Ruşen Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin salı günkü grup toplantısında Öcalan’ın statü sorununa dikkat çektiğini ve bunun Erdoğan’a yönelik açık bir uyarı olduğunu öne sürdü. Çakır’a göre süreç şu an ciddi biçimde tıkandı; Öcalan’ın statüsü netleşmeden ilerleme olası değil.
Ruşen Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin salı günkü grup toplantısında yeniden Öcalan’ın statü sorununu gündeme taşıdığını aktardı. Bahçeli, “Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır? Samimiyetle bu tartışma yürütülerek makul, akla ve vicdane müdahil sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır” dedi. Çakır, bu sorunun aslında Erdoğan’a yönelik doğrudan bir uyarı niteliği taşıdığını ileri sürdü.
Çakır’a göre Bahçeli, sürecin uzun zamandır taşıdığı temel zaafiyeti nihayet açıkça dile getirdi. Öcalan, sürecin baş aktörlerinden biri olmasına karşın hâlâ tecrit altında bulunuyor; kendisiyle görüşen heyetlere yazılı açıklamalar iletebiliyor ancak kamuoyuyla doğrudan iletişim kuramıyor.

Öcalan’ın “var ama yok” hali süreci tıkıyor
Çakır, Erdoğan’ın Öcalan’ı “var ama yok hükmünde” tutmayı bilinçli olarak tercih ettiğini öne sürdü. Toplumun önemli bir kesiminde Öcalan’a yönelik ciddi bir antipati bulunuyor; İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi muhalif partiler de süreci sürekli olarak “Öcalan süreci” diye tanımlayarak kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyor. Çakır, bu tablonun artık sürdürülemez olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Öcalan üzerindeki kendi koymuş olduğu ipotekleri daha fazla muhafaza etmesi mümkün değil.”
Meclis Komisyonu’nun ortak raporu da sürece anlamlı bir katkı sunmuyor. DEM Parti raporu onaylasa da parti yöneticileri çeşitli konuşmalarında raporu sert biçimde eleştirdi. Çakır, “Raporda Kürt sorunu yok, rapor yalnızca terörden bahsediyor” diyerek raporun Kürt hareketini tatmin etmekten uzak olduğunu vurguladı. PKK üst yönetimi de KCK adına açıklamalarını sürdürerek raporu reddetti.

“Süreci Kürtlere pazarlayabilecek tek isim Öcalan”
Çakır, Kandil’deki isimlerin de hukuki statüsünün belirsiz olduğunu hatırlattı.
Çakır, tüm bu tabloyu şöyle özetledi: “Şu ana kadar devletten, siyasi iktidardan Kürtleri tatmin edebilecek hiçbir adım atılmadı.”
Çakır, Öcalan’ın bu koşullarda kilit bir işlev üstlenebileceğini ileri sürdü. “Süreci Kürtlerin azalarak, belki de hiçbir şey almadan yine de kararlı biçimde sürdürebilmelerini mümkün kılabilecek belki de tek isim Öcalan” diyen Çakır, her geçen günün Öcalan’ın ikna gücünü de erittiğini ekledi. Suriye’deki gelişmelerin Öcalan’ın otoritesini ciddi biçimde sarstığını da vurguladı.
Bahçeli’nin mesajı Erdoğan’a
Çakır’a göre Bahçeli, kamuoyu üzerinden Erdoğan’a açık bir mesaj gönderiyor. “Bahçeli, statü meselesini dile getirdiğinde bana sana söylemiyor; Erdoğan’a söylüyor, onu uyarıyor” diyen Çakır, Bahçeli’nin “onu görünür kılmazsak, onu bir şekilde onore etmezsek bunu sürdüremeyiz” demeye getirdiğini aktardı. Bahçeli’nin “geri dönülmez yoldayız, gemileri yaktık” söylemi ise iktidar içindeki bu gerilimin somut bir yansıması olarak öne çıkıyor.
- BM Kadının Statüsü Komisyonu: “Sınır ötesi kadın hareketleri olarak dayanışma ve birliktelik içinde İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkacağız”
- Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (36): Bahçeli ve Erdoğan erken seçim konusunda aynı mı düşünüyor? HDP ve Öcalan tartışmaları & Anayasa Mahkemesi’nin geleceği
- Murat Yetkin blogunda yazdı: Erdoğan ve Bahçeli’nin seçim uğruna Öcalan açılımı ve perde arkası
- Hafta sonu 31 ilde uygulanacak sokağa çıkma yasağının ayrıntıları belli oldu, ekmek dağıtımına dair plan çıkartıldı
- İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün statüsü değiştirilerek Göç İdaresi Başkanlığı oldu
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Yine bir Devlet Bahçeli klasiği, salı günü grup toplantısı ve yine Bahçeli’nin dilinde Öcalan var, İmralı var. Ve ilk kez dile getirdiği bir husus var. Aslında daha önce ‘‘umut hakkı’’ filan demişti ama şimdi ‘‘Öcalan’ın statüsü açığını nasıl kapatacağız?’’ diyor. Önce bir dinleyelim çok kısa:
Devlet Bahçeli: “Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açığı nasıl kapatılacaktır? Samimiyetle bu tartışmanın yapılarak makul, akla ve vicdana müzahir sonucuna kısa sürede ulaşılmalıdır.”
Şimdi burada Bahçeli ne kastediyor? Aslında benim uzun zamandır bu sürecin değişik aşamalarında Öcalan üzerine yaptığım yayınlarda altını çizdiğim, vurguladığım bir hususu bence dile getiriyor. O da şu: Öcalan burada sürecin baş aktörlerinden birisi, en azından bir tarafın baş müzakerecisi diyelim; ama yok hükmünde. Yani Öcalan gözükmüyor. Öcalan hâlâ tecritte. Öcalan kendisiyle görüşen heyetlere birtakım şeyler anlatıyor. Birtakım yazılı açıklamalar yapıyor. Onlar da büyük ölçüde örgüte yönelik, kendi hareketine yönelik açıklamalar ve Öcalan orada tecritinin yeni bir haliyle yola devam ediyor ve bu da siyasi iktidarın, özellikle Erdoğan’ın işine geliyor. Çünkü Öcalan’a karşı toplumun önemli bir kesiminde çok ciddi bir antipati var. Ve Öcalanlı bir sürecin yürüyor olmasına da kuşkuyla bakan çok kişi var. Zaten sürece karşı çıkan İYİ Parti, Zafer Partisi gibi partiler de sürekli hep bunu bir Öcalan süreci olarak söylüyorlar. Dolayısıyla Erdoğan Öcalan’ı bir şekilde var ama yok hükmünde tutmak istiyor.
Bu bir yere kadar geldi etti ama artık bununla daha fazla yürünemeyecek. Çünkü elimizde bir rapor var. Meclis’in, Meclis Komisyonu’nun ortak raporu. DEM Parti de “evet” dedi ama DEM Parti’nin değişik aktörleri yaptıkları konuşmalarda, verdikleri demeçlerde raporu yerden yere vurdular. Raporda Kürt sorunu yok, rapor terörden bahsediyor, şu oluyor, bu oluyor. Onun ötesinde PKK feshedildi ama KCK ya da KCK, nasıl isterseniz, o yapı sürüyor ki dünkü grup toplantısında Bahçeli onun da feshedilmesi gerektiğini söyledi. PKK’nın üst düzey isimleri şimdi KCK adına açıklamalar yapıyorlar ve en son yaptıkları açıklamada da rapora çok sert eleştiriler yönelttiler. Bu rapor hiçbir şekilde Kürt tarafını diyelim, olayın Kürt tarafını, Kürt hareketi tarafını tatmin edebilecek bir rapor değil. Olabilir ama bunu bir şekilde Kürt sokağına “Ya tamam eksikleri var ama biz yine buradan yol yürürüz.” diyebilecek aktör de yok.
DEM Parti bunu yapamıyor. Kandil bunda zorlanıyor. Çünkü Kandil’in hâlâ statüsü yok. Onun da yok. Kandil’dekiler hâlâ terörist; yakalanırlarsa içeri atılacak kişiler. Geri de bir tek Öcalan kalıyor. Yani bu olayı aslında, Kürtlerin içine sindiremeyen bu olayı kamuoyuna, Kürt kamuoyuna en azından Kürt hareketine pazarlayabilecek tek kişi bence Öcalan. Ama Öcalan’ın bu statü eksikliği, Bahçeli’nin dediği gibi var ama yok hali bunun da önünü tıkıyor. Ve şu anda süreç bence, her ne kadar bakmayın Numan Kurtulmuş parti liderlerini ziyaret ediyor ve güzel mesajlar veriyor, “Üçüncü göze ihtiyaç yok, Türkiye modeli vesaire.” ama şu anda süreç çok tıkanık bir halde. Şu ana kadar devletten, siyasi iktidardan Kürtleri tatmin edebilecek hiçbir adım atılmadı. Selahattin Demirtaş’ın ve arkadaşlarının tahliyesi olmadı. Kayyumlar iade edilmedi. Yurt dışındaki sürgündeki politikacılar ülkeye hâlâ gelemiyor. Ve bir raporda da terörden bahsediliyor, Kürt sorunundan bahsedilmiyor. Ve bütün bunlar da Kürt hareketinin varoluşunu doğrudan zorlayan işler. Buna kalkıp da “Ya zaten Kürt sorunu yok, terör sorunu var.” diyebilecek kimse yok. Ama bir tek Öcalan, Öcalan gibi bir figür çıkıp insanlara bunun çok da önemli olmadığını, esas olanın şu olduğunu, bu olduğunu anlatabilir.
Yani Kürtlerin az alarak belki de hiçbir şey almayarak süreçte hâlâ kararlı olabilmelerini mümkün kılabilecek belki de tek isim Öcalan. Ve geciktikçe Öcalan’ın da bu şansını büyük ölçüde yitirmekte olduğunu düşünüyorum. Özellikle Suriye’de yaşananlar her ne kadar o konuyu düzeltmek için çok şeyler yapıldıysa da Öcalan’ın iktidarını ciddi bir şekilde sarstı. Şimdi şunu diyebilirsiniz: Tamam öyleyse öyle. Bakın, Bahçeli ısrarla “Geri dönülmez yoldayız, gemileri yaktık.” diyor. Artık önüne böyle bir seçenek koyamıyor. Kendi partisinin ama Türkiye’nin ve devletin önüne başka seçenek koyamıyor. Bunu yapabilmenin, bu süreci yapabilmenin yolu da birlikte yapabilmek. Onun için dünkü konuşmasında da vurguladığı Türk-Kürt kardeşliği konusuna yaptığı vurgular çok önemli.
Bahçeli’nin burada Kürtlere ve Öcalan’a ihtiyacı var. Ama Erdoğan bu konuda çok ciddi bir şekilde ayağı frende gidiyor. Aralarındaki bu mesele ilginç, kamuoyu üzerinden tartışıyorlar. Aslında “Statü meselesi eksikliğini nasıl halledeceğiz?” dediği zaman sana bana söylemiyor, Erdoğan’a söylüyor. Erdoğan’ı uyarıyor. ‘‘Bir şekilde onu görünür kılmazsak, onu bir şekilde onore etmezsek, şu olmazsa, bu olmazsa biz bunu sürdüremeyiz.’’ demeye getiriyor. ‘‘Sürdüremezsek sürdüremeyelim.’’ diyebilir mi Erdoğan? Diyebilir, daha önce de yaptı. Ama o zaman işte çarşı gerçekten karışır. Bu saatten sonra geri dönüş bence de mümkün değil. Dolayısıyla burada Kürtleri, Kürtlerin kırgınlıklarını, güvensizliklerini aza indirebilmek için Bahçeli en kestirme yol olarak Öcalan’ı görüyor. Öcalan çıkarsa ve bir şekilde, mesela hep gündemde, gazetecilere konuşması… Ben açık mektup yazdım, bir grup gazeteci sorular yolladılar vesaire. Öcalan da dedi ki: “Böyle olmaz, gelsinler konuşayım.” Mesela buna izin verirler mi?
Buna izin verdikleri takdirde Öcalan tüm kamuoyuna yönelik nasıl mesajlar verir ve özellikle süreçle ilgili nasıl mesajlar verir? Bunlar önemli. Şu haliyle devletin Öcalan’a çok ciddi bir şekilde ihtiyacı var ve Öcalan üzerindeki kendi koymuş olduğu birtakım ipotekleri daha fazla muhafaza etmesi mümkün değil. Bahçeli ısrarla bunu söylüyor. Sanki öyle bir hava var ki Bahçeli Öcalan’a çok güveniyor, çok seviyor. Böyle bir şey yok. Bahçeli aynı şekilde Erdoğan’ı da çok övüyor, Erdoğan’ı da çok onore ediyor. Ama bir önceki dönemde de hiç de böyle değildi. Siyaset yapıyor, siyaseten pozisyonlar alıyor ve siyaseten şu anda Bahçeli’nin, olmazsa olmaz dediği şey Öcalan’ın daha görünür, daha etkili, konumu belli, statüsü belli bir yerde olması; var ama yok halinden var ve görünür hale gelmesi. Bu çok zor bir karar olacak Erdoğan için ama ne kadar gecikirse işler o kadar zora gidecek ve ne kadar gecikirse Öcalan’ın gücü, kitleleri ikna etme, hareketini ikna etme gücü o kadar azalacak. Yani bunu bir alarm olarak okumak lazım.
Peki bunu bize söylüyor, kamuoyuna söylüyor, Erdoğan’a söylemiyor mu? Herhalde bir şekilde söylüyordur. Erdoğan da ona herhalde birtakım cevaplar veriyordur. Ama artık şu haliyle rapor bitti. Raporda aslında pek bir şey yok, açık söyleyelim pek bir şey yok. Örgütün silah bırakması hakkında birtakım şeyler var ki o konuda da Bahçeli “kademe kademe” dedi, şu dedi, bu dedi. Çünkü hâlâ çok belirsizlik var. Mesela örgütün üst düzey yönetimi Türkiye’ye gelebilecek mi? Bu sorunun cevabını bir şekilde bilmek gerekiyor. Çünkü örgütün üst düzey yönetimi kendi geleceklerini bilmeden bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmayabilirler. Bütün bunların hepsi Erdoğan’ın taktiği; muğlak bırakmak, zamana yaymak. Bahçeli de bunların netleşip bir an önce olmasını istiyor. Bu aslında iktidar içerisindeki bir kavga ve bu kavganın gidişatı, süreci ve Türkiye’nin kaderini belirleyecek diyeyim ve noktayı şimdilik koyayım.
Bugünün ithafı; ben onu sinema oyuncusu olarak biliyorum ama aslında tiyatro yazarı Sam Shepard. Amerikalı, 21 yaşında ilk oyunu bir deneysel sahnede sergilenmiş ve bugüne kadar, daha doğrusu 2017’de hayatını kaybetti, ölene kadar 58 oyun yazmış ve bunlar oynanmış. Oyunları genellikle absürt, sürreal ama çok etkileyici, çok çarpıcı, değişik bir tarzı olan bir yazar. Onun dışında öykü, deneme, anı kitapları da var. Fakat benim onu ilk keşfedişim sinemada ve “The Right Stuff” diye çok acayip bir filmdi. Astronotlar eğitim görüyor, uzun ve kafa karıştırıcı bir filmdi. Orada gördüm, çok sayıda oyunculuğu o filmde gördüm ve sonra “Frances” diye bir filmde Jessica Lange ile gördüm; birbirlerine ne kadar yakışıyorlar. Zaten o sette tanışıyorlar ve yanılmıyorsam 27 yıl birlikte yaşıyorlar evlenmeden, iki çocukları oluyor ama sonra ayrılmışlar. Jessica Lange de ayrı bir kalem tabii, ona da bir gün değiniriz.
Sam Shepard hep böyle bir cool adam, sakin adam, derin adam imajı veren ve aynı zamanda çok yakışıklı; demin Jessica Lange ile şeyini de görüyoruz ama çok sıkı bir entelektüel, nevi şahsına münhasır birisi. Bob Dylan’la ortak yaptıkları birçok proje olmuş ve onu öğrenince hiç şaşırmadım. O da şu; aynı zamanda bateristmiş. Yani çok sayıda gruplarda bateri de çalmış. Her yönüyle komple bir sanatçı, entelektüel. 2017 yılında o zaman öldüğünde herhalde 70’i aşmış, 74 yaşında hayatını kaybetmiş Sam Shepard. “The Right Stuff” ve “Frances” ve tabii başka çok filmi var ama esas olarak oyunları var. Ben her ne kadar Galatasaray Lisesi’nde tiyatroyla başladıysam da daha sonra sinemaya çok fazla ilgi duydum. Tiyatro bilenler herhalde Sam Shepard’ın tiyatrodaki anlamını benden daha iyi biliyorlardır. Onun için ben sadece sinemadan bahsetmiş olayım. Kendisini gerçekten hayranlıkla anmak istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






