Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel ile Hafta Başı (57): Demirtaş faktörü | Süreçte yeni aşama | Erdoğan – Bahçeli ilişkisi 

Erdoğan-Bahçeli dengesi değişiyor mu? Süreçte yeni aşama başlıyor mu? Demirtaş’ın T24’te yayımlanan yazısı, Türkiye siyasetinde çözüm sürecine dair yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel, “Hafta Başı” programında Demirtaş faktörünü, çözüm sürecinde olası yeni aşamayı ve Erdoğan-Bahçeli ilişkisindeki son gelişmeleri değerlendirdiler.

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayımlanan “Sürecin muhasebesi: Neler yapabilirdik ya da yapabiliriz?” başlıklı yazısına gelen eleştirilere cezaevinden yanıt verdi. Demirtaş, avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda kar makinesi metaforunu kullandı. 

Demirtaş mesajına “Merhabalar, hepiniz iyisinizdir umarım. Biz de gayet iyi, moralli ve güçlüyüz” diyerek başladı. Eleştirilerin, kaygıların ve beklentilerin avukat arkadaşları tarafından kendisine iletildiğini söyleye Demirtaş, bu geri bildirimlerin kıymetli ve yol gösterici olduğunu vurguladı. 

Hafta Başı, Süreçte yeni aşama
Ruşen Çakır ve Kadri Gürsel yorumladı: Süreçte yeni aşama başlıyor mu?

Kar yağışı ve yol açma benzetmesi kullandı 

Demirtaş mesajında karın yolları kapattığı ve araçların konvoy halinde beklediği durumu örnek gösterdi. Bu durumda ya havaların ısınıp yolların açılmasını günlerce, aylarca beklemek ya da kar küreme makinesinin gelerek yolu açmasını sağlamak gerektiğini anlattı. Demirtaş, kar makinesinin normal araçların giremeyeceği yollara girdiğini, risk alıp öncülük yaptığını belirtti

“Sizin aracınızın giremeyeceği yollara kar makinesi girer, risk alır, öncülük yapar, yolu açar ve kenara çekilir, siz devam edersiniz.” 

İttifak ortağı Beştepe’de yoktu ama hediye gönderdi 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde resepsiyon düzenlendi. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğindeki resepsiyona katılanlar kadar katılmayanlar da gündem oldu. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve partisinden kimse Cumhuriyet Resepsiyonu’na katılmadı. Bahçeli, sabah saatlerinde devlet erkanının Anıtkabir’i ziyaretinde de bulunmadı. MHP’yi Meclis Başkanvekili Celal Adan ve Grup Başkanvekili Erkan Akçay Anıtkabir’de temsil etti. 

Gazeteci İsmail Saymaz, Bahçeli’nin ve kurmaylarının Beştepe’ye gitmemesiyle ilgili, “MHP’nin bu sessiz protestosu, Kıbrıs seçimindeki görüş farkıyla başladı ve devam ediyor” iddiasını paylaştı. Yeni çözüm sürecinde adımların istenen hızda atılmadığı için tepkili olduğu iddiaları da dile getirildi. 

Bahçeli, 29 Ekim’de yan yana gelmedi ancak Erdoğan’a hediye gönderdi. Erdoğan’ın resmi ve imzasının, Türk bayrağı ve Cumhurbaşkanlığı forsuyla bir arada bulunduğu bir tablo yaptıran Bahçeli’nin hediyesinde, “Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlu olsun” mesajı yer aldı. 


Deşifre: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. ‘‘Hafta Başı’’yla karşınızdayız. Yine Kadri Gürsel’le bu hafta neler olabilir bunları konuşacağız. Kadri, merhaba.

Kadri Gürsel: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır: Konuşacak çok şey var. Ama önce bir şu Cumhur İttifakı ile başlayalım. Geçen hafta 29 Ekim resepsiyon sorunu yaşandı biliyorsun. Çatlak mı değil mi, ne olacak ne bitecek derken, herhalde aralarında konuşur anlaşırlar dedik. Biraz önce MHP’nin yayın organı Türkgün gazetesi bir şey yaptı sosyal medyada. Diyor ki: ‘‘MHP lideri Devlet Bahçeli Meclis’te, TBMM’de önemli açıklamalarda bulunacak,’’ yarınki grup toplantısı için. Tabii Bahçeli ne söylese önemli de diyebilirsin ama birçok kişi, birçok mecra bunu alarmla verdi, ‘‘bakalım ne olacak, Devlet Bahçeli ne diyecek?’’ diye verdi. Bayağı bir ilgi uyandırdı. Yeni olan bir olay bu. Sıcağı sıcağına bunu biraz konuşalım. Şimdi ne oldu? 29 Ekim’de Bahçeli Anıtkabir’e iki tane kurmayını yolladı. Kendisi gitmedi. Akşam resepsiyona hiç kimse gitmedi MHP’den. Hiç kimse ama, yani temsilen hiç kimse gitmedi. Ki ay başındaki, Ekim başındaki resepsiyonu biliyorsun. Orada her yerde varlardı, Meclis’in açılışında. Ondan sonra bir iddiaya göre Erdoğan’ın İmralı Heyeti’yle yaptığı perşembe günkü toplantı öncesi Erdoğan’la konuşmak istemiş ama Erdoğan randevu vermemiş diye bir rivayet de çıktı. Ve biliyorsun İmralı meselesinde, yani süreç meselesinde Bahçeli’nin en büyük beklentisi bir heyetin İmralı’ya gitmesi. Bunu açık açık dile getirdi ve burada da Erdoğan frene basıyor. Şimdi birazdan onu ayrıca konuşuruz ama birtakım sorunlar var. Ama bir diğer sorun da şu: birtakım emniyetteki bazı açık atamalarla ilgili biliyorsun daha önce de çıktı; paralel yapılanma iddiası ortaya attı MHP’nin yayın organları ve MHP’ye yakın gazeteciler. Şimdi bir valiler kararnamesi olduğu söyleniyor. Orada da sorun olduğu söyleniyor. Ama en önemli husus, daha önce konuştuk; Kuzey Kıbrıs seçimleri. Bahçeli hemen ardından dedi ya, ‘‘Seçimleri tanımasın, Meclis Türkiye’ye katılma kararı alsın’’ dedi. Ama hemen ardından AK Parti sözcüleri, Erdoğan dahil, hiç bunu ciddiye almadılar filan. Şimdi önemli şeyler açıklayacak deyince ‘‘Acaba ne diyecek?’’ oluyor. Benim anladığım kadarıyla ‘‘bu iş bitti’’ falan demeyecek asla. Öyle bir şey olacağı yok. Hatta tam tersine ‘‘her şey yolunda’’ diyecek gibi geliyor bana. Ne dersin? Buradan bir kopuş vesaire bekliyor musun? Umanlar var. Mesela birileri demiş ki: ‘‘MHP ayrılacak, CHP ve DEM Parti ile birlikte bir blok oluşturacak’’ falan. Bana hiç gerçekçi gelmiyor.

Kadri Gürsel: Ya bu ‘‘önemli açıklamalar’’ güzel bir başlıktır biliyorsun. ‘‘Devlet Bahçeli’den önemli açıklamalar’’ veyahut ‘‘şundan ya da bundan önemli açıklamalar’’ diye içinden bir başlık çıkaramayan ama bir şekilde önem atfetmesi gerektiğini bilen bir zamane editörü şimdi böyle başlık atıyor: Devlet Bahçeli’den önemli açıklamalar. Bu herkes için yapılıyor aslında bugünkü internet medyasında.

Ruşen Çakır: Ama bunun mesela hemen birileri tarafından haberleştirileceğini herhalde biliyorlar.

Kadri Gürsel: Öncesinde ‘‘önemli açıklamalar yapacak’’ dediği zaman MHP medyası, yani ne dese bir önemi yok. Yani ne dediğinin hiçbir önemi yok. Açıklama ‘‘önemli açıklama’’ başlığı ile verilecek ve ona önem atfedilecek demektir. Ne derse önem atfedilecek, ki aslında yanlış da olmaz. Çünkü Bahçeli’nin konuşmalarına önem atfetmemek mümkün değil. Hiçbir şey demese de önemli Bahçeli. Hiçbir şey dememesi de önemli Bahçeli’nin. Ondan bile bir sonuç çıkartılabilir. Burada tabii bir anlatı gelişti. Cumhuriyet Bayramı protestosu ile bir mesaj vermek istedi. Fakat mesajın üçüncü taraflar tarafından doğru anlaşılması falan istenmedi pek. O yüzden Kıbrıs hikayesi uyduruldu. Bu da doğrudan MHP mahfillerine, Bahçeli’nin yakın çevresine erişimi olan gazeteciler aracılığıyla yapıldı bu. Yani bu öyle söylendi. İşte Kıbrıs falan yüzünden denildi. Kıbrıs konusunda bir açıklama yapıldı, evet, ama Bahçeli tarafından yapılan bu açıklama son derece sorumsuz bir açıklamaydı. Yani bunun aslında bir mazeret üretimi gibi bir amaca hizmet ettiği çok açıktı, belliydi. Yani bugüne kadar Bahçeli bu tür sorumsuzca açıklamaları çok yaptı. ‘‘Türk-Rus-Çin ittifakı kurulsun’’, ‘‘İsrail’e askeri ültimatom verilsin’’ falan gibi. Bu da onların arasında en sorumsuz olanıydı. Ama ondan sonra aslında mesajın alınıp alınmadığı sorusu var. Verilen bir mesaj verildi. Peki kavga neydi? Bir kavga olduğu kesin. Yani kavga var. Kavga güç ve kudret paylaşımı kavgası. Daha önce kurdukları atipik, asimetrik koalisyon, fiili koalisyon, adına ne dersen de ama normal olmayan bir koalisyondu. Fethullahçılarla kurdukları koalisyonu kastediyorum. O koalisyon güç ve kudret paylaşımında anlaşamadıkları için çöktü ve oradan bir iç savaş patlak verdi. Aynı çöküş ve çatışma paterni, ne diyeyim ona, mimarisi yeniden oluşur mu? Oluşmaz hayır, öyle bir şey olmaz. Çatlak ifadesi kullanılıyor. Cumhur İttifakı çatladı mı? Şimdi çatlak değil de patlak olabilir. Şu anlamda, şöyle; şimdi çatlamış bir lastikle götüremezsin ama patlak bir lastikle yola devam edebilirsin bir süre daha yani. Ve patlak lastiği yamayabilirsin. Çatlamış bir lastiği değiştirmen gerekir filan gibi, yani böyle bir metafor. Çatladı mı patladı mı? Özellikle esasa ilişkin meselelerde bu süreç konusunda mesela ben, MHP ve AKP arasında ciddi ideolojik farklılıklar olabileceği kanaatindeyim. Bu nasıl olabilir diye baktığın zaman Suriye meselesi konusunda, özellikle Suriye’ye yaklaşım konusunda AKP ve Erdoğan’ın ve sarayın Şam yanlısı, özellikle de onların Milli Görüş’ten bu yana gelen panislamist ideolojilerinin bir etkisi veya bir sonucu olarak Şam yanlısı bir yaklaşım içinde olmaları pekâlâ mümkün. Ama ben mesela MHP’nin çok da böyle oradaki işte Ahmed eş-Şara’nın şahsında cisimleşen iktidar yapısının çok da akıbeti hakkında bunların saray kadar dertlendiği kanaatinde değilim. O daha çok bahsedilen orada bir Türk-Kürt ittifakı meselesi var. Ama bu iki, yani bir tarafta Şam ekseni, bir tarafta Türk-Kürt, yani Şam’ın bekası ve Suriye’nin üniter yapısı, bütünlüğü ekseniyle Türk-Kürt kardeşliği diye bir paradigma kuracak olursak, ki bu paradigma şimdi iki tarafta da kuruluyor. Yani en azından söyleniyor, dillendiriliyor. Ahmet Türk’ün açıklaması, aslında Demirtaş’ın yazısında var bu çok net bir şekilde. Ben Milliyetçi Hareket Partisi’nin buna daha mütemayil olduğu kanaatindeyim. Burada bir uzlaşmazlık ortaya çıkar mı? Çıkarsa da bunu çözecek olan hakem taraflar var. Amerika var en başta. Anlatabiliyor muyum? Onun dışında bugün değil ama belki Türk-İsrail ilişkilerinin geleceği açısından da bu yönden bakılabilir. Yani Türkiye-İsrail birbirlerinden gerçekten böyle İsrail özellikle tehdit algılar konumda, işte Gazze’ye Türk askeri istemiyor falan; bu tehdit algısı azalırsa bir şekilde orada durum da yumuşayabilir. Uzlaşmaz bir karşıtlık değil neticede. O yüzden bu sahiplik meselesi var ya, sürecin sahibi kim falan tartışmalarının böyle bir ideolojik ayrım noktasından kaynaklanan bir anlaşamama, bir sanki tam aynı sayfada olamama hâli gibi bir durumu da var. Onu da bir dipnot olarak belirtmek lazım.

Ruşen Çakır: 10 Kasım’da Beyaz Saray’a kim gidiyor? 

Kadri Gürsel: O adam. Haberlerini izliyorsun, beni sorguya…

Ruşen Çakır: Hayır. Şara 10 Kasım’da Beyaz Saray’da öncelikle IŞİD’e karşı mücadele şeyini yapacak ama esas olarak da İsrail’le anlaşma… 

Kadri Gürsel: Cehaletimi mazur gör. Yeni mi geldi bu haber?

Ruşen Çakır: Yok, dün.

Kadri Gürsel: Dün mü geldi? O zaman cehaletimdendir.

Ruşen Çakır: Yok yok, şey değil.

Kadri Gürsel: Gösterdiğim tepki hususunda lütfen…

Ruşen Çakır: Biz çünkü haber yaptık onu. 10 Kasım’da Beyaz Saray’a gidiyor. Daha yeni New York’taydı. Şimdi Beyaz Saray’a gidiyor. Ana gündem IŞİD’e karşı ABD’nin başını çektiği koalisyona dahil olması. Tabii o koalisyona dahil olmak aynı zamanda SDG ile Kürtlerle arasının düzelmesi anlamına gelecek, birlikte yapacaklar. Ama aynı zamanda da İsrail’le anlaşmasının zeminini oluşturmak. Yani Trump resmen onu, biliyorsun daha önce Riyad’da bir buluşmuşlardı, kanatları altına alıyor.

Kadri Gürsel: Ama yani o başından beri öyleydi biraz, öyle gibi gözüküyordu. İngilizlerin de özellikle etkisiyle…

Ruşen Çakır: Ama sonuç olarak Beyaz Saray’da bu kadar hızlı bir şekilde ağırlanıyor olması… Daha düne kadar kafasına ödül konulmuş adamdan bahsediyoruz.

Kadri Gürsel: Evet. Yani zamanlar değişti tabii. Yani burada Amerika aynı zamanda Şam ve Suriye Demokratik SDF, artık şey demek lazım ona aslında, YPG demek daha doğru, arasında bir denge de izliyordu. Burada asıl biraz doğasına bakmak lazım bu koalisyonun. Ha çatlak patlak hikayesi var ya… Bu koalisyon çok eskidi aslında, Cumhur İttifakı. Cumhur İttifakı Türkiye’de otoriter rejimi şu aşamada kurumsallaştırmasa bile kalıcılaştırarak; çünkü otoriter rejimin kurumsallaşması artık oraya doğru gidiyor bu mesele. Ama şu aşamada değil. Fakat 2017-2018’den itibaren Türkiye’de değişimin önünü bir şekilde tıkayarak bu ittifakın da ömrünü sözde uzattı. Ama Türkiye böyle 10 yıllık ritimlerde yaşamıyor, periyotlarda yaşamıyor. Türkiye 4 ya da 5 yıllık periyotlarda yaşıyor. Türkiye’de ittifaklar 4 ila 6 yıl falan sürer. Bütün çok partili hayata geçişimizden bu yana baktığın zaman böyle özellikle de 80 sonrası Türkiye’de değişimin ve kopuşların ve yeniden oluşların 4 ila 6 yıllık periyotlar zarfında cereyan ettiğini görüyoruz. Periyodizasyonu budur. Ama şimdi bu tıkadığı için, yani bu Türkiye’nin doğal ritmini bozdu, kimyasını bozdu ve değişimin önünü kapattığı için iktidar bu ittifakı, bu bloku da kendi içinde eskime ve çürümeye yatırdı. Bir bakıma aslında çoktan değişmesi gerekiyordu bunun. O yüzden çatlakların ya da özellikle de eskidikçe patlakların oluşması çok doğal. Ayrışmaların ortaya çıkması çok doğal. Özellikle de emniyetteki atamalar dedin sen.

Ruşen Çakır: Evet.

Kadri Gürsel: Hayır. Onu şöyle okumak lazım; emniyetteki görevden almalar diye okumak lazım. Atamalar değil. Onlar aslında görevden alma. Yani MHP’li oldukları ve MHP’ye yakın olduklarını da çok da gizlemedikleri, çok aşikar olan bazı kilit konumdaki emniyet görevlilerinin görevden alınmasından söz ediyoruz. Benzer şey MHP’ye yakın valilerin görevden alınması, varsa böyle valiler onlar için söz konusu olacak. Bu aslında şeyi andırıyor bize; Cumhur İttifakı devam ediyordu, ediyor da bugün. Ama mesela bir örnek vermek için söylüyorum, bir benzerlik veyahut bir özdeşlik kurmak için söylemiyorum bunu. Hatırlarsın 2012’de Hakan Fidan’ı almaya kalktıklarında o zaman Başbakan olan Erdoğan ameliyat masasındayken Hakan Fidan’ı almaya kalktılar, yani gözaltına. Tutuklayacaklardı belli ki. Şubat krizi işte, 7 Şubat krizi meşhur tarihimizdeki. Ondan önce aslında başlamış dershaneler bunalımı vardı ve bunlar sürerken, hatta 7 Şubat krizinden sonra bile ittifak sanki o ittifak, iş birliği ayaktaymış, sağlammış gibi iki taraf da o manzarayı vermek istedi. Hatta bu yönde demeçler falan da verildi. Asıl tabii iş 2013’te koptu. O çok daha hızlı gelişti. Çünkü kendine çok güveniyordu o zaman Fethullahçı örgüt; kendi devletlerini kurduklarına veya devletin içinde devlet olduklarına çok kanaat getirmişlerdi. Milliyetçi Hareket Partisi’nin durumu çok farklı. Yani onların doğaları farklı, fıtratları farklı. Ama şey değil yani böyle bir Katolik nikahı değil bu. Öyle bakılmaması lazım. Bu değişir. Artık sonbaharına girmiş bir ittifak diye bakıyorum ben bu ittifaka. Yani içinde patlaklar oluşmuş bir ittifak.

Ruşen Çakır: Şimdi sürece bakalım. Erdoğan’la görüştüler. Olumlu geçtiğini açıkladılar. İki cümlelik bir açıklama. Hiç kamuoyunu ikna etmek falan gibi dertleri yok zaten. Nasıl olsa aramızda hallediyoruz havasında gidiyorlar. Öyle bir şey. Ondan sonra bugün tekrar gitti heyet Öcalan’a, İmralı’ya. Belli ki Erdoğan’la görüşmenin detaylarını aktaracaklar. Bugün Abdulkadir Selvi şey yazdı; Erdoğan sanki yeşil ışık yakmış İmralı’ya bir heyetin gitmesine. Çünkü orada tıkandığı belli oluyor. Ama sanki yeşil ışık gibi değil de sanki sarı, yani henüz daha çok net değil. O hâlâ belli değil. Ama şöyle bir şey var biliyorsun; o meşhur PKK’nın ülke dışına çıktığı açıklamasının ardından yeni bir aşamaya geçildiği söylendi vurgulu bir şekilde. Şimdi yeni aşama bekleniyor. Komisyonun dinlemeleri de bitti. Artık oturup yasal düzenlemeler vesaireler şunlar bunlar yapacaklar ve hızlı bir şekilde bir şeylerin olması bekleniyor. Hızlı bir şekilde bir şeylerin olması ne? Komisyonda birtakım Meclis’e yollanacak bir önerinin hazırlanması. O da muhtemelen devletin ilgili birimleri bu konuda birtakım çalışmalar yapmıştır. Onlar da AKP ve MHP üzerinden komisyona getirilecektir. Onun üzerinden herhalde oturup yasal düzenleme falan konuşulacak ve yıl bitmeden bunun ilk sonuçları gelecektir.

Kadri Gürsel: Bir rapor çıkması…

Ruşen Çakır: İşte rapor çıkacak ama esas önemli olan o yasal düzenlemenin zemininin hazırlanması ve onun önerilmesi meselesi var ve birtakım şeylerin artık olması bekleniyor.

Kadri Gürsel: Öyle her adımını çok titrek, bir adım atmadan önce 40 kere düşünen bir saray iktidarı varken ben açıkçası kısa sürede bu noktalara gelinebileceği kanaatinde değilim. Ayrıca da komisyonun ne işe yaradığı konusunda da ciddi şüphelerim var, bir işe yarayıp yaramadığı konusunda. Şuna yarayabilirdi komisyon; kamuoyunu ikna yönünde, bu sürecin hakikiliği konusunda, yani gerçekten PKK sorununu değil de aslında Kürt sorununu çözmek gibi bir amacının olduğu hususunda. Yani o konuda da komisyon bence işlevsel olamadı bir türlü. Yani bir şey gibi bir işlevi de olamadı, yani DEM’in bir karşı arayüzü gibi bir fonksiyonu da olamadı komisyonun. Şimdi İmralı’ya gitmesi, ‘‘Herkesi dinledik bir de Öcalan’ı dinleyelim’’ demek oluyor. Öcalan biraz nüanslarla falan çünkü çok taraflı olacağı için bugüne kadar işte devletin istihbaratına, artık bilemediğimiz, görüştüğü herkese anlattığı şeyleri bir de komisyona anlatacak. Bu şekilde kamuoyuna mesajlarındaki bilgileri de verecek. Ama konu zaten bir PKK sorununun çözümü zemininde yürüyor aslında başından beri. En başından itibaren. Ve bunu aslında Öcalan da ilan etti, bunun böyle olduğunu. Bunun böyle olduğu ilan edildiği içindir ki çok büyük bir anlam ve önem atfetmek gerekmiyor. Kürt sorununun çözümünü beklemiyoruz. Taraflar zaten şu aşamada iki taraf da bence Kürt sorununun çözümünün beklenmemesi hususunda mutabık. Ben öyle görüyorum. Arada bir zımni mutabakat var aslında. Bütün konunun gelip takıldığı, orada işte düğümlendiği yer Suriye meselesi. Suriye meselesinin çözümünde işler giriftleşiyor, karmaşıklaşıyor. Çok bilinmeyenli, çok faktörlü bir denkleme dönüşüyor. Yoksa Türkiye açısından konu çok basit bir yerde. Ama Suriye’de herhangi bir mesela şu aşamada bir iç çatışma vesaire yok ama ileride olduğu takdirde bundan Türkiye’deki süreç ciddi şekilde etkilenir. Gerçeği görmek lazım. O bakımdan tarafların, yani Demirtaş’ın belki etkisine ve yazısına gelebiliriz.

Ruşen Çakır: Mesela ondan önce bir şey söyleyeyim; Suriye demişken yeni Suriye büyükelçisinin kim olduğunu biliyor musun? Onu da bilmiyorsun.

Kadri Gürsel: Türkiye’nin yeni Suriye Büyükelçisi…

Ruşen Çakır: Evet.

Kadri Gürsel: Yeni bir atama mı yapıldı?

Ruşen Çakır: Evet.

Kadri Gürsel: Hayır bilmiyorum. Başka var mı?

Ruşen Çakır: Nuh Yılmaz.

Kadri Gürsel: Nuh Yılmaz. Bu büyük bir şey. Neticede istihbaratçı geçmişi bilinen…

Ruşen Çakır: İstihbaratçılıktan Dışişleri Bakan Yardımcılığına, şimdi de büyükelçiliğe… Ama daha öncesinde de gazeteci.

Kadri Gürsel: Ama uygun yani. Hiçbir zaman gazeteci olarak görmedim kendisini. O dönemde medyada aktifken, medyada kendisine görev verilmişken tanışmıştık. Yani bir şekilde bazı toplantılarda ve yayınlarda vesaire ama kendisini hiç gazeteci olarak görmedim. Bence uygun bir atama. Bir de tabii Hakan Fidan’a da çok yakın, çalışma arkadaşı.

Ruşen Çakır: Evet. Zaten önemli olan o. Evet, şimdi Selahattin Demirtaş meselesi…

Kadri Gürsel: Hakan Fidan hakkında söylenenler…

Ruşen Çakır: Ne söyleniyor?

Kadri Gürsel: Hakan Fidan şey, Erdoğan sonrası kavgaları, ayak oyunları vesaire. Müstakbel gelmekte olan fetret devri açısından Hakan Fidan’a atfedilen bir rol var. Eğer bu açıdan da böyle spekülatif düşüncelerle bakacak olursak bu da Hakan Fidan açısından önemli bir gelişme, bunu yapabiliyor yani. Çok yakın çalışma arkadaşının Şam’a büyükelçi olarak atanmasına onay alabiliyor. Sarayın onayı olmadan olmaz bu atama çünkü.

Ruşen Çakır: Tabii. Demirtaş… Ben o konuda çok konuştum. Anladığım kadarıyla söylediklerim DEM Partililerin çok hoşuna gitmemiş.

Kadri Gürsel: Soru gelecek mi? Var mı bir soru bana bu konuda?

Ruşen Çakır: Efendim?

Kadri Gürsel: Ne sorsan bilemiyorum.

Ruşen Çakır: Hayır canım, yazıyı okudun herhalde.

Kadri Gürsel: Yazıyı okudum.

Ruşen Çakır: Ben şunu söylüyorum; yani ben bu konuda yorumlar yaptım ve DEM Parti çevresi rahatsız olmuş anladığım kadarıyla. Aramızda sorun yok falan diyor ama bir sorun olduğu muhakkak; çözülmüştür belki sorun ama o yazı bana Öcalan değil de DEM Parti eleştirisi gibi geldi esas olarak. Orada hatta adını vermeden Pervin Buldan’ı falan işaret ediyor, hani televizyon yayınlarında şöyle yapmak böyle yapmak falan diye. Ve çok ilgi uyandırdı. Yani Selahattin Demirtaş konuşunca ilgi görüyor.

Kadri Gürsel: Evet. Demirtaş arka plana atılamayacak kadar önemli bir şahsiyet, bir politik figür. Ve DEM Parti’nin, işte eski HDP’nin — ben hep arada bir HDP diyorum, dilim sürçüyor — DEM’in bir Türkiye partisi olma hedefi, eskiden vardı böyle bir hedef, bugün artık başarılamayacağı görüldüğü için zannetmiyorum olduğunu. Bu hedefi gerçekten somutlaştırabilen ve hedef doğrultusunda ilerleme sağlayabilen yegâne kişi. Ama şimdi legal Kürt partisinin, öyle diyelim adına, Demirtaş’ın 9 yıldır cezaevinde olmasını pek de dert etmediği kanaatindeyim. Bunun iki faktörü olabilir. Zaten Kürt hareketi mensuplarının on yıllarca cezaevinde yatmasını kanıksamış bir harekettir. Böyle bir siyasi kültürleri var. Bu konuda bir yerde uğradıkları muamelenin kanıksanması ve bu sorunla birlikte yaşayabilme yeteneğini geliştirmeleri söz konusu. Bu olumlu tarafı bakışın, yani iyi niyet veya naif tarafından böyle görülebilir. İkincisi ise asıl bence önemli olan o; yani DEM ve HDP başından beri, yani Demirtaş’ın hadisesinden bu yana gelişen değişen duruma göre bakınca çok da aslında Demirtaş’ın dönmesini, aktif rol almasını istemiyor bence. O yüzden de çok da dert etmiyorlar. Ben Demirtaş’ın serbest kalması konusunda çok istekli ve arzulu olmayanlar arasında İmralı’nın da bulunduğu kanaatindeyim. Yani İmralı da kendisi çıkmak istemediğini belirtmiş ya, onu da dışarıda görmek istemez. Çünkü bugün bir üçgen var, hadi ona dörtgen diyelim; İmralı, DEM, hatta beş köşe diyelim ona, Kandil, MHP ve saray, Bahçeli ve Saray. Burada böyle bir mimari oluşmuş durumda. Demirtaş’ın aslında sırf özgül ağırlığıyla dahi bugün kurgulanmış olan, kurgulanmak istenen veya parametreleri aşağı yukarı belli olan oyunda ne gibi bir değişiklik yaratabileceğini gördük o yazıyla. Önerdiği şeyler aslında doğrudan sorunun özünü işaret eden şeyler, yani ‘‘güven arttırıcı önlemler’’ diyor. Fakat o söylediklerinin, yani Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden 2015’ten sonra iyice açılan çatışma döneminden sonra açılan yarığın tekrar kapatılması için önerdiklerinin hayata geçmesi için de PKK sorununun bir hâl yoluna girmiş olması lazım. Barışçı şekilde hâl yoluna girmiş olması gerekiyor. Şu aşamada var mı böyle bir şey? İşte sembolik adımlar var. Sahadaki durumu teyit eden sembolik adımlar onlar ama. Sahada durumu değiştirmiyor. Asıl işin, yani çatışmanın sahası Kuzey Irak’tı. Şimdi orada bir sakinlik, sükûnet hâkim. Belki tek değişiklik bu, önemli bir değişiklik. Ama baktığın zaman Selahattin Demirtaş’ın bu konuyu bağlamlaştırdığı nokta ile şu an işte Kürt partisi ile İmralı ve saray ve istihbaratlar, ne dersen yani, mevcut ekosistem içinde konunun bağlamlaştığı nokta çok farklı noktalar. Aynı noktalarda değil, aynı sayfada değiller yani. Orada zaten Demirtaş aynı sayfada olmadığını bu ekosistemle bence belirtmek istemiş. Bir de bana göre Demirtaş bir varlık gösterisi yapıyor. Aslında o yazı bir manifesto. Şey demek istiyor bence orada: “Kolay lokma değilim” demek istiyor. Bence öyle demek istiyor.

Ruşen Çakır: Bana gelen şu; ‘‘Bunu yapıyorsunuz, iyi güzel ama bu olayın toplumsal boyutu eksik. Bunu da ben yaparım’’ diyor. Yani diğerini reddetmeden…

Kadri Gürsel: O zaman beni çıkarın demek bu.

Ruşen Çakır: Tabii tabii. Beni çıkarın demek ve herhalde yakın bir zamanda çıkması bence muhtemel. Orada da şöyle bir sorun var, çok ilginç.

Kadri Gürsel: Bakalım yani, göreceğiz. Duyumlara da çok fazla ben gerçeklik atfedemiyorum.

Ruşen Çakır: Bak, orada da şu var; Demirtaş’ın çıkmasını kim istiyor şu anda? Bahçeli istiyor. Ve ilginçtir Bahçeli ilk yaptığı açıklamada Ekim başında DEM Parti ve İmralı deyip Kandil ve Edirne demişti ve Demirtaş’ı karşısına almıştı. Ama sonra bir şeyler oldu ve Demirtaş’la MHP arasında anladığım kadarıyla bir kontak kuruldu ve karşılıklı olarak birbirlerine yaptılar ya; uzun ömürler diledi vesaire yaptı. Hatta Bahçeli’nin Demirtaş’ı aradığı söylendi telefonla falan. Anladığım kadarıyla şu aşamada Bahçeli yani MHP Demirtaş’ın çıkmasını istiyor ama MHP yine aynı şekilde komisyonun kurulmasını istiyordu, Erdoğan geciktirdi. MHP İmralı’ya gidilmesini istedi. Ne kadar zaman oldu değil mi? Önce Feti Yıldız, sonra Bahçeli grup toplantısında söyledi, hâlâ gitmedi. Yani MHP’nin istemesinin bir anlamı var ama MHP’nin istediği şeyleri Erdoğan genellikle geciktiriyor.

Kadri Gürsel: Şimdi burada programın başında dile getirmeye çalıştığım, dillendirmek istediğim noktaya da biraz gelmiş oluyoruz. Hani o ideolojik farklılık vardır muhtemelen diye konuşulmayan şeyler olduğu için bunlara bir atıf ancak yapmak mümkün. Çünkü MHP mahfilinden yahut da saray mahfilinden birileri çıkıp da “biz şu konuda şöyle düşünüyoruz, onlar böyle düşünüyorlar” demedi bugüne kadar veyahut iki tarafı mukayese etmemize imkân verecek metinler ortaya çıkmadı, konuşmalar ortaya çıkmadı. Dolayısıyla benimkisi sadece atıf. Ama önemli; şu açıdan önemli: Sen Demirtaş’ın çıkmasını isteyen Bahçeli dediğinde bağlam Şam eksenli bir Suriye yaklaşımıyla Türk-Kürt kardeşliği ya da siyasete bunu uyarlayacak olursak Türk-Kürt ortaklığı, yani Ortadoğu’da bir Türk-Kürt ortaklığı mikyasından ya da ölçüsünden konuya bakan bir yaklaşım. Milliyetçi Hareket Partisi veya Bahçeli’nin yaklaşımı Selahattin Demirtaş’ın yaklaşımıyla büyük oranda örtüşen bir şey. Öcalan da bundan bahsediyor ama Öcalan’ın bahsettiği nokta… Öcalan Şubat deklarasyonunda, 27 Şubat açıklamasında PKK’nın soğuk savaş şartlarında kuruluşunda Sovyetler Birliği’nin inisiyatifi olduğunu zımnen ilan ederek PKK’yı bir soruna dönüştürdü kendisi açısından da ve çözülmesi gereken bir sorun olarak PKK ön plana çıktı orada. Yani, ‘‘PKK kendini lağvetmelidir. Çünkü zaten zamanın gerisine düşmüştür. Zamanla irtibatını yitirmiştir’’ vesaire. ‘‘Kuruluşu ve tarihi itibarıyla…’’ falan dediğinde zaten o konuda o defter kapandı. Yani orada o ideolojik bir şey, yani istifa etti oradan o. Gerçekle yüzleşti ve orada ideolojik bir makas değişikliği var. Şimdi burada Selahattin Demirtaş konusu gerçekten gördüğüm kadarıyla önümüzdeki dönemde çok daha sık gündeme gelecek ve tartışılacak bir konu. Selahattin Demirtaş nasıl var olacak? Nerede var olacak? Bir misyon ve işlev görecek mi? Ben Selahattin Demirtaş’ın son kertede Öcalan’la çok farklı düşünüyor olabilseler dahi bu farklılığı dillendirecek kadar ileri gideceğini hiç zannetmiyorum. Asla öyle bir şey olmaz. Selahattin Demirtaş zeki ve uyanık bir siyasetçi. Yani öncesinden tanıdığım Selahattin Demirtaş öyle. Hapse girmeden önce zeki ve uyanık bir siyasetçiydi. Tabii burada asıl bir de Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş ve birkaç başka isme karşı beslediği kin var. Duygusal faktör var. O nasıl aşılacak? O da ayrı bir soru işareti ama galiba çözülebilecek en kolay sorun o. Fakat o bir sorun olageldi bugüne kadar, Erdoğan’ın duygulanımı. Bugün Osman Kavala mesela 8 yıl oldu.

Ruşen Çakır: Özgür Özel çıkacağını söylüyor.

Kadri Gürsel: Eğer Avrupa ile 19. yüzyıldaki Kırım Harbi şartlarının bir benzeri, onun jeopolitik şartlarının doğurduğu, zorladığı bir ittifak modeli oluşacaksa Amerika’nın dışında kaldığı falan; Avrupa’nın güvenliği ve bizim coğrafyamızın güvenliği açısından bunun birkaç küçük jesti olması lazım. Yani nasıl PKK Türkiye’ye jest yapıyor, 36 tane Kalaşnikov’u, Bixi’yi falan yakıyor. İşte olmayan militanları, elemanları için ‘‘buradan çektim’’ falan diyor, neyse işte, bu da artık zaten Osman Kavala’nın uzun süren mahpusluğu siyasi anlamda iktidarın ne amaç ettiyse, ne umduysa bundan bunu birçok kez karşılamış olsa gerek. 8 sene…

Ruşen Çakır:  Evet, artık o dönem kapandı yani.

Kadri Gürsel: Yani bitti, kapandı artık. Bu insanı daha fazla içeride tutarak kendisine ve ailesine zulmetmeye hiçbir gerek yok. Ben yıllardır söylüyorum bunu ama işte burada maalesef kişisel faktör çok belirleyici olabiliyor.

Ruşen Çakır: Evet Kadri, toparlayalım. Aslında Gelecek ve DEVA partilerinin geleceğini de konuşmak ilginç olabilirdi ama istersen…

Kadri Gürsel: Yok yok konuşalım. Çok kısa çünkü. Gelecek ve DEVA Partilerinin geleceği yok. Ancak ve ancak bu figürler AKP’de kendilerine bir gelecek sunulabilirse, yani bir malikane gibi düşün; bir odada bunlara ya da müştemilatta bunlara da bir yer verilir. Yani yerler içerler. Siyaseten söylüyorum; ısınırlar, karınları doyar falan ve varlıklarını parlamento üyesi olarak devam ettirirler. Ama anca o kadar. Çünkü zaten şu an %1 ne kadar?

Ruşen Çakır: Olur mu? Ali Babacan diyor ki “Biz 15 milletvekilini DEVA Partisi seçmeninin oylarıyla aldık” diyor.

Kadri Gürsel: Öyle mi diyor?

Ruşen Çakır: Evet.

Kadri Gürsel: Siyasetçi diyebilir bunları.

Ruşen Çakır: Evet, ‘‘Hafta Başı’’nı burada noktalıyoruz. İzlediğiniz için teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.