İSTANBUL (Medyascope) – Socrates Dergi’de yorumculuk yapan gazeteci Mehmet Demirkol, “Manşet Arkası” yazı dizisine konuştu. Demirkol, bugünkü geleneksel medyanın serbest piyasa kurallarının dışına çıkarak rekabet ve verimliliği kaybettiğini belirtirken geleneksel medyada izlenme oranlarındaki düşüşe de dikkat çekti. Demirkol, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumu da değerlendirdi.

“Manşet arkası” yazı dizisinin 3. bölümünde Mehmet Demirkol ile geleneksel-dijital medya dönüşümünü ve futbolun içinde bulunduğu hali konuştuk.
Geleneksel medyanın bittiğini söyleyen Demirkol, serbest piyasa kurallarının işlememesi, rekabetin olmaması ve reyting mücadelesinin ortadan kalkmasının geleneksel medyayı işlevsizleştirdiği görüşünde.
Centilmenliğin, birbirinin elini sıkmaktan ziyade adil rekabet şartlarının oluşturulması olduğunun altını çizen Mehmet Demirkol, bunun olmadığını belirterek, “Benim mesleğe girdiğim dönemde gerçek bir habercilik ve doğru futbol analizi mücadelesi vardı. Dolayısıyla bunu yapabilecek insanlar, büyük kurumlar tarafından iyi ücretlerle istihdam ediliyordu. Bugün ise böyle bir durum söz konusu değil. Televizyona kim çıksa fark etmiyor, kim köşe yazsa oluyor. Rekabet ortadan kalkınca kalite de düşüyor” dedi.
Mehmet Demirkol bugünkü spor medyasının dijitaldeki durumunu da şu sözlerle değerlendiriyor:
“Orada da bir yoldan çıkma var. İzlenmeler ne kadar gerçekçi bilmiyorum. Yine gerçek futbol analizi talebinin dışına çıkıldı. Daha çok duygulara oynanılan, kendisinin karikatürüne dönüşmeye başlayan bir medya var. Orada da kar yok. Hatta zarar çok ama batmayan kanallar var. Rekabet böyle bir şey değil. Kalitesiz bir üretim bu.”
“Rekabet oluştuğunda kalite artar”
2008 yılında bir gazete size 20 bin dolar maaş teklif etmişti, bugün spor medyasında bu maaşlar kaldı mı?
Elbette kalmadı. Kalmama sebepleri de geleneksel medyanın çöküş sebepleriyle aynı. Serbest piyasa kurallarının işlememesi. Serbest piyasa kuralları işlediği zaman rekabet oluşur, rekabet oluştuğu zaman kalite artar; kalite artarsa işin kârı artar ve bu işe girerken insanlar kâr/zarar hesabı yaparlar. Zarar edeceğini düşündükleri işe girmezler.
3-4 tane spor kanalı varsa bunların arasında pasta bellidir, pasta ufak ufak büyür ve paylaşılır; ama 20 tane spor kanalı koyarsanız pasta kimseye yetmez. Lokmacı mantığıyla iş yapmak tüm sektöre zarar veriyor. Oradan para kazanmak için saçma sapan işler yapılmaya başlanıyor. Serbest piyasa kurallarının içinde aynı zamanda yazılı veya yazılı olmayan kurallar, kanunlar, adalet de var.

“Yaptığınız işten para kazanıyorsanız kimse sizin üstünüzde baskı kuramaz”
Medyada siyaset kurumunun gazetecilere baskısı tartışmaları sürüyor. Peki, spor medyasında kulüpler, taraftarlar, menajerlerin spor medyasına baskısı var mı?
Bunun olmamasının tek şartı maddi bağımsızlıktır. Yaptığınız işten para kazanıyorsanız kimse sizin üstünüzde baskı kuramaz.
Türkiye’de medya mı taraftarları yönlendiriyor, yoksa taraftarlar mı medyayı yönlendiriyor?
“Karşılıklı bir alışveriş bu tabii. Taraftar bir penaltı pozisyonuyla ilgili kendi takımının lehine bir şey duymak ister. Ancak bu, pozisyona ‘penaltı değil’ diyen de nefreti kaşıyarak ilgi çekmek isteyebilir. Maalesef böyle bir alışveriş var.
Tabii herkes kendisinden mesul. Herkes kendine bir piyasa bulabilir. Bu işin ufak ya da büyük maddi karşılığı var. Sonunda para kazanamadığın bir şey bir işe yaramaz.”
“Burası bir semt pazarı”
Türkiye’deki spor yorumculuğunda “Old School” olarak adlandırılan futbolcular ile yeni nesil yorumcular arasındaki farkı nasıl görüyorsunuz
Bence ekol farkı yok. Çünkü bir ekol yok. Eski futbolculardan ne beklersin; futbol analizi. Bunu yapıyorlar mı?”
Biraz şova döndü aslında…
Bunu yapmaya hakları var mı? Var. Müşterisi varsa yaparlar.
Ama gazetecilik diye de bir şey var. Gazeteci haber ve analiz yapar. Bir de işin şov tarafı vardır. Eski bir futbolcu makara muhabbeti yapabilir, anılarını anlatabilir ya da oyunla ilgili fikirlerini söyleyebilir. Farklı şeyler söyleyen, değişik insanlar var… Değişik kulvarlarda iş yapan insanlar var. Ama bir ekol yok.
Burası bir pazar, semt pazarı; ekol falan değil.
Sporla ilgili ekol, Enka kurumudur. Galatasaray Yüzme Takımı ekoldür, Fenerbahçe Kürek Takımı ekoldür. Milliyet Spor Servisi, TRT ekoldü… Ekol, okul demektir. Zamanın ekol olan kurumlarının bugün bir eğitim özelliği kalmadı.
Türkiye’de insanlar neden futboldan başka sporlarla ilgilenmiyor?
İnsanlarda taraf olma isteği var, bu duyguyu en iyi futbol taraftarlığında alıyorlar. Kimlik sahibi oluyorlar. Öte yandan Türkiye’de bir spor kültürü yok. Ben okullara gittiğimde soruyorum. Kaçınızın annesi düzenli spor yapıyor? Ya da aranızda kimler aktif lisanslı sporcu? O kadar az el kalkıyor ki; bizde bir spor kültürü yok, taraftarlık var.
“Sen müsaade edersen siyaset her yere girer”
Futbol insanlar için sizce bir kaçış alanı mı?
Futbol, insanlar için daha çok bir kimlik. Taraftara “En büyük ve en çok mağduriyete uğrayan hangi takım?” diye sorsak, “Tabii ki biziz” cevabını alacağımız kesin. Yani kendi şahsi mağduriyetiyle, kimliğinin zaferini orada aynı sayfada eşleştiriyor.
Yani bir insan nasıl hem en mağdur hem de en güçlü olabilir mi? Mağduriyetini, kaderini, yaşantısını takımının üzerinden rasyonelleştiriyor.
Siyasetin futbola etki ettiğini düşünüyor musunuz?
Sen müsaade edersen siyaset her yere girer. Kapısına gidip vergi affı istersen, bedava arazi peşinde koşarsan, sermaye artırımı izni istersen kapıları sonuna kadar açmış olursun.
15 yıl önce mi futbol yorumculuğu daha mı keyifli ve üretkendi bugün mü?
Bugün imkanlar daha kolay, bir kamera, bir tripod ile yapabiliyorsun. Ancak başta bahsettiğim nedenlerden, medyanın geldiği durumdan dolayı bugün daha zor.
Galatasaray ve Fenerbahçe’nin durumu

Okan Buruk’un dört senelik karnesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erden Timur ile beraber başlamaları onlar için büyük bir şans oldu. Herkes küçülürken, inanılmaz paralar harcandı. Okan Hoca bu son döneme kadar kriz anlarını da çok iyi yönetti. Öte yandan Okan Hoca, top Galatasaray’dayken yüksek tempo, top rakipteyken yüksek pres ile ligin bug’ını bulmuş bir adam. Her ne kadar şu anda bir kriz yaşıyor olsa da…
Fenerbahçe’deki kronik sorun nedir?
Fenerbahçe bir kimlik krizi yaşıyor. Galatasaray da daha önce bunu yaşadı, bunu kulüpler dönem dönem yaşar. Fenerbahçe ağır bir organizma, kocaman bir gemi. Fenerbahçe’nin esnekliği düşük. Şartlara uyum sağlamakta zorlanılıyor. Şartları kendisi ortaya koyamıyor. Son yıllara bak, Fenerbahçe sportif yarış haricinde de hep takip eden konumda. Mesela yabancı sınırlaması konusunda ‘Hmm, öyle mi yapacağız o zaman’ tavrı alıyor. Belirleyen olmaktan çıktı. Çok atıl kaldı. Büyük organizasyonlar bu tarz krizler yaşayabilirler. Fenerbahçe’de bunu…”
Oyun kuruculuğu kaybetti galiba…
Evet, öyle.
“Yorumculuğun geleceği, kurumların geleceğiyle bağlantılı”
10 yıl sonra spor yorumculuğunu nerde görüyorsunuz?
Dünyanın nereye gideceği ile alakalı bu. Ben kurumlara inanırım. Tucker Carlson çıkıyor, tek başına yayın yapıyor herkesten fazla izleniyor. Ancak bir kişiyle bu işleri yürütmek çok zor. Büyük organizasyonlar lazım; çünkü insanların duyguları var, duygular, endişeler, korkular olabilir ama kurumların içinde bunları dengelemek daha kolaydır. Dolayısıyla kurumların geleceği ile bağlantılı. Kurumlar erozyona uğrayacak mı, tekno oligarklar hayatımıza ne kadar hâkim olacak, bunlar belirleyecek medyanın geleceğini.
“Siyasi statükonun tamamı problemli”
Çok popüler bir futbol yorumcususunuz, ancak sizi toplumsal ve siyasal olaylara dair tavırlar aldığınızı görüyoruz. Sizce Türkiye nereye gidiyor?
Ben genel olarak siyasi statükonun toptan problemli olduğunu düşünüyorum. Bunu muhalefet-iktidar diye ayıramam, toptan problemli. Siyaset bir sektör hâline geldi, siyasetin kendisi bir sektör olamaz. Siyaset, tüm toplumun katılmasıyla ve çoğulcu bir şekilde birlikte kararlar alınmasıyla yapılmalı. Siyaset, bir ülküyle, özgür ama organize bireyler yaratabilen, insanların fikrini ifade edebildiği, Türk ulusunu Batı medeniyetlerinin de üstüne çıkartan bir düzen yaratmalı.
Siyasetin amacı bu olmalı; ama siyaset bir sektör hâline gelmiş. O yüzden hiç girmek istemiyorum ama haksızlıklar çok yüksek bir seviyeye çıktığı zaman fikrimi söylüyorum, vatandaş olan herkesin hakkıdır bu. Hiçbir şeyci değilim, fikrimi söylüyorum sadece. Ve çok açık söylüyorum; siyasi statükonun tamamı problemli.








