Trump’ın İran anlaşması Obama’nınkinden daha mı güçlü?

Donald Trump ve Barack Obama

İSTANBUL (Medyascope) – ABD Başkanı Donald Trump, İran ile vardığı mutabakatın Barack Obama dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasından daha iyi olduğunu savunuyor. Peki Trump’ın İran anlaşması gerçekten Obama’nın anlaşmasından daha güçlü mü?

Haberin özeti:
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Donald Trump’ın İran ile vardığı mutabakat nihai bir anlaşma değil, 60 günlük müzakere süreci başlatan çerçeve metin.
  • Barack Obama’nın 2015 tarihli JCPOA anlaşması ayrıntılı, çok taraflı ve nükleer programa odaklanan nihai bir metindi.
  • Trump’ın metni nükleer programın yanı sıra yaptırımlar, savaşın sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nı da kapsıyor.
  • Obama yaptırım rahatlamasını doğrulanmış adımlara bağlamıştı; Trump ise ilk ekonomik rahatlamayı daha baştan veriyor.
  • Uzmanlara göre Trump’ın mutabakatı daha geniş ama daha belirsiz; İran’a verilen tavizler ise daha büyük.

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile vardığı yeni mutabakatın, eski Başkan Barack Obama döneminde imzalanan 2015 tarihli nükleer anlaşmadan daha iyi olduğunu savundu. Ancak iki metin arasındaki farklar, bu iddiayı tartışmalı hale getiriyor.

Obama döneminde imzalanan ve Ortak Kapsamlı Eylem Planı olarak bilinen JCPOA, 160 sayfayı aşan ayrıntılı ve nihai bir anlaşmaydı. Trump’ın İran ile imzaladığı mutabakat ise bir buçuk sayfalık, 14 maddelik bir çerçeve metin. Üstelik bu metin, anlaşmazlıkları çözmekten çok İran’la yürütülecek 60 günlük yeni müzakere sürecinin kapısını aralıyor.

Bu süreçte İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği gibi başlıkların ele alınması bekleniyor.

Trump ve Obama’nın anlaşması arasındaki en temel fark ne?

Trump’ın İran anlaşması ile Obama’nın anlaşması arasındaki en önemli fark, kapsam ve bağlayıcılık.

Obama’nın anlaşması, ABD’nin yanı sıra Çin, Fransa, Almanya, Rusya, İngiltere ve Avrupa Birliği’nin katıldığı yaklaşık iki yıllık müzakerelerin sonunda imzalanmıştı. Çok taraflı, ayrıntılı ve denetim mekanizmaları belirlenmiş bir metindi.

Trump’ın İran anlaşması ise ABD ile İran arasında yürütülen ikili bir sürecin ürünü. Ayrıca nihai bir anlaşma değil, daha çok yeni müzakerelerin çerçevesini çiziyor. Zorlu başlıkların büyük bölümü 60 günlük müzakere dönemine bırakılmış durumda.

Nükleer programda kim, ne aldı?

Her iki metinde de İran’ın nükleer silah peşinde olmayacağına dair yazılı taahhüt bulunuyor. Trump, savaşa gerekçe olarak nükleer tehdidi göstermiş ve Tahran’ın daha önce böyle bir taahhütte bulunmadığını savunmuştu. Ancak İran, Obama dönemindeki anlaşmada da nükleer silah arayışında olmayacağını kabul etmişti.

Obama’nın JCPOA anlaşması, İran’ın silah seviyesinde uranyum üretme kapasitesine sıkı sınırlamalar getiriyordu. Amaç, İran’ın nükleer silah üretmesi için ihtiyaç duyacağı “eşik süresini” uzatmaktı. ABD yönetimi, Trump anlaşmadan çekilene kadar Tahran’ın JCPOA’ya uyduğunu açıklamıştı.

Trump’ın geçici mutabakatı ise İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması için yalnızca genel bir yol haritası sunuyor. Tahran’dan, 60 günlük müzakere sürecinde nükleer başlıkları görüşmek dışında somut ve ayrıntılı bir taahhüt alınmış değil.

Metinde, İran’ın bomba yapımına yakın seviyede zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin anlaşmazlığı çözmeye istekli olabileceği belirtiliyor. Bu kapsamda uranyumun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetiminde, İran içinde daha düşük seviyeye indirilmesi ihtimali gündeme geliyor. Ancak bu karar da nihai anlaşmaya bırakılıyor.

Obama’nın anlaşması kapsamlı uluslararası denetim mekanizmaları içerirken, Trump’ın mutabakatında bu sürecin yeniden kurulmasına ilişkin açık bir hüküm bulunmuyor.

Trump taviz mi verdi?

İki metin de yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını içeriyor, ancak yöntemleri oldukça farklı.

Obama döneminde bazı yaptırımlar erken aşamada gevşetilmişti ancak bu, kapsamlı anlaşmanın imzalanmasının ardından ve İran’ın doğrulanmış adımlarına bağlı olarak yapılmıştı. Sonraki yaptırım rahatlamaları da kademeli şekilde devreye girmişti.

Trump’ın mutabakatında ise ilk ekonomik rahatlama daha baştan geliyor. Metin, İran’ın petrol ihraç edebilmesi için ABD muafiyetlerinin hemen devreye alınmasını öngörüyor. Nihai yaptırım paketinin ise daha sonra müzakere edilmesi planlanıyor.

Mutabakat ayrıca milyarlarca dolarlık dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılmasının da önünü açıyor, ancak bunun ne zaman gerçekleşeceği net değil.

Metindeki en tartışmalı başlıklardan biri ise ABD ve Ortadoğu’daki müttefiklerinin İran’ın ekonomik kalkınması için 300 milyar dolarlık bir fon kurması. Bu fonun koşulları ve takvimi belirsiz.

Bu başlık, Trump’ın kendi partisindeki İran karşıtlarının da tepkisini çekti. Bu yüzden kimilerine göre Trump, Tahran’a çok fazla taviz veriyor.

Trump, yıllar boyunca Obama’yı İran’a 1981’den beri dondurulmuş silah satış gelirlerinden 1,7 milyar dolar iade ettiği için eleştirmişti ancak kendi mutabakatı, İran’a bunun çok üzerinde bir ekonomik kaynak sağlama potansiyeli taşıyor.

Bir diğer fark da Hürmüz Boğazı

Obama’nın JCPOA anlaşması yalnızca nükleer başlığa odaklanmıştı. Obama yönetimi, bölgesel krizleri ve diğer ihtilaf alanlarını metne dahil etmenin nihai anlaşmayı imkânsız hale getireceğini düşünmüştü.

Trump’ın mutabakatı ise çok daha geniş bir bağlamda. Metin, Trump’ın 28 Şubat’ta İsrail ile birlikte başlattığı ve dünya ekonomisinde sarsıntı yaratan savaşı kalıcı biçimde sona erdirmeyi hedefleyen diplomatik sürecin başlangıcı olarak görülüyor.

Bu nedenle Hürmüz Boğazı, Trump’ın mutabakatının ana başlıklarından biri. Küresel petrol taşımacılığı açısından kritik öneme sahip boğaz, İran tarafından fiilen kapatılmıştı. Mutabakat, boğazın yeniden açılmasını öngörüyor.

Ancak İran’ın, savaş öncesinde sahip olmadığı bir “yönetim rolünü” elinde tutmak istemesi, nihai müzakerelerde önemli bir pürüz yaratabilir.

Daha geniş ama daha belirsiz bir mutabakat

Trump, İran ile vardığı mutabakatın Obama dönemindeki JCPOA’dan daha iyi olduğunu savunuyor. Ancak mevcut tablo daha karmaşık bir karşılaştırmaya işaret ediyor.

Obama’nın anlaşması dar kapsamlıydı ama ayrıntılı, çok taraflı ve denetime dayalıydı. Trump’ın mutabakatı ise daha geniş başlıkları kapsıyor ancak henüz nihai değil. Kritik konuların çoğu 60 günlük müzakere sürecine bırakılmış durumda.

Bu nedenle uzmanlara göre Trump, Obama’dan “daha iyi anlaşma” iddiasıyla yola çıksa da şu aşamada Tahran’a daha fazlasını verip karşılığında daha az somut güvence almış görünüyor.

Kaynak: Reuters

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş