Cumartesi Anneleri, Rıdvan Karakoç davasında zamanaşımı kararına itiraz etti

Rıdvan Karakoç

İSTANBUL (Medyascope) – Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, Rıdvan Karakoç davasında zamanaşımı kararı verilmesine itiraz etti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Rıdvan Karakoç davasında zamanaşımı kararı verdi. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, 15 Şubat 1995’ten bu yana haber alınamayan Rıdvan Karakoç hakkında verilen karara itiraz etti.

Cumartesi Anneleri ne dedi?

Cumartesi Anneleri ve İHD tarafından yapılan ortak açıklamada, Türk Ceza Kanunu’nda “İnsanlığa Karşı Suç” tanımı bulunmasına karşın yargı makamlarının zorla kaybetme vakalarında gerekli denetimi yapmaktan kaçındığı belirtildi:

“Coğrafyamızda yerleşik yargı sistemi, Türk Ceza Kanunu’nda İnsanlığa Karşı Suç tanımı yapılmış olmasına rağmen, gözaltında zorla kaybetme olaylarında gerekli yargısal denetimi yapmadan zamanaşımı gerekçesiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararları vermeye devam ediyor. Dosyaya baktığımızda, aslında tüm zorla kaybedilen insanlarımızın dosyalarında olduğu gibi, yine yetkili savcıların görevlerini hiçbir şekilde yerine getirmedikleri bir dosyayla karşılaşıyoruz.”

Soruşturmanın esasına yönelik hiçbir somut adım atılmadığını belirten Cumartesi Anneleri, sözlerine şöyle devam etti:

“Soruşturma dosyasında savcılığın yaptığı tek şey, sürekli olarak ‘daimi arama kararı tezkereleri’ yazmak olmuştur. Bunun dışında, tarafımızca gösterilen deliller hiçbir şekilde değerlendirilmemiş, eksik delillerin toplanmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmamıştır. Açıkça bir işkence sonucu gerçekleşen ölüm olayının üzeri kapatılmıştır.”

“Kıyafetlerde DNA incelemesi dahi yapılmadı”

Açıklamada, cinayetin aydınlatılmasını sağlayabilecek kritik delillerin ve tanıklıkların soruşturma makamlarınca görmezden gelindiği detaylandırıldı. Karakoç’un cansız bedeni bulunduğunda üzerindeki giysilerin Adli Tıp Kurumu’nda emanete alındığı hatırlatılarak, bu materyaller üzerinde hiçbir DNA veya kriminal inceleme yapılmamasının büyük bir hukuk skandalı olduğu kaydedildi.

Dosyaya sunulan tanık beyanlarının da gereğince incelenmediği belirtilen açıklamada, özellikle İsmail Adanmış’ın ifadesine dikkat çekildi. Adanmış’ın ifadesinde, Karakoç’un 15 Şubat 1995’te Avcılar’daki Şükrü Bey Üst Geçidi’nde kendisiyle randevulaştığını, görüşme yerini sonradan değiştirdiklerini ancak randevuya gidemediğini ve Karakoç’tan bu tarihten sonra bir daha haber alınamadığını anlattığı aktarıldı. Aile avukatları, bu beyanın Karakoç’un doğrudan o tarihlerde gözaltına alındığına işaret eden en somut delillerden biri olduğunu kaydetti.

“Zamanaşımı cezasızlığa kılıf yapılıyor”

Zorla kaybetmenin kesintisiz devam eden bir suç olduğunu ve uluslararası normlara göre kayıp kişinin akıbeti tam olarak aydınlatılmadan zamanaşımı süresinin başlatılamayacağını hatırlatan açıklamada şu sözlere yer verildi:

“Nitekim Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’nin 8. maddesi de zorla kaybetme suçu bakımından zamanaşımı süresini, zorla kaybetmenin devam eden niteliğini dikkate alacak şekilde düzenlemektedir. Buna göre zamanaşımı, normal şartlarda suçun işlendiği andan itibaren değil, zorla kaybetme suçunun sona erdiği, diğer bir ifadeyle kayıp kişinin akıbetinin aydınlatıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamalıdır. Burada ‘askıda kalan zaman’ söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti bu sözleşmeyi onaylamamakta direnmektedir. Zamanaşımı ise zorla kaybetme suçlarında adeta ‘suçun üzerini örten bir örtü’ olarak kullanılmaktadır.”

Rıdvan Karakoç kimdir?

Rıdvan Karakoç 34 yaşındaydı, İstanbul’da yaşıyordu. Karakoç, Kürt siyasi partileri ve kültür-sanat kurumlarında çalışmalar yürütüyordu. Daha önce defalarca gözaltına alınan Rıdvan Karakoç, hedefte olduğunu ve can güvenliğinin bulunmadığını bildiği için kaybolmasından kısa bir süre önce avukatına vekâletname vermişti.

Hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından hazırlanmış bir iddianame ve gıyabi tutuklama kararı bulunmasına rağmen, 15 Şubat 1995’ten itibaren kendisinden haber alınamadı.

Karakoç’un işkence izleri taşıyan cansız bedeni, 2 Mart 1995’te Beykoz Bozhane Köyü Mahmut Şevket Paşa yolu üzerinde bir ağaç altında bulundu. Kimliği emniyet kayıtlarında ve parmak izi arşivlerinde yer almasına karşın “tanınmayan kişi” denilerek tutanak tutuldu ve Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldü. Otopsi raporunda boynunda bağ izleri, vücudunda ekimozlar ve sıyrıklar tespit edilen Karakoç’un boğularak öldürüldüğü kayıtlara geçti.

Karakoç’un izine, aynı dönemde gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ailesinin Adli Tıp Kurumu’ndaki kimsesizler fotoğraflarını taraması sırasında ulaşıldı. 30 Mayıs 1995’te ailesi tarafından teşhis edilen cenazesi, kimsesizler mezarlığından çıkarılarak Gaziosmanpaşa’daki aile mezarlığına defnedildi.

Cumartesi Anneleri, basın açıklamalarını şu sözlerle sonlandırdı:

“Rıdvan Karakoç dosyası hakkında yaptığımız itirazın kabul edilmesini, soruşturmanın devamı yönünde karar verilmesini ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz. Rıdvan Karakoç’u unutmadık. Zorla kaybetmeleri unutmayacağız.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş