İSTANBUL (Medyascope, ANKA) – İBB Davası’nın 54’üncü duruşmasında savunma yapan tutuklu Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdür Vekili Barış Kılıç, hakkındaki ihale ve kamu zararı iddialarını reddetti. Kılıç, reklam ihaleleriyle ilgisi bulunmadığını, teknik şartname hazırlamadığını ve tüm süreçlerin denetimlerden geçtiğini belirterek tahliyesini talep etti.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 54’üncü gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam etti.
“Reklam ihaleleriyle ilgim yok”
Duruşmada, tutuklu Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdür Vekili Barış Kılıç, savunma yaptı.
2020 yılı Mart ayında Plan ve Organizasyon Müdürlüğü’ne vekalet etmeye başladığını aktaran Kılıç, iddianamede kendisinin “reklam şefi” gibi gösterildiğini ancak reklam ihaleleriyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtti. Kılıç, “Benim görev alanım reklam değil, etkinlik ve organizasyondur. Reklam mecralarıyla ilgili ihalelere davet edilmedim, katılmadım, firmalarıyla ilgilenmedim” dedi.
“Firmaları ben belirlemem, fiyatları görmem bile mümkün değil”
Kılıç, görev yaptığı müdürlüğün İBB daire başkanlıklarından gelen iş talimatları doğrultusunda organizasyonların sahadaki teknik uygunluğunu denetlediğini söyledi. Kültür A.Ş.’nin kazandığı üst ihalelerden sonra alt yüklenici ihalelerinde teknik üye ya da yedek üye olarak görev alabildiğini belirten Barış Kılıç, bunun da yalnızca faaliyet alanıyla ilgili işlerde olduğunu anlattı.
İddianamedeki “firma kayırma” ve “örgüte müzahir firmalara iş verme” iddialarını reddeden Barış Kılıç, ihaleye davet edilecek firmaları kendisinin belirlemediğini söyledi. Kılıç, “Alınacak ihalelere ben karar vermem. Kültür A.Ş. içerisindeki satın alma ve ihale yöntemine ben karar vermem. İhaleye girecek firmalara da ben karar vermem. Fiyatları ihale öncesinde görmem bile mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
“Teknik şartname yazmam mümkün değil”
İddianamede alt yüklenici ihalelerinin teknik şartnameleri üzerinden sorumluluk yüklendiğini belirten Kılıç, bu iddiayı da reddetti. İBB daire başkanlıklarının üst ihalelerde belirlediği teknik şartnamelerin alt yüklenici süreçlerine aynen aktarıldığını anlatan Kılıç, “Benim teknik şartname oluşturmam mümkün değildir. İBB’den alınan şartnameleri noktasına virgülüne kadar alt yüklenici ihalelerine uygulamak zorundayız” dedi.
“İşler limit altına düşürülmek için değil, niteliğine göre bölündü”
İddianamenin temel dayanaklarından biri olan bilirkişi raporunda, iş kalemlerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3/G istisnası kapsamına sokulmak için bölündüğünün iddia edildiğini belirten Kılıç, bu değerlendirmenin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Kılıç, “Planlanan ihtiyaçlar, parasal limit için değil, iş kalemlerinin niteliği ve muhteviyatına göre ayrılmıştır. Bu bölümlemeler 2019’dan sonra ortaya çıkmadı. Geçmiş dönemin yerleşik uygulaması aynı şekilde sürdürüldü” dedi.
Kültür A.Ş.’nin yıllardır İBB’nin etkinlik ve organizasyon ihalelerine katıldığını, alt yüklenici sözleşmelerini de benzer usullerle yaptığını söyleyen Barış Kılıç, iddianamenin bu prosedür ilk kez 2019’dan sonra uygulanmış gibi bir izlenim yaratmaya çalıştığını savundu.
“Çadırla skaf, vinille bülten aynı iş gibi gösterildi”
Bilirkişi raporundaki değerlendirmelere tek tek yanıt veren Kılıç, raporda farklı sektörlere ait iş kalemlerinin aynı mahiyetteymiş gibi gösterildiğini anlattı.
Kılıç, raporda podyum hizmeti ile stant hizmetinin, vinil baskı ile bülten basımının, skaf-truss sistemi ile çadır hizmetinin aynı işmiş gibi değerlendirildiğini belirterek, “Podyum zemin yükseltisidir, stant ahşap ev veya konteyner box’tır. Vinil açık hava baskısıdır, bülten matbaa işidir. Skaf sahne yapısını taşıyan sistemdir, çadır ise vatandaşın güneşten ya da yağmurdan korunması için kurulur. Bunların aynı mahiyette kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.
Bilirkişi raporunun temel teknik ayrımları dahi gözetmeden hazırlandığını söyleyen Kılıç, bu nedenle rapora dayalı suçlamaların hukuki ve teknik dayanağının bulunmadığını savundu.
“Kültür A.Ş.’nin kârı kamu zararı gibi gösteriliyor”
Kamu zararı iddialarına da yanıt veren Kılıç, Kültür A.Ş.’nin üst ihalelerde zarar etmediğini, aksine kar ettiğini söyledi. Bilirkişi raporunda Kültür A.Ş.’nin elde ettiği karın kamu zararı gibi gösterildiğini belirten Kılıç, “Kültür A.Ş. bu işten kar etmiş. Bunun niçin kamu zararı olarak değerlendirildiğini anlamıyorum. Kültür A.Ş. bir kamu iştirakidir. Elde edilen kar da nihayetinde İBB’ye dönen bir kaynaktır” dedi.
Kılıç, alt yüklenici tekliflerinin de Kültür A.Ş.’nin tekliflerinin altında kaldığını, bu nedenle hem idarenin hem de kamu şirketinin zarara uğratılmadığını savundu.
“Sayıştay raporlarında tek usülsüzlük yok”
Yapılan işlerin birden fazla denetimden geçtiğini vurgulayan Kılıç, “yapılmayan iş” ve “şişirilmiş fatura” iddialarını reddetti. Kılıç, işlerin önce Kültür A.Ş. kontrol teşkilatı, ardından iş sahibi İBB idaresinin kontrol teşkilatı, daha sonra İBB iç denetimi, meclis komisyonu ve Sayıştay tarafından denetlendiğini söyledi.
Zincirlikuyu’daki bir metrobüs köprüsü panosunun ölçüsüyle ilgili Sayıştay denetçileriyle birlikte sahada ölçüm yaptıklarını anlatan Kılıç, “Sayıştay denetçileri yaptığımız işleri yerinde denetledi. Beş yılda tek bir eksiklik, yapılmamış iş ya da ihale usulsüzlüğü bulgu konusu olmadı” dedi. Kılıç, bütün işlerin adı, yeri, tarihi, saati, fotoğrafları, teslim kayıtları, varsa numune ve irsaliyeleriyle arşivlerde bulunduğunu belirterek, “Yapılmadığı iddia edilen her işin fotoğrafını ve belgesini sunabilirim” diye konuştu.
“Muhittin Palazoğlu’nun ‘Yasaklıydım’ sözü gerçek değil”
Kılıç, bazı etkin pişmanlık ve tanık beyanlarına da yanıt verdi. Muhittin Palazoğlu’nun kendi firmasının ihalelerden “yasaklı” olduğu yönündeki anlatımını reddeden Kılıç, Palazoğlu’nun firması S Station’ın 2020’den itibaren Kültür A.Ş. ihalelerine defalarca davet edildiğini söyledi.
KMD, S Station, Michel, ED İletişim ve SYK Rol gibi firmaların Spor A.Ş.’de iş yapmış ve iş bitirme belgelerine sahip firmalar olduğunu belirten Kılıç, “Bu firmaların nasıl davet edildiği bellidir, resmidir. Yasaklı olduğunu söyleyen bir firmanın ihalelere nasıl katıldığı da evraklardan görülebilir” dedi.
“Deniz Dörtyol’un anlattığı olay yaşanmadı”
Deniz Dörtyol’un kendisine proje ilettiği ancak kendisinin kabul etmediği yönündeki beyanını da reddeden Kılıç, proje onaylayan makam olmadığını söyledi. “Ben İBB Daire Başkanlığı tarafından onaylanan projeleri sahada uygulayan tarafım. Proje sunmak ya da proje kabul etmek benim görevim değil” diyen Kılıç, Dörtyol’un “fiyatları yarıya indirmemizi istediler” yönündeki beyanının da doğru olmadığını söyledi.
Yunus Göçer ve Gürkan Coşkun’un kendisiyle ilgili iddialarına da yanıt veren Kılıç, hiçbir firma ya da kişiyle ortaklığının bulunmadığını belirtti. Yunus Göçer’i yalnızca bir alt taşeron olarak tanıdığını söyleyen Kılıç, “Benim veya ailemin bu kişiyle hiçbir ortaklığı yoktur” dedi. Gürkan Coşkun’un kendisinin Beylikdüzü’nde zabıta olduğu yönündeki anlatımını da reddeden Kılıç, “Hayatımda zabıta olmadım” ifadelerini kullandı.
Murat Ongun yanıtı: “Kimsenin sağ kolu değilim”
Murat Ongun ile ilişkisine ilişkin beyanlara da yanıt veren Kılıç, Ongun’la yalnızca etkinliklerin organizasyonel ihtiyaçları çerçevesinde görüştüğünü söyledi. Kılıç, “Katılımcı sayısı, sahne düzeni, görsel bütünlük gibi konularda istişare ederiz. Kendisinin bana talimat verme yetkisi yoktur. Kimsenin sağ kolu değilim” dedi.
“Tahliye den hakimin görevden alındığı haberi geldi”
Kılıç, ilk gözaltı sürecinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını, ancak yalnızca üç gün sonra yeniden gözaltına alındığını anlattı. Tahliyesinin ardından pazartesi günü işine döndüğünü belirten Kılıç, “Üçüncü günün öğle saatlerinde bir haber geldi, bizi serbest bırakan hakim görevden alınmış. İcra hakimliğine mi, iş hakimliğine mi verildiğini söylediler. Aynı zamanda savcılığın tahliyeye itiraz ettiği bilgisi de geldi. Çevremdeki herkes bunun yeniden tutuklanma anlamına geldiğini söyledi” dedi.
Bu gelişmenin ardından evine gittiğini, ailesiyle vedalaştığını anlatan Kılıç, çevresindekilerin bayramı ailesiyle geçirip sonra teslim olmasını önerdiğini söyledi. Ancak kaçmayı düşünmediğini belirten Kılıç, “Benim herhangi bir suçum yoktu. Neden kaçayım? Kaçıp da çalışma arkadaşlarımı niye zor durumda bırakayım? Tutuklanacağıma da inanmıyordum” ifadelerini kullandı.
Sabah adliyeye gitmeye hazırlanırken gece yarısı polislerin kapıya geldiğini söyleyen Kılıç, “Babam ‘Git çocuklarınla uyu, sabah avukatınla adliyeye gideriz’ dedi. Kızım bir kolumda, eşim diğer kolumdaydı. Tam uyumaya hazırlanırken saat 23.30’da kapı çaldı. Eşimin sessiz ağlayışı çığlığa dönüştü. O gece yeniden gözaltına alındım” dedi.
“Kızımın kreş mezuniyeti bugün”
Savunmasının sonunda tutukluluk sürecinde yaşadıklarını anlatan Kılıç, gözaltına alındığında evde kanser hastası kayınvalidesi, 1,5 yaşındaki oğlu ve 5 yaşındaki kızını bıraktığını söyledi. Tahliye edildikten üç gün sonra yeniden gözaltına alındığını anlatan Kılıç, “Kaçmadım. Önce kızımı okuldan aldım, ailemle vedalaştım. Sabah adliyeye gitmeye hazırlanırken gece yarısı polis geldi” dedi.
Tutuklandıktan sonra Metris, Silivri 4 No’lu, Eskişehir ve Silivri 3 No’lu cezaevlerinde kaldığını belirten Kılıç, “13-14 ayda dört cezaevi değiştirdim. Nasıl bir psikolojiyle karşınızda olduğumu anlamanızı istedim” dedi.
Kızının kendisini aylar sonra cezaevi görüşünde gördüğünü anlatan Kılıç, “Görüş biterken bana, ‘Babacığım, sen de bizim ailemizdensin sakın unutma’ dedi” ifadelerini kullandı. Kılıç, bugün kızının kreş mezuniyeti olduğunu belirterek, “Hakkımdaki tüm suçlamalardan beraat edeceğime inanıyorum. Tahliyemi ve aileme kavuşmayı talep ediyorum” diye konuştu.
Güldem Şık’ın savunmasına geçildi
Duruşmada, Barış Kılıç’ın ardından “İBB personeli olmadığı halde belediye adına İBB iştiraklerindeki iş alımlarına aracılık yaptığı, para akışını sağladığı” iddia edilen tutuklu sanık Güldem Şık savunma yaptı.
Şık, hakkındaki suçlamaları reddederek, “Hiçbir resmi ya da gayri resmi görevim, yetkim, onayım ve imzam yok. Etkin pişmanlıkçıların ‘en zayıf halka’ gibi görüp ismimi geçirmeleri nedeniyle 1,5 yıldır özgürlüğümün neden elimden alındığını anlayamıyorum” diye konuştu.
Hakkındaki suçlamaların “kul hakkına girmekte sakınca görmeyen kişilerin hikayelerine dayandırıldığını” belirten Şık, “Ben hayatım boyunca hiç kimsenin adamı olmayıp adam olmayı kendine düstur edinmiş, hiç kimsenin hakkını yememiş, yedirmemiş bir Türk kadınıyım. Tarafına yöneltilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” dedi.
Güldem Şık, kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklu kaldığını belirterek, İstanbul’dan ayrılmadığını, ailesi İzmir’e taşınmasına, kızı yurt dışına yerleşmesine ve nişanlısının Ankara’da yaşamasına rağmen İstanbul’da kalmayı tercih ettiğini anlattı.
“18 yıl finans sektöründe çalıştım”
Çalışma hayatını anlatan Şık, bankacılık ve finans sektöründe uzun yıllar yöneticilik yaptığını, Denizbank’ta şube müdürlüğüne kadar yükseldiğini söyledi. Daha sonra özel sektöre geçtiğini, etkinlik ajanslarında finans ve satın alma yönetici danışmanı olarak çalıştığını belirten Şık, Teknofest gibi büyük organizasyonlarda satın alma süreçlerinde görev aldığını aktardı.
Şık, belediyede ya da iştiraklerde herhangi bir resmi veya gayri resmi görev üstlenmediğini belirterek, “Ne İBB’de ne iştiraklerde hiçbir görevim, yetkim, imzam yok. Kamuya dokunmadan hangi kamuyu dolandırmış olabileceğimi anlamıyorum” savunmasını yaptı.
“Emrah Bağdatlı’yı tanımam suç mu?”
Emrah Bağdatlı’yı bankacılık döneminden tanıdığını söyleyen Şık, yalnızca tanışıklık üzerinden suçlandığını savundu. Şık, “Ben sadece Emrah Bağdatlı’yı değil, bankacılık ve etkinlik sektöründen birçok kişiyi tanıyorum. Birini tanıyorum diye cezaevinde olmam hayatın hangi olağanına uygun?” şeklinde konuştu.
Şık, Murat Ongun ile de kızının yurt dışı eğitim sürecinde burs ve vize desteği nedeniyle görüştüğünü belirterek, “Ben Murat Ongun’un talimat verebileceği biri değilim, asla olmadım” ifadelerini kullandı.
“İhaleleri organize etmem mümkün değil”
İddianamede etkin pişmanlıkçı beyanlarıyla “İBB ihalelerini organize ettiği” yönünde algı oluşturulduğunu söyleyen Şık, “Ben ne ihale süreçlerini ne organizasyonunu ne firmalarını bilebilecek resmi ya da gayri resmi bir göreve sahibim. Bu pozisyonların genel müdürleri, yöneticileri beni tanımadıklarını, hatta görmediklerini beyan ettiler” şeklinde konuştu.
Şık, hiçbir beyan sahibinin “Güldem para istedi, para aldı, para verdi” demediğini vurgulayarak, “Onların ‘istedi’ dedikleri burada yok. ‘Aldı’ dedikleri burada yok. ‘Verdi’ dedikleri burada yok. Ben neden buradayım?” diye sordu.
Burak Biçer ve Cem Çelik’in ifadelerine değinen Şık, iddianamede sahte fatura organizasyonu iddiasına dayanak yapılan anlatımları eleştirdi, eski bankacı ve finansçı olduğunu hatırlatarak, “Bir A4 kağıdından ve bir kaşeden fatura üretemezsiniz. Bunun için dijital ayak izi ve devlet onayı gerekir. Bu ifade de yorum da delil niteliği taşımaz” dedi.
“Hangi hakla, hangi cesaretle bir kadının namusuna dil uzatıyorsun?”
Mete Maden’in ifadesinde, kendisine yönelik “ahlaka dil uzatan” beyanlar bulunduğunu söyleyen Şık, “Hadi kendini kurtarmaya çalışıyorsun, neden bu kadar çirkinleşiyorsun? Hangi hakla, hangi cesaretle bir kadının namusuna dil uzatıyorsun?” diye sordu.
Güldem Şık, etkin pişmanlıkçı beyanlarının kendisi hakkında muteber kabul edildiğini, ancak etkin pişmanlıkçıların birbirleri hakkında söylediklerinin dikkate alınmadığını savunarak, “Pişmanlıkçıların iftiraları muteber kabul edilmiş, ismini geçirdikleri içeri girmiş, onlar dışarı çıkmış. Peki pişmanlıkçıların diğer pişmanlıkçılar için söyledikleri neden yok hükmünde? Pişman pişmana dokunamaz mı?” şeklinde konuştu.
Tutukluluk sürecini de anlatan Şık, “hükümözlü” ifadesinden hareketle kendisini “tutuközlü” olarak tanımladı. Silivri’den Sakarya’ya sevk edilmesini anlatan Güldem Şık, sevk gerekçesinin “intihar edebilme ve kendine zarar verebilme şüphesi” olarak gösterildiğini söyledi.
Hayatında antidepresan dahi kullanmadığını belirten Şık, “Bu yaftalamayla hangi kanun maddesinden güç alıp beni sürdüler? Sürüldüğüm cezaevinde zehirlenme vakaları oldu, ölümler oldu. Ölenlerden biri ben olsaydım bunun hesabını kızıma kim verecekti?” dedi.
“Stilettodan tuvalet terliğine terfi ettim”
Savunmasının sonunda cezaevinde yaşadığı süreci anlatan Şık, “Stilettodan tuvalet terliğine terfi etmemin üzerinden 1,5 yıla yakın zaman geçti. Cezaevindeki bir kadının en güzel tarifi bu olur diye düşündüm” ifadelerini kullandı.
Bugüne kadar evlat, kardeş, eş, anne ve yönetici olduğunu söyleyen Şık, “50 yaşıma gelirken firari oldum, kaçak oldum, tutuklu oldum, mahkum oldum, sanık oldum. Bir onurum, bir gururum, bir de burnumun direği çok hasar gördü. Annemi evladına, beni evladıma kavuşturmanızı, gasp edilen özgürlük hakkımı geri vermenizi talep ediyorum” diye konuştu.








