Medyascope okurları yazıyor | Evliliğin yeni hesabı: Eski kurum, yeni beklentiler

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Hatice Karakuş Öztürk “Evliliğin yeni hesabı: Eski kurum, yeni beklentiler” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Evliliğin yeni hesabı
Medyascope okurları yazıyor | Evliliğin yeni hesabı: Eski kurum, yeni beklentiler

Evlilik özelindeki tartışmalar son zamanlarda aynı iki soru etrafında dönüyor. İnsanlar neden boşanıyor? Ya da bireyler neden evlenmiyor. Uzun zamandır meselenin nabzını, bu iki soru üzerinden tutmaya çalışıyoruz. Oysa ki yanıtlar biraz da geçmişte evliliğin hangi ihtiyaçlara cevap verdiğinde saklı. Çünkü evlilik tarih boyunca düzen kurmanın, ağları genişletmenin, ekonomik ittifakların, yeniden üretimin güçlü araçlarından biriydi. Bu sebeple bugün için soruyu belki de başka türlü düşünmek gerekiyor. Geçmişte bireyleri evliliğe götüren gerekçelerin/ihtiyaçların ne kadarı bugün hala geçerli? Evliliğin tarihsel ve toplumsal işlevlerinden bugüne kalan bakiye nedir?

Evlilik geçmişte iki birey arasındaki duygusal ortaklığın adı değildi; aynı zamanda büyük bir toplumsal planlamanın da sözleşmesiydi. Antropoloji ve sosyoloji literatürünün birikimi bize, toplumların düzeni korumak, ağları genişletmek, ittifaklar yapmak, ekonomik kaynakları bir araya getirerek büyümek, toplumsal üretiminin devamlılığını sağlamak gibi beklentilerle evliliğe önemli görevler atfettiğini gösteriyor. Bu yönüyle evliliğin tarihsel ve toplumsal görev listesi bir hayli kabarıktı. Bugün ise bu listenin büyük ölçüde değiştiğini görmekteyiz. Bazıları biçim değiştirdi, bazıları özgül ağırlığını kaybetti bazıları ise taraflarca sessizce terk edildi. Ancak bütün bu değişimler evliliğin ortadan kalması şeklinde okunmamalı. Evlilik hala varlığını sürdürmekte ve ağırlığını korumakta. Asıl belirleyici değişim ise evliliğin hangi ihtiyaçlara cevap vermesinin beklendiği noktasında ortaya çıkmaktadır. Eski sözleşmenin bazı maddeleri hükümsüzleşirken sözleşmeye yeni maddeler ekleniyor. Evlilik özelinde yürüyen tartışmalar eski maddelerin bıraktığı boşluk ile yeni maddelerin yarattığı beklentiler arasında yaşanıyor.

Bu değişimi daha iyi anlayabilmek için evliliğin tarihsel olarak üstlendiği işlevlerin bugün için neye karşılık geldiğine bakmak gerekir. Evliliğin en eski misyonlarından birisi düzenin tesis edilmesidir. Kim kiminle yaşayacak, çocuk kime ait olacak, miras ve mülk hangi ilkeler doğrultusunda düzenlenecek, tarafların sorumlulukları nasıl belirlenecek? Bugün büyük ölçüde hukukun alanına bıraktığımız bu soruların cevapları, çok uzun yıllar evlilik sözleşmesinin detaylarında yer aldı. Evlilik sadece bir birliktelik kurmadı, bu birlikteliğin sınırlarını çizdi, tarafların rol ve statülerini belirledi ve sosyal yaşamın nasıl işleyeceğine dair bir çerçeve sundu. Günümüzde ise bu işlev elbette tümüyle ortadan kalkmış değil. Değişen, düzenin dili ve yaslandığı zemin. Geçmişte düzenin arkasında aile, akrabalık, gelenek ve sosyal çevreden oluşan güçlü bir destek mekanizması vardı. Bugün ise bu meseleler hukukun sınırlarına yerleşmiş görünüyor. Şöyle ki haklar, mal paylaşımı, velayet ve boşanmanın olası sonuçları hukuki sözleşmenin konusu. Bu anlamda evlilik hala düzen kurmanın güçlü bir aygıtı ancak düzen aynı kaynaklardan beslenmiyor. Hukukun çok daha ön planda olduğu yeni bir düzen anlayışı ile karşı karşıyayız.

Akrabalık ağları üzerinden büyüme ise evliliğin en önemli misyonlarından birisiydi. Evlilik iki birey üzerinden iki ayrı ağı birbirine bağlayan bir köprü görevi görmüştür. Bugün ise yaşananlar büyümenin adresinin değiştiği yönünde. Mesleki konum, iş çevresi, arkadaşlıklar ve farklı sosyal ağlar akrabalığın sağladığı çevrenin bir benzerini sunuyor. Bu sebeple evlilik üzerinden aileyi büyütme yerini, sosyal çevre üzerinden büyümeye bırakmış gibi. İlginç bir değişim ise dayanışmanın ölçeğinde yaşanıyor. Şöyle ki geçmişte akrabalık ağları üzerinden planlanan dayanışma günümüzde iki kişilik bir alana çekilmişe benziyor. Evliliğe yönelik tutumları ele alan çalışmalar, evliliğin hayatı birlikte göğüsleme, yalnızlığı azaltma ve duygusal destek sağlama gibi kazanımları özelinde yoğunlaşmaktadır. Bu yazının konusu olmamakla birlikte akrabalara yönelik ironik bir dille ifade edilen mesafeli tutumu da bu bilgi ışığında yorumlamak mümkün. Akrabalık ortadan kalkmıyor ancak evlilik sözleşmesindeki eski ağırlığını yavaş yavaş kaybediyor.

Öte yandan evlilik uzun yıllar aile içinde olgunlaşan bir karar niteliğindeydi. Ancak bu ağırlık merkezi, aileden bireye doğru kaymaktadır. Bu eksen kaybına bağlı olarak aile ve aile üyelerinin karar sürecindeki belirleyici konumları da önemli ölçüde azalmıştır. Bu durum ailenin oyun dışı kalması olarak değil, evliliğin meşruiyetindeki ana referansın bireyin tercihleri olmaya başlaması şeklinde okunmalıdır. “Bu evlilik beni mutlu eder mi?” sorusu bu eksen değişiminin belki de en net yansımasıdır.

Tartışmanın sadece bizde değil dünyanın pek çok yerinde en fazla kilitlendiği alanlardan biri çocuk meselesi. Evliliğin yeniden üretim işlevi yani çocukların dünyaya gelmesi, yeni kuşakların sosyalleşmesi küresel ölçekte irtifa kaybetmiş görünüyor.Resmi açıklamalar ülkemizdeki doğurganlık hızının, savaş koşullarının bile gerisinde olduğunu göstermekte. Tarih boyunca evlenmek, çocuk sahibi olmak ve aile kurmak birbirinin devamı olan kararlar olarak düşünülmekteydi. Bugün ise, bu üçlü formülün parçaları giderek birbirinden bağımsızlaşıyor. Evlenen ancak çocuk sahibi olmak istemeyen ya da çocuk sayısını sınırlandıran tercihler geçmişe kıyasla çok daha görünür. Buradaki kritik değişim aslında çocuk sahibi olup olmamak ya da çocuk sayısı ile ilgili değil.Esas belirleyici olan, bireylerin çocuk sahibi olmayı evliliğin doğal ve zorunlu bir parçası olarak görme eğiliminden uzaklaşması. Evlilik toplumsal algıda çocuk olmadan da sürdürülebilecek iki kişilik bir birliktelik olarak düşünülmekte. Gençler özelinde ise çocuk sahibi olma, evliliğin gücünü artıran bir unsur değil, evliliğin geleceğini zorlaştırabilecek yeni bir sorumluluk kaynağı olarak yorumlanmakta. Bu yönüyle geçmişin “evlilik, çocuk ve aile” formülü “evlilik ve aile” olarak düşünülüyor. Bu yönüyle evlilik ve yeniden üretim arasındaki bağ ortadan kalkmıyor yeniden kurgulanıyor.Yeniden üretim evliliğin doğal bir sonucu olarak değil bireyin tercihine, zamanlamasına ve yaşam planlamasına bağlı olarak kendi ritminde ve hızında ilerleyen müstakil bir karara dönüşüyor.

Evliliğin tarih boyunca en güçlü dayanaklarından birisi ekonomik ittifak kurma kapasitesidir. Taraflar kaynaklarını ve imkanlarını evlilik yoluyla ile bir araya getirerek ekonomik güvence arayışı içinde olmuştur. Bu arayış bugün için de devam etmekte. Ancak evlilik güvence kadar risk kavramı ile yan yana anılıyor artık. Evlilik anlatılarında kumar, piyango gibi metaforların yaygınlığı evlilik birliğinin kazançlar kadar kayıplar üzerinden de yorumlandığını göstermekte. Medyada sıklıkla tartışılan nafaka, mal paylaşımı ve borçlar üzerinden yürütülen sert tartışmalar ekonomik kaygıları daha görünür kılmakta. Bu risk algısı evlilik gerçekleştikten sonra başlamıyor. Düğün harcamaları, takılar ve tarafların bu harcamaları nasıl paylaşacağı konusu evliliğin daha başlangıcında ekonomik hesapları öne çekmekte. Dolayısıyla tartışma ekonomik boyutta sadece “evlilik bana nasıl bir güvence sağlar?” sorusu etrafında dönmüyor. “Evlilik bana ekonomik olarak neye mal olur” sorusu da ekleniyor. Evliliğin ekonomik işlevindeki esas değişim işte bu iki farklı sorunun eş zamanlı olarak sorulmaya başlamasıdır.

Boşanmaları bu değişimler üzerinden yeniden düşünmek gerekir. Boşanmaları bireylerin evliliği eskisi kadar önemsemediği şeklinde yorumlamak kolaycılık olur. Üzerinde durulması gereken esas mesele, bireylerin evlilikten beklentileri artarken evliliğin bu beklentilere cevap verme kapasitesinin aynı ölçüde artmamış olmasıdır. Bugünün evliliklerinde ekonomik dayanışma, mutluluk, güven, duygusal destek, sadakat, arkadaşlık ve bireysel gelişim eşgüdümlü bir şekilde beklenmekte. Bu anlamda evliliğin yaşadığı işlev krizini yalnızca eski işlevlerini kaybetmesi üzerinden değil, genişleyen beklentileri aynı çatı altında karşılamakta zorlanması üzerinden de okumak mümkün.

Hangi ihtiyaçlarını karşılamak için evlillik?

Sonuç olarak sınıflar ve toplumsal kesimler arasında farklılıklar bulunmakla birlikte evlilik, birçok açıdan artık eskisi gibi işlemiyor. Akrabalık eskisi kadar işlevsel değil. Aileler arası ittifak kurmak da temel beklentiler arasında yer almıyor. Çocuk sahibi olmak devamlılık için vazgeçilmez bir şart olarak kodlanmıyor. Ekonomik iş birliği önemini korumakla birlikte, güvence kadar risk ihtimalleri de daha ciddi biçimde düşünülüyor.

Buna karşılık bireysel beklentiler hiç olmadığı kadar ivme kazanmış durumda. İşte bu sebeplerin toplamına bağlı olarak diyebiliriz ki asıl soru insanların evlenmeye devam edip etmeyeceği değil, hangi ihtiyaçlarını karşılamak için evliliği tercih edecekleridir. Çünkü bir kurumun geleceği ne kadar köklü olduğu değil değişen ihtiyaçlara ne ölçüde cevap verebildiği ile de ilişkilidir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş