Sorel Dağıstanlı yazdı: Çöküş

Mart 2024’te sosyolog Zeliha Burtek ile yapılan sokak röportajı çok konuşulmuştu. Bir pazarda kendisine yöneltilen “Durumlar nasıl, geçinebiliyor musunuz?” sorusuna verdiği cevap kısa sürede on binler tarafından izlendi. Burtek, önce haberlere konu oldu sonra da konuk… Tespitleri herkesin yaşadığı, gördüğü ama doğru cümlelerle tanımlayamadığı bir gerçekti. Kendini sürekli hasta hisseden ama neyi olduğunu bilmeyen, bu yüzden tedavi olamayıp daha da hastalanan bir beden gibi

“Sosyal çürüme”den bahsetmişti Zeliha Burtek. Ekonomik krizlerin aşılabileceğini ama sosyal çürümeden geri dönüşün çok zor olacağını anlatmıştı. O günden bugüne kadar yaşadıklarımız daha tehlikeli bir durumu ortaya koyuyor. Zira bu çürüme yönetememenin sonucu değil, bilakis bilinçli bir yönetim şeklinin sonucu oldu.

Sorel Dağıstanlı yazdı: Çöküş

Önce toplum kutuplaştırıldı, insanlar “bizden” ve “bizden olmayan” diye ikiye ayrıldı. Sonra adalet bu kutuplaşmaya göre çalışmaya başladı. Aynı eylem, farklı hukuki sonuçlar… Bu şekilde toplumdaki adalet duygusu kaybedildi.

İnsanlar birbirine de, adalete de güven duymamaya başladı. Ticari ve kamusal hayatta işler yine “bizden” ve “bizden olmayanlar” diye ayrıldı.

Liyakat ve ticari ahlak da kayboldu.

Yönetenler için tüm bunların tek bir hedefi vardı, ya da biz öyle zannettik; iktidarda kalmak…

Ama sırf iktidarda kalmak için sosyal çürümeyi bilinçli olarak ortaya çıkarmak ne kadar gerçekçi. Öyle ya bu çürümenin altında yatan en büyük neden yoksulluğun geniş bir tabana yayılması ve sürekli hale getirilmesi. Yoksulluktan çıkış umudunun da ortadan kaldırılması. Bunun sonunda mevcut iktidar için de siyasi hayatın sürdürülmesi zor olur normalde… Tabii gerçekten millet iradesine önem veriyorsanız. Kayyumlar, tutuklamalar, operasyonlar… O iradeye zerre saygının olmadığını zaten ortaya koyuyor. Peki ne amaçlanıyor?

Sosyal çürüme bir dip noktası değil. Dibe hızla inilen bir kestirme yol. O yolun sonu da çöküş. Tarihte birçok medeniyet bu şekilde çöktü, yok oldu. Tarihçi Arnold Toynbee “Medeniyetler dış güçler tarafından öldürülmez, içeriden intihar ederler…” der. Sosyal çürüme dediğimiz şey de işte bu içsel intiharın en net aşaması oluyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “monarşi”yi açıkça telaffuz etmesi zaten çöküş sonrası hedefi de ortaya koyuyor. Onun patronu Trump’ın “Ne istesem yapıyor” demesi de bu hedefe kimlerle gidildiğini ortaya koyuyor. Ama oyunu bozan, beklenmedik bir durum ortaya çıktı. Halk, aynı siyasi görüşten olmasa da güçlü bir aday aramaya başladı ve buldu. Hem de birden fazla… Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş… İmamoğlu, adaylığını açıkladıktan hemen sonra gözaltına alınıp, tutuklandı. Uzun uzadıya süreci yazmayacağım ama yolsuzluktan, casusluğa kadar her suçla itham ediliyor. Yargı, Mansur Yavaş üzerinde de soruşturma izinleri ile sopa olarak kullanıldı. “Sakın aday filan olma” dendi. İmamoğlu’nun fotoğrafları bile yasaklandı. “Unutulsun” istendi. Toplumun hafızasız olmasına güvenildi. Ama olmadı. Atılan ya da artık ok yaydan çıktığı için atılmak zorunda kalınan her yeni adım bir öncekini hafızalara daha çok kazıdı. Ve CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel… Kısa sürede parti genel başkanından, parti liderine dönüştü. İmamoğlu’nu unutmadı, unutturmadı. Böyle bir CHP, bütün oyunu bozuyordu. Devlet kuran CHP, şimdi o devletin çöküşünün önündeki en büyük engeldi. Oysa Kemal Kılıçdaroğlu görevini her zaman başarıyla sürdürmüştü. BOP eş başkanının çizdiği sınırlarda kalıp, toplumun muhalif kesimlerinin hareket kabiliyetini kilitleyip, sözde rakibinin alanını hep genişletmişti. “O zaman onsuz olmaz” diye düşünüldü. Geri dönmesi için mutlaka bir yol bulunmalıydı ve çürümenin yarattığı ortam bu yol için biçilmez kaftandı. Yargı harekete geçti, mutlak butlan devreye sokuldu. Böylece CHP yine hem bir siyasi partiden çok, bir devlet kurumuna çevrilecek, hem de bölünmesi sağlanacaktı. Peki sonuç? Dedik ya, ok yaydan çıktı ve bu adımlardan kaçış yok artık diye. Muhalif kitle, birbirine daha da kenetledi. Sokağa çıkamayan ama kurgu videolar ile çıkıyormuş gibi yapan, görevden aldığı il başkanlarının yerine onlarca kişiye teklif götürdüğü halde ret cevabı alan, anketlerde yüzde 2’leri aşamayan bir sonuç elde edildi. Muhalif kitlede kendine meşruiyet sağlayamadı. Hatta her nasılsa protestolar eşliğinde girdiği Çağlayan Adliyesi’nde o sırada ifade verecek olan komedyen Deniz Göktaş ile görüşebildi. İddiaya göre, Göktaş’ın bu isteği kabul etmemesine rağmen. Sadece savcının izin verebileceği bu görüşme nasıl olduysa kişinin rızası olmadığı halde “muhalif” bir lider için gerçekleştirildi. Ama yine Göktaş’ın avukatlarının açıklamasına göre bu görüşmeden de Kılıçdaroğlu istediği meşruiyeti sağlayamadı. Göktaş’tan aldığı yanıt adliye koridorlarındaki protesto sesleriyle aynı paraleldeydi. “Sizinle görüşmek aslında istemedim, madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP’yi salın dedim…”

Sorel Dağıstanlı yazdı: Çöküş
Sorel Dağıstanlı yazdı: Çöküş

Olmadı, olmuyor ve olmayacak gibi… Kılıçdaroğlu oyuna sokulamıyor. Yeni adımlar mutlaka gelecektir. Kurulacak bir partinin önüne getirilecek engeller, dokunulmazlıkların kaldırılması, tutuklamalar ve siyasi yasaklar… Ama her zaman umuda uzanan o el yeni birini işaret edecektir. Sosyal çürümeye geri dönecek olursak… Bu durumdaki toplumlarda bireyler kendilerini toplumun bir parçası olarak görmez, bencillik en üst seviyelere ulaşır. Herkes kendi gemisini kurtarmaya çalışır. Bu da toplumu, dolayısıyla ülkeyi kırılgan hale getirir. Özgür Özel’in dirayetli duruşu, halka sunduğu umut, toplumsal dayanışmayı, ortak amacı diriltti. İktidarın buna karşı attığı her adım da bu dayanışmayı güçlendiriyor ve daha da güçlendirecek.

Bitirirken bu duruma aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir açıklamasıyla pekiştirmek isterim. Yıl 2002, 3 Kasım seçimleri öncesi. Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak gazeteci Çiğdem Onat’ın CNN Türk’teki programına konuk oluyor. Onat’ın “YSK aleyhte bir karar verir ve milletvekili olmanız önünde engel olduğunu söylerse ne olur?” sorusuna Erdoğan şu cevabı veriyor: “AK Parti’nin bundan sonra bu tür yolunu kesmeler ya da engellemeler, Tayyip Erdoğan’a ya da bir başkasına karşı, bunlar sadece AK Parti’nin puanına puan ilave eder…”

Öyle oldu ve öyle olacak.


Aradığınız cevaplara şu an ulaşılamıyor…

  • Mehmet Uçum ve Ali Haydar Fırat’ın eş zamanlı dile getirdikleri “yurtsever sol”dan kasıtları ne, yerli ve millî CHP mi? Erdoğan’ın mutlak butlandan aylar önce söylediği “Türk demokrasisi önümüzdeki dönem hak ettiği ana muhalefete kavuşacak” sözüyle bir ilgisi var mı?
  • “Terör eylemi yapabilirler” diye NATO zirvesi öncesi akademisyenleri, aydınları, gazetecileri tutuklama kararı verenlere basit bir soru… Terör eylemi yapacakları kesin olan hatta nerede ve nasıl yapacakları da tespit edilen IŞİD’liler, öngörüye değil istihbarat raporlarına rağmen neden durdurulup tutuklanmadı? 103 kişi iki canlı bomba tarafından Ankara Gar’ı önünde katledildi.
  • Gazeteci Hakan Tosun neden öldürüldü?

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş