5 Nisan “Uluslararası Vicdan Günü” idi… Habersiz geçti. UNESCO’nun girişimiyle, “Uluslararası Vicdan Günü” 2019 yılında BM tarafından resmen ilan edilmiş bir gün.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen bu özel gün, vicdan, barış ve insan hakları konularında farkındalık yaratmayı amaçlıyor.
Demek ki “vicdan, barış, insan hakları” konuları hâlâ “farkındalığa” ihtiyaç duyuyor.
Gerçekten de duyuyor.
2005 yılından beri “Küresel Vicdan” kavramı peşinde koşarım… O tarihte “küreselleşmenin vicdanını” sorgulayan bir yazı yazmıştım.

Sonra bu konuya öylesine yoğunlaştım ki Ekim 2011 tarihinde “Küresel Vicdan” kitabımı yayınladım. Bugünlerde yeniden yayınlanacak.
BM’nin “Uluslararası Vicdan Günü” kabulü, kitabın yayımlanmasından 8 yıl sonraya rastladı.
Her yıl yerli basına bir de bu gözle bakarım… Kim “vicdan” konusunu önemsiyor, kim önemsemiyor…
Önemseyene pek denk gelmedim.
15 Nisan’ı da Dünya Sanat Günü olduğu için aynı şekilde önemserim… Etrafı günün “anlam ve önemine” göre kolaçan ederim… Söz eden birileri var mı diye.
15 Nisan neden “Dünya Sanat Günü”dür?
Çünkü 15 Nisan Leonardo da Vinci’nin doğum günü.
Doğumu, Dünya Sanat Günü olarak kutlanan bir dâhi.
Leonardo da Vinci 15 Nisan 1452’de doğdu… 1519 yılında öldü.
67 yaşındaydı.
Tarihin en büyük dâhilerinden biri olarak kabul edilen Leonardo, döneminin “Rönesans Adamı” idealinin yaşayan örneğiydi.
İtalyan Rönesans döneminin en önemli simgesiydi.
Sadece bir ressam değildi…
Sadece bir bilim insanı değildi…
Sadece bir mühendis değildi.
Sadece bir anatomist değildi…
Sadece bir mucit değildi…
Hepsiydi.
12 yıl önce bizim gazetelerin ilk sayfalarında ne Dünya Sanat Günü’ne, ne de Leonardo da Vinci’ye rastladım.
Ne vardı?
15 Nisan 2014’te MİT Kanunu’nda değişiklikler onaylanmıştı.
Kabul edilen (6532 sayılı Kanun) ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, teşkilata dış istihbarat, terörle mücadele ve siber güvenlik alanlarında geniş yetkiler tanındı, personel için mutlak dokunulmazlık getirildi ve istihbarat faaliyetlerinin hukuki altyapısı güçlendirilerek Cumhurbaşkanı’na doğrudan raporlama imkânı sağlandı.
Başka ne vardı?
Adana’da 2014 yılında yoğunlaşan yasa dışı dinleme soruşturmalarında, hâkim, savcı ve emniyet mensuplarının sahte kimliklerle dinlendiği iddiası yargıya taşınmıştı.
Bir diğer gündem de buydu.
Güney Kore’de ise o gün Sewol feribotu 476 yolcu ve mürettebatla seyrediyordu. Bunun o gün bir haber değeri yoktu.
Bir gün sonra yaşanacak trajediden kimse haberdar değildi.
Ertesi gün Güney Kore’nin Incheon şehrinden Jeju Adası’na giden yolcu feribotu alabora oldu. Kazada 304 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunu okul gezisine çıkan Ansan Danwon Lisesi öğrencileri oluşturuyordu.
Gemi kaptanı Lee Joon-seok, yolcuları tahliye etmeden gemiyi terk ettiği için cinayetten suçlu bulunarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Sewol faciası sonrası Güney Kore’de güvenlik reformları yapıldı. Benzer trajediler yaşanmasın diye önlemler alındı.
Ukrayna’da, Rusya yanlısı ayrılıkçıların doğu bölgelerinde yönetim binalarını işgal etmesiyle tırmanan kriz gündemdeydi. Rusya saldırganlığının küçük provaları söz konusuydu.
Bugün 15 Nisan 2026.
Ne Leonardo da Vinci adına ne de Dünya Sanat Günü hatırlatmasına bugün de rastlamayacağımızdan hemen hemen eminim.
5 Nisan’da da Dünya Vicdan Günü’ne rastlamadığımız gibi.
Çürümenin böylesine dört bir yanı sardığı, sanatın tabutuna çivi çakılma gayretinin ön aldığı bir dönemde ne sanatı ne vicdanı…
Varsa yoksa siyaset, varsa yoksa hazineye çökme savaşları, varsa yoksa çürümeden pay alma kavgaları…
Basın tarihi, toplumların bir tür üç boyutlu resmini de çiziyor…
İlgilendiklerimiz ve ilgilenmediklerimiz…
İlgilendiklerimiz arasında 15 Nisan’da Leonardo da Vinci de yok.
5 Nisan’da da vicdan kavramı görünmedi.
Bir gün belki ikisi de olur…
Belki…








