarla, verdiği röportajlarla sadece Kürt hareketinin değil aslında genel olarak Türkiye’nin gündemini bayağı etkileyen, yer yer belirleyen bir kişi olmuştu.
Onun Kürt hareketi için ve Türkiye’de siyaset için önemini HDP Eş Genel Başkanı olduğundan beri biliyoruz. 2015 Haziran seçimleri başlı başına zaten HDP’nin Türkiye partisi olma yolundaki o büyük başarısı ve bu anlamda Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın buradaki rolünü biliyoruz. Ama ortada sorunlar da var, bunu da biliyoruz. Ve Öcalan’ın da bu olaylara ihtiyatla yaklaştığını da biliyorduk. Çünkü hep bir şekilde Demirtaş’ın Öcalan’a rakip olma ihtimali ve iddiası ortaya atıldı. Ben bunun doğru olmadığını biliyorum. Hatta bu konuda birkaç yazı da yazdım, yayın da yaptım. Selahattin Demirtaş’a çok yakın isimlerle görüştüğümde onun Öcalan’ın liderliğiyle herhangi bir sorunu olmadığını biliyorum, artık emin olacak şekilde biliyorum ama hep böyle bir hava yaratılmak istendi. Bir ölçüde başarılı da olundu ama bu 27 Mart’taki görüşme Öcalan’ın böyle bir sorunu olmadığını ve bir anlamda da Demirtaş’a ihtiyacı olduğunu bize açık bir şekilde gösteriyor.
Bir ara biliyorsunuz Devlet Bahçeli de Selahattin Demirtaş’ın adını zikrederek serbest bırakılmasını talep etmişti. Bayağı bir beklenti içerisine girmiştik, tüm Türkiye girmişti ama olmadı. Şimdi tekrar Selahattin Demirtaş’ın tahliye ihtimalinin yeniden gündeme gelmekte olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bunu çok konuşacağız. Ve eğer süreç yol alacaksa, şu anda bir tıkanma içerisindeyiz, süreç yol alacaksa Demirtaş’ın da bir şekilde buna özgür bir şekilde dahil olmasını beklemek için elimizde çok güçlü nedenler var. Çünkü eğer her iki taraf da, Kürt hareketi de devlet de bu sürecin olabildiğince az sorunlu ve olabildiğince hızlı bir şekilde ilerlemesini istiyorsa birtakım güçlü siyasi aktörlere ihtiyacı var. Tabii Öcalan bir yerde kendini öne çıkartıyor ve kendisinin statüsünü öne çıkartıyor ve tüm Türkiye’ye hitap etmek istediğini söylüyor. Bu, Erdoğan başta olmak üzere iktidar çevrelerini ürkütüyor. Ürkmelerinde de çok haksız oldukları açıkçası söylenemez ama tüm Türkiye’ye hitap etme anlamında bu hareketin elindeki en güçlü aktör benim gördüğüm kadarıyla, bilmiyorum siz ne dersiniz, Selahattin Demirtaş. Eğer birlikte bir süreç yapılacaksa Demirtaş gibi isimlere ki Kürt hareketinde bir kısmı içeride olan, bir kısmı yurt dışında sürgünde olan böyle bazı isimler var, Selahattin Demirtaş’ın beraber çalışabileceği isimler var; bunlara hem bu hareketin ihtiyacı var hem bu sürecin ihtiyacı var ama en önemlisi Türkiye’nin ihtiyacı var.
Tekrar söylüyorum, Öcalan’ın heyete Demirtaş konusunda söyledikleri önemli. Öğrendiğimize göre, haberde de var, DEM Parti’den bazı isimler bu görüşmenin ardından Edirne’ye gidip Demirtaş’la görüşmüşler. Herhalde bir şekilde Öcalan’ın söylediklerini de aktarmışlardır diye tahmin ediyorum. Ve önümüzdeki günlerde İmralı Heyeti’nin de, daha önce gitmişlerdi, bir kez daha Demirtaş’la görüşmesi bekleniyor. Demirtaş’ın da bu sürecin aktörü olmasına yönelik birtakım hazırlıkları görüyoruz. Geçen seferki yaşadığımız — açıkçası benim açımdan öyle oldu — hayal kırıklığını bu sefer yaşamamak dileğiyle diyeceğim. Bu arada dün Selahattin Demirtaş’ın doğum günüydü, 53 yaşına bastı. Bizim haberimiz de tam onun doğum gününe denk geldi. Umarım en kısa zamanda çıkar. Şu anda süreçle ilgili bir tür tıkanıklık yaşanıyor, bunun esas olarak siyasi iktidardan kaynaklanan birtakım nedenleri var ama aynı zamanda da Kürt hareketinden kaynaklanan nedenleri var. Ve bu tıkanıklığı aşmada Selahattin Demirtaş gibi deneyimli isimlere çok ihtiyaç var, acil olarak ihtiyaç var. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu arada bir not düşeyim; Öcalan aynı görüşmede Figen Yüksekdağ’ı da çok övmüş, Selahattin Demirtaş’a yaptığı gibi. Yakın bir zamanda ikisinin birlikte tekrar siyasi sahneye ve medyaya çıkmaları ihtimalini önemsiyorum. Umarım gecikmeden bu olay gerçekleşir.
Bugünün ithafı bir büyük şaire, aslında bir emekçiye; yani hep öyle gördüm ben, Refik Durbaş. Refik Durbaş edebiyatın emekçisi, şiirin emekçisiydi. Kendisiyle tanışmam birçok şairle olduğu gibi onunla da cezaevinde oldu, 12 Eylül şartlarında oldu. Onun şiirlerini o dönem çıkan birtakım edebiyat dergilerinden okuyorduk ve kitaplarını da alıyorduk. ‘‘İkinci Baskı’’, ‘‘Çırak Aranıyor’’, ‘‘Hücremde Ayışığı’’, birçok kitabını, hepsini bir şekilde yutmuştuk ama en çarpıcısı bence, hâlâ o gelir aklıma, ‘‘Çaylar Şirketten’’. Burada hatta bir bölüm var: ‘‘Sevdanın ana yurdu gece, seni seviyorum Ece.’’ Bunu hiç unutmam. Bir uzun yol otobüsü muavinin ağzından yazılmış diye hatırlıyorum, çok uzun bir şiirdi. 81-82 yılında oluyor bunlar, yaklaşık 10 yıl sonra Refik Durbaş’la, Refik abiyle tanıştım. Nerede tanıştım? Cumhuriyet gazetesinde. Kısa bir süre çalıştım Cumhuriyet gazetesinde, o orada tashih servisindeydi. Tam bir emekçiydi. Bu kadar tevazu sahibi çok az insan bulunur. Gerçekten işini seven ama edebiyatı seven ve ülkesini seven çok düzgün, dürüst bir kişiydi, şairdi. 2018 yılında, 8 yıl olmuş, bayağı bir zaman olmuş gerçekten, kendisini kaybettik. Kendisini hep sevgiyle ve muhabbetle anmak istiyorum. Refik Durbaş bu ülkenin çok önemli bir değeriydi. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







