Galatasaray’ın Juventus’u eze eze yenmesi sonucu, yazsam mı yazmasam mı diye düşündüğüm bir konuda klavye başına oturma isteğim ağır bastı. Konu GS’nin Avrupa deplasmanlarındaki bilet sorunsalı. Bilet sorunsalıyla kastettiğim, takımının maçlarını yurtdışında izlemek isteyen GS taraftarları üzerinden kulübün—ve görünen o ki başka birilerinin de— haksız kazanç elde etmesi.
Manchester City-GS maçı için İngiltere’ye gittim. Bunu ancak fahiş bir bedel karşılığında yapabildim. Biletler yurtiçi maçlarındaki gibi internetten satışa çıkmıyor. Kulüp sizi GSTatil firmasına yönlendiriyor, onlar da tek başına bilet satmıyor; uçak, konaklama ve transferlerden oluşan bir tur paketi almak zorundasınız.
Herhangi bir yere turla gitmekten hiç hoşlanmam ama Galatasaray aşkına girdik bir yola. Fakat o noktada fahiş fiyat kapanına kısıldım. Normalde seyahat acentelerinin düzenledikleri turlar, bireysel organizasyonla gidilen tatillere göre daha ekonomik olur. Tur dediğimiz şeyin varlık sebebi budur zaten. GSTatil’de ise bunun tam tersi oluyor. Bindiğim uçakları, kaldığım oteli, transferler için kullanacağım toplu taşımayı ve fiyatı 35 pound olan maç bileti alımını kendi başıma ayarlasaydım verecek olduğum paranın yaklaşık iki katını ödedim GSTatil’e.
UEFA’nın kuralları kesin, o maçın bileti 35 pound ise 36 pounda satamıyorsunuz. Yani hiçbir kulüp deplasman biletleri satışından kâr edemiyor. Bu kural GS için de geçerli, ancak belli ki kulüp yönetimi buradan para kazanmak istiyor. GS taraftarı (aynen FB, BJK ve diğer kulüplerin taraftarları gibi) kulübü için her türlü özveride bulunur, ancak bu kimseye onlar üzerinden fahiş kazanç elde etme hakkı vermez, vermemeli.
Tur satın almak zorunluluk olamaz, ancak bir opsiyon olarak sunulabilir. Kimileri üşengeçliğinden, lisan ya da yurtdışını bilmemekten yahut başka sebepten deplasmana turla gitmek isteyebilir. Hadi kulübe para kazandırmak adına turla seyahat normalden daha pahalıya gelsin, ona da peki. Ama fırsattan istifade taraftarı çapraz ateşe alarak, tanıdıkları vasıtasıyla maç biletini üzerinde yazan fiyattan almayı başaran az sayıda insan hariç, binlerce kişiyi yolunmuş kaza çevirmek kabul edilemez.

Kırk katır mı, kırk satır mı?
Çapraz ateşle ne kastettiğimi merak edebilirsiniz çünkü şu ana dek sadece GSTatil’den bahsettim. Şimdi gelelim kırk satıra. Kulüp yönetiminde size yardımcı olacak kadar kudretli bir tanıdığınız yoksa, acenteden tur satın almak istemiyorsanız ama yine de deplasmana gitmeye kararlıysanız sizin için bir seçenek daha var: Karaborsa!
Amsterdam’daki Ajax-GS maçını izlemek için 50 euroluk bilete tam on katını, 500 euro ödeyen tanıdığım var mesela. Kim peki bu karaborsacılar? Kulüpten birileriyle bağlantılı kişiler mi yoksa Galatasaray’la hiç alakası olmayan, dışarıdan birtakım adamlar mı? Yahut aralarında karda kışta, yağmurda çamurda, iç sahada deplasmanda takımı desteklemekle, cefakâr olmakla övünen, ancak bunları yaparken biraz da cebini dolduran, organize oluşum mensubu şahıslar var mı acaba?
Bu soruları neden sorduğumu anlatayım. Manchester’a gittiğimizde ortalıkta çok konuşulan şeylerden biri ultrAslan adlı taraftar grubuna kulüpten topluca bilet verildiğiydi. Rivayetler muhtelifti tabii, kimine göre 1000, kimine göre 1.200 bilet verilmişti. Sayıca kalabalık oldukları kesindi ama. Bizler üç katlı deplasman tribününün ilk katındaydık, üst katlar ise ultrAslan ağırlıklıydı. Bu bilinen bir şeydi, Man City kulübü bile bunun farkındaydı. Maç bitince bizler hemen dışarı çıkabildik, ikinci ve üçüncü kattakiler ise City taraftarlarıyla dışarıda bir tatsızlık yaşamasınlar diye tüm stat boşalana dek tribünde tutuldular.

Ülkemizde taraftar gruplarıyla kulüp yönetimleri arasındaki ilişki simbiyotiktir. Kulüp farkı gözetmeden yazıyorum; yönetimler için taraftar grupları tribünleri kontrol altına almanın ve kulüp siyasetinde kitle desteği algısı oluşturmanın aracıdır, taraftar gruplarının üst kadroları ise profesyonel taraftara hatta “taraftar yöneticisi”ne dönüşür ve bu işten basbayağı maddi kazanç elde eder.
Kulüp başkanları taraftar gruplarıyla çatıştığında ise tribünlerden yerli yersiz “yönetim istifa!” tezahüratlarının yükselmesi işten bile değildir. Ortada bir başarısızlık yokken, hatta başarı varken dahi yönetimle tribünün çatıştığı görülmüştür. Son şampiyonluğunun (2014) kutlamalarında FB’nin o dönemki başkanının tribünlere ettiği hakaretleri belki hatırlarsınız.
Fakat ben yine de bu konuda GS’li yöneticilerle empati kurmak istemiyorum. Bir taraftar grubuna topluca bilet verilmesini anlayamıyorum. Biletler usulünce satışa sunulur, onlar da herkes gibi alır, tribünde de avazı çıktığı kadar bağırır. Kayrılmalarını, kollanmalarını gerektiren hiçbir şey yok. Bu gözler 1989’da Köln’de gurbetçilerin, ortamını Ali Sami Yen’e çevirdiği GS-Monaco maçını da gördü, 1990’lı yıllar boyunca GS’nin neredeyse ev sahibi gibi oynadığı onca Avrupa deplasmanına da tanık oldu. 2001’den önce ultrAslan yoktu.
Gizemli satış ekibi
Gazeteci Bülent Timurlenk’in 12 Şubat tarihli YouTube yayını, GS taraftarı üzerinden elde edilen haksız kazançlar konusunda pek çok soruya yanıt olan ve yeni sorular soran bir program oldu. City maçında GS’nin elinde 2.800 standart, 200 de VIP bilet olduğunu, GSTatil’e ise bu 2.800 biletten yalnızca 480’inin verildiğini açıkladı Timurlenk. Aynı programda kulübün 10 kişilik bir bilet ve VIP bilet satış ekibi olduğunu, bu kişilerin kulüp kafilesiyle aynı uçakta uçtuklarını ve UEFA’ya akredite olduklarını belirten Timurlenk, söz konusu ekibin o şehirde “ayrı bir satış yaptıklarını”, ancak bunu nasıl gerçekleştirdiklerini bilmediğini belirtti.

Kim bu karaborsacılar sorusunu yeniden sormak istiyorum. Teorik olarak üç ihtimal önümüzde duruyor, kimseyi itham etmiyorum, bunlar teorik olasılıklar: Ya kulüple hiçbir alakası olmayan kişilerin eline bir şekilde bolca bilet geçiyor ve bunlar karaborsacılık yapıyor, ya kendilerine topluca bilet verilenler bu biletlerin bir kısmını fahiş fiyattan satarak havadan kâr elde ediyor, ya da Bülent Timurlenk gibi tecrübeli bir gazetecinin bile “nasıl satış yaptıklarını bilmiyorum” dediği ekipten birileri bu işin içinde. Dördüncü bir olasılık yok. Mevzubahis ekibin satışları biletin üzerinde yazan fiyattan mı yoksa daha yüksek bir bedelle mi yaptığı sorusunun cevabına ulaşırsak manzara biraz netleşebilir.
Kırk satırı yeterince ele aldıysak izninizle kapanışı kırk katıra dönerek yapmak istiyorum. Timurlenk, GSTatil’e dair çarpıcı bilgiler paylaşıyor. İtalya’yı da çok iyi bilen biri olarak, bir GS taraftarının, uçak biletine 13 bin lira harcayıp diğer masraflarla birlikte toplam 25-30 bin liraya Juventus deplasmanına gidebileceğini söyledikten sonra GSTatil’in turlarının 1.200 ila 1.600 euro arasında olduğunu belirtiyor. Bunu da benim Manchester deplasmanının olması gerekenden iki kat pahalıya mal olduğuna dair iddiamın doğrulaması olarak alabilirsiniz.
“Başka firmalardan da bu proje için teklif alındı mı?”
GSTatil ne müstakil bir şirket ne de kulübün organik bir parçası. GSTatil, Tatil Sepeti adlı şirketin bir girişimi. Tatil Sepeti ile kulübün iki yıl önce 12 maçlık bir sırt sponsorluğu ilişkisine girdiğini, bunun bir barter anlaşması olduğunu, anlaşma uyarınca Tatil Sepeti’nin futbol takımı ve amatör şubelerin uçak biletlerini karşıladığını belirten Timurlenk, şu kritik soruları soruyor: GSTatil için Tatil Sepeti ile yapılan anlaşma iki yıl önceki barter anlaşmasına mı dayanıyor ve başka firmalar da bu konkura davet edildi mi?
Gazeteci Timurlenk’in verdiği en çarpıcı bilgi ise Tatil Sepeti’nin 28 Ocak’ta 70 milyon euro karşılığında Tera Yatırım tarafından satın alınmış olması. Tatil Sepeti sektöründe bilinen, Türkiye koşullarında köklü sayılabilecek bir şirket. Ancak şuna da şüphe yok ki; Türkiye’nin en başarılı, en çok şampiyonluğu bulunan, en fazla taraftara sahip kulübü ile böylesi bir partnerlik ilişkisi kurması firmanın piyasa değerini muhakkak arttırdı.
Kimi GS yöneticileri, 2024 yazında alevlenen karaborsa bilet tartışmaları her ne kadar somut delile ulaşılamamasından dolayı savcılığın takipsizlik kararıyla sonuçlansa da, üzerlerine atılı iddialardan tam anlamıyla aklanmış sayılmaz. İddiaların ortaya saçılması üzerine, biletlerin saniyeler içinde tükenmesi sorununun aniden çözüldüğünü unutmayalım. Hal böyleyken yönetimin deplasman biletleri konusunda camiaya şeffaflık borcu ağırlaşır.
Yanıt bekleyen sorular ortada: Deplasman maçlarında kimlere kaç adet bilet veriliyor? Bu biletler hangi fiyata satılıyor? Bülent Timurlenk’in bahsettiği bilet satış ekibi satışlarını kime, nerede, nasıl yapıyor? Özel sohbetlerde yönetimdeki kişilere bile uçak bileti ve otel rezervasyonunu içermeyen, yalnızca yemek ve maç biletinden oluşan basit paketlerin de satışa sunulacağı söylendiği halde bunun yapılmamasının sebebi nedir? GSTatil girişimi için Tatil Sepeti’nin seçilmesi hangi objektif kriterlere göre gerçekleşti, başka firmalardan teklif alındı mı, farklı seçenekler değerlendirildi mi? ultrAslan’a toplu bilet verilmeye devam edilecek mi, bundan kulüp tam olarak nasıl bir fayda görmektedir? GSTatil E. Frankfurt maçından beri ne kadar gelir ve kâr elde etti, bunun ne kadarı kulübe aktarıldı?
Türkiye’de futboldan devlet yönetimine, toplumu ilgilendiren konularda kimse kimseye hesap vermiyor zaten diyerek işin içinden çıkamayız. Bu Galatasaray kültürüne yakışmaz.














