Orhan Miroğlu: “AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez”

Eski AKP Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu ile Kürt meselesinin dünü ve bugünü, AKP–Kürt seçmen ilişkileri, çözüm süreçleri, Suriye’deki gelişmeler ve Türkiye siyaseti üzerine konuştuk.

Röportaj: Emir Berke Yaşar

Orhan Miroğlu: "AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez"
Orhan Miroğlu: “AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez”

Öne çıkan başlıklar:

  • Orhan Miroğlu, AKP’yi ‘merkez sağdaki ilk Kürt partisi’ olarak tanımlıyor ve Kürt seçmenin AKP’yi keşfetmede zorlanmadığını vurguluyor.
  • AKP, Kürt meselesini sahiplenen bir parti olarak, Kürtlerin meşru hakları için bir mücadele alanı oluşturdu.
  • İstanbul seçimlerinin kaybedilmesi, AKP ile Kürt seçmen arasındaki kopuşun önemli bir başlangıcı oldu.
  • Miroğlu’na göre, Kürt-Türk ilişkilerinde yeni bir stratejiye ihtiyaç var; aksi takdirde Kürtler kendi siyasi tercihlerini oluşturmak zorunda kalabilir.
  • Suriye politikası ve Kürtlerle olan ilişkilerin geleceği, Türkiye’nin tavırlarına bağlı olarak değişecektir.

25. ve 26. dönem Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Mardin Milletvekilliği yapan gazeteci-yazar Orhan Miroğlu, AKP’yi “merkez sağdaki ilk Kürt partisi” olarak tanımlıyor.

AKP’nin tarih sahnesine çıktığı dönem, merkez sağ ve sol partilerin Güneydoğu’da tabela partisi halinde olduğuna işaret eden Miroğlu, o dönem AKP’nin bölgede HEP geleneğinden gelen partilerle beraber farklı bir seçenek olarak belirdiğini ve Kürt seçmenin bu seçeneği keşfetmede çok zorlanmadığını vurguluyor.

AKP’nin yola çıktığı dönem, Kürt meselesini sahiplenen, inkar süreciyle Türkiye’yi yüzleşmeye davet eden, AB sürecinin Kürt meselesi için sağlayabileceği kolaylılıkları görebilen ve Özal’dan mirasla Erbil’le ilişkileri güçlendiren hareket olduğunu savunan Miroğlu, “İlk kez merkez sağda yer alan bir parti Kürt partisi haline geliyordu ve doğrusunu isterseniz ne Kürtler ne AK Parti’yi kuranlar ne genel başkan Erdoğan bundan rahatsızlık duyuyordu. Tersine bu misyon toplumsal bir memnuniyetin sebebi haline gelmişti. Kürtler’in kendi meşru hakları uğruna yüzyıldır sürdürdüğü mücadele AK Parti politikalarının sonucu olarak daha da meşrulaştı, konuşulmayan tartışılmayan bir şey kalmadı” dedi.

İşte Orhan Miroğlu ile röportajımız:

“HDP ile arasındaki fark sadece 60 bin oy kadardı”

  • AKP iktidarının ilk yıllarından bugüne doğru baktığımızda, bölgede Kürt siyasi hareketiyle ilgili gözlemleriniz neler?

AK Parti’yi diğerlerinden ayıran şeyler özetle bunlardı. Kürt seçmenden daha girdiği ilk seçimde hatırı sayılır bir destek gördü. 2007 seçimlerinde Diyarbakır’da HDP ile arasındaki fark sadece 60 bin kadardı. Bugün ise bu fark yüzbinlerle ve AK Parti’nin aleyhinde bir sonuç olarak ölçülüyor

İlk on yıl, PKK’nin kontrol ettiği Kürt hareketinde bir yol ayrımına gelindiği dönemlerdi. Öcalan silahlı mücadelenin sonuna gelindiğini ve PKK’nin program ve yöntemlerinin miadının dolduğunu ilan ediyordu, muhatap arayışı içindeydi. O muhataplığa AK Parti talip oldu. Oslo görüşmeleri önemli bir başlangıçtı ama içerden sabote edildi, sonra ilk çözüm süreci. O da hendek stratejisi ve Suriye’de özerklik paradigmasına çarptı, binlerce cana mal oldu ve derin kırılmalar yarattı. ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ sloganıyla HDP tarihi bir hata yaptı. Bedelini bugün hem Kürtler hem Türkiye ödüyor. Bu hata, Kürt meselesine çözüm arayışlarının yaşandığı, iklimin hiç bir dönemde olmadığı kadar elverişli olduğu bir süreçte hayata geçirildi. 

Öcalan’ı Rojava’da özerklik inşasına ikna ettiler. PKK’nin özerk bölge kurması fena bir fikir gibi görünmedi Öcalan’a. Rojava, Arap aşiret liderlerinin eş başkan olduğu özerklik inşasından tutun da SDG’nin kuruluş felsefesine varıncaya kadar Rojava, Öcalan’ın tavsiye ve düşünceleri doğrultusunda kuruldu. Arap Aşiretlerinin odalarında asılı Esat’ın fotoğrafları indirildi yerine Öcalan’ın fotoğrafları asıldı. İmralı notlarını okuduğunuzda, sanki görüşmelerin çözüm süreci için değil de Suriye’de özerklik için gerçekleştiğine inanabilirsiniz. Oysa Suriye’de öngörülebilir bir gelecek yoktu. 

“İstanbul seçimlerinin kaybedilmesi gelişmelere tuz biber kattı”

2015 seçimleri hem AK Parti hem HDP için bir dönüm noktası oldu. Kobani’nin IŞİD tarafından kuşatılması sırasında Türkiye kapıları açmasına rağmen ağır ve hak etmediği bir fatura ödedi. AK Parti seçimlerde iktidar çoğunluğunu kaybetti. Bütün bu gelişmeler AK Parti’de beraber yol yürümeye karar verdiği bir siyasi hareket tarafından ihanete uğrama hissiyatı yarattı. Kürt meselesinde yapılamayan reformlara imza at, İmralı üzerinden çözümü ara ve karşılığında iktidardan ol! AK Parti’nin Kürt meselesinde ihtiyat çıtasını yükseklere taşıması sanırım böyle başladı

Darbe girişiminden bir yıl sonra Kürdistan’da yapılan bağımsızlık referandumu Türkiye’de büyük rahatsızlık yarattı. Türkiye sert bir tutum aldı ve kadim korkular süreci esir aldı. Mardin’de Kürtler “bizi Kürdistan’a mı kovacaksınız” diye soruyordu. Referanduma karşı yoğun diplomasi yürütüldü. Bir istişare toplantısında Cumhurbaşkanımızdan randevu talep ettim ve sert tutumun Erbil’le dostane ilişkilere zarar vereceğini söyledim. İtiraz etti, kızgındı; yapılan yardım ve destekleri anlattı. Referandumun zamanını sorguladı. Ben ise bu yaklaşımın ilişkilere zarar vereceğini, aksi halde Erbil’in yeni bir Kobani olabileceğini ifade ettim. Görüşlerime katılmasa da dinledi. Sonraki grup toplantısında Başbakan Binali Yıldırım’ın Erbil’le ilişkiler konusunda daha olumlu ve dostane mesajlar vermesi önemliydi.

İki yıl sonra İstanbul seçimlerinin kaybedilmesi gelişmelere tuz biber kattı. Seçimlerden önce Cumhurbaşkanımızın başkanlığında yapılan son MKYK toplantısında, Kürt seçmenin desteğini alabilmek için temsile önem verilmesi gerektiğini anlatan 28 sayfalık bir rapor sundum. Bildiğim kadarıyla seçimler bağlamında sunulan tek siyasi rapordu. Raporu özetledim, Cumhurbaşkanımıza takdim ettim. İlgiyle karşıladı, ilgili arkadaşlara sorular sordu. Maalesef gereği yapılmadı. Kürt meselesinin özünün siyasi temsil ve eşitlenme olduğuna inanıyorum.

AK Parti bunun gereğini yapacak güçte bir parti. Tarihte ilk kez Kürtler’in kitlesel anlamda partisi olmayı başardı. Siyasi tecrübesi ve dış politikadaki konumu onu diğer partilerden ayırıyordu. CHP’nin mazisi ise bu konuda iyi bir tablo sunmuyor; hafızası zayıf ve travmalarla dolu. Yine de CHP’de bir gayret var ve Kürt oyuna talip. Fakat Kürtler’in oyunu istiyorsanız aynı politikalarla devam edemezsiniz. CHP temsilde AK Parti’den geride olsa da Kürt aktörlere alan açıyor, ancak geçen yüzyılın tartışmalarından kopmakta zorlanıyor

İstanbul seçimleri AK Parti’yle Kürt seçmeni arasındaki kopuşun en önemli başlangıcı oldu. Öcalan’dan alınan mektuptan AK Parti’deki Kürt siyasetçilerin haberi olmadı; durumu gazetelerden öğrendik. Akıl almaz bir hataydı. 2023’te tablo daha da kötüleşti. Partide Kürt siyasi temsili görünür biçimde geriledi. Korunan temsiliyette liyakatın yerini başka kriterler aldı. Beş milyon Kürd’ün yaşadığı İstanbul’da seçim listeleri dar ve kapalı grupların mesaileriyle oluşturuldu. Temsil hak getire.

Orhan Miroğlu: "AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez"
Orhan Miroğlu: “AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez”

“Erbil’in de Rojava’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var”

  • Sizce AKP’ye yeni bir strateji lazım mı?

Kürt-Türk siyasi ilişkilerinde fikirleriyle aldıkları tavırlarla önemli rol oynayan aydınlar, yazarlar el değiştiren medyada ve İslamcıların yönettiği medyada birer birer tasfiye edildi. Bundan sonra nasıl seyreder tahmin edilemez. Ama Terörsüz Türkiye konusunda neleri başaracağına bağlı olacak bir çok şey. AK Parti’ye tabi ki yeni bir strateji lazım. Bunu parti içinde savunacak kimse kaldı mı bilmiyorum, ama en çok konuşması gereken ve partide hala aktif Kürt aktörlerin de suskun kalmaları durumun pek de değişmeyeceğini gösteriyor.

Sonuç ne olursa olsun, Kürtleri merkez sağ ve solda tutma ya da Kürtler’in bu alanlardan yana siyasi tercihlerde bulunmaları belki de yarın daha da zor hale gelebilir. Kürtler’in kendi başlarının çaresine bakmaya zorlanacağı bir siyasi sürecin içinde bulabiliriz kendimizi. Bu durumda HDP yegane adres haline gelir. Ama orda da kafa karışıklığı var. HDP ve Öcalan eleştirileri tarihte olmadığı kadar çok güçlü. DEM Parti’yi Kürtler bir muhasebe yapmaya davet ediyor, davete icabetin ne ölçüde olacağını göreceğiz.

Öte yandan Kürt milliyetçiliği bir reddiyeler bütünlüğü içinde gelişiyor gibi. Siyasi ayrışma bunun içinde. Bir Kürt milli partisi tahayyülü var, zayıf bir ihtimal gibi görünüyor. Ama olmaz da denilemez, Kürt siyaseti birçok şeye gebe. Kişisel görüşüm şu ki, siyasi sosyal entegrasyon, burada ve Türkiye’de ayrışmayı değil, daha fazla ve daha güçlü siyasi birlikteliği dayatıyor. Erbil’in de Rojava’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. 

Milliyetçi parlamalara rağmen Türklerle Kürtlerin siyasi münasebetlerinde sert kopuşların olacağı inancında değilim. Kürtlerle Türklerin ilişkileri, Kürt-Arap ve Kürt- Fars ilişkilerinden farklı. Ulusal içe kapanma ve demokrasiden uzaklaşma eğilimleri dünyada yaygınlaştı. Olumlu siyasi gelişmeler olmazsa, yüzyılın yarattığı yenilgi psikolojisinden kurtulmak Kürtler için kolay görünmüyor.

50 milyon civarında bir halk olan Kürtler için bugün ABD ve Avrupa’da “Kürtleri Koruma Yasasından” söz edilmesi bile çok onur kırıcı! Bir halk kendi vatanında ve kimden korunacak, soruya cevap kolay değil! Nesli tükenmiş Kızılderililer için var mı ya da kaldı mı böyle bir yasa bilmiyorum, ama Kürtler için telaffuz edilmesi bile insanın içini burkuyor! 

Yakın geçmişte örneği var, Kobani, Rojava hadisesi Türk- Kürt ilişkilerinde belirleyici olacak gibi görünüyor. Rojava’da olup bitenler sadece AK Parti’li ve DEM’li Kürtler’de değil bana kalırsa bütün Kürtler arasında hayal kırıklığına ve duygusal bir kopuşa yol açtı. “Ne yaparsak yapalım yeniliyoruz” hissiyatını iyi analiz etmek ve sebepleri üzerinde durmak lazım. Bu da Kürt anasını görmesin anlayışıyla gerçekleşemez! Şam ve SDG arasında imzalanan anlaşmanın sahadaki uygulama ve sonuçlarının, AK Parti’nin Kürt seçmenle ve DEM’le ilişkilerine yansımaları olacaktır. Öcalan’ın pozisyonu da aynı şekilde önemli olacaktır. AK Parti’den beklenen anlaşmanın uygulanması için katkı sunmasıdır. İslami kesimden kimi yazar ve aydınların Suriye ve IKBY için ileri sürdüğü fikirler ve kapıldıkları zafer sarhoşluğu hem AK Parti’nin politikalarını hem Kürtlerin AK Parti’yle alakalı tutumlarını derinden etkiliyor. Bunun sonuçlarını siyaseten ilk seçimlerde görmek mümkün olacak diye düşünüyorum.

“Şara bir şey vaat etmiyor”

  • Türkiye’nin Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz ve sizce Türkiye nasıl bir tutum izlemeli?

Türkiye’nin Suriye’de Kürtler adına inşa edilecek özerk bir yönetime daha başlangıçta karşı olduğu biliniyordu. İlk çözüm sürecinde bu durum tartışılmış ve Erdoğan’dan net bir itiraz gelmişti, Türkiye’nin Suriye politikasını bu tutum belirledi. Türkiye’den bu yönlü beklentiler gerçekçi değildi. Ama SDG ısrarcı oldu, ABD politikalarına güvendi. Suriye şiddete başvurunca kimse yeni bir savaşı göze alamadı, kaldı ki ABD de istemezdi böyle bir şeyi. Çünkü bugünkü Suriye’de kurulan yeni düzenin Kürtler olmadan kurulabilme ihtimali çok zayıftı. Bu gerçeği Türkiye’nin görmesi isteniyordu, Şara’nın Kürtler’le anlaşmasını kolaylaştıran bir dış politika bizdeki çözüm sürecine de katkı sunabilirdi. Ama bu olmadı. En büyük sebep, Türkiye’nin özerklik talebine karşı olmasıydı. Böyle bir sonucu milli güvenlik riski olarak gördü. Ben dahil bir çok Kürt aydınının gönlünden geçen Kürtlerle Türkiye’nin karşı karşıya gelmemesiydi. Türkiye’nin bundan sonraki tutumu anlaşmanın sahadaki uygulamalarına bağlı olarak değişimler yaşayacaktır diye düşünüyorum.

Şara bir şey vaat etmiyor. Kürtler bu düzenin içinde nasıl varolacak sorusuna cevap arıyor, ama cevabı Kürtlerle masaya oturarak bulabileceğini görüyor. ABD ve Erbil yönetimi Şara’ya bu konuda yardımcı oluyor. Yardımın Türkiye’den gelmesi daha anlamlı ve değerli olurdu.İş, Şara’nın Kürtlere vaad edeceği manzumeleri aşıyor, çok aktörlü girift bir siyasi süreç olarak yürütülüyor. Ama sürecin Şam’daki muhatabı elbette Şara.

Orhan Miroğlu: "AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez"
Orhan Miroğlu: “AK Parti, içinden yükselen Neo-İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez”

“Özgür Bey’in ırkçı tutumlara karşı yaptığı açıklamalar değerli”

  • Sizce AKP milliyetçileşti mi ve CHP Kürtler’e ne vaat ediyor? 

15 Temmuz sonrası milliyetçilik adeta yeniden keşfedildi. AK Parti’nin kuruluş paradigmalarının bu iklimden etkilenmemesi ve yola kuruluş felsefesiyle devam etmesi mümkündü, ama tercih farklı oldu. Milliyetçi alan genişledi, ama bu alanda AK Parti’nin payına düşen bir şey olmadı. Şehirli milliyetçi dalgayı bugün temsil eden partilerin hiç birinin yüzü AK Parti’ye dönük değil. Milliyetçilik güçlenince, AK Parti’nin periferisindeki aydınlar ümmetçiliğin ağır bastığı, Avrasyacılığı güçlenmiş, Batı karşılığı zirve yapmış Neo- İttihatçı fikirlere savruldular. AK Parti’yi Orta Doğu’da olmayacak maceralara davet ettiler. Orduyu operasyona süpürme harekatı gibi 90’lı yılların sonuç vermeyen yöntemlerine sokmak istediler. Sonuç verse kırk yıl sonra Öcalan’ın hücresinin kapısı yeniden çalınmazdı-söylemleri tedavüle soktular.

Suriye ordusunun Erbil’e de girmesi gerektiğini söylediler. 90’lı yıllar dahil, böyle örgütlenmiş ve Kürt düşmanlığı üzerine inşa edilmiş bir ırkçılık görmedim. Bu ırkçılık PKK-SDG’den Kürtleri ve ümmeti kurtarmak adına tedavüle sokuldu ve devletin hizmetine sunuldu. Kabul edilmediğini görüyorum, kabul edilseydi bölge cehenneme dönerdi! Enfal suresini hatırlatanlardan tutun da Halep’teki iki Kürt mahallesine dönük kuşatmayı Küdüs fethinin başlangıcı olarak görenler bile oldu. PKK ve SDG’nin geçmişi üzerinden Kürtler’in şeytanlaştırıldığı, AK Partili Kürtlerin dahil “kripto Kürtçü” ilan edildiği bir süreç yaşadık. 

CHP’nin ırkçı dalgaya karşı kendini koruma çabalarını hatırlamak önemli. CHP bir konferans düzenledi. Biraz görüntüde kaldı. Özgür Bey’in ırkçı tutumlara karşı yaptığı açıklamalar değerli olmuştur. Beklentileri Kürtlerle AK Parti arasındaki soğumanın derinleşmesi üzerineydi, ama Suriye’deki gelişmeler bu mesafenin süreç içinde kapanmaması gerektiğini çok gerekli kılıyor. Suriye sürecinin başarısı önemli oranda Türkiye’ye bağlı. Bu da AK Parti ile Kürtlerin ilişkileri bakımından yeni şeylerin söylenmesini ve düşünülmesini gerektiriyor. Kimsenin kafasına göre takılamayacağı, gerçeği hatırlatan tarihi ve şartlar söz konusu. AK Parti kendi içinden yükselen Neo- İttihatçı akıma ayar vermeyi daha fazla ihmal edemez.

“İkra hemşirenin saçını ördüğü için meslekten uzaklaştırılması yanlıştı”

Saçını ören hemşire gözaltına alındı. Bir tweet attınız, sizce Türkiye’de Kürtler 2.sınıf yurttaş mı? 

Halep’teki operasyonlar sırasındaki insanlık suçları karşısında Kürtler suskun kalmadı. Yaşananlar elbette ulusal tepkilere yol açar, bir halk bunu onur kırılması olarak yaşar. Türkiye’de de böyle hissedildi. Kürt kadınları protesto başlattı. Haklıydı insanlar. İkra hemşire görevinden alındı. Bu yanlış. Kürtler kaçıncı sınıf görülüyor, daha da önemli olan bir halkın inkar edilmesi. 

İnkâr o kadar derin ki, kadınların saçlarını örme adeti bile eski bir Türk geleneği olarak sunulabiliyor. Ellerinden gelse bunu Kürt kadınlarına yasaklayacaklar. İnkarla mücadele için eğitim müfredatımız, tarih ve coğrafya ders kitaplarımız yeniden yazılmalı. Devletin kültür ve sanat kurumları Kürt kültürüne sahip çıkmalı ve eşitliği gözetmelidir. Samimiyetin test edildiği bir dönemden geçtiğimizi unutmamalıyız.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.