İSTANBUL (Medyascope) – Haziran ayı boyunca kutlanan Onur Ayı, LGBTİ+ hareketinin görünürlük ve eşitlik mücadelesini hatırlatmaya devam ediyor. Bu yıl, ilk Onur Yürüyüşü’nün düzenlenmesinin üzerinden 56 yıl geçti. Onur Ayı kapsamında hazırladığımız film seçkisinde; Türkiye’den ABD’ye, Gürcistan’dan Yunanistan’a uzanan aşkı, dayanışmayı, hafızayı ve kimlik arayışını anlatan filmleri bir araya getirdik.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Bu yıl, ilk Onur Yürüyüşü’nün üzerinden 56 yıl geçiyor.
- Film seçkisi, aşkı, dayanışmayı ve kimlik arayışını keşfeden yedi filmi içeriyor.
- Seçkideki filmler, değişik temalar üzerinden LGBTİ+ bireylerin hikayelerini anlatıyor.
- Onur Ayı film seçkisi, LGBTİ+ yaşamının sinemadaki temsiline dikkat çekiyor.
İlgili haberler
Bilmeniz gerekenler
Onur Ayı, LGBTİ+ bireylerin görünürlük, eşitlik ve hak mücadelesinin hatırlandığı bir dönem. Sinema da uzun yıllardır bu mücadelenin en önemli anlatı araçlarından biri olmayı sürdürüyor. Bu seçkide, trans dayanışmasından kuir hafızaya uzanan farklı temaları işleyen yedi filmi bir araya getirdik. Kimi klasikleşmiş yapımlar, kimi ise son yılların dikkat çeken filmleri olan bu yapımlar, Onur Ayı’nda göz atmaya değer.
Crossing (Levan Akin, 2024)

Crossing (Geçiş) filmi, ölen kız kardeşinin son isteğini yerine getirmek için Gürcistan’dan İstanbul’a giden emekli bir öğretmen olan Lia’nın hikayesini anlatıyor. Lia, uzun süredir kayıp olan trans yeğeni Tekla’yı bulmak için genç komşusu Achi ile İstanbul’a gider ve burada ikilinin yolu trans hakları savunucusu avukat Evrim ile kesişir. Film bu andan itibaren bir dayanışma hikayesine dönüşür.
Levan Akin aslen Türkiye kökenli Gürcü bir ailenin çocuğu olarak İsveç’te büyümüş ancak buna rağmen filmdeki İstanbul’u gerçeklikten uzaklaşmadan romantize edebildiği söylenebilir. “İstanbul’a aşk mektubum” dediği dördüncü ve son filmi olan Crossing’de iyisiyle kötüsüyle bir İstanbul portresi çizdiğini görmek mümkün. Hikaye, özellikle İstanbul’daki kuir dayanışmasına ve transların toplumda öteki konumuna getirilmiş olmasına odaklanarak devam ediyor.
Ayrıca filmde çok güçlü kullanılan bir rastlaşma, tesadüf ya da kader motifi var. Filmin adının “Crossing” oluşu rastgele bir seçim değil, Türkçeye ‘geçiş’ şeklinde çevrilmiş ancak ‘cross’ çapraz, kesişen anlamlarına da geliyor, bu benzerlik türkçede kavşak kelimesini akıllara getiriyor, kavuşmaktan geliyor ki bu filmde Lia ve yeğeninin birbirlerine kavuşup kavuşmayacağını merak ederek izliyoruz ve işte bu potansiyel kavuşmanın yeri olan kavşak hiç şüphesiz İstanbul.
Bu şehir yüzyıllardır birçok insanın, birçok hikayenin kesiştiği o çizgi olmuş. Yıllardır anlatılan o doğu batı için köprü konumunda olan bu şehri bir de Levan Akin’in gözünden izliyoruz. Kelime oyunlarından bahsetmişken şunu da eklemeden olmaz: Filmin başında Türkçede ve Gürcücede kişi zamirlerinde cinsiyet ayrımı olmamasına dair bir çevirmen notu görüyoruz. Burada Lia yeğenini belli bir cinsiyeti atayarak aramıyor, bu tabi ki dilden kaynaklanan bir durum ama yine de altı çizilmesi gereken bir nokta.
Crossing, Türkiye’de güncel LGBTİ+ yaşamın sinemadaki temsili açısından özellikle uluslararası ortak yapım olması sebebiyle seçkide önemli bir konumda olmayı hak ediyor.
The Watermelon Woman (Cheryl Dunye, 1996)

The Watermelon Woman (Karpuz Kadın), yönetmenliğini ve başrolünü bilinen ilk açık lezbiyen siyahi yönetmen olan Cheryl Dunye’nin üstlendiği otobiyografik unsurlar içeren yarı belgesel niteliğinde bir yapım.
Philadelphia’da bir video mağazasında çalışan Cheryl, 1930’ların Hollywood sinemasında klişeleşmiş rollerde oynayan ancak adı jeneriklerde “Karpuz Kadın” (The Watermelon Woman) olarak geçen siyahi bir aktris hakkında belgesel çekmeye karar verir.
Sinemada siyah kuir temsilinin ilk örneklerinden olan bu film, gerçeği ve kurguyu harmanlayarak seyirciye belli sorular sormayı başarıyor. Cheryl Dunye, böyle bir filme güldürüyü de ekleyerek ele alınan konunun ağırlığını nispeten azaltmayı başarmış. Bu ağırlık Afrikan-Amerikan kadınların Hollywood’daki temsiline, görünmez kılınan kuir kimliklere yönelik eleştiriden ibaret. Dunye, film boyunca Cheryl’in hem kişisel hayatını hem de belgesel yapım sürecini birlikte anlatıyor. Cheryl’in beyaz bir kadınla başlayan romantik ilişkisini izlerken bir yandan araştırmaları sırasında Karpuz Kadın’ın da geçmişte beyaz bir kadınla birlikteliği olduğunu öğreniyor. Cheryl, kendi hayatından yansımalar görmeye başlayınca karpuz kadının gerçekte kim olduğunu daha çok merak etmeye başlıyor ve belgeseli bir an önce bitirmek istiyor.
The Watermelon Woman, siyahi lezbiyen bir kadının kültürel tarihinde kendi kimliğine dair soruların cevabını aradığı bir hikaye, bu nedenle seçkideki en önemli filmlerden biri.
Aşk, Büyü, vs. (Ümit Ünal, 2019)

Aşk, Büyü, vs., yönetmenliğini Ümit Ünal’ın yaptığı, geçmişte tutkulu bir aşk yaşamış iki kadının Büyükada’da geçirdikleri tek günlük yüzleşmeyi konu alıyor.
Zengin bir milletvekilinin kızı olan Eren ile adadaki bekçinin kızı Reyhan, 16-17 yaşlarında bir aşk yaşarlar ve bu ilişkiyi ailelerinin öğrenmesiyle zorla ayrılırlar. Film, 20 yıl sonra Eren’in Büyükada’ya gelmesiyle başlar.
Eren bunca zaman sonra onu tekrar Büyükada’ya getiren şeyin gençlik yıllarında adada bir kadına yaptırdığı büyü olduğunu söyler. Reyhan ve Eren büyüyü bozmak için kadını aramaya başlar ve bu sırada birbirlerine olan duygularıyla yeniden yüzleşmek zorunda kalırlar.
Bu film, zamanla farklı yollara gitmiş, birbirinin izini silmeye çalışmış iki insanın 20 yıl sonra bir araya geldiğinde yaşadığı duyguların en çıplak halini ve sadece aşkı değil Türkiye’de sınıf farklılıklarının romantik ilişkiler üzerinde nasıl etkileri olduğunu da gösteriyor.
Aşk, Büyü, vs., pişmanlığı, sevgiyi ve umudu çok gerçek bir yerden yansıtabilen ve aynı zamanda Türk sinemasında lezbiyen temsili noktasında cesur bir anlatı olma özelliği de taşıyor.
The Man with the Answers (Stelios Kammitsis, 2021)

The Man with the Answers, yönetmenliğini Stelios Kammitsis’in yaptığı Yunanistan, Kıbrıs ve İtalya ortak yapımı romantik yol filmidir.
Film, bir feribotta tanışan zıt karakterlere sahip Matthias ve Victor’un Yunanistan’dan Almanya’ya uzanan yolculuğunu ve bu süreçte birbirlerine aşık olmalarını konu alır.
Yirmili yaşlardaki eski bir şampiyon dalgıç olan Victoras büyükannesinin yanında Yunanistan’da yaşamaktadır. Victoras büyükannesinin vefatından sonra eski arabasına atlar ve Almanya’ya seyahate çıkar. İtalya’ya giden feribotta Matthias ile tanışır. Matthias yakışıklı, özgür ruhlu, Almanya’ya, evine dönen genç Victoras’ın aklını çeler ve onun arabasıyla yola devam eder. Küçük tesadüflerin onları bir araya getirdiği bu yolculuk, Matthias’ın dışadönük ve fevri karakteriyle Victoras’ın içedönük ve temkinli karakterinin çatışmasıyla başlar ve film boyunca iki karakterin birbirlerinin ruhlarını kabullenme süreciyle devam eder.
The Man with the Answers sadece iki erkeğin arasındaki aşkı değil, yolda olmayı, yolculuk halini de merkezine alan insanın kendini keşfedişini anlatan bir film.
Yurt (Nehir Tuna, 2023)

Yurt, Nehir Tuna’nın yönetmenliğini yaptığı, on dört yaşındaki Ahmet’in 90’ların sonunda Trakya’da gittiği seküler bir kolej ve kaldığı tarikat yurdu arasında yaşadığı çatışmayı ve dönemin siyasi ortamını konu alır.
Ahmet, babasının tarikatla bağlantıları sebebiyle bir tarikat yurdunda kalmaya başlar. Babasını çok seven Ahmet film boyunca babasına olan sevgisi ve onun istekleriyle çatışma içerisindedir. Yurtta kalmayı hiç istemeyen Ahmet, yurtta kaldığını, dışlanmak korkusuyla okuldaki arkadaşlarından gizler.
Başlarda bu ani değişimi kabullenemez daha sonrasında eğer dini ibadetlerini yerine getirir ve hocalarının takdirini kazanırsa belki babasının onu dinleyip yurttan alacağını düşünür ve yurtta başarılı bir öğrenci olmaya çalışır. Bu süreçte yurtta getir götür işleriyle ilgilenen ve çok başarılı olmasa da hocalarla arası iyi olan Hakan ile aralarında bir dostluk başlar. Hakan, Ahmet’e hocalarının takdirini nasıl kazanacağını gösterir. Zamanla bu arkadaşlık Ahmet için ailesinin boşluğunu doldurmaya ve hapishane gibi gördüğü yurdu daha çekilir kılmaya başlar.
Yurt, sadece on dört yaşındaki bir çocuğun hayatını değil, 90’lardaki siyasi kutuplaşmayı da gösteren oldukça sembolik bir dille dönemin siyasi sahnesine dışarıdan bir göz olarak bakabilmeyi de başarmış bir film.
The History of Sound (Oliver Hermanus, 2025)

The History of Sound, Oliver Hermanus’un yönettiği başrollerini Paul Mescal ve Josh O’Connor’ın paylaştığı bir dram filmi. 1917’nin Amerika’sında geçen bu hikaye, taşralı yetenekli şarkıcı Lionel ve kompozisyon öğrencisi David’in konservatuvarda tanışmasıyla başlıyor.
Lionel ve David 1920’de birlikte insanların seslerini balmumu silindirlere kaydederek yerel halk şarkılarını arşivlemek üzere kırsalda bir yolculuğa çıkar.
Savaşın psikolojik boyutunu ve nostaljiyi harmanlayarak sunan bu anlatının merkezinde tam olarak bir aşk hikayesinin yattığını söylemek doğru olmaz. David karakterinin özellikle savaş sonrası içinde bulunduğu bunalım halini, gerek filmin renkleri gerek müzik seçimleriyle anlatıldığı görülüyor.
Filmde müzik ve sese bir anlatıcı rolü yüklenmiş, karakterlerin anlatamadığı şeyleri müzikle ve şarkılarla tamamlayabiliyorsunuz.
The History of Sound, kuir temalı nostaljik bir dram filmi ve aynı zamanda seçkideki en güncel film.
İki Genç Kız (Kutluğ Ataman, 2005)

İki Genç Kız, Perihan Mağden’in 2002 yılında yayınlanan İki Genç Kızın Romanı adlı romanından uyarlanmış, yönetmenliğini Kutluğ Ataman yapmıştır. Film, çıktığı ilk dönemde içeriği sebebiyle bir sürü tartışmaya sebep olmuştur.
Handan ve Behiye birbirinin zıttı karakterlere sahip iki genç kızdır, ortak arkadaş aracılığıyla tanışırlar. Behiye, maskülen, baskıcı bir ailenin asi ve iyi bir üniversite kazanmış çalışkan bir kızdır diğer yandan Handan ise feminen, çocuksu, annesi eskortluk yapan sınırları geniş bir evde büyüyen özgür ruhlu bir kızdır.
Behiye, Handan’ın evine yerleşir ve bir süre birlikte yaşamaya başlarlar. İki ayrı sosyal sınıfı temsil eden bu iki genç kızın ortak olarak buluştukları payda isyankarlıklarıdır. İkisi de yaşadıkları hayatta kendilerine daha fazla yer bulamamakta ve yurtdışına kaçıp orada yaşamak istemektedirler.
Bu filmi sinemada kadının temsili noktasından değerlendirmek daha doğru olsa da içerdiği kuir tema ve sadece arkadaşlık olarak nitelendirilemeyecek bu ilişki sebebiyle seçkide olmayı hak ediyor.
Handan’ın erkek arkadaşıyla yaşadığı cinsel deneyiminin kötü geçmesi, annesinin mesleğinin onun hayatına olan yansıması ve diğer tüm sorunlardan Behiye’ye kaçarak uzaklaştığını görüyoruz. Çok çiğ bir kadın tecrübesi anlatan bu film özellikle 2000’lerin başındaki o soğuk, erkek egemen dünyayı Kutluğ Ataman’ın hareketli kamera kullanımı ve sıçramalı kurgu tekniği ile çok gerçekçi bir yerden anlatmış.
İki Genç Kız, bunaldıkları hayatlarından birbirlerini bularak kaçan iki kızı ve onların hayata başkaldırılarını anlatırken, toplumu da eleştirmeyi ihmal etmiyor.








