Fazilet Partisi’nin 22 Haziran 2001’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurarken siyasi yasaklı Necmettin Erbakan Saadet Partisi’ni kurdurup en yakın kurmaylarından Recai Kutan’ı da genel başkan yaptı. İşte o tarihten itibaren, kökleri 1969’daki “Bağımsızlar Hareketi”ne giden Milli Görüş hareketinin akıbetini konuşuyoruz.

Erbakan’ın İran’a bakışı
Bu çeyrek yüzyıllık tartışma İran savaşını yaşadığımız şu günlerde ayrı bir anlam kazanıyor. Çünkü İran’da devrimi ve ardından kurulan İslami rejimi Türkiye’de alenen destekleyen yegane anaakım İslami hareket Milli Görüş olmuştur. Türkiye’de hakim olan rejim, Mili Görüş partilerini ve yöneticilerini yargı yoluyla cezalandırma yolunda giderken onların bu duruşlarını özel olarak dikkate almıştır.
Erbakan Refahyol hükümetinin başındayken ilk dış ziyaretini, bütün itirazlara rağmen İran’a yapmıştı. Onun İran rejimi içerisinde çok sayıda isimle iyi ilişki içinde olduğunu, İran’ı yönetenlerin de kendisine saygıyla yaklaştığını biliyoruz. Bunlardan biri yakında öldürülen Ali Laricani’ydi.
Milli Görüş’ün krizi
Nitekim bugün de Milli Görüş’ün devamı olma iddiasındaki Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’nin açık ve net bir şekilde ABD-İsrail ittifakına karşı İran’ın yanında durduğunu görüyoruz. Fakat bu iki partinin açıklamaları, duruşu genel kamuoyunda pek bir yankı bulmuyor. Bunun birçok nedeni var:
- Erdoğan her ne kadar “Milli Görüş gömleğini çıkartmış” olsa AKP’nin kuruluşundan itibaren bu harekete ve onun lideri Erbakan’a karşı sert herhangi bir eleştiri yöneltmedi. Hatta örtülü bir şekilde “Milli Görüş’ün devamı biziz” demeye getirdi;
- Erdoğan kendini iyice güçlü hissettiği andan itibaren Erbakan’ın “Türkiye liderliğinde Dünya İslam Birliği” idealini çağrıştıracak -ve tabii ki hepsi başarısız kalacak- girişimlerle Milli Görüş tabanının gönlünü hoş etti;
- Erbakan’ın ölümünün ardından oğlu Fatih Erbakan Yeniden Refah Partisi’ni kurarak zaten güçten düşmüş olan Milli Görüş’ü iyice zayıflattı;
- Saadet Partisi ayrıca kendi içindeki iktidar savaşlarıyla enerjisini heder etti.
YRP’nin yükseliş ve düşüşü
Milli Görüş’ün son dönem öne çıkan partisi hiç kuşkusuz YRP oldu. Parti ilk kez 2023’te seçimlere girdi. Fatih Erbakan aday olmak için gerekli imzaları toplamış olmasına rağmen son dakika Erdoğan’ı desteklemeye karar verdi ve genel seçimlere de Cumhur İttifakı bünyesinde katıldı: Bir buçuk milyon oyla (yüzde 2,8) seçimde 6. parti oldu ve 5 milletvekili kazandı.
Bir yıl sonraysa 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nde yüzde 6,19 oy alarak üçüncü parti oldu. Şanlıurfa (büyükşehir), Yozgat, 39 ilçe ve 19 beldede başkanlık kazandı. Fakat hızlı bir şekilde bu başkanların yarıya yakını AKP’ye geçti, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Kasım Gülpınar ise istifa edip bağımsız kaldı.
Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları YRP’nin yüzde 2’ye ulaşmakta zorlandığını gösteriyor. Bunda belediye başkanlarını iktidara kaptırmanın rolü hiç kuşkusuz vardır ama asıl önemli olan YRP’nin Necmettin Erbakan’ın mirasına ek olarak yeni, bütünlüklü, farklı bir şeyler söylemekte zorlanması.
Birleşseler ne olur?
Benzer bir durum SP için de geçerli. Temel Karamollaoğlu’nun genel başkanlığı Mahmut Arıkan’a bırakmasıyla gençlik aşısı yapıldığı varsayılan SP’nin Türkiye siyasetine damga basan herhangi bir çıkışına şahit olamadık. Girdiği ilk seçimde (2002) yüzde 2,49, 2007’deyse yüzde 2,34 oy alan SP nicedir yüzde 1 oy oranına ulaşmakta bile zorlanıyor.
Tek başlarına ayakta durmakta güçlük çeken bu iki partinin birleşme ihtimali söz konusu. Fakat siyasette 1+1’in hep 2 veya üstü etmediğini çok iyi biliyoruz.
Bu nedenle birleşseler dahi, Milli Görüş ve Necmettin Erbakan adlarının yetmediği ön kabulünden hareket ederek yeni bir şeyler bulabilmeleri gerekecek ve şu aşamada bundan hayli uzak görünüyorlar.














