Murat Aksoy ile söyleşi: CHP içi iktidar mücadeleleri bitmeyecek mi?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, gazeteci Murat Aksoy ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) içinde bulunduğu durumu ve gelecek stratejilerini değerlendirdi. Murat Aksoy’un ana odağı parti içi bölünmeler, iktidarın bu durumdan faydalanma çabaları ve CHP’nin kamusal alanla etkileşim stratejisinin etkinliğiydi. 

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Murat Aksoy, CHP içindeki iktidar mücadelelerini ve ‘mutlak butlan’ iddialarını değerlendirdi.
  • Parti içi bölünmelerin CHP’nin homojen yapısını zayıflattığını belirtti.
  • CHP’nin ‘kapı kapı dolaşma’ stratejisini etkili buldu, ancak iletişimde eksiklikler olduğunu söyledi.
  • Mevcut lider çatışmalarının, partinin güçlü bir kamusal etkileşim kurmasını zorlaştırdığını vurguladı.
  • CHP’nin iktidara karşı direncinin kırıldığını ve kamu alanındaki etkileşimlerin yetersiz kaldığını ifade etti.
Bilmeniz gerekenler

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “İktidarın CHP’ye topyekün savaşı” başlıklı son yayınında Murat Aksoy ile parti içi bölünmeler, liderler arası anlaşmazlık, muhalefetle ilişkiler, iktidarın stratejisi ve CHP’nin kamusal alanla etkileşim stratejisi konularını yorumladı. 

CHP içi iktidar mücadeleleri ve “mutlak butlan” tartışması

Gazeteci Murat Aksoy, CHP içindeki mevcut yönetimin Kongre’yi kazanma meşrutiyetini sorgulayan ve “kesin hükümsüzlük” olarak bilinen “mutlak butlan” iddiasını savunanların olduğunu söyledi. Murat Aksoy’a göre bu durum partinin homojen bir yapıdan uzak olduğunu gösteriyor. Parti kapatma davası ihtimalinin de gündeme geldiğini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iddianamesinde konuya değindiğini hatırlatan Aksoy, şunları dedi:

“Parti içindeki tartışmalardan ötürü homojen bir partiden bahsetmiyoruz. Şu anda mevcut yönetim ve ona yakın bir ekip var. Bir tane de bu ‘mutlak butlan’ bekleyen kişiler var. Bu kişiler simetrik güçlere sahip olsalar bile son dönemdeki gelişmeler biraz daha bu mutlak butlana kendini yakın hisseden insanların ‘umutlanmasına’ yol açmış gibi.”

CHP içi iktidar mücadeleleri
CHP içi iktidar mücadeleleri bitmeyecek mi?

CHP’nin kamusal alanla etkileşimi

Gazeteci Murat Aksoy, CHP’nin büyük mitinglerden ziyade “kapı kapı dolaşma” ve evlere gitme stratejisini olumlu bulduğunu söyledi. Aksoy, bu stratejinin daha geniş kitlelere ulaşmak ve partinin kamusal alandaki varlığını güçlendirmesi açısından önemli olduğunu vurguladı. Murat Aksoy, bu stratejinin uygulanış biçimine karşı eleştiride bulundu:

“Sokakta olmak ve partiyi daha geniş kitleye tanıtmak açısından bu strateji önemli ama eksik olan şey, gelen şikayetler karşısında Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel bir çerçeve olarak ne söylüyor olduğunu da o insanlara anlatması önemli”

Murat Aksoy, CHP’nin mevcut lider çatışması ve iç barış eksikliğinin, iktidarın partiyi zayıflatma stratejilerine karşı direncini kırdığını ve kamusal alandaki etkileşimlerin henüz beklenen seviyeye gelemediğini ekledi.

Video deşifresi

Murat Aksoy ile söyleşi: CHP içi iktidar mücadeleleri bitmeyecek mi?

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Şimdi meslektaşımız Murat Aksoy’a geldi sıra. Murat Aksoy merhaba. Şunu söyleyeceğim. Ben geçen bir yayın yaptım. Görmüşsündür; ‘‘Her ağacın kurdu özünden olur’’ diye.

Murat Aksoy: Evet evet.

Ruşen Çakır: CHP’nin son günlerde yaşadığı olaylarda, tabii ki iktidarın saldırısına maruz kalıyor, özellikle yargı eliyle; ama içeriden de kaynaklanan birtakım şeyler var. Mesela Burcu Köksal’ın ayrılması gibi ya da eski belediye başkanlarının etkin pişmanlıktan yararlanması gibi. Sen CHP çevrelerini yakından bilen bir gazeteci olarak bu CHP’de ne tür duygulara neden oluyor? Senin gözlemlerin nedir?

Murat Aksoy: Hocam, şimdi şöyle bir şey; öncelikle demin söyledim ama bir kere daha paylaşayım. Şu anda Hasan Bülent Hoca’nın ofisindeyim ve sana da çok selamı var. Şimdi beraberdik. Onu paylaşmış olayım.

Ruşen Çakır: Evet. Tamam. Aleykümselam.

Murat Aksoy: İkincisi de şu. Şimdi bu soruyu iki katmanda değerlendirelim. Bir tanesi, parti içinde bu tartışmalar nerede duruyor? İkincisi, bu tartışmalar seçmen gözünde nasıl algılanıyor şeklinde bir şey var. Yani ikili bir ayrım yapmamız gerekiyor. Ve bu iki ayrımı yaptığımız zaman da birbirinden tamamen zıt iki duygu var. Şimdi parti içine geldiğimiz zaman parti içinde biliyorsunuz uzunca bir süredir bu mutlak butlan tartışması var. Bir de şunu da kabul edelim ki dün özellikle Türkiye Gazetesi‘nde bir haber çıktı. Bu haberde partinin kapatılması ile ilgili bazı hukukçulardan görüşler alınmış. Bu son günlerdeki yapılan gerek Antalya Belediye Başkanı ve oğlunun gerekse Uşak Belediye Başkanı’nın yaptığı etkin pişmanlık meselesi ile ilgili. Şimdi bunu da bir not olarak düşelim ki zaten biliyorsunuz İBB iddianamesi hazırlanırken Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bu partinin kapatılması ile ilgili de bir dilekçe yazmış olduğunu da bir yere not edelim. Şimdi dolayısıyla parti içindeki tartışmalar; homojen bir partiden bahsetmiyoruz. Bir tane şu anda mevcut yönetim var. Özgür Özel ve ona yakın bir ekip var. Bir tane de mutlak butlan bekleyen bir ekip var ve bu ekip her ne kadar simetrik asimetrik güçlere sahip olsalar bile bu son dönemdeki gelişmeler bu mutlak butlana kendini yakın hisseden insanların, tırnak içinde kullanayım, biraz daha umutlanmasına yol açmış gibi. Çünkü iktidar bütün araçlarıyla mevcut yönetimin bir kere görevden alınması, kriminalize edilmesi vesaire için çalışıyor. Bunu hep şöyle değerlendirdik, bunu zaman zaman senin programlarında da konuştuk; parti içindeki küçük iktidar hesaplarını büyük iktidar hedeflerinden önceledikleri için iktidarın mevcut yönetime yaptığı baskıyı da kabullenmiş durumdalar. Şimdi partide böyle bir durum var. Fakat bunun seçmendeki, en azından Cumhuriyet Halk Partili seçmenlerdeki ya da kamuoyundaki algısı o kadar güçlü değil. Yani bu mutlak butlancıların ya da mevcut yönetime alternatif olanların… Ama şu var ki sonuçta son tahlilde belirleyici olacak olan CHP’nin bu üst yönetimindeki durumun geleceği. Dolayısıyla seçmenlerin tavırları da her ne kadar mevcut yönetime destek konusunda devam etse de bu mutlak butlanın ya da olası bir kapatma davasının sonuçlarının da ne olacağı bence seçmenin karar anında çok belirleyici olacak gibi duruyor. Dolayısıyla bence şu anda bütün tartışma CHP’nin bu üst yönetimi yani mevcut yönetimle bu yönetime alternatif olan ya da bu yönetime mesafeli olan insanların duruşunda. Ben o yüzden ısrarla ve ısrarla iki liderin yani Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yani halef-selef iki genel başkanın doğrudan, eğer onlar doğrudan görüşemiyorsa ikinci, üçüncü adamları; onlar da olmuyorsa partinin biraz daha ‘‘abi’’ diyebileceğimiz insanlarının mutlaka araya girerek bir orta yolu, bir şeyi bulmak zorunda olduklarını düşünüyorum. Hatta ben bu pazar için bir yazı yazıyorum. Taslak hâlinde. Yani mutlak butlan geldikten sonra mı görüşecekler bunlar?

Ruşen Çakır: Burada yalnız şöyle bir şey var Murat. Bu söylediklerin önemli tabii ama bu süreci sen daha yakından, ben de elimden geldiği kadar takip ediyoruz. Belli bir aşamadan itibaren ‘‘Kılıçdaroğlu ve destekçileri’’ diye tarif edebileceğimiz kişilerin sayısı da, etkisi de iyice azalıyor gibi geliyor bana. Ben mi yanlış okuyorum? Yani bir zamanlar daha fazla kişi ve daha fazla ses vardı. Kafalar daha fazla çevriliyordu. Ama şimdi, hele özellikle Gürsel Tekin’in İstanbul’da yaşadığı o trajikomik fiyaskonun da bunda çok etkisi olduğu kanısındayım. Yani kaba tabirle, çok bir numaraları yok sanki.

Murat Aksoy: Haklı bir gözlem bu. Doğru bir gözlem. Hatta bu konuda da en sayısal veri de şuydu; Kemal Bey bir açıklama yaptığı zaman bunu kaç milletvekili retweetlemişti, kaç kişi beğenmişti ve en son bir paylaşımında; bir öncekinde sayı 18 ya da 13’tü, 7’ye düşmüştü. Şimdi böyle sayısal baktığımız zaman doğru bir gözlem ama sonuçta eğer böyle olası bir mutlak butlan kararı çıktığında ya da çıkmaya doğru baktığımız zaman o parti içindeki milletvekili dengeleri de bence değişebilir. O yüzden bunun konjonktürel olduğunu bir kere kabul edelim. Ama buradaki temel mesele şu; yani Ruşen abi, bütün bu iki taraf siyaseten ne söylüyor bize? Yani tamam iktidar CHP’yi etkisiz hale getirmek istiyor da; burada açıkçası tamam biz tırnak içinde muhalifleri eleştiriyoruz, onlara kızıyoruz ama biraz da işin ucunu mevcut yönetime de batırmamız gerekiyor. Yani onlar da bu 2023 seçiminden sonra; yani seçimi kazandıktan sonra, kurultayı; yani diğerleriyle ya da seçimi kaybedenlerle bir ilişki geliştiremediler. O yüzden ben bir yazı yazmıştım, başlığı da “Helalleşemeyenlerin partisi”. Yani düşünün aradan iki sene geçmiş, aynı milletvekili sıralarında mücadele ediyorsunuz ama aranızda hâlâ ideolojik olmasa da küçük siyasi farklılıklar ve görüş ayrılıkları var ve bunlar kriz anlarında çok daha kristalize oluyor. Oysa bu süreç içinde bunların giderilmiş olması gerekiyordu normal şartlarda. Ama giderilmiyorsa iki tarafta da sorun olduğunu kabul etmemiz lazım.

Ruşen Çakır: Demin CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci ile konuştuk. Dinleme imkanın oldu mu bilmiyorum. Ona bir soru sordum. O olabildiğince kibar bir şekilde cevap verdi. O da şu: İktidarda olmayan diğer partilerin 19 Mart’tan bu yana CHP’ye umduğu desteği verip vermediğini sordum. O kibar bir şekilde cevap verdi ama çok memnun olmadığını anlamak mümkündü. Ne diyorsun? Orada sorun ne? Yani herhalde sen de katılıyorsun bu tespitime. Burada sorun ne?

Murat Aksoy: Sorun bir kere… Şunu açıkça konuşalım artık. Yani bir kere şu çok gerçek ki Sayın Kılıçdaroğlu da ona yakın isimler de kurultayda bir, tırnak içinde, haksızlık yapıldığına inanmış durumdalar. Bunu belki ispat edemiyorlar ama buna inanmış durumdalar ve bu inanç onların bütün siyasi adımlarının en belirleyici adımı. Yani diyorlar ki; ‘‘şu andaki yönetim aslında seçimi, kurultayı kazanmadı.’’ Şimdi dolayısıyla da bu duygu aşılmadan da bu destek ya da bu kaynaşmanın, parti içindeki kaynaşmanın gerçekleşmesi mümkün değil açıkçası. O yüzden bir önceki turda söyledim ya; yani evet, biz mutlak butlan bekleyenlere böyle eleştiri yapıyoruz falan ama bir taraftan da bu zaman içinde mevcut yönetim de bu yarayı tamir etmek için gerekli adımları atmadı. Hani onu da kabul ederek öbür tarafı eleştirelim. Özellikle benim için önemli olan nokta bu. Bugün hâlâ, bakın yakın zamanda yazdığım yazıya, ben hâlâ ısrarla bu mutlak butlan tehlikesini önleyemeyecek olsa bile, yani bunları hep varsayım olarak söylüyorum ama, siyaseten iki liderin bir araya gelip ortak fotoğraf vermesinin, hâlâ mutlak butlan düşünenleri ya da onu bekleyenler için siyaseten büyük bir caydırıcı hamle olacağını düşünüyorum. Ama bunun ister Kılıçdaroğlu kaynaklı, ister Özgür Özel kaynaklı, ister üçüncü bir isim kaynaklı gerçekleşmiyor olması da partinin kendi kendine sorması gereken ve aşması gereken bir sorun. Bunu halledemeden de; hani ‘‘muhalefetle bir ittifak yapalım, demokrasi koalisyonu kuralım’’ diyorlar ya, daha parti içinde bu ittifakı kuramadan dışarıyla ittifak kurma şansın olmaz.

Ruşen Çakır: O zaman bunu biraz açalım. Şimdi yani diyorsun ki; CHP birlik beraberlik görüntüsü vermediği müddetçe diğer partiler CHP’ye karşı mesafeli olur. Tamam, bunu bir veri olarak alalım ama şöyle bir husus var; kamuoyu araştırmalarında biliyorsun AK Parti+MHP oyları %40 civarında dolanıyor. %40-41 vesaire. Ve bu Cumhur İttifakı’nı iktidara getirmeye, cumhurbaşkanlığını kazanmaya yetmiyor. Dolayısıyla yanına birilerini çekmesi gerekecek. Ya yanına birilerini çekecek ya da birilerini CHP’den uzak tutacak. Sonuçta şu haliyle baktığımız zaman AKP ve MHP dışındaki bütün partilerin; hepsi olmasa bile belli bir oy oranına sahip olan partilerin belli bir önemi olacak seçim zamanında. Öyle değil mi? Şimdi biz mesela bu partilerin, şu anda iktidarda olmayan partilerin tamamının bir sonraki seçimde Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan’ın karşısında olacağını varsayabiliyor muyuz?

Murat Aksoy: Bunu varsayabiliriz ama ‘‘Bu, karşı tarafın kazanmasını engellemeye yeter mi?’’ sorusu daha anlamlı bir soru. Engelleyemez. Yani o yüzden CHP’nin iç barışını konsolide etmeden muhalefetle birlikte hareket etme imkanı da yok. Kaldı ki yani hocam şöyle bir şey; mutlak butlanı falan tartışıyoruz ya. Yani burada iktidar şunu hedefliyor benim okuyabildiğim kadarıyla; sadece adayı belirlemek yani yarışacağı adayı belirlemekle kalmıyor iktidar ya da Erdoğan; aynı zamanda muhalefeti olabildiği ölçüde de siyaseten parçalamak istiyor. Burada da muhalefetin en büyük aktörü olarak ana muhalefet partisini de iki parti hâlinde seçime götürmek istiyor mümkünse. Yani kayyum atayarak ya da kapatma davası açarak alternatif bir partinin kurulmasının ya da alternatif bir hareket çıkmasının yolunu şey yapıyor ve diyor ki; “şu anda CHP %30’sa, bu iki parti olduğu zaman iki partinin toplamı 30 etmez ama iki partinin toplamı 25 olursa benim oyum ya da ben kazanmaya…” Meclis’te de çoğunluğu hedefliyor. Yani sadece cumhurbaşkanlığı almakla yetinmek istemiyor. Meclis’e de 400 ve üzeri milletvekili hedefliyor Cumhur İttifakı bir bütün olarak ve bence bütün stratejisini de bunun üzerine kurmuş durumda.

Ruşen Çakır: O zaman şöyle toparlamak mümkün senin perspektifinden: Cumhuriyet Halk Partisi ne yapıp ne edip kendi içerisinde sorunlarını aşması gerekiyor ki diğerlerini de yanına çekebilsin, diyorsun. Ama orada da tabii çok sorun var; hem süren davalar hem beklenen mutlak butlan kararı vesaire, bütün bunlar var. Peki şunu da sormak istiyorum. Daha önce de konuşmuşuzdur bunları seninle yayınlarda ama tekrar sorayım. Şimdi CHP şu ana kadar mitingler yaptı. 19 Mart’tan beri mitingler yaptı. İstanbul’dakiler bitti ama illerdeki mitingler sürüyor vesaire. Bazıları dedi ki, demeye başladı ki; “ya olmuyor, mitingle olmuyor” ya da “mitingler yetmiyor”. Şimdi CHP’nin en son kararı ne? Kapı kapı gitme. Bu konuda CHP içerisinde neler tartışılıyor? Çünkü bayağı bir yoğun görüşmeler oldu biliyorsun. Belediye başkanları çağrıldı, il başkanları çağrıldı. Sen oralardan bayağı bir kulis almışsındır. İnsanlar neleri tartışıyorlar, CHP’liler? Yani pratikte yapma anlamında, toplumsal muhalefeti canlandırma anlamında…

Murat Aksoy: Hocam, işte Özgür Özel hani önceden açıklamıştı; “Biz 4 Mayıs’tan itibaren artık mitinglerle birlikte sokağa iniyoruz. Kahvelerdeyiz, evlere iniyoruz” falan. Şimdi bu kamusal görünürlük ve siyasi partinin toplumla temas kurması açısından çok çok önemli. Çünkü mitinge zaten kendisine yakın insanlar, daha politik insanlar geliyor. Ama o mitinge gelmeyen insanların ayağına gitmek de partinin varlığını ve kamusallığını, alanını genişletmesi açısından çok çok önemli. Ama burada iki tane sorun var: Bir, nereye gidiliyor, kiminle gidiliyor ve gidildiği zaman ne söyleniyor? Şimdi bu konuda benim izleyebildiğim kadarıyla yeterli bir çalışma yapılmış değil. Yani şu anda sadece oralara gitmenin önemi vurgulanıyor ve şu anda oralara gidiliyor. Nitekim dün hani Özgür Özel grup toplantısında ‘‘bir hafta içinde gidilen yerlerde şikayetler…’’ vesaire falan dedi; ya bunları hani bir haber kanalının “halka sorduk” bölümünde de zaten bu şikayetleri biz her gün dinliyoruz. Ama bizim orada aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha fazla, ki bunun da yapılacağı söyleniyor hani ben bunu sorduğum zaman; yani gidildiği zaman o insanlara ya da gidilen yerlere, nereye gidiliyorsa, Karadeniz’in bir dağ köyüne gidiliyorsa oranın sorunuyla ilgili bir çözüm perspektifini A’dan Z’ye anlatmak zorunda değil. Ya da Güneydoğu’ya gidildiği zaman hani çözüm sürecinde CHP nerede duruyor? CHP’nin önerisi ne? Ya da İç Anadolu’da bir yere gidiliyorsa ne? Dolayısıyla da evet gitmek tamam, ama gittiğiniz zaman da ne söylediğiniz, ne önerdiğiniz, nasıl bir Türkiye anlattığınızın da bence bir önemi var. Ama anladığım kadarıyla Temmuz’dan sonra bunlarla ilgili daha somut önerilerle gidilecek ve şu anda hani evet sokakta olmak, partiyi daha geniş kitleye tanıtmak açısından önemli ama dediğim gibi eksik olan da; o gidilen yerlerde sadece şikayet dinlemek ya da kendi iktidardan şikayetlerini dile getirmekten ziyade gelen şikayetler karşısında da Cumhuriyet Halk Partisi’nin en azından genel bir çerçeve olarak ne söylüyor olduğunu da o insanlara anlatması önemli. O şu anda tam olarak var mı? Ondan çok emin olamıyorum.

Ruşen Çakır: Murat, çok sağ ol yayınımıza katıldığın için. Eksik olma. Teşekkürler.

Murat Aksoy: Ben teşekkür ederim. Hocam kusura bakmayın. Hani burada biraz yönetime yönelik böyle eleştirel bir bakışımız var ama bunda da çünkü haklıyız. Hep söylüyoruz ya hani hocam; canımız yanıyor yani.

Ruşen Çakır: Tamam canım, istediğin gibi konuş. Ben bir şey demiyorum.

Murat Aksoy: Siyasette hocam ebedi dostluklar, ebedi kızgınlıklar olabilir mi? Ya ne var ki iki liderin; halef-selef bu kadar çalışmış iki liderin bir araya gelmesine engel olan duygu ne olabilir? Bunu ben iki taraf için de söylüyorum. Ne olabilir ki yani? Ne yaşanmış olabilir?

Ruşen Çakır: Tamam Murat. Tamam. İstediğin gibi konuş, bir sorun yok.

Murat Aksoy: Hayır, “istediğin gibi” derken hani biraz dertli olduğumuz için yani.

Ruşen Çakır: Tamam. Okey. Dertli. Evet, son olarak dertli meslektaşımız Murat Aksoy’u dinledik.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.