Medyascope muhabiri Yusuf El Şerif, İran ile İsrail-ABD arasındaki savaşın 19. gününde BAE’den aktardı. Şerif’in anlattığına göre Birleşik Arap Emirlikleri’nde hava savunma sistemleri drone’ların yüzde 96-97’sini etkisiz hale getiriyor ancak Körfez ülkeleri, İran’ın füze kapasitesi kalıcı biçimde sınırlandırılmadan ateşkes masasına oturmaya sıcak bakmıyor.
Medyascope’ta Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtlayan Yusuf El Şerif, İran’ın ilk günden itibaren yüzlerce füze ile drone fırlatmasının bölgede şok yarattığını söyledi. Şerif, “Beklemiyorduk. Birinci günden hemen birkaç saat sonra böyle füze atılması, yüzlerce füze ve drone atılması” dedi. Şerif, “Hele hele Birleşik Arap Emirlikleri neredeyse İsrail eşit ya da daha fazla füze yedi” diye konuştu.
Körfez ülkelerinin, Mısır ve Türkiye ile birlikte savaşın önlenmesi için yoğun çaba harcadığını da anlatan Şerif, bölge ülkelerinin ne askeri üslerini kullandırdığını ne de hava sahasını ABD’ye açtığını vurguladı. Bunun iki nedeni olduğunu belirtti:
“Bir, biz İran’a karşı bir savaşa karışmak istemiyoruz. Çünkü İran çok güçlü, çok çılgın şeyler yapabilir. İkincisi de Amerika da ihtiyacı duymadı; oradaki üslerini zor savunabilir, mesafe çok yakın.”

“İran askeri değil ekonomik hedefleri vuruyor”
El Şerif, İran’ın saldırılarını “askeri üs” gerekçesiyle açıklamasını sert bir dille reddetti:
“Palavra, hiç böyle bir şey yok. Havaalanlarını, alışveriş merkezlerini vuruyorlar.”
Asıl amacın Körfez ekonomilerini çökertmek olduğunu öne süren Şerif, “Körfez ülkelerinin ekonomisine baskı yapıp Trump’a ‘durdur’ dedirtmek istiyorlar; bu çok kötü bir şantaj” dedi.
Suudi Arabistan’ın petrol tesislerini, Katar’ın gazını ve Umman’ın limanlarını hedef alan İran’ın bu tutumunu “alçakça” olarak niteleyen Şerif, Abu Dhabi’de bir Filistinli kadının, bir gün önce ise bir Pakistanlı erkeğin düşen füze ve drone parçaları nedeniyle hayatını kaybettiğini aktardı. Bazı Arap ve İslam ülkelerinin “Körfez zengin, hak etti” tavrını ise şiddetle eleştirdi: “Bu çok kötü bir yankı. Körfez ülkeleri bu durumu hak etmiyor.”
“Bu dini rejimle yaşamak artık mümkün değil”
İran’da rejim değişikliği senaryolarını da değerlendiren Şerif, Körfez ülkelerinin İran’ın parçalanmasını kesinlikle istemediğini söyledi:
“Bir kargaşa olacak, mülteci krizi çıkabilir; kimse iç savaş istemiyor.”
Bölgede tartışılan iki seçeneği aktaran Şerif, birincisinin Hamaney’in yerine Hatemi ya da Ruhani gibi reformist birinin gelmesi, ikincisinin ise molla rejiminin çöküp normal bir cumhuriyete dönüşmesi olduğunu söyledi.
Türk medyasındaki bazı analizleri eleştiren Şerif, “Kudüs Günü’nde tüm İran sokağa indi diyorlar; öyle bir şey yok” dedi ve ekledi:
“Dubai’de 80 bin Türkiye vatandaşı yaşıyor. Haber yapmadan önce bir telefon açın, sorun. Bu kadar savaştan sonra İran normal bir cumhuriyete dönsün, molla rejimi olmasın istiyoruz. Ama bu dini rejimle yaşamak artık mümkün değil.”
- Hafta Başı (73): İran savaşı ve Türkiye | İBB davası başladı
- Ruşen Çakır yorumladı | Erdoğan’ın yurtta barışa ne zaman ihtiyacı olacak?
- Yeni AKP Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Şerif Aydın, STK temsilcileriyle buluştu: “Ortak akıl ve iradeyle çözüm bulmayı amaçlıyoruz”
- Haftaya Bakış (307): Türkiye savaşın neresinde? İBB davasının gidişatı
- Siyasi gerilimin gölgesinde Katar ve Suudi Arabistan milli futbol takımları bugün karşı karşıya geliyor
Deşifre: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İran Savaşı’nın 19. günündeyiz ve baştan beri yapmayı düşündüğüm bir yayını ancak şimdi yapabiliyorum. Körfez’i konuşacağız, savaştan nasıl etkilendiğini ve bunu tabii ki meslektaşımız Yusuf el Şerif’le konuşacağız. Yusuf, merhaba.
Yusuf el Şerif: Merhabalar Ruşen.
Ruşen Çakır: Seninle hep savaşın başından beri mesajlaşıyoruz ama sen o kadar yoğun çalışıyorsun ki bir türlü nasip olamadı. Bugün biraz rahatlamış gibisin. Umarım biraz daha rahatlarsın. Önce şunu söyleyeyim: İran’ın daha ilk dakikada Körfez’e, Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine, ama sadece onunla sınırlı kalmadı zamanla o da anlaşılıyor, saldırması birçok kişiyi şaşırtmışa benziyor. Körfez ülkeleri yöneticileri ve halkı aynı şaşkınlığı yaşadı mı?
Yusuf el Şerif: Evet. Sürpriz oldu ama ülkeler hazırlıklıydı. Çünkü yıllar yılı İran bir tehdittir; kimse ona inanmıyordu bölgede. Ama Körfez ülkeleri sürekli İran’ın füze programlarının ciddi bir tehdit olduğunu söylüyordu. Bunu söyleyince “Ya siz İsrail’i kolluyorsunuz.” deniyordu. Hayır, bu ciddi bir tehdit. Fakat beklemiyorduk. Yani birinci günden hemen birkaç saat sonra böyle bir füze atılması, yüzlerce füze ve drone atılmasını. Hele hele Birleşik Arap Emirlikleri neredeyse İsrail’e eşit ya da daha fazla füze ve drone yedi. Bu evet bizim için şaşırtıcıydı. Çünkü birincisi, Körfez ülkeleri, Mısır ve Türkiye çok uğraştılar bu savaş olmasın diye. Amerika’ya baskı yaptılar, müzakereler başlatıldı. İkincisi, bu ülkeler, Körfez ülkeleri ne askeri üslerini kullandırdı ne de hava sahasını açtı Amerika’ya. Bunun iki nedeni var. Tabii ki bir, ‘‘Biz İran’a karşı bir savaşta karışmak istemiyoruz. Çünkü İran çok güçlü, çok çılgın şeyler yapabilir.’’ Bu bir. İkincisi de Amerika da ihtiyaç duymadı. Çünkü Amerika da biliyor oradaki üslerini zor savunabilir. Yani savunması biraz zor çünkü mesafe çok yakın. Füzeler hemen girebiliyor. Bu yüzden Amerika da aynı fikirdeydi: Üsleri kullanmayalım, hava sahalarını kullanmayalım. İki tane savaş gemisi var Amerika’nın bölgede. Bir de İsrail sürekli Suriye, Irak hava sahasından geçerek oradan vuruyorlardı. Bu yüzden Körfez ülkeleri “Bizim günahımız yok, neden vuruluyoruz? Neden böyle işin içine sokulduk?” dedi. Hemen İran’dan açıklama geldi: “Biz askeri üsleri vuruyoruz.” Palavra, hiç böyle bir şey yok. Havaalanlarını vuruyorlar, alışveriş merkezlerini bilmem ne. Asıl amaç Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez ülkelerinin ekonomisine baskı yapıp “Siz gidin Trump’a baskı yapın, durdursun.” demek. Bu çok kötü bir peşkeş yani blackmailing. Yani bu kadar beklenmiyordu ve tabii ki çok kötü karşılandı. Dün Abu Dabi’de bir Filistinli kadın öldü. Önceki gün bir Pakistanlı adam öldü. Bunlar nasıl ölüyorlar? Çünkü füze düşüyor ya da füzenin parçaları ya da droneların küçük parçaları düşüyor. Hakikaten İran’a karşı çok kızgınlık var. Ve biraz şöyle; İran’ın yapmak istediği şu anda bütün Körfez ülkelerinin ekonomisini batırmak. Suudi Arabistan’ın petrollerini vurdu, Katar’ın gazını vurdu, Umman’ın limanlarını vurdu; Umman İran’a en yakın ülke neredeyse. Ondan sonra limanları sürekli vuruyor. Neden? Askeri üsmüş. Hayır, askeri üs falan değil, ekonomiyi vuruyor ve bu bence çok alçakça bir şey. Ve en son cümle, şöyle bir sitem var, bunu açık söyleyeyim: Bazı Arap ülkeleri çok iyi görmemesi, bazı İslam ülkeleri de “Haksız bir savaştır, biz İran’ın yanındayız çünkü bu haksız bir savaş.” diyor. Peki Körfez ülkeleri? “Ya onlar zengin, onlara müstahaktır.” falan gibi bir tavır var. O da çok kötü bir yankı ve etki yapıyor.
Ruşen Çakır: Peki, vatandaşlar diyelim, sivil insanlar bu savaşı nasıl yaşıyor? Kaçış mı var, korku mu var? Bir de hava uçuşları iptal oldu, şu oldu, bu oldu. Normal hayat var mı yoksa sürekli bir tedirginlik ve korku hali mi var?
Yusuf el Şerif: Ruşen, sen de böyle bölgelerde yaşadın. İlk başta evet bir tedirginlik vardı. Fakat insanlar ikinci, üçüncü gün, dördüncü günden sonra baktılar ki burada hava savunması çok iyi çalışıyor; yerli hava savunması ve Amerika’dan alınan hava savunması. Füzeler düşürülüyor, droneların yani %96, %97’si düşürülüyor. Bu büyük bir oran, çok iyi bir oran. Bu yüzden insanlar alıştı yavaş yavaş. İlk başta evet, ilk 4-5 gün bir kaçış vardı Umman üzerinden birçok insan ama ondan sonra baktı ki kaçıştan sonra dönüş olmaya başladı. Hatta Avustralya bakanı da çıktı açıklama yaptı, “Çok hayal kırıklığına uğradık. Beş tane uçak gönderdik Avustralyalı vatandaşlarımızı Dubai’dan almak için, uçaklar boş döndü. Kimse dönmek istemedi.” dedi. İnsanlar birçok video yayınlıyor Dubai’dan falan; biz hayatı yaşıyoruz. Hakikaten işler çalışıyor; bankalar, alışveriş merkezleri, burada iftar sofraları, lokantaları, her şey normal. İnsanlar bu duruma adapte olmaya çalışıyor. Çünkü sabah ya da akşam böyle bir alarm geliyor: “Dikkatli olun, füze geliyor.” İnsanlar mesela dışarıdaysa bir yerde oturuyor, sığınıyor. Beş dakika içinde füze sesleri duyuyoruz, imha ediliyor. Mesaj geliyor: “İş bitti.” Bu yüzden insanlar buna alıştı ve ülke — ben Birleşik Arap Emirlikleri’nden bahsediyorum — hazırlıklıydı. Aslında Allah’tan burada 80.000 Türk var. Ben böyle şeyler yapıyorum çünkü dışarıda farklı şeyler gösteriliyor ama burayı kime sorarsan sor, çok rapor gördük; “Gıda stoku 10 gün yetiyor.” dendi, bugün 18. gün, meyve sebze bile var. Elektrik, gaz sıkıntısı vesaire. Hiçbir sıkıntı yok burada. Bazı gıda ya da tüketim şeylerinin fiyatları %15 arttı ama bu tüccarların şeylerinden. Çünkü karayolları açık. Türkiye’den çıkıp Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Katar’a, Kuveyt’e ulaşmak mümkündür tırlarla. O yüzden bir sıkıntı yok. Fakat havaalanlarını mümkün olduğu kadar açmaya çalıştı buranın otoriteleri; Emirates Hava Yolları, Etihad Hava Yolları, Arabia Hava Yolları ve %60 kapasitesini geri almıştı ki bu yüzden dün İran Dubai Havaalanı’nı vurdu. Bu çok bence, pardon iki tırnak içinde, çok kalleşçe bir hedef. Çünkü insanlar hayatını yaşamak istiyor, gitmek istiyor, gelmek istiyor. Bazen uçaklar uçuyor normal bir şekilde ama tehdit, tehlike gelince askıya alıyor, bir sonraki gün kalkıyor ama yavaş yavaş hayat %95 normale döndü. Bir tek okullar evden yapılıyor çünkü burada bu riski almıyorlar. “Ben okulları açayım, ondan sonra İran bir okulu vurursa…” ki İran böyle yapar yani. Belki “Amerika’nın vurduğu okulun intikamını alabilirim.” diye saçma bir bahaneyle. Bu yüzden bankalar çalışıyor, her şey çalışıyor; sadece okullar evden devam ediliyor.
Ruşen Çakır: Peki, arada sırada tabii bu savaşla beraber çok dezenformasyon da var. Sık sık karşıma çıkıyor ki Körfez ülkeleri en azından ateşkes için çok çabalıyor; savaşın bitmesi için ve ateşkes için. Gerçekten öyle bir durum var mı? Suudi Arabistan başta olmak üzere ABD’ye baskı yapmak, “Artık uzatmayın.” gibi bir hava var mı?
Yusuf el Şerif: Var ama şartlı. Hiç kimse bu savaşı istemiyordu, özellikle Körfez ülkeleri. Körfez ülkelerinde bir öfke var. Bu savaşın olup olmayacağını, tarihini tek bilen İsrail, Amerika ve İsrail. Körfez ülkelerine bile onlara bazen mesaj gidiyordu: “Ya biz blöf yapıyoruz.” bilmem ne. Bu yüzden Körfez ülkeleri hakikaten Amerika’nın biraz maceraya girdiğini ve bu maceraya Netanyahu yüzünden girdiğini ve ‘‘bu maceranın bedelini biz ödüyoruz’’ diye düşünüyor. Bu yüzden evet baskı yapmaya çalışıyorlar ama şartlar var: Biz hiçbir şey olmamış gibi savaşı durduramayız. Herkes bu İran’ın füzelerinin neler yaptığını gördü. Herkes gördü İran’ın Körfez ülkelerini rehin aldığını. Bu yüzden bundan sonra İran, Pakistan’la bir sıkıntı olursa hemen Dubai’yi vuracak. O yüzden bu füze olayını çözmemiz lazım. Diğer yandan mesela bir geçici ateşkes yapılsın, masaya geri dönülsün ama bu sefer İran, Amerika’nın istediği ve Körfez’in istedikleri şeyleri kabul etsin. Tamamen ateşkes dursun, bu savaş bitsin; böyle bir çaba olduğunu zannetmiyorum. Ama şunu da söylemek gerekiyor: Ali Laricani ölmeden 48 saat önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne savaş ilan etti. Neden bilmiyoruz ama dedi ki “Artık Birleşik Arap Emirlikleri de bize saldırıyor.” Böyle bir şey yok. Biz biliyoruz İsrail birçok ülkenin ayağını çekmek istiyor bu savaşa çünkü tek başına savaşmak istemiyor. Bunlardan bir tanesi Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan falan ve daha fazla şey yapmaya çalıştılar. Yani kendi ajanlarını, İran ajanlarını, Devrim Muhafızları ajanlarını sokmaya çalıştılar ki Katar’da yakalandılar, Kuveyt’te yakalandılar, Bahreyn’de yakalandılar. Burada da sanki bir şeyler hareketlendi. Bak bu yüzden Birleşik Arap Emirlikleri şimdi Suudi Arabistan’a, Amerika’ya şey diyor: “Biz Hürmüz Boğazı’nın temini konusunda yardımcı olabiliriz.” Ali Laricani öldükten sonra, istihbarat başkanı öldürüldükten sonra artık burada bazı yorumlar çıkmaya başladı: Bu iş hakikaten ciddi. Bu rejim ne kadar dayanabilir? Ne kadar ayakta kalabilir? Bu kadar insan gittikten sonra yani gerçekten Trump sonuna kadar gidecekmiş gibi geliyor ve bu biraz havayı değiştiriyor son 48 saat içerisinde. Ama şununla bitireyim burada, Hürmüz Boğazı çok önemli. Trump birçok ülkeyi çağırdı: “Gelin birlikte bu Hürmüz’ü temin edelim.” Bence burada Trump zafiyetinden değil, son bir fırsat verdi. Ondan sonra Amerika ve müttefikleri gelip de Hürmüz’ü kontrol ederlerse bundan sonra Trump bence bir para isteyecek; bir gişe olarak “Hürmüz’den mi geçmek istiyorsun? Para ver o zaman.” falan diyecek Avrupa’ya, Çin’e, Japonya’ya, herkese öyle bir şey yapacak. Bu yüzden Birleşik Arap Emirlikleri açıkladı: “Biz Hürmüz konusunda yardımcı olmayı düşünüyoruz.” Bence Suudi Arabistan da… Ve bir şey söyleyeyim, artık bu kadar savaştan sonra gönüllerden “Ya İran da bir normal ülkeye dönsün, bir cumhuriyete dönsün, bir molla rejimi olmasın, Tanrı’yla konuşan bir şey olmasın. Herkes rahatlasın.” geçiyor. Ama tabii ki bu amaç hasıl olmayabilir. Bu yüzden savaş dursun ama İran’ın yaptığı komşularına… Ben bu savaş haklı demiyorum, haksız bir savaş tabii, illegal bir savaş tabii ama burada Körfez ülkelerinin şahit olduğu durumu hak etmiyor. Bunu, İran’ın zararlarını durdurmamız lazım bir şekilde. Bilmiyorum nasıl olur.
Ruşen Çakır: Peki, savaş başladığından beri tartışılan bir husus var: Rejim mi değişecek yoksa rejim zayıflatılacak mı? Bir de hatta bir iddiaya göre “İran parçalanabilir.” iddiası da var. Şunu merak ediyorum; Körfez ülkelerinin İran’ı hep bir tehdit olarak gördüğünü biliyoruz, sen de söyledin ama onların tercihi nedir? Yani “Bu rejim gitsin, muhakkak gitsin.” gibi bir umutları mı var, yoksa daha makul bir çizgiye gelmiş, kendini biraz yenilemiş bir rejim mi? Hatta bölünmesini isteyen var mı mesela, “Bölünse iyi olur.” diyen ya da “Şah gelse ne güzel olur.” diyen?
Yusuf el Şerif: Burada kesinlikle kimse İran’ın bölünmesini istemiyor; Körfez ülkelerinden bahsediyorum. Çünkü bir kargaşa olacak. Aynı Türkiye’nin korktuğu gibi; mülteci falan filan. Zaten denizi geçip Dubai’ye gelebilirler, burada bir mülteci krizi de olabilir. O yüzden kimse İran’da bir iç savaş, bir bölünme istemiyor. Burada iki tane seçenek üzerinde duruluyordu. Birinci seçenek: Rejim değişmesin ama rejimin başındaki insan, yani Hamaney’in yerine gelen bir insan bir reformist olsun; Hatemi gibi, Hasan Ruhani gibi, Kerrubi gibi. Çünkü bu tartışmalar yaşandı İran’da. Hakikaten İran’ın içindeki muhalifler “Bizim normal cumhuriyet olmamız gerekiyor, bu molla işte imam falandan kurtulmamız lazım.” dediler. Bu tartışıldı aslında İran’da. Bu dışarıdaki muhalefetten empoze edilmiyor, rejimin içindekiler bile tartıştılar. Birinci seçenek buydu. Yani Mücteba Hamaney yerine başka birisi gelirse – ki Mücteba Hamaney’i de öldürebilirler – konuşulabilen “Tamam biz burada reform yapacağız kendi halkımız için falan filan, Devrim Muhafızları güçlerini ben dizginleyeceğim.” diyen olursa bu herkes için iyi olur. Ha olmazsa rejimin değişmesi, yani normal cumhuriyete dönüşmesi; bu molla rejimi yıkılacak ve normal bir cumhurbaşkanı gelecek. Ama bu nasıl olur bilmiyorum. Bir de bir devrim olması lazım içeride, muhalifler öne çıkması lazım. Bu iki seçenek üzerinde duruluyordu. Ve burada bana bir şey söylememe izin verin. Türk medyasında çok analiz görüyorum ve üzülüyorum. Mesela Kudüs Günü, cuma günü işte “Birlik, beraberlik, bütün İran çıktı, hükümet açık bir şekilde sokaklara indi.” bilmem ne. Ya öyle bir şey yok. Çünkü Türkiye’de de görürsünüz CHP on binlerce insan toplayabilir; bu Türkiye’yi mi temsil ediyor? Hayır. Ya da AK Parti aynı şekilde. Önemli olan zaten bu siyasetçiler insanların arasındaydı; Laricani vardı mesela geziniyordu böyle. Aslında insanların içine karıştığı için zaten güvende hissediyor çünkü orada onu öldürmeye kalkarsan bir katliam yaşanacak, ona gerek yok. Zaten Amerika bize gösterdi, İsrail bize gösterdi: “Bu adamları evinde, ofisinde yakalayabilirim. Neden insanların içinde yapayım?” Cevad Zarif’in bir videosu var yürüyor; sağında bir çocuk, solunda bir çocuk. Böyle bir şey var mı? Yani insanlar böyle sokakta yürüyorlar, insanları siper olarak kullanıyorlar. Bu yüzden şunu sormamız lazım: Bu sokak yürüyüşüne Hatemi katıldı mı? Ruhani katıldı mı? Mir Hüseyin Musevi katıldı mı? Bunların hepsi muhalif ama rejimin içinden bir muhalif; bunlar hiç katılmadı. Neden? Çünkü görüyorlar ki bu Devrim Muhafızları, molla rejimi, ahireti düşünen, ahirette yaşamak isteyen bir rejim yaşayamaz. Ali Laricani’nin son sözleri neydi? “Ben ölümü bir mutluluk görüyorum.” dedi. Herkes ona “Mutluluklar olsun.” diye yazdı Twitter‘da. Adam iki 24 saat sonra öldü. Bu düşünce siyasetle bağdaşmıyor. Gerçekçi siyasetçiler gerekiyor İran için. Bence ileride bir sayfadan sonra birileri çıkıp Ruhani’ye, Hasan Ruhani’ye, Hatemi’ye, belki hatta Ahmedinejad’a bile “Ya siz gelin konuşun, kimse kalmadı, bir oturup müzakere yapalım, biz kendi içimize bir şey yapalım.” der. Umarım böyle bir şey olur, umarım böyle bir şeye müsaade edilir. Yoksa bence son kanaat şu anda; herkes elini taşın altına koysun; Körfez ülkeleri olsun, İsrail olsun, Amerika olsun ama bu rejimi artık köküne kadar kazıtmamız lazım. Bu iş haftalarca sürerse… Çünkü böyle bir rejimle, dini bir rejimle yaşamak mümkün değildir artık.
Ruşen Çakır: Evet. Söylediklerin çok anlamlı Yusuf. Bitirirken ne söylemek istersin? Biliyorum sen Türkiye’deki birtakım yorumları vesaireleri gülerek izliyorsun, onun farkındayım. Biz de öyle. Bir de yani ilk günden itibaren, başta da söyledim, öyle bir karşılıklı dezenformasyonlar var ki… Mesela şimdi hatırla yakın zamana kadar ‘‘Netanyahu öldü mü?’’, ‘‘altı parmak’’ muhabbeti yaparken Laricani öldürüldü. Netanyahu ölmedi herhalde değil mi? Öldü mü yoksa?
Yusuf el Şerif: Yok, ölmedi; dün çıktı canlı yayında. Ruşen, şöyle söylemek istiyorum: Bu savaşa hakikaten “post-truth” savaşı diyebiliriz. Hakikaten burada medya, algı ve yalan haberlerin uçuştuğu bir dönemdeyiz. Biz İran’ın içinde ne olup bittiğini bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Birkaç tane ülke muhabir falan gönderdi ama gerçeği görmüyoruz. Gerçeği İsrail’den öğreniyoruz. İsrail de birçok şey sıkıyor. Burada da bazı sansürler oluyor tabii, çünkü savaş. Ve burada İran’ın çok büyük bir propaganda yeteneği olduğunu gördük. Çünkü Amerika’da Demokratlarla haşır neşir, Orta Doğu’da maalesef bazı Arap ülkelerinin güçlü yayın organlarıyla haşır neşir ve çok şey yapıyorlar. Karşı tarafta bilmiyoruz ne oluyor. Ama şunu söylemek istiyorum: Burada 80.000 Türk yaşıyor Birleşik Arap Emirlikleri’nde; umarım birileri Türkiye’de, kusura bakmasınlar, haber yapmadan önce bir telefon açıp sorar. Geçen gün Sözcü YouTube‘da bir şey gördüm; “Dubai yıkıldı, kimse bilmem ne.” falan filan ama söyledikleri bütün bilgiler yanlış. İnsanlar burada Dubai’da yaşıyor; arayın söyleyin. Birkaç tane emekli oramiral, general falan yazıyorlar; “Dubai bitti, Birleşik Arap Emirlikleri bitti, 10 gün stoku kaldı, bankalar bitti çalışmıyor.” diyorlar. Görüyorsun Dubai’daki yaşayan Türkler “Abi böyle bir şey yok, siz bu bilgileri nereden alıyorsunuz?” diyor. Cevap: “Ben Abu Dabi’deki arkadaşımdan öğrendim.” Yani böyle bir şey yok. Ama ben anlıyorum; Türkiye’de bazı yerlerden haber alıyorlar, bazen “seksi” geliyor haberleri; “Aa Dubai gibi bir yer yıkılıyor.” falan filan. Habercilik yani, öyle satabilir bu hikâye ama doğru değil. Bugüne kadar, bugün gel Dubai’da bir ev satın almak iste, fiyat düşmüş değil. Bu bir endüksiyon, bu önemli bir işaret. Yani burada insanlar kaçmış ama evlerini tutmuş, paralarını tutmuş, şirketlerini tutmuş. Neden? Çünkü geri dönecekler. Şimdi ileride ne olur ne olmaz bilmiyorum, analiz herkes yapabilir ama şu anda durum nasıl? Lütfen arayın arkadaşlarınızı, akrabalarınızı Dubai’de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, öğrenin. Bir de lütfen, bir numara çok önemli; ben emekli askerlerimizin çıkıp da “Bu füze bize İran’dan atılmadı.” demelerine şaşırıyorum. Radar diye bir şey var. Bunu emekli bir asker söylüyorsa “Bize atılan füze İran’dan atılmamış.” diye, bu nasıl bir şey anlamıyorum. Bu yüzden lütfen bir şey öğrenmek istiyorsanız Dubai’yi, Abu Dabi’yi, herkesi buraya arayabilirsiniz. Dubai, evet çok yapay bir şehir olabilir ama örnek bir şehir. Aslında Dubai’nin yıkılmasında kimsenin bir faydası olmaz. Aslında tam tersi, insanlar buraya gelip çalışıyor, çocuklarını eğitiyor. Bu yüzden ben hayrete düşüyorum; bu kadar başarıya imza atmış bir şehir… Tamam çok kusurları var ama böyle bir yatırım, böyle bir ülke, böyle bir şehrin yıkılmasına ne kadar insanın sevindiğine ben şaşırıyorum doğrusu.
Ruşen Çakır: Evet, bir dokun bin ah işit olduk. Evet, millet seviyor öyle şeyleri. Bir de anladığım kadarıyla kıskanıyorlar orada yaşayanları sanki, öyle de bir şey var.
Yusuf el Şerif: Tabii bir kıskançlık var da Birleşik Arap Emirlikleri’nin de bir kusuru var; çünkü medyası yok. Yani medya, propaganda medyası yok diyorum; umursamıyorlar, yayınlamıyorlar, şeyler yapmıyorlar. Bugünlerde duyuyorum; “Aa medya çok önemliymiş.” falan filan diyorlar. Çünkü baktılar ki El Cezire bile bilmem ne… Düşünebiliyor musun, El Cezire de, Katar’da füze düşüyor yanında ama diyor ki “Askeri üs vuruldu.” O da şaşırtıcı bir şey yani. Bundan sonra çok şeyin hesabı sorulacak yani ileride.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Yusuf, çok sağ ol.
Yusuf el Şerif: Ben teşekkür ederim, sağ olun.
Ruşen Çakır: Evet, Yusuf el Şerif bize savaşta Körfez ülkelerinde neler yaşandığını, Körfez ülkeleri yöneticilerinin savaş hakkında neler düşündüğünü anlattı. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.







