Basın Tarihi yazısını yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda 4 Mayıs Pazartesi akşamıydı. 2014 yılı Mayıs olaylarının peşinde dolanıyordum.
Etrafı kolaçan ederken sosyal medyada Hüseyin Çelik’in,“4 Mayıs 1937’de ‘Tunceli Tenkil Harekâtı’ kararıyla başlayıp 1938’in sonuna kadar devam eden Dersim hadiseleri, milletimizin ortak hafızasında derin izler bırakan acı bir dönemi ifade etmektedir. Aradan geçen onca yıla rağmen yaşanan acılar, toplumsal vicdandaki yerini hâlâ korumaktadır” diye başlayan bir mesajına rastladım.
Rastlayınca yolumu değiştirdim, 2014 yılını serbest bırakıp, 4 Mayıs ve “Tunceli Tenkil Harekâtı” üzerine odaklandım.
İlk önce “4 Mayıs’ta tam olarak neler oldu?” diye araştırmaya giriştim, hiçbir yerde “4 Mayıs 1937’de ‘Tunceli Tenkil Harekâtı’ başladı” diye bir habere rastlamadım.

Bu sefer hepimizin en yeni ama en popüler “arkadaşı” olan yapay zekâya sordum.
O da yanıtladı:
“4 Mayıs 1937 Dersim Tenkil Harekâtı, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun ‘Dersim Tenkil Kararı’ olarak bilinen gizli kararnameyi kabul etmesiyle başlayan askeri operasyondur. ‘Tenkil’, kelime anlamı olarak ‘herkese ibret olacak bir ceza verme’ veya ‘uzaklaştırma’ demektir.”
Bu cevapta da öncelikle “gizli kararname” vurgusuna takıldım.
Bir hukuk devletinde, ülkedeki vatandaşları ilgilendiren “gizli kararname” olur muydu?
Bunu da gene her soruya cevap veren yol arkadaşım “yapay zekâya” sordum, çarpıcı bir yanıt verdi:
“Hukuki açıdan yayımlanmayan gizli kararname, vatandaşın bilgisine sunulmadığı için yok hükmündedir ve hukuksal sonuç doğuramaz. Ancak Türkiye tarihinde, özellikle MGK ile ilgili veya devlet sırrı kapsamında “gizli kararname” uygulamaları olduğu ve bazı kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) yayınlanmadığı bilinmektedir.”
Ve cevabını detaylandırdı:
“Hukuki Durum: Anayasaya göre kanun hükmünde kararnameler Resmî Gazete’de yayımlanmadıkça yürürlüğe girmezler.
İstisnalar ve İddialar: Bazı durumlarda Bakanlar Kurulu’nun ‘devlet sırrı’ diyerek gizli kararname çıkardığı iddiaları geçmişte tartışma yaratmıştır.
İptal Riski: Yayımlanmayan bir düzenlemenin uygulanması, hukuk devletine aykırıdır.”
4 Mayıs 1937 tarihinde dönemin hükümeti (Bakanlar Kurulu), Dersim (Tunceli) bölgesindeki aşiretlerin “merkezi otoriteye direnişini kırmak” amacıyla bu gizli harekât kararını almıştı.
Resmi neden, bölgedeki aşiret yapısını tasfiye etmek, silahları toplamak ve devlet otoritesini tesis etmekti.
Harekatın temelleri 1935 yılında çıkarılan ve bölgeye geniş yetkili bir askeri müfettiş atanmasını öngören “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” (Tunceli Kanunu) ile atılmıştı.
Hüseyin Çelik uzun mesajında, Başbakan olduğu dönemde Recep Tayyip Erdoğan’ın “özür dilediğinden” söz ediyordu.
23 Kasım 2011 tarihinde Başbakan Erdoğan, devlet adına Dersim olaylarıyla ilgili resmi bir özür dilemiş ve “13 Bin 806 Dersimli kardeşimiz için özür dileriz Dersim” diye bir tweet atmıştı.
1936-1939 yılları arasında gerçekleşen olaylarda, resmî belgelere göre toplam 13 bin 806 kişinin ölmüş, hayatını kaybedenlerin yanı sıra 12 bin civarında insan da sürgün edilmişti.
Başbakan’ın devlet adına Dersim olayları nedeniyle özür dilemesi geniş bir şekilde yankılanmıştı.
Onlardan biri de BBC’de yer almıştı:
“Türkiye’de Dersim olayları konusunda son bir haftadır yoğunlaşan tartışmalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılarak, 13 bini aşkın kişinin öldürüldüğünü söylediği olaylar için ‘Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum’ dedi.
Ankara’da, partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, Dersim’de sayısı bilinmeyen binlerce insanın, kadın ve çocuğun katledildiğini, zorunlu göçe başvurulduğunu söyledi.
Olaylar konusunda ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’ne yüklenen Erdoğan, olaylar nedeniyle CHP’nin özür dilemesi gerektiği görüşünde.
Başbakan, ‘’Çünkü o dönem CHP’nin tek başına iktidar dönemidir. CHP’nin geçmişinde işte bu var, hamdolsun bizim geçmişimizde bunlar yok’’ diye konuştu.”
2011 yılından bu yana 15 yıl geçti.
Türkiye’de siyaset maalesef ilkeler üzerinden yapılmıyor, güncel çıkarlara göre yapılıyor. Aynı kişinin ağzından her söylenenle taban tabana zıt sözler duymak da her zaman mümkün.
Evrensel hukuk bir türlü siyasetin güncel slalomlarının yerini alamadığı için de aynı yerde dönüp duruyoruz.
4 Mayıs 1937 tarihi de Başbakan’ın özrüne rağmen hâlâ o karanlık ve hüzünlü köşesinde öyle durmaya devam ediyor.








