Ruşen Çakır yorumladı: İmamoğlu savunma yapabilecek mi?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasındaki savunmasının alınmamasını değerlendirdi. Çakır, mahkemenin İmamoğlu’nun siyasi nitelikte bir savunma yapmasını engellemek istediğini belirtti.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, İmamoğlu’nun davadaki savunmasının alınmamasını mahkemenin siyasi savunmayı engelleme çabası olarak değerlendirdi.
  • Savunma hakkının kısıtlanmasının hukuken tartışmalı olduğunu belirten Çakır, durumu eleştirdi.
  • İkinci celsenin ağustos ayında başlayacağını ve İmamoğlu’nun savunmasıyla ilerleyebileceğini söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davanın ilk duruşmasını değerlendiren gazeteci Ruşen Çakır, “İmamoğlu savunma yapabilecek mi?” başlıklı yayınında Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının alınmadan duruşma salonundan çıkarıldığını söyledi. Çakır, mahkeme başkanının İmamoğlu’nun “susma hakkını kullandığı” yönünde tutanak tuttuğunu ancak olayın bu şekilde gerçekleşmediğini ifade etti.

Çakır’ın aktardığına göre Ekrem İmamoğlu, savunmasına başlarken “Savunma yapmayacağım, yargılayacağım” dedi. Mahkeme başkanı ise bunun üzerine İmamoğlu’nun yargılanmak üzere salonda bulunduğunu belirterek duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle salondan çıkarılmasına karar verdi.

“İmamoğlu siyasi savunma hazırlığındaydı”

İmamoğlu savunma
Ruşen Çakır yorumladı: İmamoğlu savunma yapabilecek mi?

Ruşen Çakır, mahkemenin asıl çekincesinin İmamoğlu’nun yapmayı planladığı siyasi savunma olduğunu söyledi. İmamoğlu’nun, kendisine yöneltilen suçlamalara tek tek yanıt vermek yerine davanın siyasi saiklerle açıldığını ve Cumhurbaşkanı adaylığı nedeniyle yargılandığını anlatmayı planladığını belirten Çakır, bunun hukuk literatüründe “siyasi savunma” ya da “kopuş savunması” olarak bilinen yönteme benzediğini dile getirdi.

Çakır, geçmişte hem Türkiye’de hem de dünyada birçok davada sanıkların benzer siyasi savunmalar yaptığını, mahkemelerin bu savunmaları tutanaklara geçirdiğini ancak dikkate alıp almamanın ayrı bir mesele olduğunu söyledi.

“Savunma hakkının sınırlandırılması akla yatkın değil”

Mahkemenin “savunma yapmayacağım” ifadesini “susma hakkını kullanıyor” şeklinde yorumladığını belirten Çakır, bunun zorlama bir değerlendirme olduğunu ifade etti. İmamoğlu’nun kastettiğinin savunma yapmamak değil, savunmasını siyasi bir değerlendirmeye dönüştürmek olduğunu söyleyen Çakır, davanın bir numaralı sanığının savunma hakkının bu şekilde sınırlandırılmasının hukuken tartışmalı olduğunu dile getirdi.

Gözler ağustos ayındaki ikinci celsede

Ruşen Çakır, davanın ikinci celsesinin ağustos ayında başlayacağını hatırlatarak, bu süreçte mahkeme heyeti ile savunma tarafı arasında konunun netleşebileceğini söyledi. İkinci celsenin İmamoğlu’nun savunmasıyla başlayabileceğini belirten Çakır, bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin ise belirsiz olduğunu ifade etti.

Çakır, mahkemenin İmamoğlu’nun siyasi içerikli savunmasını kayda geçirmek istemediği izlenimi edindiğini belirterek, “İktidar, Ekrem İmamoğlu’nun savunurken saldırmasına, savunurken yargılamasına izin vermek istemeyecek gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Evet, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını bekliyorduk ama olamadı, olmadı. Dün Silivri’de çok acayip şeyler oldu ve Ekrem İmamoğlu’nun savunması alınmadan mahkeme başkanı tarafından ‘‘Susma hakkını kullandı’’ diye kayda geçirildi ve kendisi salondan çıkarıldı. Ama olayın böyle olmadığını daha sonra Ekrem İmamoğlu’nun üç avukatı sırasıyla mahkeme heyetine izah etmeye çalıştılar. Şu haliyle bakıldığı zaman İstanbul Büyükşehir Belediye Davası’nın birinci celsesi bitmiş oluyor. Ağustos ayında tekrar başlayacak ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının olup olmayacağını o zaman göreceğiz. Oradaki mesele şu aslında, Ekrem İmamoğlu savunması söylendiği zaman şunu diyor: ‘‘Ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım. Ben yargılayacağım.’’ ‘‘Sen yargılayacak makamda değilsin’’ diye mahkeme başkanı cevap veriyor. ‘‘Ben iddianameyi yargılamaya geldim’’, ‘‘iddianame yapanlar’’ deyince mahkeme başkanı araya giriyor ve ‘‘Sen buraya yargılanmaya geldin. Burası senin yargılayacağın makam değil. Biz de senin yargılayacağın makamda oturmuyoruz. Biz seni yargılayacak makamda oturuyoruz. Hakkında 203 uyguladım. Salondan dışarı çıkartın, alın dışarı çıkartın’’ diyor. Ekrem İmamoğlu da ‘‘Benim Ankara’da yargılayacaklarım buradaki yargıyı yürütmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı bir çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir. Ben millete konuşuyorum, millete yüzümüzü dönelim’’ diyor ve olay orada kapanıyor.

Çünkü olay şu; Ekrem İmamoğlu’na çok az bir süre vermeye karar verdi mahkeme başkanı. Halbuki daha ilk andan itibaren bütün sanıklar uzun uzun savunma yaptılar. Avukatları uzun uzun savunma yaptılar. Ben birçok duruşmayı izledim. Orada da gördüm. Bir ya da iki eylemden yargılananlar bile mesela 3 saat, 4 saat savunma yapabildiler ki bu çok doğal bir şey. Savunma en kutsal hak. Ama şöyle bir olay oldu. Ekrem İmamoğlu bütün eylemlerden sorumlu tutulan, örgüt lideri olarak tanımlanan kişi olmasına rağmen ona az bir zaman ayırmak istedi mahkeme başkanı ve 9’unda bitireceğini söyledi, 9 Temmuz’da. Ekrem İmamoğlu da bunun neden olduğunu ısrarla mahkeme başkanına sordu ve birçok oturumda aralarında bu konuda tartışmalar yaşandı. Ama esas olayın bu olmadığını anlıyoruz. Çünkü esas olay beklendiği gibi Ekrem İmamoğlu’nun siyasi bir savunma yapacak olması. Siyasi savunma, buna ‘‘kopuş savunması’’ da deniyor. Dünyada bunun en çarpıcı örneklerinden birisi Fransa’da Jacques Verges’tir. O en çok meşhur eden kişi. O siyasi savunmalarda yargılananlar kendilerine yönelik suçlamalara cevap vermek yerine kendilerini yargılayanlara cevap veriyorlar. Yani onları muhatap alıyorlar. Burada da söz konusu olan aynı şekilde Ekrem İmamoğlu’nun kendisine isnat edilen suçlamaları ya da iddianame tabiriyle eylemleri cevaplamak yerine, bu konuda açıklamalar yapmak yerine bu davanın nedeninin kendisinin cumhurbaşkanı adayı olması olduğunu ve bunun siyasi bir dava olduğunu söyleyip Erdoğan ile bir hesaplaşmaya girecekti. Anlaşılan oydu. Ve zaten dün de bunu bir şekilde söyledi. ‘‘Ben yargılayacağım’’ dedi ve buna mahkeme izin vermedi.

Buna izin vermemesi mümkün olabilir mi? Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapması böyle bir davada, bütün dava onun üzerinde kurulmuş kişiye savunma yapma imkanı verilmemesi olamaz. Ama onun için susma hakkı meselesini mahkeme başkanı devreye sokmuşa benziyor. Susma hakkı nedir? Bir sanık şunu diyebilir: ‘‘Suçlamaları biliyorum ama bunlara cevap vermeyi reddediyorum. Susuyorum.’’ Böyle bir hak var. Şu ana kadar Büyükşehir davasında böyle bir şey görmedik. Ekrem İmamoğlu’dan da böyle bir şey görmemiz söz konusu olamazdı zaten. Ama orada bir kelime oyunuyla işler susma hakkını kullanmaya taşındı. Yani nasıl bir kelime oyunu? ‘‘Ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım’’ sözü, ‘‘Ben savunma yapmayı reddediyorum’’ gibi zorlama bir yorumla değerlendirilmiş anladığımız kadarıyla. Halbuki Ekrem İmamoğlu’nun anladığım kadarıyla orada kastettiği ‘‘benim savunmam aslında yargılama olacak.’’ Yani savunma sırası kendine geldiğinde orada kendini savunmak yerine kendisine bu operasyonu yapanları yargılamaya kalkacaktı. Bu konuda uzun bir çalışma yürüttüğü söyleniyordu. Hazırlık yaptığı söyleniyordu. Muhtemelen elinde sayfalarca hazırladığı savunma vardır. Bu siyasi savunmaları biz çok gördük. Türkiye’de de çok gördük. Örgüt davalarında da oldu, başka yerlerde de oldu. Ve sanıklar kimi zaman tek, kimi zaman toplu halde siyasi savunma yapıp uzun uzun konuştular. 12 Eylül’de bunun çok örneği vardı ve mahkeme hiçbir zaman bunlara engel çıkartmadı. ‘‘Siz siyasi savunma yapıyorsunuz, suçlamalara doğrudan cevap vermiyorsunuz’’ demedi. Bunların hepsini kayda geçti. Ama ne oldu? Bunları ciddiye almadı.

Şimdi burada Ekrem İmamoğlu’nun yapacağı siyasi savunmanın kayda geçirilmesi istenmiyor anladığım kadarıyla. Çünkü Ekrem İmamoğlu bütün bu süreci siyasi bir operasyon ve bir komplo olarak değerlendirecek anlaşıldığı kadarıyla ve bu da mahkemenin meşruiyetini çok ciddi bir şekilde zorlayacak. Zaten bu konu başından itibaren sorunlu bir konu. Böyle bir olayda bir numaralı sanığın savunma hakkının kelime oyunlarıyla vesaire elinden alınması pek akla yatkın gözükmüyor. Ama Türkiye’de biliyorsunuz akla yatkın gözükmeyen neler neler yaşandı. Şimdi şunu bekliyoruz: Aradan bir zaman geçecek, yaklaşık bir ay sonra tekrar dava başlayacak, ikinci celse başlayacak; ikinci celsede esas olarak 300’ü aşkın, benim de aralarında olduğum tutuksuz sanıkların savunmaları alınması söz konusu. Ama o arada bir aylık süre içerisinde mahkeme heyeti, savunma, Ekrem İmamoğlu tarafı vesaire doğrudan görüşme olur mu bilemiyorum ama herhalde bu konu bir şekilde bu bir ay içerisinde netleşecektir ve Ağustos ayında Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıyla başlayan bir ikinci celseye tanık olabiliriz. Aslında olmamız gereken de bu. Fakat burası Türkiye. Her şey mümkün. Hayır. Susma hakkını kullanmak istedi deyip Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapmasına izin vermeyebilirler. Mahkemeye bir daha çıkmasına izin vermeyebilirler. Çünkü belli bir yerden sonra tutuksuz sanıklar hep ifade vereceği için, savunma yapacağı için mahkemelerden, cezaevlerinden tutuklu sanıklar getirilmeyebilir. Bütün bunların hepsini yaşayabiliriz. Şu haliyle o beklediğimiz siyasi savunmaya tanık olamadık. Rafa mı kaldırıldı yoksa bir ay sonra kaldığımız yerden devam mı edeceğiz bilmiyoruz ama bu bir ay içerisinde Türkiye’de doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi’ni ve İstanbul Büyükşehir davasını ve Ekrem İmamoğlu’nu doğrudan ilgilendirecek yeni gelişmeler yaşayacağımız da kesin gibi. Dolayısıyla bir aylık bir mola. Ama şunu görüyoruz ki iktidar Ekrem İmamoğlu’nun savunurken saldırmasına, savunurken yargılamasına izin vermek istemeyecek. Bakalım göreceğiz.

Bugün iki büyük futbolcudan bahsetmek istiyorum. Dünya Kupası’nda her ikisinin de son Dünya Kupası; Cristiano Ronaldo ile Lionel Andrés Messi. Birisi Arjantin’in, birisi Portekiz’in kaptanı. Ronaldo erken veda etti. Messi devam ediyor. Ama nasıl devam ediyor? Açıkçası o maçı izlemişsinizdir, izlememişseniz de duymuşsunuzdur; pekâlâ Mısır’ın hakkı olduğu söylenebilir. Zaten baştan beri Arjantin’in bu finale taşınmak istendiği yolunda hep söylenen şeyler var. Neyse, tabii ki bu Messi’nin iyi bir futbolcu olduğu gerçeğini engellemiyor. Ronaldo, Messi’den iki yaş büyük; 41 yaşında, Messi 39 yaşında. Ronaldo Portekiz’de başlıyor, Sporting Lizbon’da. Sonra Manchester United, ardından Real Madrid ve sonra Juventus. Bütün buralarda İtalya’da, İngiltere’de ve İspanya’da gol kralı olmuş ayrı ayrı, defalarca Şampiyonlar Ligi kazanmış, ulusal şampiyonluklar kazanmış bir isim. Messi’nin hayatı büyük ölçüde Barcelona’da geçti biliyorsunuz çok küçük yaştan itibaren, 17 yaşından itibaren ve orada 10 kere İspanya şampiyonluğu, yedi kere Kral Kupası, dört kere de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşamış. Messi’nin Ronaldo’dan farkı, kendisinin Dünya Kupası’nı bir kere, son Katar’da aldı, bir önceki 2014’te de yine Messi, Arjantin’le ikinci olmuştu. Ronaldo böyle bir şeyi tadamadı ama ikisi de gol krallıkları, işte altın ayakkabı vesaire gibi şeylerde hep birbirleriyle yarıştılar. Kazançları açısından dünyada en çok kazanan insanlar oldular ve şimdi her ikisi de — birisi 41 birisi 39 yaşında, sanmıyorum ki artık Messi bir sonraki Dünya Kupası’na devam etsin, herhalde bırakıyordur — veda ettiler ve vedaları ile birlikte hangisinin daha büyük olduğu gibi bir tartışma var. Ben açıkçası yıllar önce Messi’ye daha bir sempatik bakardım. Gençti, ufak tefek bir şey ve müthiş bir oyuncu. Süper bir zekası var. Ve Ronaldo biraz itici gelirdi. Sonra zamanla benim kafamda yer değiştirdiler. Neden olduğunu tam açıklayamayacağım ama yani ikisini de futbolcu olarak çok takdir ediyorum; ama Ronaldo bana daha sahici bir insan gibi geliyor. Messi sanki böyle daha bir farklı birisi gibi geliyor, bilmiyorum. Ama hangisi daha büyük bir futbolcu derseniz açıkçası burada kavga çıkar. İkisi de çok büyük diyelim, noktayı koyalım. İyi ki ikisini de izleyebildim. İkisini izlemekle geçti hayatım. Birçoğunuzun da hayatı öyle geçmiştir. Bakalım şimdiki yıldızlar onların yerlerini doldurabilecek mi?

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş