Steam farklı dönemlerde başlattığı etkinliklerle oyunseverler ile oyunları indirimli ya da bazen ücretsiz buluşturabiliyor. Yeni çıkacak yüzlerce oyunla, oyuncuları buluşturan Next Fest kısa bir süre önce başladı. 22 Haziran’a kadar devam edecek etkinlik boyunca oyunların demosunu ücretsiz oynama imkanı yakalanacak. Mesela, sevilen ve serinin merak edilen devam oyunu The Sinking City 2’nin demosunu oynamak mümkün. Oyunun demosu bile 31.2 GB. Yani çok kısa bir oynanış bizi beklemiyor. Bir diğer yandan benim de radarımda olan 1666 Amsterdam, Onimusha ve benzeri yeni tanıtılan oyunların da demoları Steam üzerinden sunuluyor. Birçok oyunun demosu etkinlikten sonra da kalacak olsa da tamamı böyle değil.
Tabii bağımsız oyunlar da burada yer alıyor. Aslında benim odaklanmak istediğim de tam bu oyunlar çünkü zaten büyük yapımlar veya beğenilen serilerin devam oyunları zaten epeyce kişinin radarında.
BROKENLORE: Don’t Lie
Yaklaşık 30 dakika oynanma süresi sunan oyunla ilgili karmaşık duygular içindeyim.
Don’t Watch
Geliştiricisi Serafini Productions ve yayıncısı da geliştirici şirket ve Wired Productions olan oyun aslında bir seri. Korku oyunlarını sevenlere yabancı gelmeyecek BROKENLORE serisinin devam oyunu olan Don’t Lie, Don’t Watch’un devamı olarak karşımıza çıkıyor. Don’t Watch oyunu 24 Nisan 2025’te Steam’de yayınlandı ben aynı yılın ekim ayında oyunu oynayıp yaklaşık 2 buçuk saatte bitirdim. Yeni çıkacak oyuna geri döncek olursam, genel anlamda oyunu beğendim diyebilirim. Eleştirilecek yanlar olmakla beraber, tasarımı, hikayenin işlenişi ve “korku öğesinin” klasik verilmemesi artıları kesinlikle.

Don’t Watch’un konusuna biraz değineyim; kontrol ettiğimiz karakterimizin eski ve uzun yıllardır görüşmediği bir okul arkadaşından mesaj almasıyla başlıyor. Bu mesajda ortak arkadaşlarının delirdiği ve arayan arkadaşını rahatsız ettiği yazıyor. Küçük bir Japon evinde yaşıyoruz ve hayatımızdan genel anlamda memnun değiliz. O arkadaşımızdan aldığımız mesaj ile aslında biraz işler sarpa sarmaya başlıyor. Karanlık bir atmosferde geçen oyunda sipariş vermediğimiz halde kapımız pizza kuryesi tarafından çalınıyor, kapıyı açmasak bile garip olaylar silsilesi başlıyor. Duvarlarda beliren gözlerden kaçmaya çalışıyoruz ve en sonunda genel anlamda oyunun sonunda bir düzen eleştirisini deneyimlediğimizi anlıyoruz. Bu oyunu oynadıktan sonra Don’t Lie daha anlaşılır hale geliyor. Çünkü bu sefer Don’t Watch’taki mesaj atan kadın karakteri yönlendiriyoruz. Yani hikaye geriye dönüyor.
İlk olaydaki oyunların başına dönüyoruz ve bu sefer mesajı atan kadın karakteriz ve ev de neredeyse benzer bir tasarıma sahip. Ancak burada karakterimiz eski arkadaşına mesaj atarken aslında yalanlar söylüyor ve ilk oyundaki hikayenin nasıl gerçekleştiğini izliyoruz. Serinin oyunlarını beğendiğim için heyecanla bekliyorum ancak beklentimi karşılayabileceğinden emin olamadım. En azından demo çok çekici değildi.
Oyunun 10 Eylül 2026’da çıkması planlanıyor ve Türkçe dil desteği sağlanıyor.
T.W.I.R.L
Yaklaşık 40 dakika oynanma süresi sunuluyor.
Oyunun geliştiricisi Genie Boy Games ve oyunu bir çocuğun gözünden oynuyoruz.

Psikolojik korku olarak tanımlanan türde olan oyunda her gece saat 03:00’te uyanıyoruz. Kah televizyonu açık buluyoruz kah dışarıdaki sokak lambalarının rengi değiştiği için odamıza giren ışığın rengi de değişiyor. Ama hep, odamızdan çıkıp tek gidebildiğimiz oda olan kız kardeşimizin odasına doğru gidiyoruz. Oyunda bir döngü içinde gibiyiz ve arkada işleyen hikayeye aralarda dahil oluyoruz. Oynanış hantal olsa da vermek istediği mesajı verebildiğini düşünüyorum.
Görsellikte ise eski PlayStation oyunlarına benzer şekilde bir tasarım tercih edilmiş.
Oyunun yılın üçüncü çeyreğinde çıkış yapması bekleniyor.
Pigeon: A Love Story
Teoride çok ilginç olabilecek bir oyun olan güvercinlerin aşk hikayesi oynanışta sıkıcılıktan öteye geçemiyor.

Kocaman bir harita sunulan oyunda güvercininiz ile eşleşebileceğiniz bir başka güvercin avına çıkıyorsunuz. Kanat çırpma ve süzülme dinamikleri güzel olan oyunu yaklaşık 10 dakika oynadıktan sonra maalesef ki sıkıldım.
Hiçbir güvercin ile de eşleşemedim. Belki de eşleşme dinamiğini anlatmadığı için yapamadım onu bilemiyorum ama insanların Steam üzerindeki yorumlarına baktığımda benimle benzer şekilde düşününler olduğunu da gördüm. Daha huzurlu ve rahatlatıcı bir oyun istiyorsanız göz atılabilir. Bu yıl çıkacağı biliniyor ancak tam bir tarih verilmemiş.
Cat Chaos
Kedilerin evde çıkarttığı kaosu özellikle kedi sahibi olanlar bilirler. En az bir kez eve geldiğinizde biblolar, kitaplar ve sehpanın üzerindeki kupa yerle yeksen olmuştur. Tam da bunu kedi gözünden deneyimlemeniz için tasarlanmış olan Cat Chaos, kedi olarak evdeki objeleri yere düşürdüğünüz, saksıları kırdığınız ve eşyaların bazılarının yerini değiştirdiğiniz bir oynanış sunuyor.

Eğlenceli ve bir o kadar da sevimli olan oyunda amacımız evi o kadar çok dağıtmak ki sahibimiz geldiğinde onu çıldırtmak. Oyunu yaklaşık 10 dakika oynadım ve tam sürümünün çıkış tarihi 5 Ağustos 2026. Oyunda Türkçe dil desteği var.
The Wake
H.P. Lovecraft’ın dünyasını sevenlere seslenen The Wake, gelecekte unutulmuş bir takımadanın karanlık sularında geçiyor. Elbette Lovecraft’ın denizaltında yaşayan yaratıkları da bu oyunda mevcut. Tekinsiz olan bu adada hayatta kalmaya çalışıyoruz ve etraftan topladığımız ekipmanlar ile yeni silahlar yapabiliyoruz. Hatta oyunda büyülerle ustalaşma da var.

Demosunda Türkçe vardı, herhalde tam sürümünde de bu dil desteği sunulacaktır.
Demoda teknik olarak bazı oynanış sorunları bulunuyor olsa da genel anlamda Lovecraft havasını sevenlere hitap edecektir diye düşünüyorum.
Oyunun çıkış tarihi henüz duyurulmamış.
The Hambagu Shop
Korku oyunu türünde Asya’da geçen ve daha çok gece mesaisi ve hizmet sektörü çalışanlarının yaşadığı korkunç deneyimlere odaklanan yeni bir tür gelişti. Elbette uzun bir süredir bu türde oyunlar üretiliyor ancak özellikle The Boba Teashop ya da gece vardiyasından türetilen belli başlı oyunlar hem düşük bütçeli olması hem de anlattığı hikayeyi kısa ve net anlatması sebebiyle özellikle yayıncılar tarafından büyük ilgiyle karşılanıyor.

Bu anlattığım türde bir başka oyun olan The Hambagu Shop’ta Japonya’dayız ve dedemizden kalan bir restoranı devralıyoruz. The Boba Teashop oyunundan bildiğimiz Mike Ten tarafından geliştirilen bu yeni oyun da çalıştığımız restoranda garip olayların baş göstermesine odaklanıyor.
Hatta oyun, huzurlu korku simülatörü olarak kendini tanımlıyor.
Oynanışı iyi diyebilirim, aynı türdeki diğer oyunlara göre hazırladığınız yiyecek karmaşıklaşmıyor ya da aynı şeyi tekrar yaptığınız için sıkılmıyorsunuz. Ancak bir diğer yandan oyunda demo olmasına rağmen jump scare durumu oldukça fazla. Kısa bir oynanma sunuyor ancak hikayesi ilginç gibi duruyor. Oyunda Türkçe dil desteği var.
Oyunun yayıncısı Serafini Productions ve tam sürümün daha ne zaman sunulacağı belirtilmemiş.
Woodo
Dinlendirici bir bulmaca oyunu olan Woodo, küçük yaşlardan yetişkinlere kadar epeyce yaş grubuna hitap edecek bir tarza sahip. Oyunda hikaye masal gibi anlatılıyor ve anlatılan hikaye enstantanesindeki 3 boyutlu panelde eşyaları doğru konumlarına yerleştirerek bulmacaları çözüyorsunuz. Türkçe desteği de olması güzel.

Oyunun ne zaman sunulacağı açıklanmadı.
Finding Polka
Oyun, kendine özgün bir sanat tasarımıyla bizleri karşılıyor. Oyunda kağıt ve siyah çizgiler estetiği benimsenmiş ve oldukça güzel duruyor. Anlatmak istediği şeyi direkt yaptırarak gösteren oyunlardan biri, bu da hikayesini çok iyi taşımasını sağlıyor. Sade ve basit olan şeylerin nasıl eğlenceli ve keyifli olabileceğini size yaklaşık 40 dakikada gösteriyor.

Öte yandan oyunu kontrolcü ile oynamanız gerekiyor en azından demosu öyle. Fare desteği bulunmuyor. Ayrıca oyundaki köpeğimizin peşinde koşarken, yaptığımız bazı görevler de var. Oyun, bize bunların hangi amaçla yapıldığını göstermiyor. Yani bir ödül kazanıyor muyuz yoksa sadece hikayede ilerlerken aralara serpiştirilmiş şeyler yan görevleri mi gerçekleştiriyoruz o anlaşılmıyor.
Yılın üçüncü çeyreğinde çıkış yapacak.
Alley
Korku türünde ve yine Asya kökenli lore’a bel bağlayan bir oyun. Aslında ilk bakışta anomali oyunu gibi duruyar ancak oyunu böyle açıklamak eksik kalmasına neden olur. Oyunda öncelikle genç bir kadın karakteriz ve anladığımız kadarıyla daha 18 yaşında bile değiliz. Issız bir sokakta başlayan eve dönüş maceramız bir anda büyü ve hayaletlerle örülü bir hal almaya başlıyor. Neyse ki büyükannemiz var.

Oyunda kullanılan ana malzemelerden biri akıllı telefon ve kah mesajlaşarak, kah da kamerayı açıp fotoğraf çekerek oyundaki gizemleri (kara büyü vb) çözmeye çalışıyoruz. Bir diğer şey ise kötü ruhların etrafta olduğunu anlayan adeta bir dedektör vazifesi gören büyükannemizin verdiği bileklik. En azından demoda bu kısımları deneyimliyoruz.
Türkçe dil desteği bulunmayan oyunun yılın üçüncü çeyreğinde çıkması planlanıyor.
Mortal Shell II
Oyun, serinin devam oyunu. Mortal Shell benim için çıtır-çerezlik bir Souls-like olmuş ve oynadığım 8 saatten pek keyif almıştım. Souls-like aksiyon ve RPG türlerinde konumlandırılan ikinci oyun fantastik bir dünyada geçiyor ve bu sefer arka planı biraz daha derin bir mitoloji ve ritüelsel bir dünya ile desteklenerek sunulmuş. Karanlık, iç karartıcı ama bir yandan da aksiyonun yüksek kaldığı bu dünyada insanüstü bir varlığın yumurtalarını toplamak üzere seçilmiş karakterlerden biri olarak başlıyoruz.

Oyunda karakterimiz üzerine zırh gibi bir kabuk giyiyor ve o şekilde bir koruma kalkanı kazanmış oluyor. Zırhlar oyun süresince değişebiliyor ve her biri bir miktar farklı oynanış özellikleriyle birlikte geliyor. Zırh olmadığında ise karakterimiz Venom gibi görünüyor ve çok daha savunmasız kalıyoruz. İlk oyundan farklı olarak ölünce kabuğa geri dönme süreci biraz farklı işlenmiş. Oyunun hikayesiyle birlikte değişen bu dinamikte öldüğünüzde düşen kabuğunuz düşmanları kestikçe yenileniyor ve tekrar kullanılabilir oluyor.
İlk oyuna kıyasla önemli değişimlerden biri stamina ve dodge-roll gibi türün klasik olarak sunduğu dinamiklerin Mortal Shell II’de olmaması. Bu, oyunu çok daha hızlı oynanabilir bir konuma yükseltmiş. İlk oyuna göre yine hikaye gibi ortam tasarımı da çok daha iyi hale getirilmiş görünüyor. Düzlemsel ilerleme sunulacak gibi duruyor ancak bağlantılı bir kompakt açık dünya sunduğunu iddia eden oyunun bu anlamda sunduklarını göreceğiz.
Oyun açık beta sürecinde ve yaklaşık 3 saat oynanabiliyor. Bu yıl içinde çıkması beklenenen oyunun Türkçe dil desteği henüz yok.
1666 Amsterdam
Oyun tanıtıldığı andan itibaren oldukça heyecanlanmıştım. Hem sunduğu dünya hem da cadılar dünyasına bir girişi temsil eden oyun, karanlık olduğu kadar karmaşık bir dünya sunmayı vadediyordu. Aslında oyunun demosunda bunu deneyimliyoruz ancak maalesef tam bir oynanış sunmuyor. Yani oyunda değişen ana karakterlerimiz var. Hikaye anlatımı da sinematik olmasıyla dikkat çekiyor ancak dövüş ve büyü mekanikleri herhalde daha hazır değil çünkü 3 dakika falan oynayabiliyoruz.

Oyunun her ne kadar ismi 1666 olsa da; 1333, 1666, ve 1999 olmak üzere üç zaman diliminde geçiyor.
1666 Amsterdam’dan umudumun yüksek olmasının bir diğer sebebi de eski Assassin’s Creed serisinin yaratıcılarından Patrice Desilets ve ekibinin işin içinde olması. Oyunla ilgili yapay zekâ tartışmaları da gündemde bu arada. Sebebi de sunulan kısa oynanışta kullanılan varlıkların ilk versiyonlarının yapay zeka ile oluşturulmuş olması. Geçen haftalarda sosyal medya üzerinden oyunu deneyimleyen kişiler yapay zekânın kullanıldığını fark ettiklerini söylemişlerdi. Geliştirici stüdyo Panache Dijital Games ekibi, konuyla ilgili açıklama yaparak yapay zeka kullanımını doğrulamış ve bunun tam sürümde güncelleneceğini söylemişti. Yine de tartışma oyunun tam sürümü çıkana kadar çok da durulacak gibi değil.
Oyunun Steam ve Epic Games üzerinden Prologue sürümü 5 Haziran’da çıkış yaptı. Steam’de yaklaşık 2 bin yorum almış ve inceleme durumu da karışık. Yani grafikler her ne kadar güzel olsa da yapay zekanın dengesiz bir şekilde kullanılması oyunun dışlanmasına neden olmuş.
Çıkış tarihi ise henüz belli değil ancak 2028 yılından önce gelmesini beklemem, halihazırda oynanış da çok sunamadığı için.
Türkçe dil desteği bulunmuyor.
Onimusha: Way of the Sword
Kendine has bir dünya sunan Onimusha, Souls-like dursa da mekaniği aksiyona daha çok kayıyor. Demoda çıkan düşman çeşitliliği oldukça dengeli. H.P. Lovecraft evreninden fırlamış deniz yaratıklarına benzeyen düşmanlar da var, bunun yanında insan düşmanlar da var. Oyunun anadili Japonca ve bunun değiştirilmemesini öneriyorum zira İngilizce oynamak biraz ambiyansı ve oyun deneyimini bozuyor.

Oyunun ilk ortaya çıkış hikayesi de biraz farklı. Aslında oyun 90’lı yılların sonunda Resident Evil serisinin ninja versiyonu gibi tasarlanan ve zamanla aksiyon tarafı ağır basan bir oyuna dönüşen Onimusha serisinin bir yeniden yapımı. Capcom’un oyunu olan Onimusha, feodal Japonya tarihini doğaüstü iblis yani oyundaki karşılığıyla Genma mitleriyle harmanlıyor.
Ana karakterimiz Musashi, Japon aktör Toshiro Mifune’den esinlenerek yaratılmış.
Demoda bize iki farklı zorluk sunuluyor. Birisi hikaye (kolay) diğeriyse aksiyon (zor). Biraz daha mücadeleyi sevdiğim için aksiyonu seçmeme rağmen demodaki bölümleri kolay buldum, ta ki demonun sonunda kapıştığımız düşman gelene kadar. Onimusha: Way of the Sword bölüm sonu düşmanlarıyla yıldızlaşma potansiyeli taşıyor.
The Sinking City 2
Bu oyunla ilgili söyleyecek o kadar fazla şey var ki. Öncelikle oyunun, Kickstarter üzerinden 2025 yılının mart ayında başlatılan bir kampanya ile ilk 24 saatinde fonlama hedefinin yüzde 200’ünden fazlasına ulaşmayı başardığından bahsetmek istiyorum.

The Sinking City 2, ilk oyundaki Lovecraftvari atmosferi devam ettirirken temelde beslendiği damar olan kozmik korkuyu da korumuş. 1929 yılında Massachusetts’inde hayali bir yer olan Arkham’da geçiyor. Batman çizgi romanlarındaki akıl hastanesinin adını aldığı yer de diyebiliriz. Oynanış, hikaye tasarımı ve işleyişi; The Sinking City 2’yi oynadığım demolar arasında en başarılı oyun haline getirdi.
Ana karakterimiz Calvin, kız arkadaşıyla Rüya Diyarı’na yaptığı başarısız bir yolculuğun ardından kız arkadaşı komatik bir rüya psikozuna giriyor. Hikaye bu şekilde başlıyor ve kız arkadaşımızı tekrar uyandırmak için yapmamız gerekenleri bir bir yapmaya çalışıyoruz ancak sel ve korkunç yaratıklarla çevrelenmiş şehir bunu yapmamıza kolayca izin vermiyor. Zaten olay da bu.
Silah kullanabiliyoruz, malzeme topluyoruz ancak iş yakın dövüş mekaniklerine geldiğinde tadımız kaçıyor. Zira karşılaştığınız bu düşmanların içine karanlık sulardan çıkan solucanlar girmişse ve size fazla yaklaştıysa saldırmak için sizi bir sinematiğe kilitliyor. Bu hem yakın dövüşü kaçınılacak bir şey haline getiriyor hem de oyunu can sıkıcı bir tekrara düşürüyor. Yine de silahla kapışmak ve ana hikayede farklı karakterle karşılaşıp ilerlemek oldukça ilgi çekici.
Bu içine solucan girmiş zombilerin yanı sıra ilk oyundan bildiğimiz wylebeast canavarları da yeni oyunla geri geliyor.
İlk oyunu nadide kılan özelliklerden biri ufak açık dünyasında çeşitli “faction”lar bulundurması ve yaptığımız görevlerde bunlar arasında taraf tutabilmemizdi. Üstelik aldığımız kararlar oyunda görebileceğimiz ileri hikayeleri etkilediği gibi oyunun sonunu da etkiliyordu. Yapımcılar demonun başında oyunun daha aksiyon ve hayatta kalma korku ögelerine odaklandığına vurgu yapmışlar. Eğer bu durum bahsettiğim özgün yanlarından uzaklaştıracaksa benim için değeri zayıflayacak gibi duruyor.
The Sinking City 2, 18 Ağustos 2026 tarihinde çıkış yapacak ve Türkçe dil desteği oldukça başarılı görünüyor.
Valor Mortis
Eğer savaş dönemi oyunlarını ve yakın dövüş mekaniklerini seviyorsanız bu oyuna bir şans verebilirsiniz. Valor Mortis, Ghostrunner serisi ile bilinen yapımcı One More Level’dan geliyor. Bilmeyenler için Ghostrunner oyunları birinci şahıs hızlı platform elementleri ve kılıç dövüşü içeren cyberpunk temalı zor oyunlar. Bu sefer ise zorluğu Souls-like limanında arayan yapımcı daha önce çok da başarılı işlenememiş birinci şahıs Souls-like türünde bir oyun geliştiriyor.

Valor Mortis, alternatif bir Napolyon Dönemi sunuyor. Temamız 19. yüzyıl Avrupası, karakterimiz ise Napolyon’un ordusunda bir asker. Klasik mekanikleri koruyan oyunda savaş alanında yayılan bir salgınla yaratıklara dönüşen askerlerle kapışıyoruz, kendi doğaüstü güçlerimizi de zamanla geliştirerek. İlk izlenimim başarılı işlenmiş bir oyun olacağı yönünde. Napolyon’un kalk asker diye arkadan gaz vermesi de fena olmuyor. Demo süresince de 1-2 saatlik süreyle oyunu tatma şansımız oluyor. Birinci şahıs kılıç dövüşlü oyun severlere de Souls-like severlere de öneririm, bir bakın.
Yılın geri kalanında bu listedeki çıkış tarihi açıklanan oyunların ilki Cat Chaos ve 5 Ağustos’ta çıkıyor. 10 Eylül’de Don’t Lie ardından 25 Eylül’de Onimusha: Way of the Sword, 15 Ekim’de Valor Mortis çıkış yapıyor. Yılın en çok beklenen oyunu Grand Theft Auto içinse ön sipariş tarihi açıklandı. Rockstar Games tarafından yapılan açıklamaya göre oyun 25 Haziran’da oyunseverlerin ön siparişine açılacak.
Oyun, PlayStation ve Xbox mağazalarında ön siparişe açılacak. Oyunun son ertelemlerle en son 19 Kasım 2026 tarihinde çıkacağı belirtilmişti.







