Sorel Dağıstanlı yazdı: Kurtuluş Savaşı, 15 Temmuz ve karşı devrim…

Geçen hafta NATO Zirvesi’nde çok önemli iki açıklama oldu.

Biri sözlü, diğeri yazılı…

İlki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e, ikincisi İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye ait.

Bakan Tekin, “Kurtuluş Savaşı” denilmesinden rahatsız olmuş ve müfredattan kaldırılacağını söylemiş. Ona göre; ortada kurtulmuş olunan bir şey yokmuş, koskoca Osmanlı varmış. İlkokul düzeyindeki tarih bilgisini yazmadan İçişleri Bakanı Çiftçi’ye geçelim. O da 81 il valisine genelge göndermiş. 15 Temmuz için “Kurucu dönüm noktası” demiş. Bakan Tekin gibi soralım: Ne kuruldu ki? Acaba yıkılan bir şey var da biz mi bilmiyoruz?

Sorel Dağıstanlı yazdı: Kurtuluş Savaşı, 15 Temmuz ve karşı devrim…
Sorel Dağıstanlı yazdı: Kurtuluş Savaşı, 15 Temmuz ve karşı devrim…

Am I Turkey?

Seviye bu desem de değil. O cümleler bilmemekten kurulmuyor; bilakis, bilerek kuruluyor. Hem anlamı hem zamanı bilinçli. Ne anlama geldiğini ve zamanlamayı akademik bilgiler ve günümüz örnekleri üzerinden anlatmaya çalışayım.

Devrimler vardır, bir de karşı devrimler…

Basit tanımıyla devrimler, mevcut siyasi veya sosyal düzenin kökten ve hızlı bir şekilde değiştirilmesidir. Karşı devrimler ise bu dönüşümleri engellemeyi, devrimi yıkmayı ve eski rejimin kurumlarını geri getirmeyi amaçlayan hareketlerdir. Devrim ileriyi, karşı devrim ise geriyi hedefler.

Klasik karşı devrimlerde eski düzeni getirmek isteyenler, kısa sürede, silahlı ve kanlı bir süreç ile geriye dönmek isterler. Ama bir de yıllara yayılan karşı devrimler var. Yani pasif devrimler…

Siyaset bilimi ile ilgili kaynaklar, bu tip devrimlere, İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin adından yola çıkarak ‘Gramsciyen hegemonya’ veya ‘kurumsal aşınma’ adını veriyor. Neden şimdi, durup dururken, çeşitli kaynaklardan aldığım bu bilgileri size aktardığımı merak edebilirsiniz. Aktardım; zira yaşadığımız sürecin bir karşı devrim olduğu yönünde ciddi belirtiler olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu bilgileri günümüzle birleştirerek ilerlemek istedim.

Antonio Gramsci kuramında, bir rejimin sadece silahla yıkılamayacağını; önce onun kültürel hegemonyasının yıkılması gerektiğini söyler. Ne ilginç, değil mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç kez, “Sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var” dedi.

Devrim sonucunda eğitim, sanat ve yaşam tarzında elde edilen kazanımlar, bu tip karşı devrimlerde doğrudan hedef alınmaz. Onun yerine, özellikle medya ve dini vakıflar üzerinden bu alanlar hedef alınıp yavaş yavaş yeni bir karşı hegemonya inşa edilir.

Hiç yabancı değil, değil mi? Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tarikat ve cemaatler için, “Bizim için onlar STK” demişti. Tarikatları eğitimin tam merkezine yerleştirdi. Burada hedef, elbette çocuklar; gelecek nesiller. Amaç ise onları devrimin değerlerinden uzaklaştırmak.

Karşı devrim, devrimin kalelerini hedef alır. Yıllar içinde yargı, ordu, emniyet gibi kilit noktalara kadrolaşma ile sızılır. Burada seçim liyakata değil, sadakate göre yapılır. Bunlar yapılırken de tabii ki toplumsal rızanın üretilmesi hedeflenir. Bunun için diğer hedef medyadır.

Devam edelim…

Karşı devrim, anayasayı bir gecede yok etmez. Kanunlar yürürlükte kalır ama uygulanmaz; hatta uygulamada tersine çevrilir. Siyaset bilimi bunu ‘otokratik yasalcılık’ olarak tanımlar.

Ve karşı devrimin en güçlü silahı, tarihin yeniden yazılmasıdır.

Bu noktada önce devrimin kurucu lider ya da liderleri ve aynı zamanda değerleri itibarsızlaştırılır, önemsizleştirilir.

Hatırlayın. 2013’te dönemin Başbakanı Erdoğan, Meclis’teki alkol düzenlenmesi sırasında yaptığı konuşmada “iki ayyaş” ifadesini kullanmıştı.

“…iki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasanın sizin için neden reddedilmesi gerekiyor…”

Doğrudan isim verilmese de bu cümle, Atatürk ve İsmet İnönü’yü hedef aldığı gerekçesiyle çok tepki almıştı.

Karşı devrimlerde devrim öncesi, ‘eski güzel, ihtişamlı günler’ olarak anlatılır. Bu yolla kitlelerde bir hafıza oluşturulur.

TRT’nin Osmanlı temalı dizilere yüklü miktarda bütçe ayırması, tarihçilerin “yanlış anlatılıyor” itirazlarına rağmen bu dizilerin ardı arkasının kesilmemesi, “Bu hafızanın oluşumu için atılan bir adım değil” diyebilir miyiz?

Ya son NATO Zirvesi’nde Osmanlı mimarisinden esinlenilerek yapılan ‘muhteşem’ sarayın önündeki mehter takımı?

Baştaki iki açıklamayı neden verdiğim daha iyi anlaşıldı sanırım.

Milli Eğitim Bakanı böyle uygun görmüş ve artık Kurtuluş Savaşı yerine Milli Mücadele denilecekmiş. Eğitimde ‘Kurtuluş Savaşı’ müfredattan silinecekmiş. “Neyden kurtulduk ki, daha önce Osmanlı vardı” demiş.

İçişleri Bakanı, 81 il valiliğine gönderilen genelgede, 15 Temmuz için “Kurucu dönüm noktası…” demeyi uygun görmüş.

Üstelik bunların hepsi ne zaman olmuş?

Emperyalist güçlerin saray ziyareti sırasında…

Yabancı liderler diplomatik teamülleri alt üst etti, Anıtkabir’i ziyaret etmedi.

Dağıtılan hatıra paralarının üstünde bu Cumhuriyet’i kuran Atatürk yoktu.

Ya Atatürk’ün partisi, devlet kuran parti CHP ve onun seçmeninin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu?

Bazı karşı devrimler yıllara yayılır ve o yıllar bitmek üzere gibi…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş